Orhan
Miroğlu tüm yazıları / omiroglu@stargazete.com
Burası
Mezopotamya.. Burası Sümerler’in anavatanı. Burası ölümsüzlüğü arayan
Gılgameş’ın yurdu ve efsanevi Babil kulesinin yükseldiği topraklar. Çağdaş
Gılgamışlar hala ölümsüzlüğü arıyor, ölümsüzlüğün peşinde koşup duruyor.. Tanrı’ya
yakın olmak için yedi kat bir kule inşa eden Babil halkına ise Tanrı farklı
diller bahşedince, Babil halkı kendi aralarında anlaşamaz oldular ve kule
yıkılıp gitti. O gün bugündür, birbirlerinin dilini anlamayan kavimler
arasında, Asur, Babil ve Med İmparatorluğunun bu uçsuz bucaksız topraklarının
üzerinde yaşanan hakimiyet savaşları iki bin yıldır sürüp gidiyor bu
coğrafyada.
Babil
kulesini Asurbanipal, daha sonra ve ikinci kez ise Persler yıktılar.
Asurluların kurduğu Ninova şehri ise 1300 sene Asurlulara başkentlik yaptı.
Babiller ve Med’ler, Asur imparatorluğuna son verince, Ninova bütün haşmetini
kaybetti. O tarihten bu yana, Asurluların torunları sayılan Asuriler’in
sayıları zaman içinde azaldıkça azaldı. Asur İmparatorluğunu Babillilerle
birleşerek yıkan, Med’ler’in soyundan gelen Kürtler ise tarihin her türlü yıkıcılığına,
istila ve savaşlara karşı koydular ve Mezopotamya’nın asli bir halkı olarak
bugüne ulaşmayı başardılar.
***
Şu
işe bakın ki, Ninovalıların kurduğu veya temellerini attığı Kerkük’ü iki bin
yıl sonra, bugünün istilacılarından Medler’in torunları, yani Kürtler koruyor.
Mezopotamya’nın
yeni istilacıları, başka kıtalardan ve coğrafyalardan gelen insanlar değil ama.
Ama baştan sona bütün Mezopotamya topraklarını yeniden fethetmeye çalışıyor,
yakıp yıkıyor ve kural tanımadan yollarına devam ediyorlar. Irak ve Şam’ı
birleştirmek tek idealleri. Yeni istilacılar, birleştirmek istedikleri bu
toprakların üstünde, kendileri gibi düşünmeyen kavimlere, uluslara, kölelik ve
vahşetten başka bir şey vaat etmiyorlar.
IŞİD
adıyla yeni bir imparatorluk kurmak isteyenlerin görünürde durdurulamayan
yürüyüşünü konuşuyor dünya.
İŞID,
hiçbir engelle karşılaşmadan Musul’u ele geçirdi. Bağdat’a doğru ilerliyor.
Kürdistan hükümeti, silahlı güçleri, yani
peşmerge birliklerinin on binlercesini sıcak bölgeye yolladı. Irak ordusu
Kerkük’ten geri çekildi. Binlerce ordu mensubu Saddam Hüseyin’in memleketi
Tikrit’te teslim oldu.
Kerkük
düşerse, bundan en çok Kürdistan bölgesi etkilenecektir. Bu, sadece Irak için
değil, Kürtler için de muazzam bir yenilgi anlamına gelir.
***
İŞID’in
giderek güçlenmesi, Suriye’deki ayaklanma, İslami hareketlerin Batı’yla yeni
karşılaşmaları, bütün bunlar bir yana, Musul’un işgalinden sonra, Kürdistan
sorunu, kanaatimce geçen yüzyıldan bu yeni yüzyıla taşınan en önemli ve
bölgedeki bütün dengeleri değiştirmeye aday bir sorun olarak tarih sahnesindeki
yerini almaktadır.
Artık
Kürt sorunu değil, Kürdistan sorunu tartışılacaktır.
