Olga Ünaydın Azizoğlu
Diken‘de
İsrail’in Hamas’la savaş hali karşısında bazı kitlelerin tepkilerini kontrol
etmekte zorlanmasına ve “İsrail devletiyle, Musevi inancını birbirine
karıştırmasına” başka bir açıdan yaklaşıyor. “Kimileri, Türkiye’de 500 yıldır
yaşayan Musevilere karşı nefret suçu işlemeye kadar vardırdı işi. Oysa
günümüzde olduğu gibi tarihimizde de Türkiye’ye büyük fayda sağlamış Musevi
inanca sahip vatandaşlarımız hep oldu” şeklinde vurgulayarak “bunlardan biri
de, Türkiye’nin ilk şehir plancısı Aron Angel’di” diyerek yaşam hikayesini
kaleme alıyor. ( Ön sıra sol baştaki Aron Angel, ön sıra sağdan ikinci, açık renk paltolu Henri Prost, onun yanındaki de Lütfi Kırdar. Spor ve Sergi Sarayı’nın temel atma günü.) (Bu yazıyı da bizim Gezicilere armağan edelim. HYETERT)
Olga Ünaydın Azizoğlu / Diken 26
Temmuz 2014 | Angel’in adını bugün pek kimse hatırlamıyor, ancak bu Musevi
vatandaşımız, 95 yaşında hayata veda ettiğinde ardında birbirinden önemli
hizmetler bırakmıştı. Bunların en önemlisi Gezi Parkı’ydı! Angel’in döneminde
henüz Gezi Parkı’nın kadri bilinmemiş, daha Gezi olayları yaşanmamıştı elbette,
ama o bundan tam 62 yıl önce Gezi Parkı için direnen ilk ve tek insandı. O
zamanki Gezi Parkı, şimdiki gibi küçücük bir alanla sınırlı da değildi. Taksim’den
başlayıp Dolmabahçe sırtlarına kadar uzanan muazzam bir yeşil alan demekti.
İstanbul Belediyesi’nde 1942-52 yılları arasında kentin imarından sorumluydu Aron Angel. “Yeşile bir çivi dahi çaktırmam” sözüyle biliniyordu. Hukuka bağlılığı ve çalışmalarındaki titizliği nedeniyle adı, ‘Bay Angel’den ‘Bay Engel’e çıkmıştı.
İstanbul Belediyesi’nde 1942-52 yılları arasında kentin imarından sorumluydu Aron Angel. “Yeşile bir çivi dahi çaktırmam” sözüyle biliniyordu. Hukuka bağlılığı ve çalışmalarındaki titizliği nedeniyle adı, ‘Bay Angel’den ‘Bay Engel’e çıkmıştı.
1952 yılında, dönemin vali ve
belediye başkanı Fahrettin Kerim Gökay, kendisini çağırtarak, ABD’lilerin
İstanbul’da bir otel yapmak istediklerinden bahsetti. Angel, “Tabii,
kendilerine birkaç yer göstereyim” dedi. Ama aslında hükümet kararını çoktan
vermişti: ABD’liler, Hilton Oteli’ni Gezi Parkı’nda yapacaktı.
Albert Engel… Önünde durduğu masa,
Henri Prost’un İstanbul’da yıllarca çizimlerini yaptığı masa. O masada Aron
Angel de yıllarca çalışmış, şimdi de Albert çalışıyor
Mektup, Angel’in hayata ve mesleğine
karşı duruşunu özetliyordu: “Şahsi menfaatlerin revaçta bulunduğu bir
müessesede çalışmaktan utanç duyuyorum.”
Şehir plancısı ve yüksek mimar Aron
Angel, Taksim’den başlayıp Divan Oteli’nin arkasından devam eden Hilton Oteli
arazisinin tamamını içerip Maçka Parkı’na ve Dolmabahçe sırtlarına kadar
uzanan, resmi adıyla ’2 Numaralı Park’ın oluşturulması için yıllarını vermişti.
Projelerini bizzat çizdiği Lütfi
Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ile Açık Hava Tiyatrosu da parkın
bir parçası olarak inşa edilmişti. Ancak park, bu haliyle sadece birkaç yıl yaşayabildi.
