Markar Esayan
Dink davasının paralel yapının insafına bırakılması ve cinayetin manevi kaldıraç gücünün hesaplanamamış olması gerekçelerin başında geliyor. Böylelikle Dink cinayeti üzerinden önce gazete sonra da cemaatin bir bölümü rehin alındı veya kendisini teslim etmeye hazırdı. AGOS'un bu tercihi, kafa karışıklığının, öfkenin, gazete ile vakfı çevreleyen sekter-romantik sol grubun yarattığı olağanüstücülüğün ve aktivizm teşviklerine cevap iştahının toplamından neşet etmiş gibi duruyor… Ermenileri sağaltacak olan, yeni bir ülkenin kuruluşunu engellemeye dönük bir ittifakın projesi ve nesnesi olmaktan değil, bilakis bu kuruluşa damga vurmaktan geçiyor. İşte Mahçupyan 'Bir proje mi, yoksa kurucu özne mi olacaksınız' diye sorarken böyle can alıcı bir noktaya temas ediyordu. Hasılı, ilk yuvam olan AGOS'un kısa sürede toparlanacağına, küçük Ermeni cemaatinin içindeki daha da küçük bir cemaatin Birgün'ü olmak yerine, Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni medyanın özgün bir parçası olabileceğine inanıyorum.
Dink davasının paralel yapının insafına bırakılması ve cinayetin manevi kaldıraç gücünün hesaplanamamış olması gerekçelerin başında geliyor. Böylelikle Dink cinayeti üzerinden önce gazete sonra da cemaatin bir bölümü rehin alındı veya kendisini teslim etmeye hazırdı. AGOS'un bu tercihi, kafa karışıklığının, öfkenin, gazete ile vakfı çevreleyen sekter-romantik sol grubun yarattığı olağanüstücülüğün ve aktivizm teşviklerine cevap iştahının toplamından neşet etmiş gibi duruyor… Ermenileri sağaltacak olan, yeni bir ülkenin kuruluşunu engellemeye dönük bir ittifakın projesi ve nesnesi olmaktan değil, bilakis bu kuruluşa damga vurmaktan geçiyor. İşte Mahçupyan 'Bir proje mi, yoksa kurucu özne mi olacaksınız' diye sorarken böyle can alıcı bir noktaya temas ediyordu. Hasılı, ilk yuvam olan AGOS'un kısa sürede toparlanacağına, küçük Ermeni cemaatinin içindeki daha da küçük bir cemaatin Birgün'ü olmak yerine, Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni medyanın özgün bir parçası olabileceğine inanıyorum.
***
Ermeni cemaatinin sorunlarını Türkiye'nin genel
demokratikleşme süreci içinde ele almak ve arada spesifik konularda ihtiyaç
oldukça müdahil olmak gibi bir tercihim var. Bunun doğru bir tavır olduğunu
düşünüyorum. Kürt meselesinde de sorun böyle bir yöntemle çözülüyor. Devletin
demokratikleşme hamlesi tüm dezavantajlı kesimlerin hak taleplerinden aldığı
enerji ile devam ederken, bir konuda yapılan reformlar ülkede yaşayan tüm
dezavantajlı kesimleri rahatlatıyor. Buna en iyi örnek anadilde eğitimin
önündeki engellerin kaldırılmasının sadece Kürtlerin değil diğer halkların da
benzer sorunlarını çözüyor olmasıdır. Nitekim geçenlerde Süryani Mor Efrem
Anaokulu açıldı. Önceki yıl da Gökçeada Rum İlkokulu'nun açılması yönünde
engeller kaldırılmıştı.
Böylelikle ayrımcı devlet aklını terk ederken, hem bir
takım etnik kimlikler pozitif ayrımcılıkla hedef haline getirilmemiş, hem de
toplum olma yönünde olumlu bir iklim yaratılmış oluyor. Birlikte çalışmanın,
müzakere etmenin mümkün olduğu, hak taleplerinin kendi üzerlerinde kurduğu
baskıyı tehdit değil, avantaj olarak gören bir siyasi iktidar söz konusu. Bu
durum niyet gösterme anlamında değil, başarılı olma anlamında Türkiye'de bir
ilk.
Nitekim Ermeniler 12 yıllık genel demokratikleşme
hamlelerinin tamamından her Türkiyeli gibi yararlandılar. Lakin Ermeniler
2007-2008 yılında iki talihsiz olay yaşadı. İlki tabii ki sevgili Hrant Dink'in
öldürülmesi oldu. Diğeri de Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob'un ağır bir
beyin rahatsızlığına yakalanmasıydı. Böylelikle iki çok değerli siyasi kolon
Ermeniler adına çökmüş oldu. Bu iki etkili kişilik çoğunlukla birbirine
muhalefet etse de tartışmalar cemaatin üzerindeki ölü toprağını atıyor, içe
kapanıklığı zorluyor ve onu gittikçe bir özne haline getiriyordu.
