Kore'de Güreş Tutan Türk Askerleri
Gazeteci Çevikalp'e
kitabın çıkış noktasını soruyoruz. Tarih yüksek lisansı ilgisine giren Kore
Savaşı'nın hoş tevafuklarla derinleştiğini anlatıyor: ''6 yıl kadar önce bir
Kore Gazisi'nin günlüğü geçti elime. Rahmetli gazinin günlüğüne yazdıkları,
oğluna anlattıkları resmi tarihi boşa çıkarıyordu adeta. O günlükten elde
ettiğim işlenmemiş bilgi çok hoşuma gitti. Benzer günlüklerin arayışına girdim.
Keza okuduğum her yeni anı, günlükte Kore Savaşı'na dair anlatılan resmi tarih
gözümde küçüldükçe küçüldü. Bende Kore Savaşı'na dair bir gerçek tarih yazma
hissiyatı oluştu. Eser bu çabanın bir sonucu.''
Yazar Çevikalp önce
sahaflardan başlamış işe. Kore ile ilgili hayli fotoğraf, mektup, belge
toplamış. Ardından resmi yazışmalar için arşivlere girmiş. Araştırmasını
yaşayan Kore gazileriyle yaptığı röportajlarla tamamlamış. Neredeyse Türkiye'yi
il il gezmiş bu doğrultuda. Bir gazi için Gökçeada'ya gittiği de olmuş, Urfa'ya
da. Hatta Kanada, Fransa'ya da ulaşmış görüşmeler. Türkiye'den göçen gayrimüslim
gazilerle telefon-maille görüşmüş, anılarını kayda almış. Görüştüğü gaziler onu
yeni isimlere taşımış. Gerçi tüm görüşmeler ilk kitaba sığdıramamış. İkincisi
için de bir hayli anı biriktiğini anlatıyor.
İmam TeğmenZübeyr Koç
'Kore Savaşı'nın Unutulan
Cephesi: Kızıl Cephe'yi alandaki önceki eserlerden farklı kılan unsurların
başında ilk defa Kore'ye giden Türk Tugayları’nda bulunan gayrimüslim Mehmetçiklere
ışık tutması. Çevikalp hayatta kalan Ermeni, Rum, Musevi gazilere mikrofon
tutan ilk araştırmacı olmuş. İzmirli Musevi Refael Sasun, Ermeni Jan
Andronikyan gibi birçok gayrimüslim gazinin sıra dışı anılarına yer veriyor.
Keza yine ilk kez Hataylı Alevi bir gazinin cephede yaşadıklarını okuyucuya
taşıyor.
O buluşmalardan birini
şöyle anlatıyor: ''Gökçeada'da yaşayan bir Rum Gazi'nin olduğunu duyunca
yerimde duramadım. Önce adresini ardından telefonu bulup temasa geçtim. Gazi İlya
Banago Bey görüşmeyi kabul etmesi üzerine yola düştüm. Çok sıcak karşıladı,
saatler süren röportaj sırasında da o sıcak halini korudu. Anılarla 64 yıl
öncesine gittiğinde sarf ettiği 'Önceden ayrılık yoktu; Rum, Türk birdi.
Komutanlarım cephede dini bayramımı bile kutlarlardı' ifadesi bizi derinden
sarstı. Buna rağmen aradan geçen 64 yılda kendi içinde cevabını bulamadığı
sorusunu da yöneltti bize; ''Ölsem ben de şehit olur muydum?'' Cephede ağır
yaralan bu Osmanlı beyefendisi bugün olsa Kore'ye bu sefer gönüllü gideceğini
söylüyordu. İlkinde gönüllü gitmemiş haddizatında!''
CEPHEDE Bİ ERMENİ!
