Belkıs Kamut Aktürk
1500 yıllık geçmişiyle İstanbul’un Roma, Bizans ve
Osmanlı dönemini yansıtır Ayasofya. Sadece Hırıstiyanlık ve İslamiyet değil,
Mısır’dan Efes’e kadar ünlü tapınaklardan oluşan parçalarıyla, içine
girildiğinde tarihin derinliklerine gizemli bir yolculuk yaşatır. Kapı kanatlarının, Nuh’un gemisinden geldiği anlatılır
imparatorluğun en hızlı inşa edilen katedralinin. Bizans’ın en büyük kilisesi
olan Ayasofya, fetihten sonra da Büyük Cami-Cami-i Kebir olur. 1093 yıl Bizans Kilisesi, 481 yıl cami olan yapı,
medeniyet tarihine de tanıklık eder. ‘Büyük’ onu en iyi anlatan sıfat belki de.
Yaşı, namı, efsanesi, kubbesi, şahitlik ettiği olaylar büyük...
Ayasofya yani Kutsal Bilgelik Kilisesi, 26 Aralık 537
yılında İustinianos tarafından açılır. Aynı yerde, aynı isimle açılan 3’üncü ve
son Ayasofya’dır. İlk Ayasofya 15 Şubat 360 yılında Büyük Constantinus’un oğlu
Constantius tarafından eski bir kilisenin üzerine yapılır. Kimi kaynaklara göre
yaptıran Büyük Constantinus’tur. Hz.İsa’ya adanan bu kilisenin adı Büyük Kilise
idi. İmparatorluk sarayı sınırlarındaki Augusteon Meydanı’ndaki çifte meyilli,
ahşap çatılı bazilikal planlı kilisenin genişliği neredeyse günümüzdeki
gibiydi. Bazilika tehlikelere açık, dayanıklı değil. Nitekim ilk felaketi
yangın olur. İmparatoriçe Evdokia bu kilisenin ardına diktirdiği, gümüş
heykelinin açılışını danslı, çalgılı bir pagan şenliğiyle yapar. Patrik Ioannes
Hrisostomos, bunu kınayınca sürgün edilir. Halk sürgünü protesto eder, çıkan
ayaklanmada 20 Haziran 404 yılında kilise yanar. Yapının tek felaketi bu olmaz.
HALA EN BÜYÜKLER ARASINDA
Mimar Ruffinus’un yaptığı II. Ayasofya’nın kubbeli ve beş
5 nefli ahşap çatılı, anıtsal girişe sahip bazilikal planlı olduğu bilinir. Açılışını
10 Ekim 415 yılında İstanbul surlarını da inşa ettiren II. Theodosius yapar.
Ayaklanmanın adı değişir, yapının kaderi değişmez. Aristokratların temsil eden
mavilerle esnafı temsil eden yeşillerin imparatorluğa karşı birleşerek
çıkardıkları ve 35 bin kişinin ölümüyle çok kanlı bir şekilde bastırılabilen
Nika Ayaklanması’nda yanar II. Ayasofya (Giriş avlusundaki açık hava müzesinde,
12 havariyi temsil eden 12 kuzu kabartmasının bulunduğu firiz-giriş alınlığı ve
ambon-hitap kürsüsü II. Ayasofya’nın parçalardır).
“Her şerde bir hayır vardır” sözü doğrulanır. Prokopios,
Nika Ayaklanması’nı “Tanrı yeniden inşa edildiğinde ne kadar güzel olacağını
bilerek isyancıların bu küfrüne izin verdi” diye yorumlar. İmparatorun
masraftan kaçınmayarak, her diyardan yetkin ustalar getirerek inşa ettiğini
yazar. Matematikçi ve fizikçi Trallesli (Aydın) Anthemios ve Antik Çağın büyük
geometricisi, Atina Akademi’nin yöneticisi Miletoslu (Söke) İsidoros’u
görevlendirilir.
Anadolulu bu iki mimar, Antik Yunan, Roma ve Bizans
arasındaki köprüler kurar. Dev ölçülerde oluşu klasik Roma mimarisine dayanır.