En yakın dostu Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra Etyen
Mahçupyan büyük bir sorumluluk aldı ve AGOS'u ayakta tuttu. Bu sürece ben de
2008 başına kadar elimden geldiğince katkıda bulundum. Adil olmak adına o
dönemde Aydın Engin gibi değerli sosyalist isimler de ellerinden gelen desteği
verdiler. Yayın yönetmenliğini devralan Rober Koptaş benim önemsediğim bir
isimdir. Tabii ki AGOS Hrant Dink'ten sonra değişecekti ve Dink'in AGOS'unu
özlemek haklı bir duygu ama adil değildi. Önemli olan AGOS gibi kıymetli bir
mecranın demokrat akıl üretmekteki fonksiyonunun devam etmesiydi. Sol
gelenekten gelerek demokrat, adil ve etkili bir yayıncılığın mümkün olduğunu
Dink göstermişti.
Sonuç en azından benim açımdan ve şimdilik kaydıyla böyle
olmadı, olamadı. Çok zor bir dönemdi. Arkasına sığınılacak sağlam gerekçeler
var ama hiçbiri AGOS gibi değerli bir mecraya yönelik özensiz editöryel tavrı
haklı kılmıyor. Dink davasının paralel yapının insafına bırakılması ve
cinayetin manevi kaldıraç gücünün hesaplanamamış olması gerekçelerin başında geliyor.
Böylelikle Dink cinayeti üzerinden önce gazete sonra da cemaatin bir bölümü
rehin alındı veya kendisini teslim etmeye hazırdı. AGOS'un bu tercihi, kafa
karışıklığının, öfkenin, gazete ile vakfı çevreleyen sekter-romantik sol grubun
yarattığı olağanüstücülüğün ve aktivizm teşviklerine cevap iştahının
toplamından neşet etmiş gibi duruyor.
AGOS açısından Dink davasının yanında Gezi'nin daha
etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü kırılma o noktada hızlandı. Bunu,
sekülerliğin bir ideoloji olarak kabul edilmesi hatasına ve yaşam biçimlerinin
dar yorumundan ileri gelen bir örtüşmeye borçluyuz.
Ermeni entelijensiyasının sol cenahı aynı hatayı 19.
yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında İttihatçılarla pakt kurarak yapmıştı. Onları
yakınlaştıran, benzer süreçlerden geçmiş olmaları hasebiyle seküler Batı
paradigmasını paylaşmalarıydı. Oysa Ermenilerin yüzde doksanı köylü- dindar bir
toplumdu ve menfaatleri İttihatçıların devirmeciliği, irredantizmi ile değil,
yerel sosyolojiyle birlikte hareket etmekteydi. Yervant Odyan'ın 'Yoldaş
Pançuni' isimli kitabı halkla ilişkisiz sol hareketin yüzeyselliği ve
oportünizmini çok güzel anlatır. Şimdi de bir takım isimler (Türk, Kürt veya
Ermeni) birer Yoldaş Pançuni rolüne soyunmuş haldeler.
Ama en nihayetinde etkisi ve temsiliyeti abartılmaması
gereken küçük bir gazeteden söz ediyoruz. Kimse Ermenilerin alternatif fikir
merkezleri üretmemesi için elini kolunu bağlamış değil. Ermeniler aktif değil
diye o veya bu şekilde aktif olan bir mecraya fatura kesilemez. İstedikleri
gibi davranma özgürlükleri var, o özgürlük nesneleşmeye yol açsa da...
Bu noktada Ermeni cemaatinin eğilimlerini tam
bilemiyoruz. Gözlemlerim özellikle genç nesilde Gezi'nin etkili olduğu yönünde
ki bu çok normal. Ancak cemaatte hala 12 yıllık değişime destek tavrı Türkiye
ortalamasının altında değil gibi. Bunu geniş çevremde yaptığım gözleme dayalı
olarak söylüyorum. Dolayısıyla Ermeni cemaatini kategorikleştirip Yoldaş
Pançunilerden mürekkep sanmak özellikle dindarlar için yine 20. yüzyıl başında
yapılmış bir diğer hatayı tekrarlamak olur.
Yeni bir ülke kuruluyor. Ermeniler, İttihatçılara,
onların B takımı kemalistlere, latan kemalist solculara, mağduriyetleri kişisel
güç yaratmak için sömüregelmiş seçkin 'aydın' şürekasına hiçbir şey borçlu
olmadığı gibi, bir koca yüzyıl, yüzbinlerce can ve yitip giden bir kültür
alacaklı. Onların pespaye iktidar kavgası Ermenilerin meselesi değil.
Saplantılarını, kibirlerini üretip bugüne taşıdıkları o hikayede Ermeniler
birinci kaybedendi. Neden tarihe mahcubiyet içinde veda ederlerken yanlarında
olsunlar ki!
Ermenileri sağaltacak olan, yeni bir ülkenin kuruluşunu
engellemeye dönük bir ittifakın projesi ve nesnesi olmaktan değil, bilakis bu
kuruluşa damga vurmaktan geçiyor. İşte Mahçupyan 'Bir proje mi, yoksa kurucu
özne mi olacaksınız' diye sorarken böyle can alıcı bir noktaya temas ediyordu.
Hasılı, ilk yuvam olan AGOS'un kısa sürede
toparlanacağına, küçük Ermeni cemaatinin içindeki daha da küçük bir cemaatin
Birgün'ü olmak yerine, Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni medyanın özgün bir
parçası olabileceğine inanıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.