Vatan millet için Kore
Savaş'ına katılan gayrimüslim vatandaşlarımızdan bir diğeri de Ermeni asıllı
Onbaşı Jan Andronikyan’dı. 1'inci Kore Türk Tugayı ile cepheye giden kanlı
Kunuri cephesinde esir düşer. Tam 33 ay savaş kamplarında ağır şartlar altında
yaşar. Kore Savaşı'na son veren Ateşkes Antlaşması (27 Temmuz 1953) ile
özgürlüğe kavuşur. Askerlikten önce yaşadığı Ankara'ya geri döner. Onbaşı
Andronikyan’ın adı kitapta uzun uzun anlatılan ‘Esir Olimpiyatları’nda da
geçiyor. Mao'nun dönemin Dünya Olimpiyatları'na cevap olarak kurguladığı Esir
Olimpiyatları'nda Kore Savaşı’nda esir düşen milletler yarışıyordu. Onbaşı
Andronikyan, Türklerin bulunduğu kampı temsilen futbol dalında yarışan esirler
arasında yer alır. Hatta bazı maçların hakemliğini yapar. Futbol kuralarını
bilmesi, akıcı İngilizce tercih sebebi olur.
Çevikalp İngilizce bilen
Andronikyan'ın esir kampında tutulan 234 Türk askerinin adeta eli-ayağı olduğunu
anlatıyor: ''1929 doğumlu Jan Andronikyan uzun boylu, yakışıklı biri. Türk
vatandaşı. Annesi Kıbrıs’ta doğmuş, güngörmüş geçirmiş biriydi. Babası İngiliz.
Küçüklüğü Ankara'da geçmiş. Annesi o yıllarda bir yabancı sefarette aşçılık
yapıyormuş. Bundan ötürü akıcı İngilizcesi var. Olimpiyatın dışında, esir
kampındaki birlikte kaldığı Türk arkadaşlarının da tercümanlığını o üstlenir-.
Yardımseverliği, cenaplığıyla kampın sevilen simalarından biri olur. Kampta
birlikte kaldığı arkadaşları kendilerine büyük faydası dokunan Jan’ı bugün bile
hayırla yad ediyorlar. Askerlikten önce Ankara Hava Meydanı’nda çalışmış.
Yüksek Okul mezunu. Döndükten sonra yeniden Hava Meydanı’nda işe başlamış.
Sonrası meçhul...''
ARKADAŞINA SİLAH ÇEKTİREN HAYA!
Kore'ye gönüllü giden
gayrimüslim Mehmetçiklerden biri de Kayseri Ermenilerinden Toros Babaoğlu'ydu.
Parasızlıktan ötürü genç yaşta iki hasta ağabeyini kaybeden Babaoğlu çok üzülür
ve ''ben de en azından memleket için öleyim'' deyerek başvurur askeriye.
1953'te yaşı tutmamasına rağmen Kore'ye gidebilmek için çok ısrar eder. Hatta
normal askerlerin aldığı 6 aylık savaş-cephe eğitimini almadan katılır 4. Kore
Türk Tugayı'na. Cephede geçen 1 yılın ardından 1954’te teskeresini alıp yurda
döner. Askerler onu bayraklar eşliğinde evine kadar götürür. Kapıda
gözyaşlarıyla karşılanır. Hasret, endişe son bulur. Toros'un sağ salim dönmesi
için iki adakta bulunan annesi, kurbanlarını Eyüp Sultan Camii'nde kestirip,
fakir fukaraya dağıtır... Gazi Toros, Mart 1988'de işten eve dönüş yolunda kalp
krizi geçirir. 56 yaşındaki gazi kaldırıldığı Haseki Hastanesi'nde bir gün
sonra vefat eder. Erken yaşta gelen ayrılık tüm aileyi yasa boğar. Çevikalp Toros Babaoğlu'nın Kore
günlerini oğlu Civan Bey'den dinler. Civan Beyin naklettiği bir hatırayı da
kitaba alır: “Bir keresinde babamın birliği arama tarama görevi almış. Asker
arkadaşlarıyla belirtilen bölgedeki evlere tek tek aramaya başlarlar. Bizim
askerlerden biri girdiği evde karşılaştığı çocuklu genç bir kadına sarkıntılık
eder. Babam o askerden 'direnmekte olan kadını rahat bırakmasını, aksi taktirde
arkadaş filan dinlemeyip kendisini vuracağını' söyler. İlk başta arkadaşı pek
önemsemez uyarıyı, ona kurşun sıkabileceğine ihtimal vermez. Ancak babam
silahını kafasına dayamasından sonra ciddiyetini anlar ve kadını rahat
bırakır. Genç kadın ile küçük çocuğu
babamın ayaklarına sarılıp dakikalarca ağlamalar. Babamı bu olaydan çok
etkilemiş olmalı. Çünkü hayattayken anneme sadece bu anısını anlatmıştı...”