‘Dünya üzerinde en hızlı yapılan katedral’ inşa edilir. Kubbeli bazilika
tipinin en güzel örneği verilir. Bazilika ve merkezi plan tipini birleştirerek
oluşan bu mimari uygulamada, yapının iç kısmı adeta çatılı bazilika gibi paye
ve sütun dizileriyle üç nefe ayrılır. Yapının bir apsisi, iç ve dış olmak üzere
iki narteksi de vardır. 532 yılında başlayan çalışmalar yüzlerce yıl anıt
özelliğini koruyacak yapı içindir. ‘Hz. Adem’den beri görülmemiş bir yapı’dır
hedeflenen. Depremlere karşı zemine, içine fil ayakları dikilen sarnıçlar
yapılır. Dünyanın her yerinden; Efes Artemis Tapınağı’ndan, Mısır Güneş
Tapınağı’ndan, Lübnan Baalbek ve Tarsus’tan en kıymetli parçalar, Mısır’dan
kırmızı, Yunanistan’dan yeşil porfirler, Suriye’den sarı taşlar, Marmara
Adası’ndan mermer ve Anadolu’dan taşlar getirtilir. Bu parçaların 6.yüzyılın
imkanlarıyla nasıl getirildiği ve o günün koşullarında beş yılda nasıl hızla
tamamlanabildiği hala çözülebilmiş değil. 10 binden fazla işçi aralıksız
çalışır.
ÜNLÜ TAPINAKLARINDAN PARÇALAR
27 Aralık 537 yılında açılır Ayasofya. İmparator
İustinianos “Geçtim seni ey Süleyman” diye bağırır, Kudüs’teki Süleyman
Mabedi’ni kastederek. 1520 yılında
yapılan İspanya Sevilla Katedrali’ne dek, 900 yıl boyunca dünyanın en büyüğü
olan Ayasofya, bugün en büyük dördüncü
katedraldir. Murat Belge, Ayasofya’yı çok sonra Londra St.Paul, Roma St.Peter
ve Milano Duomo’nun geçebildiğini anlatır. Bu hafta mucizevi büyüklüğünü ele
aldığımız Ayasofya’nın haftaya içindeki efsaneleri ve sanatı anlatacağız.
Sınırlanamayan evrenin sembolü
İlk kez denenen dev ölçülerinin yanı sıra bu yapıyı eşsiz
kılan planı mimarinin dahiyane yeni çözümü olur. Kubbenin iki yanına yapılan
iki yarım kubbeyle, merkezi mekan genişler. Sınırlanamayan evrenin sembolü olur
bu kubbe... Dairesel düzgünlüğünü kaybettiği için 30 metre 8 santim ile 32
metre 6 santim arasında iki farklı çapı olan kubbe, çevresinin Latin ebced
hesabına 318 sayısının Hz. İsa’nın karşılığı olması, Hz. İsa’nın sembolize
edilmek istediğini göstermekte.
Çok özenilir yapıya. Mozaik süslemeler açılıştan yıllar
sonra biter. Taşıyıcı ayaklar renkli levhalarla kaplanarak hantallığı gizlenir.
İnce hesaplamalarla ortaya çıkan, 91 pencereden süzülen ışığın milyonlarca
altın mozaik parçaya yansımasıyla mekanın maddeden arınmışlığını anlatır.
Stefanos Yerasimos’a göre mimarların maddeye kafa tutuşu
sınıra dayanır. Dünyanın en büyük anıtının kubbesinin doğu kısmı kısa zaman
sonraki depremle çöker. Vaaz kürsüsü, ayin masası, kutsal ekmek ve şarap dolabı
çöken parçaların altında kalır. İustinianos; İsidoros’un yeğeni küçük
İsidoros’u görevlendirir 557 yılında. Daha hafif malzemeyle yapılan ve 7 m.
yükseltilen kubbesiyle Ayasofya, 562’de törenle açılır.
http://haber.stargazete.com/pazar/hazreti-ademden-beri-gorulmemis-bir-yapiydi/haber-918904

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.