Sevan Nışanyan
İki-üç haftadan beri YKY'den çıkan 4000 küsur sayfalık
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ni hatmetmekle meşgulüm. Asıl amaç benim sözlük
çalışması için kelime bulmak. Ama arada başka ilginç şeyler de çıkmıyor değil. Mesela Sultan IV. Murat'ın Bağdat fethi, sene 1636. "Bağdâda eyle hücumlar oldu kim Kızılbaşların
başları yine kaygulu işe uğradı. Gördiler kim gayri çare yok, hemân burc u
bârûlar üzre beyaz emân bayrakları diküp, 'Amân elamân ey güzidei Âl-i Osmân' deyü feryâd u nâlâni
sad-hezar etdiler."
Bağdat'ı tutan Şiiler pes edip teslim olurlar.
"Derûni kal'adan beş aded hân boğazlarına
kılıçlarını asup huzur-i Murad Hân'a çıkdıklarında (...) ser ber-zemin edip
Bağdâd'ın miftahlarını [anahtarlarını] teslim edüp emân ile çıkmağa üç gün
mehil isterler. Murad han mehil vermeyüp, 'Uryân u bi-silâh [çıplak ve
silahsız] bu ân kal'adan çıkup bir canibe revân olun' dedikde, 'Ber ser-i çeşm'
[başım gözüm üstüne] deyüp bu hânlar Murâd Hân yanında rehin kalup derûn-i
kal'aya asker-i islam mâl-a-mâl olunca niçe bin Kızılbaş-i evbâş Akkapu'dan
piyade ve esb-süvâr [yayan ve atlı] cânib-i nehr-i Diyâle'ye firâr edüp
gitmede."
Şiilerin önderleri gelip Murat Han'a teslim olurlar.
Onlar rehin olarak tutulurken İslam askeri (i.e Osmanlı) kaleye dolar. Ne
görsünler? Şiiler Akkapı tarafından firar edip gitmekte!
"... derûn-i askerden bir sada zahir olur kim, 'Tîz
Kızılbaş kırılsın" derler.
Azâmet-i Hüdâ an saatde kırk bin piyade şâh tolusun içmiş
[iran şarabı içmiş] tülüngi Kızılbaş ve yigirmi bin de gayri evbâş seyf-i
miczem ile başları tırâş olup [keskin kılıç ile başları traş edilip] derûn-i
Bağdad'da hûn-i Râfiziyân nehr-i âb-ı revân gibi cereyân etdi [zındıkların kanı
akarsu gibi aktı] ve niöe bin atlı guzât cânib-i nehr-i Diyâle'ye gitdi ve emân
ile mukaddemce çıkan Kızılbaş'a yetdi ve bu perîşân olmuş Kızılbaş'a girişdiler
ve eyle kırdılar kim az Kızılbaş, 'Feryâd-reses yâ Ali' deyüp nehr-i Diyâle'ye
urdular."
Şehir içinde kan oluk oluk akarken bir kısım gaziler de
Diyale nehrine kendini atmış olan Şiilere yetişir. Kızılbaşlar
"feryadımızı duy ya Ali" diye bağırırlar.
"Düldül-süvâr Ali de bu Havâricîn'in [Haricilerin]
feryâdlarına res olmayup cümle Diyâle'de gark-ı âb oldular [boğuldular]. Yetmiş
bin Kızılbaş'tan ancak altı bin mıkdârı tırkazlarda ve merhamet-i dest-i
Osmanlı'da hâlâs oldu deyü kendüleri nakl ederler.
Hakkâ böyle bir kırgın dahi diyâr-ı Acem'de
olmamışdır."
Yetmiş bin Şii'den ancak altı bin kadarı Osmanlı'nın
"merhametli ellerinde" canını kurtarır.
Şimdi devir değişmiş, üçyüz-beşyüz kişilik kafa kesme
vakaları dünya medyasına haber oluyor.
Gönderen Sevan Nişanyan
http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2014/08/eski-zaman-isidleri.html?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed:+SevanNianyan/siyasetVeTarihYazlar+(Sevan+Ni%C5%9Fanyan/Siyaset+ve+Tarih+Yaz%C4%B1lar%C4%B1)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.