Zeynep Tozduman
Şengal'de, Musul'da, Kobane'de, Rojava'da İŞİD (Irak-Şam
İslam devleti) terör örgütü tarafından
yaşanan insanlık dramının ve vahşetin gölgesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerine
giren Türkiye'de, bir Cumhurbaşkanlığı seçimini daha geride bıraktık.Öfkeyle, acıyla,demoralizasyonla yeniden ayağa kalkarak
haftaya başladık...Kanayan yanımız Şengal'de , diğer yanımız ise ülkede
yapılmış olan seçim değerlendirmelerinde.. İnsanlığın dumura uğradığı,
vicdanların karardığı Orta Doğu coğrafyasının acı çığlıkları kadın ve çocuklardan
geldikçe insanlığımızdan utanıyorduk. Sosyal medya ve TV yoluyla izlediğimiz
dehşet fotoğrafları ve klipleri gördükçe, bizimde yüreklerimiz acıyla
kavruluyordu. Hıristiyan- Ezidi ve Alevi kadınların dünyanın gözü önünde köle
pazarlarında satıldığı/pazarlandığı 21.yüzyılda İnsanlık bitmiştir artık.
Çocukların Şengal dağlarında açlıktan ve susuzluktan öldüğü bir dünyada ise
vicdanlar yok olmuştur. Yaşatılan bu vahşet karşısında Dünya Kadın örgütleri
ise hala sessiz.
Irak'ta kadim halklara ve inançlara baştan beri ordusuyla
yardım eden HPG ve YPG güçleri olmasaydı bu gün belki de daha büyük acılardan
bahsediyor olacaktık. Elbette zulmün küçüğü, büyüğü olmaz. Zulüm nereden ve
kimden gelirse gelsin, zalimin zulmüne karşı çıkmıyorsak eğer, bizde zalimiz. 1915’de
ve 1938’de vurulan kadim halklar bu gün Irak’ta, Suriye’de yeniden vuruluyor.
Ve nedense bu halklar hep aynı replikle vuruluyor... Yine İslam
coğrafyalarında, İslam adına, cihat adına yüz binlerce Hıristiyan- Alevi,
Ezidilerin kanı akıyor. 73. Kez katliama uğrayan Ezidi halkının canhıraş
çığlığı olan Ezidican’nın çığlığı kameralara bakın nasıl yansıyor: "Vatan da istemiyoruz, toprak da
istemiyoruz. Hepsi bunların olsun. Bizi bu İslam’ın içinden alıp kurtarın,
nereye götürürseniz götürün. Artık İslam’ın içinde yaşamak istemiyorum’’ .
Ezidi, Hıristiyan ve Aleviler pekâlâ biliyorlar ki nerede Radikal İslam varsa
orada onlara zulüm vardır. Irak’ta yürek dağlayan çığlıklardan gelelim seçim
değerlendirmelerine.
Bunca acı ve zulme rağmen 10 Ağustos 2014 günü Türkiye’de
yapılan Cumhur Başkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş'ı seçmeyen
Kürtler,
Türkler,
Ermeniler,
Süryaniler,
Aleviler,
Romanlar,
Araplar,
Çerkezler,
Devrimciler,
Emekçiler,
Seçimde oy kullanmaya gitmeyenler,
Kadınlar, LBGT bireyleri, Gençler, Ekolojistler,
Barışseverler…
İtiraf edelim, hepimiz suçluyuz. Demirtaş’a oy veren %10
barajını bile aşamayan seçmenler olarak bundan sonra hedeflerimizi daha da
büyütmeliyiz. Ne demişti Che ''büyük düşün imkânsızı yakala''. Bizler her
birimiz küçük düşündüğümüz için olsa gerek yine her birimiz bir oy sandığa
taşıyamadığımız için bu seçimi de kazanamadık. Oylarımızı arttırdık yetmez ama
evet. Bu şu demektir,
Kobane'de, Rojava'da, Şengal'de, Musul'da, Ninova'da,
Kessab'da savaş tamtamları çalan islami terör örgütlerine buyrun istediğiniz
gibi savaşın demektir. Aslında seçimi kazanamayarak bizler barışa hayır dedik.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iktidara tek alternatifi muhalefet olan
Selahattin Demirtaş'a (yani kendimize) yeterince destek vermedik. Bu yüzden
suçluyuz her birimiz.