Vatan, millet için Kore’ye
can pahasına savaşmaya giden başka gayrimüslimlerimiz de vardı. Bazıları da
geri dönemedi. Müslüman silah arkadaşlarıyla koyun-koyuna gömüldü Pusan’daki
şehitliğe. İstanbul-Kumkapı doğumlu Ermeni asıllı Ohannes Büyükandonoğlu gibi.
1930’da dünyaya gelen Ohannes ilk eğitimini Bezciyan Ermeni Okulu’nda (1942)
tamamlamıştı. 2. Türk Tugayı’nın sıhhiye erlerindendi. 29 Ocak 1952’de şehit
düştü. Kabri Pusan Şehitliği’nde… Gökçeadalı İlya Banago, İzmirli Musevi Rafel
Sasun, Antakyalı Hıristiyan Ortodoks Cebrail Suadioğlu, Ermeni Jak Arad, New
Jersey’de yaşayan Kunuri kahramanı Nazzaret Yoğumyan, İstanbul Ortaköylü
Haygazun Atomyan, İatanbul Kumkapılı Arto Acemyan, yine Kumkapılı Kriz
Dinçkayıkçı, Bakırköylü Sahak Demirci, Samatyalı Haci Orak, İstanbullu Toros
Babaoğlu ve Sarkis Harputlu, Bakırköylü Keğan Sarıyurt, Los Angales’te vefat
eden Rupen Halıcı Habesyan, Amasyalı Nubar Boynukalın, Sinoplu Sarkis
Kasımoğlu, Margos Karabulut da vatan
millet uğruna Kore’de savaşan gayrimüslim
Mehmetçikler... Kitap bir çoğunun hikâyesine olabildiğince değiniyor.
Savaş sırasında Türk
Tugayı'nın cephe gerisinde açtığı Türk Okulu ile ilgili bölüm kitabın can alıcı
kısımlarından biri. Yazar TSK'nın 1952'de Suwon'da açtığı Ankara-Suwon
Okulu'nun hikâyesini onlarca arşiv belgesini, anı ve fotoğrafı bir araya
getirecek yazmış. Meseleyi ilk kez Türkiye gündemine sokan da Mesut Çevikalp
olmuş: ''Ankara Okulu'nun hikâyesi başlı başına film olacak derinlikte. Türk
askeri Kore cephesine BM şemsiyesi altında gidiyor. Türkiye gibi 15 BM üyesi
askeri de Kuzey Kore/Çin'e karşı savaşıyor. Bunun yanında sadece Türk askeri
cephe gerisindeki sivillere sahip çıkıyor. Yetişkinlere karavanadan yemek
veriliyor. Kimsesiz kalan Koreli yetimler için de Tugay içinde bir okul inşa
ediliyor. Genelkurmay'ın izni ve emri ile inşa edilen Ankara-Suwon Okulu'na
Türkiye'den eğitim araç gereçleri, önlük hatta piyano getiriliyor. Müzikle bir
çeşit psikolojik terapi uygulanıyor yetimlere! Subaylar cephe dönüşü küçük
çocuklara Türkçe dersi verip, İstiklal marşımızı öğretir. Mevcut 300'ü bulunca
Koreli öğretmenler de istihdam edilir. Okul Türk askeri Kore'den ayrılıncaya
kadar, tam 20 yıl (1971) hizmet verir. Bugün okul ayakta değil. Ancak kitap
çalışması sırasında görüştüğüm Koreli diplomatlar Ankara'nın gündeme getirmesi
durumunda söz konusu okulun iki ülke dostluğuna hizmet etmek üzere yeniden
açılabileceğini düşünüyor.''
