Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon
Belgesi"ni Haliç Kongre Merkezi'nde açıkladı. Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK
Parti'nin genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak 2007'de
yaptıkları değişiklikle cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlamış olmanın büyük
bir memnuniyetini yaşadığını belirterek, "Halkoylamasında, aziz milletimiz
yüzde 69 oy aranıyla 'evet ' diyerek bu değişikliğin gerçekleşmesini sağladı.
Bu şu demektir: 'Artık, ben, başkanımı kendim seçmek istiyorum" dedi.
Erdoğan,
"Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi"ni açıklamak üzere Haliç
Kongre Merkezi'ndeki salona, eşi Emine Erdoğan ile el ele geldi.
AK Parti'nin
seçim şarkısı "Dombra" eşliğinde konuklarını selamlayan Erdoğan,
protokolün ön sıralarında oturanlarla da tokalaştı.
İstiklal
Marşı'nin söylenmesi ve saygı duruşunda bulunulmasıyla başlayan toplantıda,
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan'ın yaşamını ve siyasi mücadelesini
anlatan belgesel film gösterildi.
Filmin
ardından Uğur Işılak tarafından hazırlanan "Milletin adamı Erdoğan"
şeklindeki yeni seçim şarkısı katılımcılara dinletildi.
Erdoğan, daha
sonra "Yeni Türkiye Yolunda... Demokrasi. Refah. İtibar" başlığını
taşıyan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi'ni açıklamak üzere kürsüye
çıktı.
IŞILAK'A
TEŞEKKÜR
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, ilk olarak şarkının bestecisi Uğur Işılak'a teşekkür
ederek, "Gerçekten gönlümüzü son bestesiyle de güftesiyle de tekrar
fethetti" ifadelerini kullandı.
Katılımcılara
teşekkür eden ve Cumhurbaşkanlığı Vizyon Belgesi'nin hayırlar getirmesini
dileyen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bu
tarihi günde heyecanımızı, coşkumuzu, geleceğe ilişkin umudumuzu bizlerle
paylaşan, bu salondaki ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarıma
şimdiden teşekkür ediyorum. Davetimize icabet ederek, bu anlamlı toplantıya
iştirak eden tüm sanatçı, yazar, sporcu, tüm dostlarımıza, sivil toplum
örgütlerinin temsilcilerine, bakan, milletvekili arkadaşlarımıza, özellikle AK
Parti teşkilatının tüm mensuplarına gönülden şükranlarımı sunuyorum. Yazılı ve
görsel medyamızın da tüm temsilcilerine, tüm çalışanlarına 'hoş geldiniz'
diyorum. Sesimizin Türkiye'ye ve dünyaya duyurulmasında emeği olan katkısı olan
herkese, tek tek teşekkür ediyorum."
CUMHURBAŞKANLIĞI
SEÇİMİ
Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin yapılacağı 10 Ağustos 2014'te, Türkiye'nin ilk kez cumhurbaşkanını,
doğrudan milletin oylarıyla seçeceğini hatırlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle
sürdürdü:
"AK
Parti'nin genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak 2007'de
yaptığımız değişiklikle cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlamış olmanın büyük
bir memnuniyetini yaşıyorum. 2007 yılında bu Anayasa değişikliğini
gerçekleştiren TBMM'ye huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum. Anayasa
değişikliği, dönemin cumhurbaşkanı tarafından önce veto edildi, sonra
halkoylamasına götürüldü. 21 Ekim 2007'de yapılan halkoylamasında, aziz
milletimiz yüzde 69 oy aranıyla 'evet ' diyerek, bu değişikliğin
gerçekleşmesini sağladı. Bu şu demektir: 'Artık, ben başkanımı kendim seçmek
istiyorum. Vekiller vasıtasıyla değil, kendim seçmek istiyorum.' Yüzde 69'la
bunu gerçekleştirdik. İradesine sahip çıkan Türkiye'nin değişimine yüzde 69
gibi yüksek bir oy oranıyla 'evet' diyen aziz milletimize de elbette burada
teşekkür ediyorum. Yine bundan 10 gün önce, 1 Temmuz'da şahsımı Türkiye
Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı gösteren grubumuza da bir kez daha
şükranlarımı ifade ediyorum."
