Etyen
Mahçupyan / etyen.mahcupyan@aksam.com.tr
Gezi
olayları bugünün AKP karşıtı aydınları için önemli bir göstergeydi.
Zihinlerindeki kurgunun gerçekliğe ne denli uyum gösterdiğini sınamaları ve
kendileri üzerine düşünmeleri için bir fırsattı. Hâlâ da öyle… Ama onlar
tersini yaptılar... AKP karşıtlığı kısa süre içerisinde söz konusu aydınları
kuşatan, rahatlatan ve kendilerince aktörleştiren bir nitelik kazandı. Gezi’de
nesneleşmeyi engelleyemeyen aydınlar AKP karşıtlığı zemininde yeniden özne
olmaya çalıştılar ve halen de bu yönde büyük gayret gösteriyorlar. Ancak Gezi
sürecinde bir laboratuvar ortamında yaşananlar şimdi hayatın içinde bir kez
daha aynen ortaya çıkıyor. Bu aydınlar bir kez daha nesneleşiyor ve AKP
etrafındaki çatışma atmosferinin kişiliklerini yitirmiş sembolik paravanları
halinde boy gösteriyorlar. Düşünme yeteneklerinin olduğuna inanmak giderek
güçleşiyor. Yüzeyselliğin korunaklı sularında aynı basit önermeleri
tekrarlayarak emeklemeyi, kendilerini anlamlı bulmak için yeterli sayıyorlar. Dramatik
bir olay yaşıyoruz. Kendisinin farkında olmayanların özneleşme hayalleri
maalesef nesneleşmeyle sonuçlanıyor.
****
Gezi
olayları bugünün AKP karşıtı aydınları için önemli bir göstergeydi.
Zihinlerindeki kurgunun gerçekliğe ne denli uyum gösterdiğini sınamaları ve
kendileri üzerine düşünmeleri için bir fırsattı. Hâlâ da öyle… Ama onlar
tersini yaptılar. Gerçekliğin zihinlerdeki kurguya uyduğunu, onu doğruladığını,
teorik olarak olması beklenen şeyin nihayet hayata geçtiğini sandılar. Ne
önlerinde gerçekliğin sadece küçük bir kısmının durduğuna ne de bu gerçekliğin
bile kendi içinde fazlasıyla karmaşık olduğuna önem verdiler.
Yaşananlara
mesafe almaktansa kendilerini o yaşananın içine attılar, etraflarında bir
devrim hayal ettikleri ölçüde kendilerini de uzun zamandır beklenen
devrimciliklerinin somutlaşmış hali olarak gördüler. Bu durum onların sağlıklı
gözlem yapma ve yaşananı anlama yeteneğini büyük ölçüde yok etti. Bazıları
tamamen körleşti. Diğerleri ise gördüğünü görmek istemediği için göz ardı etti.
Yaşananı
anlamak kolay değildi, çünkü kendilerini onun içinde özneleştirme çabası
baskındı. Bu özneleşmeyi o denli istediler ki, bir süre sonra orada yaratılmış
olduğu varsayılan kimlikleşmenin ürettiği doğal aptallaşma haline mahkûm
oldular. Böylece kendilerini özne sananların nesneleşmesine tanık olduk. Şimdi
herhangi bir ciddi Gezi analizinin bu aydınları dışarıda bırakması mümkün
değil. Onları bir kaotik kalkışma atmosferinin yüzergezer idolleri veya
mayınları olarak ele almak epeyce gerçekçi bir yaklaşım olur.
