Gülsen Feroğlu'nun yazısı
Bugünde, ulus devletin yoldaşı Türk de, ötekileştirdiği de farkındadır; aralarında çoktan bitmiş bir ilişki vardır. Velakin nokta konulup yeni cümleler, kelimelerle eşit bir ilişkinin temeli atılacağına, yetiştirildikleri ırkçı ideolojinin etkisinde; nefret, öfke saçan neredeyse herkesin, her kesimin bazen kendi çapında bir faşiste dönüştüğüne tanıklık edilecektir. Öyle ki kendini ötekileştirenle birlikte bu defa da gücün yettiği; “ pis Suriyeli’ler”, “bütün İsrailliler yok edilse…” , “ AKP’ ye oy veren teneke”, “Gezi zekâlı”, “ züppe”, “bizim mahalle”, “onların sokak”la ötekileştirilecektir. Şimdi 301 madenci Soma’da katledildikten sonra 18., 19. yüz yıl şartlarında çalıştırıldıklarının anca gün yüzüne çıkabildiği bu cennet vatanda; kazanmak, seçilmek uğruna fikrini, kendini sıfırlayarak aynı anda; hem ilerici hem muhafazakâr, hem demokrat hem faşist, hem batılı hem batı düşmanı olabilen Demirel figürlü siyasetçilerin saf dışı bırakılması, ulus devletin kendini yenilemesinin, demokratlaşmasının da yolunu açacaktır...Sonra. Sonrası Özdemir Asaf “Sana gitme demeyeceğim/Ama gitme Lavinya/Adını gizleyeceğim/Sende bilme Lavinya”
***
Hiç dönmeyecek olanlara öyle yandı ki içim, öyle yandı ki;
yollarını kaybetti kelimelerim. Öyle işte… o çocuk düşlerimiz yok artık. Ki
çerçevesini önce ailenizin, yaşadığınız ortamın çizdiği düşleriniz; bugünün
sınavdan sınava koşturulan çocuklarının düşlerinin yanında ne kadar da
ulaşılabilirdi; sana yağı, salça sürülü ekmek yerine şokellalı ekmek, çamur, tahta değil plastikten bir oyuncak,
kaloriferli ev.…
Düşlerinizin düş kalacağı, bir gün kimselerin bilmediğini
de öğreneceğiniz ‘helvacı güzeli’ masallı
dünyanızda; ne vücudunuzun proporsiyonu bozulmasın diye belinize tahta
bağlanmış, ne her dakika ”dik
dur”la uyarılmış, ne de iz bırakmasın
diye dikiş attırılmıştır yara, berelerinize.
Tatillerde gidilen memlekette ekmeğin nun’a, “adın ne”nin
“name to çıko”ya dönmesini kanıksamayan, “alnım yaş, yüzüm yaş bana vuran
Kızılbaş” nakaratlı oyunların şaşkını çocukluğunuzu kâbusa çevirecek “çocukları
astılar”, “bizimkileri katletmişler”li ölüm haberleri. Savurup parça parça
edecek de ” gâvursun, Müslüman, Türk değilsin ” diyecek yaşıtınızdır.
Böylece “aslan yavrusu yiğitler, su içemeden öldüler”li
türkülere yansımış dertleriyle; hep endişeli, hep üzüntülü, hep tetikte
olmalarına alıştığınız, ekmek kavgasındaki ebeveynlerinizin yaşadıklarını
yaşatacak farklılığınızı, ilk haber
veren de o yaşıtınız olmuştur.
Sonraları, bir gün ve mutlaka; pür-i paklıklarına kanıt diye
söyledikleri ama ayrımcılığı katmerlendiğinden daha da acıtan; Güney Afrika’da
Apartheid yanlısı gözükmemek için beyaz adamın
türettiği “ı have black friends” kalıbının Türk versiyonu “benim Kürt
arkadaşlarım da var”ın bol değişkenli; Alevi, Ermeni, Süryani, başörtülü,
komünist; kullanımıyla da karşılaşacaksınızdır.