"SELÇUKLU
VE OSMANLI DEVLETLERİNİN DEVAMI OLARAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULDU"
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanının halkın seçmesinin ne anlama
geldiğini bir kez daha hatırlatmak istediğini ifade ederek, 1. Dünya Savaşı'nın
100. yıl dönümüne değindi.
Recep Tayyip
Erdoğan, şöyle konuştu:
"28
Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı bir
suikast sonucu öldürüldü. Bu suikastin ardından 1. Dünya Savaşı başladı.
Bakiyesi olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu, başta Almanya olmak üzere bazı
devletlerle ittifak halinde bu savaşa dahil oldu. Maalesef bu savaşta ağır bir
yenilgi aldık. 1. Dünya Savaşı'nın ardından Orta Doğu, Balkanlar ve Kuzey
Afrika haritaları çok köklü bir şekilde değişti. Bugün sahip olduğumuz
sınırlar, çeşitli ülke orduları tarafından işgal edildi. Başta İstanbul olmak
üzere Türkiye'nin önemli bir kısmı işgal edildi. Gazi Mustafa Kemal, 19 Mayıs
1919'da Samsun'a çıktı. Oradan Anadolu'daki direnişin ilk adımlarını attı. Kısa
süre içinde Anadolu'daki tüm güçleri birleştirdi. Kurtuluş Savaşımız gerçekten
büyük bir zaferle sonuçlandı. 29 Ekim 1923'te Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin
devamı olarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Halk, çok uzun yıllar savaşmış bir
halktı. Ülkenin tamamına yoksulluk ve acı hakimdi. İşgaller neticesinde
Türkiye, hem insan kaynağını hem diğer iktisadi kaynaklarını büyük ölçüde
yitirmişti. Gerek Kurtuluş Savaşımız gerek Cumhuriyetin ilanı halkımıza bir kez
daha umut ve cesaret aşıladı. Milletçe çok çalıştık. Dedelerimiz, ninelerimiz,
var oldukları her yerde çalışarak, ter dökerek, fedakarlıkta bulunarak, yok
olmanın eşiğindeki bir milleti yeniden dünya sahnesine taşıdılar. Yeniden
ayakları üzerinde doğrulttular."
Erdoğan,
Haliç Kongre Merkezi'nde, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi'ni açıkladığı
toplantıda yaptığı konuşmada, II. Dünya Savaşı'nın ardından dünyada yeni bir
kalkınma hamlesinin başlamasına rağmen, Türkiye'nin bu değişimi
yakalayamadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
adayı Erdoğan, 1945'te neredeyse tamamen yıkılan Almanya'nın kısa zamanda
kendisini toparladığını ve dünyanın en büyük, en güçlü ülkelerinden biri
olduğunu, 2 atom bombasının hedefi olan Japonya'nın aynı şekilde değişimin
ruhunu anladığını, değişimin felsefesini iyi okuduğunu ve dünyanın en güçlü
ekonomilerinden birine sahip olduğunu anlattı.
Birçok ülkesi
ve birçok şehri yıkılmış olmasına rağmen Avrupa'nın hızla toparlandığını,
örgütlendiğini, güçbirliği yaptığını ve tarihin büyük, en müreffeh oluşumlarından
birini gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Yanıbaşımızda
Avrupa, savaşın ardından böyle bir değişimi başlatırken, Türkiye maalesef bu
değişimi sadece izlemek zorunda kaldı. 1950'li yıllar, çok partili bir dönem, demokratik
bir dönem olarak Türkiye'nin her alanda sıçrama gösterdiği bir dönem oldu.