Ama
yine de özneleşmeye olan bu açlığa ve onun yarattığı göz boyayıcı acul tavra
bir miktar hoşgörüyle yaklaşabiliriz. Bazı insanların kendilerini ideolojik
olarak dolduruşa getirme becerilerini, bunun yarattığı psikolojik beklenti
halini ve hayatın acımasız gerçekçiliği karşısında yaşanan yenilgiyle yüzleşme
zorluğunu en azından hayal edebiliriz. Dolayısıyla hüzünlü olan bu aydınların
Gezi sırasındaki tutum ve değerlendirmeleri değil. Gezi sonrasında ellerinde
sadece AKP karşıtlığı kaldığında durumlarını idrak etme ve üzerine düşünme
konusunda bu derece korkak olmaları.
Gezi
devrimle sonuçlanacak olan bir solcu kalkışmanın kıvılcımı olarak tanımlanırken
bu aydınların naifliğine gönderme yapmış oluyordu. Ancak solculuğun biraz
kazınca altından çıkan ‘yaşam biçimi’ gerçek bir ideoloji takipçisi için epeyce
uyarıcı olmalıydı. Böylesine hızla bir yaşam biçimine, dolayısıyla üretilmiş
bir kültürel kimlikleşmeye indirgenmeye hazır olan bir ideolojinin
içeriksizliği açık olmalı, en azından soru işaretleri yaratmalıydı. Gezi solun
‘laik’ yaşam biçimi altında ezilmişliğini, onun basit bir fasadı olduğunu
ortaya koydu. Ne var ki kimlikleşmenin bir yaşam biçimi üzerinden üremesi,
sadece buradaki aydınları cemaatleştirmekle ve zihni melekelerini iğdiş etmekle
sonuçlanmadı. Bu kimlikleşmenin gerçek anlamda bir ideoloji, fikriyat veya
siyaset üretme imkânı da yoktu, çünkü yaşam biçimi denen olgu kendi üzerine
düşünme ihtiyacı duymayan bir var olma halinin kitleselleşmesine dayanmaktaydı.
Biraz daha cesur olup, sadece kendi üzerine değil, hiçbir şey üzerine düşünme
ihtiyacı duymayan da diyebiliriz. Dolayısıyla yaşam biçimi üzerinden yaşanan ve
bu durumun uygun bir ideolojiyle beslenmesine dayanan kimlikleşmeler, ancak
kendi karşıt kimlikleri üzerinden siyasallaşırlar. Gezi laik kesimin kendisine
yapay bir ruh sağlığı edinme açısından İslami kimliğe ve somut olarak AKP’ye ne
kadar muhtaç olduğunu ortaya koydu. Sol ve laik hayalin somutlaşma biçimi ancak
AKP karşıtlığı üzerinden düşünülebildi.
AKP
karşıtlığı kısa süre içerisinde söz konusu aydınları kuşatan, rahatlatan ve
kendilerince aktörleştiren bir nitelik kazandı. Gezi’de nesneleşmeyi
engelleyemeyen aydınlar AKP karşıtlığı zemininde yeniden özne olmaya çalıştılar
ve halen de bu yönde büyük gayret gösteriyorlar. Ancak Gezi sürecinde bir
laboratuvar ortamında yaşananlar şimdi hayatın içinde bir kez daha aynen ortaya
çıkıyor. Bu aydınlar bir kez daha nesneleşiyor ve AKP etrafındaki çatışma
atmosferinin kişiliklerini yitirmiş sembolik paravanları halinde boy
gösteriyorlar. Düşünme yeteneklerinin olduğuna inanmak giderek güçleşiyor.
Yüzeyselliğin korunaklı sularında aynı basit önermeleri tekrarlayarak
emeklemeyi, kendilerini anlamlı bulmak için yeterli sayıyorlar.
Dramatik
bir olay yaşıyoruz. Kendisinin farkında olmayanların özneleşme hayalleri
maalesef nesneleşmeyle sonuçlanıyor. Belki de o hep sözü edilen ‘kapanan
parantez’ bu aydınları da tarihin kapanan bir sayfasına paketleyip
bırakıyor…
http://www.aksam.com.tr/yazarlar/etyen-mahcupyan/nesnelesen-aydinlar/haber-323349
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.