Musul’un
hemen hiçbir direnişle karşılaşmadan kolayca ele geçirilmesi, bölgeyi ve 2003
sonrası Irak’ını iyi bilenlerin şaşıracağı bir hadise değildir aslında.
Musul
Valisi, kaçıp sığındığı Erbil’de, yaptığı açıklamada, Irak ordusunun savaşçı
ruhu kalmadı derken, aslında Irak diye bir devletin kalmadığını itiraf
etmektedir. Bağdat yönetimi, Şiilerin çoğunluğunu bile kucaklamayan, Kürtlerle,
Türkmenlerle çatışan bir yönetim anlayışı içinde oldu. Iraklılık kimliği,
Irak’a aidiyet duygusu, Saddam zamanında
bile bugünkünden daha zayıf değildi. Saddam’ın Baas rejimi, kabul etmek
gerekirse patrimonial bir rejimdi, bir azınlık rejimiydi. Ama bugünkü Maliki
rejiminden daha ‘milli’ bir rejimdi.
Ortadoğu
gibi, tarih boyunca yabancı işgalcilerle mücadele edip durmuş, Batı’nın çizdiği
haritalarla şekillenmiş bir coğrafyada Arap Milliyetçiliğinin mezhep ve aşiret
çatışmalarıyla yok edilmesi, IŞİD’in durdurulamayan yürüyüşünün en önemli
sebeplerinden biridir.
***
Böyle
bir bölgede yaşayan farklı kimlikleri, dini inançları bir arada tutacak iki şey
olabilir ancak:
Bir
üst kimlik olarak Milliyetçilik ve bu üst kimliği kabullenen insanları bir
arada tutacak demokratik bir rejim.
Bir
ülkeye aitlik duygusu ancak milliyetçi-yurtsever bir zeminde ve demokrasiyle
mümkün olabilir.
Türkiye’nin
bu bakımdan bir model ülke olduğu gerçeği, Erdoğan nefreti yüzünden inkar
edilse bile, kimse bu inkarı ciddiye almaz.
Bugün
ciddi sorunlarımız olsa da, umudumuz demokrasidedir. Kürdistani kimlik, bunca
kavgaya, isyana ve ölüme rağmen, hiçbir şekilde Türkiye’ye aidiyet duygusunun
önünde değildir. Türk ve Kürt Aleviler’in, yüzleri Şam, Tahran ve Bağdat’taki
Şii-Nusayri iktidarlarına değil, Ankara’ya bakar..
Türkiye’de,
Alevi ve Kürt sorunu üstünden oynan oyunların dikiş tutmamasının en önemli
sebebi, bu alt kimliklerin hiçbir zaman üst kimliğin taşıdığı değerin önüne
geçememiş olmasıdır. Geçseydi, işte o zaman olacaklar olurdu.
Suni
ve Şii temelde kurulmuş devletlerin milliyetçilik ve demokrasi sınavından
geçemediklerini, ve bugün en vahşi, gaddar
yöntemleri benimsemiş bir takım aşiretsel grupların ve aşırı akımların
karşısında tutunamadıklarını görüyoruz.
Bu
bakımdan, IŞİD’i bir terörist grup olarak görenler kendilerin fena halde
kandırıyorlar.
Terörist
tanımlama, IŞİD’e hem Suriye hem Irak’ta kısa süredeki yoğun katılımları hiçbir
şekilde izaha yetmez. Aralarında, başka ülkelerden gelenler var elbette. Ama
IŞİD’liler aslında, dışarıdan gelen yabancılardan ibaret değiller. Yöntemleri, terörist yöntemler
olabilir, ama onları herhangi bir terörist gruptan ayıran, inandıkları bir
siyasi idealleri, programları olması ve bu programı çok iyi bildikleri
topraklarda hayat geçirme mücadelesi veriyor olmalarıdır: Irak ve Suriye
topraklarında bir şeriat devleti kurmak, yani tarihi başa sarmak istiyorlar.
