Alper Tan
Yeni dünya savaşında Müslümanlarla, Müslüman olmayanlar savaşıyorlar. Müslümanlar 20. yüzyılın başında kendi topraklarını işgal ederek buralarda kukla yönetimler kuran Batı’ya karşı isyan etmeye başladılar. 2010’dan sonra Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de ve Suriye’de başlayan ayaklanmalar bunun içindi. Batı ise bu bölgedeki varlığını her şeye rağmen terk etmek istemiyor. Eskisi gibi devam etmek istiyor. İşte bu iki zıt talep adı konulmamış büyük bir dünya savaşını başlattı bile. Bunun için her ülkede zahirde ayrı ayrı sebeplere dayanıyor gibi görünen hadiseler, arka planda tamamen birbirleri ile ilişkili. (Huntington'un uğursuz teorisini gerçekleştirmek için elden gelen her şey yapılıyor. HYETERT)
***
Suriye’de üç yılı aşan iç savaş hala sürerken, diğer
komşumuz Irak, bölgenin yeni ve gayri resmi aktörü IŞİD saldırıları ile
sarsılıp Irak Kürtleri ayrılık açıklamaları yaparlarken, İran fırtına öncesi
sessizlik yaşarken, Libya’da Batı destekli darbe girişimleri olurken, Mısır’da
geçen yıl darbeyle yönetimi ele geçiren Sisi zulmü varken, Ukrayna’nın fiilen
ikiye bölündüğü sırada ve Gazze’de Siyonist İsrail’in soykırım savaşı devam
ederken, Türkiye 12. cumhurbaşkanını seçmeye hazırlanıyor.
Türkiye her cumhurbaşkanı seçimi sürecinde sıkıntılar ve
sancılar yaşayan bir ülke. Ancak belki de tarihinde ilk defa içerde sakin bir
havada cumhurbaşkanı seçimine gidiliyor. Adaylar kendilerini halka
anlatıyorlar. Paralel örgütün etkisiz numaralarını bir yana bırakacak olursak
ilk defa siyaset dışı aktörler gayrimeşru saldırılar yapmıyorlar veya
yapamıyorlar. Seçim çalışmaları tabii seyrinde ilerliyor. Ancak bunu bozma
gayretleri var. Özellikle paralel yapının ve PKK içindeki çözüm karşıtı kesimin
seçim öncesi sabotaj ve provokasyon hazırlıkları içinde olduğu da biliniyor.
İki kesimin de özellikle Kürt seçmenin Tayyip Erdoğan’a oy vermesini önleme
çabası içinde oldukları sır değil.
İçerde bunlar olurken, yukarda da belirttiğimiz gibi
çevremiz tam bir ateş çemberi. Savaşlar, iç çatışmalar, kaos, kargaşa,
belirsizlik ve istikrarsızlık..
Bölgemizdeki farklı ülkelerde yaşanan bu savaşlar ve
çatışmalar, farklı farklı sebeplere dayanıyormuş gibi görünseler de aslında
birbirlerinden bağımsız gelişmeler değiller. Olayların arka planda bir noktada
birbirleri ile güçlü ilişkileri var. Bu yaşananlar, aslında yeni bir dünya
savaşının görüntüleri ve yansımalarıdır. Büyük bir dünya savaşı başladı bile.
Bu büyük savaşta görünmeyen arka planda aslında iki blok çatışıyor. Bu büyük
savaşın cepheleri, bölgemizde çok geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda.
Sudan’da olanlarla Suriye’de olanlar, Nijerya’da olanlarla Afganistan’da
olanlar, Ukrayna’da olanlarla Irak’ta olanlar, Mısır’da olanlarla Türkiye’de
olanlar, Gazze’de olanlarla Libya’da olanlar birbirleriyle bağlantılı.
Peki savaşın arka planındaki iki blokta kimler var?
Yeni dünya savaşında Müslümanlarla, Müslüman olmayanlar
savaşıyorlar. Müslümanlar 20. yüzyılın başında kendi topraklarını işgal ederek
buralarda kukla yönetimler kuran Batı’ya karşı isyan etmeye başladılar.