O kalıbın, asıl, ‘biz’in onları; ötekini yarattığı
söylenemeyeninde gizlidir; doğduğu
toprakları değil üzerindeki devleti; farklı köken, mezhep, görüşteki insanları
değil tek milleti sevmenizi “tıpış, tıpış” isteyen ulus devletin, beyinlere
zerk ettiği ötekileştiren, faşist ideolojisi.
Kendinden olmayanı ötelemek yalnızca Türkiye’de değil
dünyada da; ülkedeki etnik, dini, siyasi,
inanç grupları arasında üstün tutacağı bir kimliği illa ki bulacak,
olmadı yaratacak ulus devletin ihtiyaç duyduğu bir olguydu. Ulus devlet, bu
sayede yönetimde egemen kıldığı faşizmle, diktatörlükle kendinin, üstün
saydığının tahakkümünü pekiştirmiştir.
Ulus devleti ötekileştiren ideolojisinden vaz geçirip;
kültürüne, inanışına, diline, töresine saygı temelinde her kesime, her kimliğe
eşit mesafedeki modern, rasyonel devlet haline getirense; totaliter yapısına
ayaklanan ötekilerin mücadelesi. Ve milyonlarca insanı hayatından eden, yol
açacağı savaşların yıkımıdır.
Türkiye’de de ötekileştirme; İttihat Terakkicilerin Ermeni
tehciriyle adımını attıkları, Osmanlı
İmparatorluğu yıkıldığından uygulayamadıkları, Cumhuriyetin ise harcına
koydukları faşist ideoloji gereği, topluma dayatılan Türk, Sünni, laik kimliğe
biat edilmeyince başlatılacaktır.
Ulus devlet, yöneteni üstünler; bir tek Anayasal statü
vermeyip asimile ettikleri kimlikleri,
mezhepleri değil muhaliflerini de cezalandıracak. Bunun içinde Cumhuriyetin
kuruluşundan itibaren kumpaslar, komplolar kurarak, suç yıkarak
düşmanlaştırdıkları ötekileri, İstiklal Mahkemelerinde yargılatıp ibret-i alem
için sokak ortası darağaçlarında sallandırmaktan da çekinmeyeceklerdi.
İstiklal Mahkemesi savcısı Sürreya Örgeevren’nin
anlattığı “…mahkemeye kara yağız bir
Kürt genci getirdiler. …. Türkçe bilmediği anlaşılınca…… 'türkçe bilmeyen bir
kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına karar verildi.' …o gece
çocuğu astılar.”lı onlarca mezalime, katliama, baskıya maruz bırakılan
ötekiler, öz vatanlarının “EL”i
edileceklerdi.
Siyasette, ekonomide ipleri elinde tuttuğundan; yasama,
yargı, yürütme ve dahi denetlemeyi kendine toplayan her biri kendi başına bir
hükümet tavırlı Türklere, Sünnilere en yüksek makamlar, ihalelerden,
arazilerden pay vererek zengin, güzel bir hayata kavuşma imtiyazı tanıyan ulus
devlette; ötekinin hayatta kalabilmesi de ancak kimliğini, inancını inkâra,
asimilasyona “evet” demesine bağlıydı.
Öteki olmaksa kolay değildir; param parçalığınızı
toplayamadan, kırıklarınızı onaramadan daha, daha kırılmak, daha da
parçalanmak “Aleviyim”in ardından gelen
“sizde mum söndü varmış doğru mu”
karalamasına katlanmak. Kolay değildir “galiba müdür alevi olduğumu
öğrendi”, “kimseye söyleme Aleviyim”, “Ermeni’yim” fısıldaşmaları, Tunceli yerine Erzincanlıyım
demeler, “ kapımıza dayanırlar, gidelim ”le yaşanan yerin terki.