2014 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, toplam seçmen
sayısı 55 milyondu. Bu rakamın 13 milyonu oy kullanmaya gitmedi. Katılım
oranının düşük olduğu bu seçimlerde 21 milyon Kürt nüfusundan ise yaklaşık
olarak 4 milyon Kürt, Selahattin Demirtaş'a oy vermiştir. Sandığa giden 42
milyon insanın oylarıyla bu ülkenin kaderi belirlendi. Seçimlerin Ağustos
ayında olması ise asla bir tesadüf değildir. Oy kullanma oranının düşük olacağı
Kıyı şeridi göz önüne alınarak belki de bu tarih özellikle seçilmiştir.
Selahattin Demirtaş'ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi TV ve miting
konuşmaları HDP'nin Türkiyelileşme politikasının geniş kitlelere aktarılması
açısından çok ama çok anlamlıydı.
Genel seçimlerde % 6,5 oy oranına sahip olan BDP ve HDP'nin,
Selahattin Demirtaş'ın akıcı ve her kesimi kucaklayan üslubu ile bu oran %9,7’
lere yükselmiştir. Bu, kısmen de olsa bir başarıdır. Bu başarıda Selahattin
Demirtaş'ın şahsının çok büyük katkısı vardır. Türkiye halklarının ve
inançlarının Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş'ın kaybetmesi, bu
ülkenin ve Orta Doğu halklarının kaybetmesidir. Çünkü bu seçim sadece
Cumhurbaşkanlığı seçimi değildi. Diktatörlükle yönetilen bir düzeni onaylayıp-
onaylamama seçimiydi. Kişi, kurum, kuruluş ve örgütler yeterince çalışmadığımız
için bizler Selahattin Demirtaş'ı Cumhurbaşkanı yapamadık. Bu seçimde Halk
diktoryal bir düzene Evet diyerek aslında Savaşa ve insan hak ve gasplarına da
Evet demiştir.
Şimdi ne mi olacak? Yeni bir kuşak imam- hatip'lerle
büyüyecek, din ve Arapça dersleri tercihli olmaktan zorunlu hale gelecek.
Şeriatın ilk adımlarının atıldığı kurum ve kuruluşlarda özellikle Eğitimde
Dindar ve kindar bir gençlik yetişecek. Bizler ise halkların ve inançların
özgür olduğu bir dünya düzenini torunlarımızın elinden aldığımız için hep
suçluluk duygusuyla yaşayacağız. Torunlarımız; tıpkı İran'da, Afganistan'da,
Suidi Arabistan’da, Irak'ta olduğu gibi
karanlık çağın nesli olarak hayatta var olma savaşı verecektir. Düşüncelerimizi
iktidara taşıyamadığımız, torunlarımıza güzel bir gelecek inşaa edemediğimiz,
geleceklerini ellerinden aldığımız için özür dileriz çocuklar özür dileriz her
birinizden. Aydınlık geleceğinizi kararttığımız için özür dileriz çocuklar.
Özür dileriz Selahattin Demirtaş özür dileriz senin/ benim düşüncelerimizi
hayatın pratiğine taşıyamadığımız için.
Son bir şansımız kaldı. Bu şansı henüz yitirmeden yarın
seçim olacak gibi şimdiden birlikte el ele çalışalım. Hepinizin bildiği gibi
bir yıl sonra da parlamento seçimleri yapılacak. Vakit çok geç olmadan, ülke
geri dönüşü mümkün olmayan bir karanlığa girmeden, gelin hep birlikte yeni bir
Türkiye’yi birlikte resmedelim.
ZEYNEP TOZDUMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.