2010’dan sonra Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Yemen’de ve Suriye’de başlayan
ayaklanmalar bunun içindi. Batı ise bu bölgedeki varlığını her şeye rağmen terk
etmek istemiyor. Eskisi gibi devam etmek istiyor. İşte bu iki zıt talep adı
konulmamış büyük bir dünya savaşını başlattı bile.
Bunun için her ülkede zahirde ayrı ayrı sebeplere
dayanıyor gibi görünen hadiseler, arka planda tamamen birbirleri ile ilişkili.
Batı bu ülkelere kendi ordularını göndererek açık bir savaş ilanı yapmıyor. O
ülkelerde kontrolünü elinde tuttuğu kesimler üzerinden bir vekalet savaşı
yürütüyor. Türkiye’ye karşı yapılmakta olan savaşın vekaletini Pensilvanya
örgütü taşeron olarak seleflerinden devralmış durumda.
Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, Suriye, Mısır ve Libya gibi
ülkelerde de yerli taşeronlar mevcut ve Batı adına bu ülkelerdeki savaşları
yürütüyorlar. Ama elbette her ülkede yaşanan iç çatışmalar veya savaşların arka
planını görmemizi zorlaştıran dahili sebepler ve gerekçeler de mevcut. Batı bu
ülkelerin içindeki belli grupları belli aktörleri kullanarak dolaylı bir savaş
yürütüyor. Batılı devletler dış politikalarını, Türkiye dahil olmak üzere
Müslüman ülkelerde normal kanallardan çok, psikolojik harekatlarla
yürütüyorlar. Bunu devlet altı gruplar ve devlet dışı aktörlerle kurdukları
ilişkilerle sağlıyorlar. Türkiye’deki paralel yapılanma böyle bir realitedir.
Bu savaş, kendi cemaat alt yapısına da büyük zarar verdiği (ve vereceği kesin
olduğu) halde, zahiren savunduğu değerlere, katiyyen aykırı emelleri olan
müvekkilinin çıkarları uğruna intihar saldırısı yapıyor.
Büyük savaşta Batıyı çok zor günler bekliyor!
Ülkelerin içinde vekaleten çarpışan gruplar ve aktörler
gerideki gerçeği görmemizi zorlaştırıyor. Fakat farklı ülkelerdeki bu
savaşların arka plandaki esas aktörleri giderek deşifre olmaya başladılar. Bu
tezahürler, Batıyı ve destekçilerini, tehlikeli bir sürece ve kendileri
açısından çok vahim gelişmelere hızlı bir şekilde yaklaştırıyor.
Bu gün Avrupa’da 21 milyon, Rusya’da 27 milyon, ABD’de 29
milyon, Çin’de 130 milyon, Hindistan’da 180 milyon civarı Müslüman yaşıyor. İletişimin
bu denli geliştiği günümüzde dünyanın bir ucunda meydana gelen gelişmeler, yer
kürenin öbür ucunda anında duyuluyor. Batının haber ajansları ve medya
üzerinden gündemi zehirleyerek tek başına gündem belirleme ve haberleri
çarpıtma konusundaki mahareti de eskisi kadar güçlü değil artık. Haberleşmenin
çeşitliliği ve alternatiflerin mevcudiyeti gayrimüslim dünyanın kuvvetini ve
etkisini her geçen gün azaltıyor. Şu sıralar Müslüman dünyasındaki her türlü
olumsuz görüntülere rağmen arka planda muhteşem İslami bir uyanış yaşanıyor.
ABD’de Avrupa’da Rusya’da, Çin’de ve Hindistan’da
yaşamakta olan Müslümanlar, Afganistan’da, Pakistan’da, Sudan’da Somali’de
Mısır’da Suriye’de, Libya’da yapılanları yakinen takip ediyorlar. Bu durum
hızlı bir bilinçlenmeye ve kuvvetli bir dayanışmaya doğru evriliyor.