Allah rahmet etsin, gerek Menderes gerekse Celal Bayar'la başlayan o süreç,
tarihimizde önemli bir dönüm noktasıydı. Ne yazık ki bu sıçrama dönemi, 1960
darbesiyle çok ciddi şekilde kesintiye uğratıldı. 1960'ları, 70'leri kayıp
yıllar olarak yaşadık. Merhum Özal'ın reform gayretlerine rağmen, 1980'leri 12
Eylül darbesinin gölgesinde bir nevi kayıp yıllar olarak yaşadık. 1990'lar
koalisyonların hüküm sürdüğü, terörün ağır kayıplar verdirdiği, demokrasinin,
özgürlüklerin, insan hayatının önemsenmediği yıllar oldu. İşte 2000'li yıllara
bu şekilde ulaştık."
"HALK
DEĞİŞİM İSTEDİ"
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, halkın, Cumhuriyet tarihi boyunca dünyadaki
gelişmelere ve değişimlere paralel olarak Türkiye'de değişim istediğini ifade
etti.
Dünyada
demokrasi güç kazanırken, özgürlükler yaygınlaşırken, devletin topluma müdahalesi
azalırken, milletin de bunu kendi ülkesinde, kendi topraklarında görmek
istediğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
"Biz
gelmeden önce hakim olan şuydu: 'Önce devlet, sonra millet.' Biz geldik, bunu
tersine çevirdik: 'Önce millet, sonra devlet'. Halkın arzu ve talep ettiği bu
değişim, istisnai bazı zamanlar dışında bizden önce maalesef hiçbir zaman
karşılanmadı. Halkın değişim isteği reddedildi, halkın değişim isteği görmezden
gelindi. Demokrasi isteyenler, özgürlük isteyenler, hak isteyenler, kimi zaman
kanlı şekilde, kimi zaman işkenceyle kimi zaman zorbalıkla yasaklarla baskıyla
sindirildi. 2000'li yıllara geldiğimizde artık değişim isteği ertelenemez,
ötelenemez, inkar edilemez bir hale gelmişti. Toplumun değişim arzusu artık
devleti ve siyaseti zorlamaya başlamıştı. İşte AK Parti, 2001'de toplumun bu
büyük değişim arzusunun bir tezahürü olarak ortaya çıktı."
"TOPLUMDA
DEĞİŞİM ARZUSU, DEĞİŞİM UMUDU HİÇBİR ZAMAN KAYBOLMAMIŞTIR"
Cumhurbaşkanı
adayı Erdoğan, geriye dönüp, 91 yıllık Cumhuriyet tarihine bakıldığında
milletçe gurur duyulacak bir tabloyla karşılaşıldığını ifade ederek, salonda
bulunanlara şöyle seslendi:
"91 yıl
içinde gerçekten çok ciddi başarılar elde ettik. 91 yıl içinde millet olarak
her zorluğa da sabrettik, değişim umudumuzu hep diri tuttuk. Zorbalığın,
yasakların, yoksulluğun, yolsuzlukların ilelebet sürmeyeceğine, ceberrut devlet
anlayışının ilelebet devam etmeyeceğine inandık ve bu inancın umuduyla ayakta
kaldık. 1940'lardan itibaren devletin ve kurumların değişime direnmeleri, ülkemize
çok ama çok ağır bedeller ödetti. Bu salonda bulunan arkadaşlarımın birçoğu
yakın tarihimizde yaşanan olumsuzlukları bizzat yaşadı. Bu salonda bulunan ve
bulunmayan genç arkadaşlarımız da inanıyorum ki ağabeylerinden, babalarından,
dedelerinden o eski Türkiye'yi dinlediler.