Aron Angel bir söyleşisinde Gezi
Parkı için şöyle diyecekti: “Gezi Parkı’nda çok kötü işler yapıldı. 1950’de
iktidara gelenler demokrasiyi çok farklı şekilde yorumladılar. Demokraside her
şeyin serbest olduğunu sandılar. Onca yılda hazırladığımız planları yaktılar,
nazım planı anlayışını yok saydılar.”
Aron Angel için dünyada iki şehir
vardı; biri İstanbul, diğeri Paris. Ama İstanbul her zaman bir adım öndeydi.
İstanbul’u bir kültür ve turizm
şehri olarak hayal eden Aron Bey, belediyede çalıştığı 10 yıl boyunca bu
amacına uygun projeler geliştirdi. Bağdat Caddesi’ndeki ayrık nizamlı evler,
Yeşilyurt’taki az katlı binalar, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi
Sarayı hep bu hayalin yansımasıydı. Ama kimisi maddi, kimisi politik
gerekçelerle hayata geçemeyen projeleri de vardı. ‘Taksim’e metro’,
‘Bayrampaşa’ya botanik bahçesi’, ‘Levent’te kadınların çalışma hayatına
katılmasını kolaylaştıracak tarzda bina’ projesi, ne yazık ki kağıt üzerinde
kalacaktı.
Site hayatına da “TOKİ” binalarına
da karşıydı. Gökkafes onun için ‘ucube’ydi. Kentin dört bir yanından yükselen
gökdelenler için de farklı düşünmüyordu. “Bir devletin nasıl anayasası varsa,
bir şehrin anayasası da nazım planıdır. O olmazsa şehircilik olmaz” diyen
Angel, kentin ehil olmayan kişilere teslim edilmesine çok üzülüyordu.
Aron Angel’i çok sevdiği İstanbul’un
ilk şehir plancısı olma yolunda teşvik eden kişi, Atatürk’ün daveti üzerine
1936’da Türkiye’ye gelen Fransız mimar ve şehircilik uzmanı Henri Prost’tu.
Ünlü mimar, İstanbul’un nazım planını oluşturmakla görevliydi. Angel o sıralar,
bakaloryasını Galatasaray Lisesi’nden aldıktan sonra İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni
bitirmiş, aklı karışık bir gençti. Paris’te mimarlık okumayı düşünüyordu…Genç
Aron, liseden bir öğretmeni sayesinde Henri Prost’la tanıştı. Prost, ona
Paris’teki birkaç okulun ismini önerdi, “İçlerinden birini seç” dedi. Aron
Angel bu okullardan birini beğenip, 1937 sonbaharında Paris’e gitti.
Bir hafta sonra okuldaki bir
konferansta içeriye Henri Prost girdi. Aron Angel o an, seçtiği okulun
müdürünün Prost olduğunu öğrendi. Henri Prost, Angel’i odasına çağırıp,
“Mimarlığın yanında şehircilik de okumak ister misin? Senin için bunu
ayarlayabilirim” dedi. Aron Angel, o zamana kadar ‘şehircilik’ diye bir şey
duymamıştı. Çünkü Türkiye’de böyle bir bölüm yoktu. Hayatının akışını
değiştirecek bu teklifi kabul eden Angel, iki üniversiteye birden gitmeye
başladı… 1940’ta Paris Üniversitesi’nden şehircilik, Ecole Speciale
d’Architecture’den mimarlık diplomasını aldı. Türkiye’ye dönen Aron Angel,
Prost’un bu kez, “Birlikte çalışalım” teklifiyle karşılaştı. 10 yıl boyunca
birlikte çalışan Angel ve Prost, ‘baba-oğul’ kadar yakın oldu. Hatta Prost’un
papyona merakı, Aron beye de geçti. Son 20 yılını babasıyla aynı ofiste geçiren
elektrik mühendisi Albert Angel’in şu sözleri, Aron beyin nasıl bir miras
bıraktığını özetliyor: “Babamı kaybettiğim gün ofise dönüp, artık boş olan
masasına baktım. Kendi kendime, ‘Ben babamdan ne öğrendim’ diye sordum. Sonra
da fazla düşünmeden şu cevabı verdim: Ben babamdan çalışkanlığı, azmi, asla ve
asla pes etmeden mücadele etmeyi, sabırlı olmayı ve en önemlisi haysiyetli
yaşamayı öğrendim.” Olga Ünaydın Azizoğlu / Diken 26 Temmuz 2014
http://kehaber.org/2014/07/26/10284/




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.