Onun için asırlar geçse de; tehcirde annesinin “Ermeni
olduğunu unutma” sözü aklına kazınan Zabel’in; günlüğünde “hayatımı kaos, acı
çekme ve ölüm üzerine kurmam mümkün değil” yazan, 15’inde de Nazi kampı Bergen
Besen ölen Yahudi Anna Frank’ın,
beyazlarla aynı otobüse binememiş bir zencinin çaresizliğini en iyi
anlayacaklar kuşkusuz ki ötekilerdir.
Zira, Bulgaristan’da Belene kampında Türk İbrahim Terselli,
Maraş katliamında “… “başbuğ Türkeş diye
bağıran 500-600 kişi tarafından evi” sarılan Seda Bilmez, Bosna’da evlatlarını Sırpların öldürdüğü Esad
Tufekciç, Madımakta iki evladı yakılan
Hüsne Kaya, Kürdistanda sadece 1994 yılında boşaltılan 1500 köyün, mezranın
yaşayanları, bombalanan Gazze’nin Filistinlileri; ne çekmiş, ne yaşamışsa biraz
fazla, biraz eksik, dünyadaki bütün ötekiler de aynı şeyi yaşamış, aynı şeyi
çekmişlerdir.
Bugünde, ulus devletin yoldaşı Türk de, ötekileştirdiği de
farkındadır; aralarında çoktan bitmiş bir ilişki vardır. Velakin nokta konulup
yeni cümleler, kelimelerle eşit bir ilişkinin temeli atılacağına,
yetiştirildikleri ırkçı ideolojinin etkisinde;
nefret, öfke saçan neredeyse herkesin, her kesimin bazen kendi çapında
bir faşiste dönüştüğüne tanıklık edilecektir.
Öyle ki kendini ötekileştirenle birlikte bu defa da gücün yettiği; “
pis Suriyeli’ler”, “bütün İsrailliler
yok edilse…” , “ AKP’ ye oy veren teneke”, “Gezi zekâlı”, “ züppe”, “bizim mahalle”, “onların sokak”la
ötekileştirilecektir.
Şimdi 301 madenci Soma’da katledildikten sonra 18., 19. yüz
yıl şartlarında
çalıştırıldıklarının anca gün yüzüne
çıkabildiği bu cennet vatanda;
kazanmak, seçilmek uğruna fikrini, kendini sıfırlayarak aynı anda; hem ilerici hem muhafazakâr, hem demokrat hem faşist, hem batılı hem batı
düşmanı olabilen Demirel figürlü siyasetçilerin saf dışı bırakılması, ulus devletin kendini yenilemesinin,
demokratlaşmasının da yolunu açacaktır.
“Alevi’dir, ‘Kürt’tür ama çok iyi insandır”da bahşedilen
iyinin öznesi, sonuna da hep
bir ‘ama’nın konduğu
hayatlar yaşayan. “Hayır ben
sizden değilim” diyerek koca bir yalnızlığı da göze almış o yüreği çelikten
insanlar… o güzel, naif gülüşlü kadınlar… o güzel bakışlı çocuklar …var olduğunu sandığım ‘yok’larla harcadığım
vakitlerdi, yitip gittiler. Hani; Berkin (15), Burak (21), İbrahim Aras
(15) hani, yaşlanınca ölecekti insanlar. Dünyanın gözü
önünde İsrail bombalarıyla can verirken Ahed (10), Zekeriya (10), Ramez
(9) Bakr; hani, allahın emriydi ölüm.
İlk kaybın masumiyet olduğu savaşın gölgesinde insan bazen
her şeyi unutup bir rujun rengini seçmeyi hayatın en önemli meselesi haline
getirecek kadar aptallaşmak istiyor. Sonra. Sonrası Özdemir Asaf “Sana gitme demeyeceğim/Ama gitme
Lavinya/Adını gizleyeceğim/Sende bilme Lavinya”
http://www.yuksekovahaber.com/haber/sen-de-bilme-lavinya-134726.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.