91 yıllık
Cumhuriyet tarihimiz içinde yaşanan olumsuzlukların çok büyük bir çoğunluğu,
sistemin değişime direnmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dersim'de
yaşanan acı hadise, sistemin değişime direnmesinin, halkın hak taleplerine
kulak tıkamasının bir eseridir. 1940'lı yıllar boyunca kapatılan camiler,
yasaklanan Kur'an eğitimi, milletin mili ve manevi değerlerine duyarsızlık,
bunun sonucunda ortaya çıkan devlet-millet güvensizliği, değişime yönelik
direncin bir eseridir. Hapse atılan yazarlar, sürgüne gönderilen yazar ve
sanatçılar, faili meçhuller, devletin yani statükonun değişime direncinin bir
eseridir. On yıllar boyunca, ülkemiz gündemini meşgul eden başörtüsü sorunu,
statükonun değişime olan direncinin neticesidir. 40 binden fazla insanımızı
kaybettiğimiz terör meselesi, statükonun değişime olan direncinin, farklı olana
tahammülsüzlüğün, hak ve özgürlüklere olan duyarsızlığın bir neticesidir. Sünni
kardeşlerimizin, Alevi kardeşlerimizin, Hrıstiyan, Musevi vatandaşlarımızın,
tüm azınlıkların, tüm ideolojik ve siyasi grupların, yazarların, sanatçıların,
düşünürlerin, 10 yıllardır çektikleri acı, tamamen sistemin değişime olan
direncinin bir eseridir. Faili meçhuller, işkence, Diyarbakır Cezaevi, Mamak
Cezaevi, Metris Cezaevi, statükonun değişime olan direncinin eseridir."
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, devletin, özgürlüklerden, statükonun da değişimden
korktuğunu ifade ederek, "Rejim değişimi, kendisi için bir tehdit olarak
görmüş, değişim taleplerini, hak arayışlarını kendisine yönelik bir tehdit
olarak algılamıştır. Devletin, rejimin, statükonun etrafında kümelenen mutlu
bir azınlık çarkını bir şekilde çevirirken, her şekilde kazançlı çıkarken, halk
yığınları çok ağır bedeller ödemiş, çok büyük acılar yaşamıştır. Statükonun bu
ağır baskısına, ağır yasaklarına ve zulmüne rağmen, toplumda değişim arzusu,
değişim umudu hiçbir zaman kaybolmamıştır" diye konuştu.
Erdoğan,
Haliç Kongre Merkezi'nde "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi"ni
açıkladığı toplantıda yaptığı konuşmada, partilerini kurarken ve iktidardayken
tehditler aldıklarını, Danıştay saldırısının üzerlerine yıkılmak istendiğini
söyledi.
Ekonomiyi,
demokrasiyi tehdit eden tuzaklarla hükümetlerinin düşürülmeye çalışıldığını
anlatan Erdoğan, "Arkadaşlarım aynı şekilde, genel başkan yardımcılarım
aynı şekilde, başbakan yardımcılarım, bakan arkadaşlarım aynı şekilde. Partim
defalarca tehdit edildi, hatta kapatma davasına maruz kaldı. Düşünebiliyor
musunuz parlementonun üçte ikisine sahip bir parti için kapatma davası
açılıyor. Hiçbir zaman 'Millet ne derse o değil', 'Biz ne dersek o' anlayış
bu." diye konuştu.
"SANDIĞA
GİDEN YOLU BİZ HER ZAMAN AÇIK TUTTUK"
Bakanları,
genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve aileleriyle o süreçte de dik
durduklarını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"17
Aralık, 25 Aralık darbe girişimleri başarılı olsaydı şu anda Yassıada benzeri
mahkemelerde yargılanıyor olacaktık. Bunun tüm belgelerini, bu komplonun tüm
detaylarını ele geçirdik. Bir kısımını açıkladım ama diğerlerini de inşallah
milletimizle paylaşacağız. Bunları da açıklayacağız. İşte bütün bu tehditlere,
darbe girişimlerine, provokasyonlara, komplo ve tuzaklara karşı cesaretle
direndik. Kendimiz adına değil, ülkemiz adına, 77 milyon milletimiz adına,
geleceğimiz adına, istiklalimiz adına bu mücadeleyi verdik. Bakın şurası son
derece önemli. Sandığa giden yolu her zaman açık tuttuk. Bir baskı rejimi,
halkın önüne sandık getirmez. O sandıkta, hür iradenin tecellisine izin vermez.