Müslüman ülkelerde başlayan savaşlar, Batıya ve doğuya
yayılabilir’
Bu gelişme, yakın gelecekte Batı ve İslam karşıtı
yönetimlerin başını en fazla ağrıtacak bir sonucu doğurabilir. O ülkeler bunun
farkında oldukları için kendilerince muhtemel gelişmeleri engellemek için
çeşitli tedbirler almaya çalışıyorlar. İsrail’in son Gazze saldırılarının gizli
amaçlarından biri de budur. Fakat devletlerin politikaları ve Müslümanlara
bakışları olumlu yönde değişmedikçe bu tehlikeyi ortadan kaldırmak mümkün
görünmüyor. Bu durum, çeşitli cepheleri açılmış olan yeni dünya savaşının,
Ortadoğu ile sınırlı kalmayıp, Avrupa, ABD, Rusya, Çin ve Hindistan dahil
dünyanın her yerine yayılması anlamına geliyor. Muhtemelen önümüzdeki üç beş
sene bu hadiseleri en sıcak haliyle yaşayacağız.
Batının bir asırdır uyguladığı savaş yöntemleri tersine
dönebilir!
Batı, ilişkili olduğu kesimler eliyle İslam dünyasının
içini karıştırıp, Müslüman halkları birbirine düşürürken, acaba kendi içindeki
bu kadar çok Müslümanın artık dayanılmaz bir noktaya geldiğinde ayağa
kalkmayacağını mı zannediyor? Batının bu güne kadar Müslümanlara yaptıklarının
hesabının sorulmayacağını mı düşünüyor? Kendi oynadığı oyunların ve sofistike
savaş yöntemlerinin bir gün kendi içine de döneceğini ve Batı ülkelerini
cehenneme çevireceğini hiç hesap etmiyor mu? Vahşi Batı açısından bu tehlike
hızla büyüyor.!
Ölüm ve zulüm arasına sıkışmış Müslümanların daha fazla
kaybedeceği bir şey kalmadıysa kendi onuru için elindeki son sermayeyi de
kullanmaktan başka yolu da kalmıyor. İşte intihar saldırıları denen olgu
buradan kaynaklanıyor. Ölümü göze almış bir insanın atom bombası kadar
tehlikeli olabileceğini unutmamak gerekir. Hem İslam dünyasında hem de Batıda
yaşayan Müslümanlarda basınç çok yükselmiş vaziyette. Eğer bu basınç daha da
artarsa meydana gelecek patlama yer küreyi perişan eder. İslam karşıtı
gayrimüslim devletler ve Müslümanları yöneten vurdumduymaz liderler şimdiki
halleri ile devam ederlerse olacakların altından asla kalkamazlar.
Bu gün Ortadoğu’da “Gazze sorunu”ndan söz eden Batı,
bunun aslında bir “İsrail sorunu” olduğunu “görmek” zorunda kalacaklar. Bu gün
Gazze’yi yerle bir eden İsrail de önümüzdeki yıllarda Gazze’nin durumuna
düşerse kimse şaşırmasın.
Yeni cumhurbaşkanı ne yapacak?
Dünya açısından böyle büyük hadiselerin çok büyük bir
ihtimal dahilinde olduğu şu süreçte Türkiye’de cumhurun başı ve ordunun
başkomutanı olacak kişinin bu döneme liderlik edebilecek nitelikte ve
kabiliyette olması gerekir. Sadece bürokratik işlemleri takip edecek ve rutin
protokol toplantılarına katılacak cumhurbaşkanı profili, Yeni Türkiye’yi
taşıyamaz.
10 Ağustos’ta halkımız, sadece Türkiye’nin
cumhurbaşkanını seçmeyecek. Türkiye’yi ve İslam dünyasını, başlayan ve
büyüyecek olan bugünkü savaşta sevk ve idare edecek, orduya başkomutanlık
yapacak kudretli bir lider seçmiş olacak.
http://www.turktime.com/yazar/Alper-Tan-3-Dunya-Savasi-Batiyi-Perisan-Edebilir/12985/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.