***
Geçen
yüzyılın başlarında kurulan iki devlet- Irak ve Suriye- bugün artık sahip
oldukları farklı mezhepler ve etnik
yapıları bir arada tutamayacak kadar zayıflamıştır. Aslına bakarsanız bu
problem, kuruluştan bu yana hep vardı. Zaman zaman Batılıların bir tercihi
olarak hanedanların, zaman zaman da diktatörlerin yönettiği bu iki ülkede
siyasi istikrar hiçbir zaman sağlanabilmiş değildi.
Bugün
hala, Şam ve Bağdat ‘devletinden’ söz edilebilir belki. Ama Suriye ve Irak
devletinden artık söz edilemeyeceği çok açık.
Sünni
ve Şii Araplar’ın, ne Suriye’de ne Irak’ta bir arada kalmaları mümkün olabilir.
IŞİD’in,
70’li yılların Latin Amerika’sında kurtarılmış bölgeleri ele geçirip ‘tarihsel
yürüyüşler’ gerçekleştiren gerilla örgütlerini hatırlatırcasına, Irak ve Suriye
içinde başlattığı ‘tarihsel yürüyüş, Kerkük’ü içine alıp Bağdat’a uzanır mı, bu
çok kolay görünmüyor. Ama IŞİD’in ele geçirdiği ve Sünni aşiretlerin hakim
olduğu bölgelerde de kalıcı hale geleceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Yani
Irak’ta başgösteren sorun, bir güvenlik ve otorite sorunu olmaktan öte, devlet
dışı bir siyasi aktörün, beş milyona yakın insanın yaşadığı bir bölgede yeni
bir egemenlik alanı elde etmiş olmasıdır.
Bu
denklemi zor ve şiddetle ortadan kaldırmak mümkün değildir. Irak ordusu bugün
milli karakterini kaybetmiş bir ordudur. İnanç yok bu orduda. Ne bir devlete ne
bir millete inanç var. Bir yanda Amerikan işgali yıllarında büyük mağduriyetler
yaşamış bir halk, ama bir yanda da maaş bordrosuna bağlanmış, Amerikan işgali
altında beslenip büyümüş bir asker sınıfı var. Böyle bir sınıfı savaşa soksanız
bile sonuç alamazsınız.
Türkiye’nin
bu gelişmeler karşısındaki tutumunu ise büyük oranda rehinelerin akibeti ve
kendi Kürt sorununda ortaya koyabileceği yeni politikalar belirleyecektir.
Tarih
her bakımdan hem Suriye hem Irak ve hem de Türkiye’de, Türk ve Kürt halkını
birlikte davranmaya ve bu tarihi keşmekeşin içinden birlikte kurtulmaya davet
etmektedir.
Davete
icabet etmeyen kaybeder ve kaybettirir.
Kürt-Türk
ittifakına, yani bu tarihsel davete icabet etmenin yolu bölgeye askeri
müdahalede bulunmak değildir. Türkiye, Suriye’ye müdahale etmeyi, bütün
kışkırtmalara rağmen nasıl ki reddettiyse, bu tutumu Irak için de sürdürmek en
doğru tavır olacaktır.
Bilinmeli
ki, Suriye ve Irak’a müdahale etmek, Türkiye’nin kendi Vietnamıyla baş başa
kalmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Bir
ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket ise herhalde ‘kendi Vietnamıyla’
başının belaya girmesidir. Bilmediği topraklarda, o toprakların asli
halklarıyla savaşa tutuşmak zorunda kalmasıdır.
Bu
yüzden de Fransa, Amerika ve Rusya’nın Vietnam ve Afganistan’da yaşadıkları
mağlubiyetler, bu netameli günlerde yeniden hatırlanmalıdır.
http://haber.stargazete.com/yazar/ninova-ey-ninova/yazi-896159#.U525uErljdI.facebook

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.