Özgürlük karşıtı bir hükümet basına bu kadar özgürlük zemini sağlamaz. Baskıcı
bir başbakan, kendisine her gün her mecrada, hakaret edilmesine müsaade etmez.
Başkasının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece her özgürlüğü savunduk.
Özgürlükler ihlal edildiğinde de yasaların dışında mahkemelerin dışında
başvuracağımız hiçbir merci bugüne kadar elhamdülillah olmadı."
"ESKİ
TÜRKİYE, ARTIK ESKİDE KALMIŞTIR"
Eski
Türkiye'nin, devletin etrafına kümelenmiş, seçkinlerin, elitlerin, çetelerin
dışında herkes için karanlık Türkiye olduğunu vurgulayan Erdoğan, herkesin eski
Türkiye'nin acılarını yaşadığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, eski Türkiye'nin eskide kaldığını, kapılarının
kapandığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"Halkın
değişim arzusu, talebi nihayet kendisine diriliş zemini bulmuştur. Kaçınılmaz
değişim artık başlamıştır, güçlü şekilde devam etmektedir. Bu değişim sadece AK
Partilileri kapsayan değil, 77 milyonun her bir ferdini kapsayan bir
değişimdir. Bize oy versin ya da vermesin, bizi sevsin ya da sevmesin. herkes
bu değişimden olumlu yönden etkilenmiştir ve etkilenmeye devam edecektir.
Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi işte uzun yıllardır biriken bu değişim
arzusunun ortaya çıkmasıdır. Şunu da gururla ifade etmek isterim. Eski
Türkiye'den bugüne artık az eser kalmıştır. Terör meselesi, eski Türkiye'nin
sorunlarından biridir. O meseleyi de çözdük, çözüyoruz. TBMM'de dün kabul
edilen yasa, terör meselesinin çözümünde inşallah yeni bir dönemi
başlatacaktır. Kardeşliğimizi güçlendirmek için verdiğimiz mücadele belli bir
aşamaya gelmiş, terör, Türkiye'nin can alıcı meselesi olmaktan çıkmıştır."
"YENİ
ANAYASA SORUNU"
Erdoğan, eski
Türkiye'den bugüne gelen bir başka sorunun da Anayasa olduğunu belirterek, bunu
da halletmeleri gerektiğini söyledi.
Yeni,
özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir anayasa yapmak için samimi mücadele
verdiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"326
milletvekiline sahipken biz dedik ki, bizden üç milletvekili olsun. Diğerleri
toplam 220, üçer de onlar verdi. Sizden 9, bunu da kabul ettik. Çalışmalar
başladı, bir noktaya geldik. O nokta çok önemli. 47 madde, hepsinin altına 4
siyasi parti imzayı atıyor. 47 maddede mutabakat sağladık. Anamuhalefetin başı
çıktı dedi ki, 'Biz bu 47 maddeyi geçirmeye hazırız.' Ben hemen arkadaşlara
talimat verdim, gidin görüşün. Biz bunu hemen süratle 15 gün içinde çıkarmaya
varız. Arkadaşlarım ziyaret ettiler, aldıkları cevap şu, 'Diğer iki partinin de
buna evet demesi lazım.' İpe un sermektir bunun adı. İkimizin sayısı buna
yetiyor mu? Yetiyor. Bu 47 maddenin altında 4 siyasi partinin imzası var mı?