KORE'DEN 60 YIL SONRA GELEN YETİM
AYLA'NIN HİKAYESİ!
Ankara Suwon Okulu'nda eğitim alan
Koreli yetimlerden biri Kim Eunja hanım 60 yıl sonra Türkiye'ye gelip cephede
kendine sahip çıkan Astsubay Süleyman Dilbirliği'ni bulmuş. Türk askerinin
'Ayla' ismi verdiği Eunja hanım 10 gün sonra ülkesine döndüğünde Süleyman beyin
varlığını Güney Kore hükümetine bildirmiş. Konu Kore gündemine bomba gibi
düşer. Kore devlet televizyonu ikiliyi bir de Kore'de buluşturmak üzere
Süleyman Bey ile eşini Güney Kore'ye götürür. Bununla da yetinilmez; 2010'da
resmi ziyaret için Ankara'ya gelen Kore Cumhurbaşkanı Myung-Bak, Dilbirliği'ni
Çankaya'da kabul edip, bizzat kendi eliyle devlet nişanı takdim eder. Sonrasında
Dilbirliği ile görüşen Çevikalp 'Ayla'nın hikâyesini kitaba taşımış.
215 sayfalık küçük bir albümle son
buluyor. Çoğu ilk kez gün yüzüne çıkan 20 fotoğrafın her biri ayrı bir detaya
dikkat çekiyor. Mesela fotoğraflardan biri 1'inci Kore Türk Tugayı ile Kore'ye
gidecek olan Mehmetçiklerin sünnet törenini yansıyor! 20 yaşındaki gençler için
sünnet merasimi de düzenlemiş TSK. Yine kitabın son kısmında verilen il il
ayrıntılı şehit ve esir listeleri okuyucuya bir çırpıda memleketindeki Kore
Gazileri hakkında bilgi sunuyor. Titiz bir araştırma neticesinde vücut bulan
eser Kore Savaşı'nı akademik alanda çalışan uzmanlar için de bulunmaz Hint
kumaşı niteliğinde...
Kitapta yer alan diğer sıra dışı
hikayeler de şöyle;
KORE'DE SADECE SAVAŞMADIK!
Kore Cephesi'nde geçen 13 ayın ardından
Ankara'ya dönen 1'inci Türk Tugayı Komutanı Tümgeneral Tahsin Yazıcı,
muhalefetten yükselen 'Kore'de Mehmetçiğin pisi pisine öldüğü' yönündeki
eleştiriyi şöyle cevaplar: ''Mehmetçik Kore'ye mazlum Korelilerin can ve namusunu
korumak üzere, aziz bir vazife için gitmiştir. Ayrıca Mehmetçik Kore'ye sadece
savaşmaya da gitmedi! Bugün Suwon'da üzerinde bayrağımızın daimi olarak
dalgalandığı bir yetimhane ve okul vardır. Bu okulun ismi de Ankara Okulu'dur.
Okulun 118 talebesi vardır. Haftada iki saat burada Türkçe dersi verilir.
Öğrenciler şimdiye kadar 5 marşımızı tamamıyla öğrenmişlerdir.''