Var. Bunlar gelmiyor, bırak gelmesin biz bu 47 maddeyi halledelim. Kardeşler
işte bu Kılıçdaroğlu böyle birisi.
Çalışmalar
devam etti, 60 maddeye çıktık, 60 madde oldu. Yine 4 siyasi partinin altında
imzası var. Bu defa ben haber gönderdim. 'Hadi buyrun' dedim bak 60 madde
altında 4 siyasi partinin imzası var. Hadi gel şunu oturalım iki haftada, üç
haftada çıkartalım. Hiç olmazsa Anayasa'nın ciddi bir kısmı böylece halledilmiş
olur. 'Diğer iki partinin de buna katılması lazım' dedi. Eğer iş yapmak
isterseniz çözüme siz de destek verirsiniz. Türkiye'de en önemli sorun muhalefet
sorunudur. Muhalefetin dürüst olduğu, güçlü olduğu bir ülkede sizin sıçramanız
da çok daha güçlü olur. Eski Türkiyenin direnci nedeniyle maalesef bunu bu
dönemde başaramadık. Ancak yeni Anayasa'ya ilişkin umutlarımızı
yitirmedik."
Yeni Anayasa
mücadelesini en güçlü şekilde sürdüreceklerini belirten Erdoğan, eski
Türkiye'den bugüne aktarılan o muhafelet anlayışının ciddi bir sorun olduğunu
söyledi.
Muhalefetin
kendisini değiştirmediğini, değişim taleplerine duyarsız kaldığını dile getiren
Erdoğan, yeni Türkiye'den korkan ve yeni Türkiye'de ayakta kalamayacağını
düşünen muhalefetin, değişime direndiğini kaydetti.
CUMHURBAŞKANLIĞI
MAKAMI
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:
"İnanıyorum
ki muhalefet partilerine gönül vermiş vatandaşlarımız, kardeşlerimiz, bu
değişimi kendi elleriyle gerçekleştireceklerdir.
Eski
Türkiye'den bugüne ulaşan bir başka önemli sorun da Cumhurbaşkanlığı makamıdır.
Cumhurbaşkanlığı makamı Gazi Mustafa Kemal'in vefatından sonra statükoyu korumak
üzere şekillendirilmiş bir makamdır. 1960 darbesiyle cumhurbaşkanlığı makamı
adeta rejimin bekçiliğini yapan bir makama dönüştürüldü. Statüko milleti
kendisi için bir tehdit olarak algılarken cumhurbaşkanlığı makamını da milletin
karşısında konumlandırdı. Her zaman bir tarafta milletin seçtiği hükümet, bunun
karşısında ise cumhurbaşkanlığı makamı oldu. Abdullah Bey'den önce bunu
yaşadığım için damdan düşeni biliyorum. Cumhurbaşkanlığına yüklenen anlam
aslında devleti, milleti korumak gibi gerçekten son derece rahatsız edici bir
anlamdır. Milletin, meclisin, hükümetlerin değişim arzusu en başta
cumhurbaşkanlığı makamı tarafından frenleniyor. Birkaç istisna dışında
cumhurbaşkanlığı makamına hep askerler, darbeciler, devleti kutsallaştırmış
bireyler getiriliyor. Devletin milletle kucaklaşması engelleniyor. İşte şimdi
bu yarışta bizimle beraber olan değerli iki partinin adayı ne diyor. 'Ben
icranın başı değilim' diyor. Tavsiye ederim Anayasa'yı okumasında fayda var.
Anayasa'yı okursa devletin başının cumhurbaşkanı olduğunu 104. maddede görür.
Devletin başı cumhurbaşkanıdır, icranın başıdır. O demeden çok engeller
olur."
Erdoğan,
Haliç Kongre Merkezi'nde, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi'ni açıkladığı
toplantıda yaptığı konuşmada, siyasi tarihleri boyunca cumhurbaşkanının halk
tarafından seçilmesi gerektiğini savunduklarını belirtti.
Erdoğan,
şöyle devam etti:
"Daha
1993 yılında İstanbul'da bu amaçla mitingler düzenlerdik, 'halk cumhurbaşkanı
seçmelidir' diye. 2007 yılında mecliste, cumhurbaşkanı seçmemiz engellendiğinde
artık bu reformun kaçınılmaz olduğunu gördük. Anayasayı değiştirdik ve
cumhurbaşkanlığı makamının anlamını da böylece değişime tabi tuttuk."
Bir ay sonra
10 Ağustos'ta halkın cumhurbaşkanını seçeceğini bildiren Erdoğan, "Ben
'halk başkanını seçecek' dedim, bu beyler bundan rahatsız oldular. Diyorum ya,
bilmiyor, anlamıyor. Cumhurbaşkanı ne demektir? Cumhurbaşkanı... 'Cumhur'
halktır, 'başkan' da onun başkanıdır. Burayı iyi incelese yakalayacak işi. Bu
cumhurbaşkanı halktan aldığı yetki ve güçle, halkın talep ve arzularını temsil
edecek. Statükonun bekçisi olan değil, milletin tarafını tutan bir cumhurbaşkanı
anlayışı ülkemize hakim olacak" dedi.
Cumhurbaşkanı
adayı Erdoğan, böyle bir iklimde de Türkiye'de değişim taleplerinin önündeki
tüm engellerin kalkacağını, devletin ve milletin kucaklaşacağını, Türkiye'nin
çok daha hızla bu değişimi yakalayacağını söyledi.
VİZYON
BELGESİ
Erdoğan,
bugün açıklayacakları vizyon belgesinin de bu yeni dönemin yol haritasını
ihtiva ettiğini kaydederek, "Bunu tabi ben ve üç beş arkadaşım değil,
geniş bir ekiple, kolektif bir aklın ürünü olarak bu vizyon belgesini hazırladık.
Haftalarca bunun üzerinde çalışmalar yapıldı ve bizzat katıldığım toplantılarla
da nihai sonuca vardı. Cumhurbaşkanı olarak Türkiye için nasıl bir vizyon,
nasıl bir ufuk öngördüğümüzü bu vizyon belgesinde bulacaksınız" dedi.
"Eğer
milletimiz takdir eder ve Cumhurbaşkanı seçilirsek, 5 yıllık dönemde nasıl bir
yol izleyeceğimizi, hedeflerimizi, yaklaşımlarımızı bu vizyon belgesinde kayıt
altına aldık diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu
belge hem bizim hem de 77 milyonun başvuru kaynağı olacak. Şimdi özet halinde
bu belgeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Cumhurbaşkanlığımız süresince yol
haritamız olacak, başvuru kaynağımız olacak vizyon belgesi, 'Yeni Türkiye
Yolunda' ismini taşıyor. 'Yeni Türkiye Yolunda' başlığı altında şunu
göreceksiniz. 'Demokratik yönetim', 'Refah toplumu' ve 'Öncü ülke' başlıkları
bulunuyor. Yeni Türkiye Vizyonuyla neyi kastediyoruz. 12 yılda ülkemizin dört
alanda dönüşmesine yollar açtık. 'Demokratikleşme', 'Refah', 'Şehirleşme',
'Uluslararası ilişkiler'."
"DEMOKRATİKLEŞME
HEDEFİMİZDEN TAVİZ VERMEDİK"
Erdoğan,
ülkenin bugün 12 yıl öncesine göre çok daha demokratik bir ülke olduğunu
anlatarak, "Her türlü engele rağmen demokratikleşme hedefimizden taviz
vermedik. Milli iradeyi tutsak alan vesayetçi anlayış ve yapıları tasfiye
ettik, ediyoruz. Hukukun üstünlüğü, vatandaşlık hakları, çoğulculuk, çözüm
süreci, demokrasimize sınıf atlatmıştır" dedi.