''KIZIL
CEPHE BİZE 'KAN KARDEŞLİĞİMİZİ' HATIRLATIYOR''
Kızıl
Cephe'ye takdim yazısı yazmakla kalmayıp, yazarın iki ülke ilişkilerine dair
sorularını cevaplayan Güney Kore Ankara Büyükelçisi Sangkyu Lee, eserin iki
ülke arasındaki dostluğa ciddi katkı sağlayacağını vurguluyor. Büyükelçisi Lee Kızıl
Cephe’nin Kore Savaşı’na dair önemli bir açığı doldurduğunu düşünüyor: ''Bu
kitap aracılığıyla Koreliler 8 bin km uzaktan koşarak Kore'nin barış ve
özgürlüğünü koruyan Türklere duyduğu şükran borcunu bir kez daha hatırlayıp,
tazeleyecek. Türklerin de geçmişte canlarını hiçe sayarak korumaları sayesinde
gelişmiş olan bugünkü Kore ile gurur duyuyor. Kore ve Kore halkına besledikleri
özel sevgiye her zaman muhafaza etmelerini, 'Kan Kardeşi' olan iki milletin
dostluğunun ebediyete kadar sürmesini temenni ediyorum.''
MEHMETÇIĞIN KORE’DE ITAAT ETMEDIĞI TEK EMIR!
Gazi Binbaşı Nazım Dündar Sayılan cephede Mehmetçiğin itaat
etmediği tek emri şöyle anlatıyor: “Askerlerimize teslim olan, yakalanan Çinli
ve Kuzey Koreli esirlere sorgudan evvel su, sigara ve ekmek verilmemesini
emrettik. Ancak askerimiz karşıdan elini kaldırarak gelen düşman askerlerini ‘vay
hemşerim, hoş geldin’ diye karşılıyordu. Sorgudan önce ekmek, su, sigara ikram
ediyordu. Kore cephesinde askerimizin itaat etmediği tek emir buydu.”
“KORELI YETIMLERI TÜRK ÜNIVERSITELERINDE
OKUTTUK”
Gazi Astsubay Yusuf Günaydın naklediyor: “Türkiye ateşkes
sağlandıktan sonra Kore’de cephe gerisinde sahip çıktığı yetimleri kaderlerine
terk etmedi. Bazıları tahsil için Türkiye’ye getirildi. Hatta bir kısmı Ankara
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi başta olmak üzere kaliteli üniversitelere burslu
olarak yerleştirildi. Bu öğrencilerden bazıları ülkelerine döndüğünde çok iyi
makamlara geldi. Mesela diplomat Sang-Ki Paik bu öğrencilerden biriydi.”
60 YIL SONRA KORE’DEN GELIP ‘BABASINI’
BULAN YETIM
Gazi Astsubay Süleyman Dilbirliği, cephe gerisinde ölmek
üzereyken bulduğu küçük kızı Türk Tugayı’na götürüp sahiplenir. Ayla adını
verdiği bu kıza bir yılda Türkçeyi öğretir. Eve dönme vakti gelince de onu
Tugay’da açılan yetimhaneye teslim eder. Ayla, 60 yıl sonra manevi babasını
bulmak üzere Türkiye’ye gelir. Güney Kore, İstanbul Konsolosluğu üzerinden
Süleyman Bey’i bulur. Tam bir vuslat yaşanır. Olay Güney Kore’de günlerce
gündemde kalır. 2010’da Ankara’ya gelen Güney Kore Devlet Başkanı Myung-Bak,
Gazi Süleyman’ı Çankaya’da kabul edip sergilediği büyük fedakârlıktan ötürü
devlet nişanı takdim eder.
ESIR KAMPINDAN KAÇAN TEK TÜRK
1950’de 1’inci Kore Türk Tugayı ile Kore’ye giden Şevket
Koçak, komünist kuvvetlere esir düşüp esir kampından kaçmayı başarabilen tek
Türk. Koçak’ın kamptan kaçışına yardım ettiği Amerikalı subay ülkesine
döndüğünde Koçak’ı unutmaz. Onun da ABD’ye gelmesini sağlar. ABD’de restoran
açan Koçak, yine Amerikalı subay dostu sayesinde Demokratlardan siyasete
atılır. Partide 39. Başkan Jimmy Carter ile aile dostu olacak kadar sevilir.
1987’de Başbakan Turgut Özal kalp ameliyatı için Houston’a gittiğinde onu
hastanede ilk ziyaret edenlerden biri Şevket Koçak olur.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.