Refahın
artışı ve yaygınlaşmasının ikinci önemli başarı olduğunu vurgulayan Erdoğan,
"Onlarca yıldır milletimizi eğitimden sağlığa, ulaşımdan çevreye,
enerjiden savunmaya kadar mahrumiyetler içinde yaşatan zihniyete biz son
verdik" diye konuştu.
Erdoğan,
bugün Türkiye'nin zenginliği ve refahının katbekat arttığını ifade ederek,
"Aynı zamanda refahı topluma yaygınlaştırmak hedefimize yönelik, milli
borç ve enflasyonu düşürmekten sosyal güvenlik ve sosyal desteklere kadar her
alanda büyük işler yaptık" değerlendirmesinde bulundu.
Üçüncü
dönüşümün şehirler olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Milletimizi
hor gören, elitist anlayışın şehirlerimizde milletimize reva gördüğü hizmet
mahrumiyetine son verdik. Belediyeleri etkin, hızlı, sorumlu ve kapsamlı işler
yapan birimlere dönüştürdük. Şehirlerimizi hastaneler, yollar, parklar, okullar
ile donatarak vatandaşımızın hayat kalitesini yükselttik. Yerel demokrasiyi
güçlendirdik. Şehirlerimizin tarihi karakteri büyük restorasyon çabamız ile
yeniden ortaya çıkmaya başladı."
Erdoğan,
dördüncü dönüşüm de uluslararası ilişkilerde olduğunu kaydederek, "Ülkemiz,
insanımız şimdi uluslararası alanda daha saygın bir konumdadır. Ülkemizin adı
artık sadece bölgemizde değil, dünyanın geniş bir coğrafyasında itibar, hürmet
ve muhabbetle anılmaktadır" dedi.
Türkiye'nin
artık siyasi ve ekonomik kriz endişesi içinde olan değil, herkesin geleceğe
güvenle baktığı bir ülke olduğunu dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin artık her
sabah bir kriz veya darbe haberi alma korkusuyla yaşayanların değil, çocukları
ve ülkesi için geleceğe güvenle bakan insanların ülkesi olduğunu söyledi.
10 MİLYON
TABLET BİLGİSAYAR VE BÜTÜN SINIFLARA ETKİLEŞİMLİ TAHTA
Cumhurbaşkanı
adayı ve Başbakan Erdoğan, eğitime bakıldığı zaman okuma yazma oranının
neredeyse yüzde 100'lere yaklaştığının görüleceğini belirterek, şunları
kaydetti:
"Burada
benim kategorimde, yaş kategorimde olanlar için söylüyorum. Bize yakın olanlar
için söylüyorum. Biliyorsunuz biz okumak için kitabımızı bulamazdık.
Ağabeylerimizden teksir notlarını isterdik. Parayla alacağız, ağabeylerimiz
vermezdi bize. Çalakalem, hocamız dersi anlatır, biz de notlarımızı tutardık.
Biz böyle yetiştik. Ama ben şimdi gençlere seslenmek istiyorum; Gençler bakın
şimdi biz sıraların üzerine okullar açılırken, birinci hamur kağıttan kitapları
ücretsiz olarak koyuyoruz. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz. Şimdi yeni bir
adım daha attık. Nedir o? Artık etkileşimli tahtayla sınıflarımıza bilişim
teknolojisini girdik. Tablet bilgisayarlarla yavrularımız artık derslerini
takip edecek. Şimdi dev bir ihaleyi yapıyoruz inşallah. 10 milyon tablet
bilgisayar ve bütün sınıflara inşallah etkileşimli tahta. Böylece artık her
yavrumuzun elinde etkileşimli tahta olacak, 3 yıl içinde inşallah bunu da
gerçekleştireceğiz. Artık Türkiye, yardım alan değil, yardım veren bir
ülkedir."
http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2014/07/11/basbakan-vizyon-belgesini-acikladi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.