Emre Ertani/internethaber.com
Akşam gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan kendisini 'satılık'
olmakla itham edenlere sert çıktı. Mahçupyan, hakkındaki eleştirilere tek tek
yanıt verdi... Böyle konuştuğunuz için size ‘satılık’ diyenler var. Siz AK
Parti’den çok büyük paralar mı alıyorsunuz? Açıkça söylemem gerekirse bu aptalca bir eleştiri. Cevap
veremediğiniz zaman insanlara böyle şeyler söylersiniz. Çıkıp da “Ben öyle
değilim” demek bile çok komik. Sonuçta ben burada bir şey anlatıyorum. Tersten
gidelim, velev ki satılmış olsam ne fark eder? Ermeni Cemaati’nin önünde bir
sorun var ve eğer satılmamış olan o arkadaşların biri bile çok ufak bir
sorumluluk sahibiyse oturup o sorunu düşünmek zorundalar. Ve de satılmış biri
tarafından uyarıldıkları için utanmaları lazım. Onlara düşen şey, kendilerinin
bunu yapmasıydı. Ama hayat ne garip ki, (Mahçupyan burada gülerek yanıt
veriyor) böyle benim gibi satılmış insanlar, çıkıp onlara hatırlatmak zorunda
kalıyorlar.
***
Akşam gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan kendisini 'satılık'
olmakla itham edenlere sert çıktı. Mahçupyan, hakkındaki eleştirilere tek tek
yanıt verdi...
Emre Ertani/internethaber.com
Akşam gazatesi yazarı Etyen Mahçupyan'la yaptığımız
söyleşinin son bölümünde Ermeni Cemaati'ne yönelik eleştirilerini konuştuk.
'Palyaçonun cehennemi' başlıklı yazısıyla bir tartışmanın fitilini ateşleyen
Mahçupyan, "Azınlıklar içinde ve özellikle Ermeni cemaatinde pespayelik
son derece yaygın" diye yazmıştı.
Etyen Mahçupyan, aynı yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın
"Affedersiniz Ermeni" sözlerine tepki göstermesi yönündeki çağrılar
için, "Amaç benim nasıl da Erdoğan’ın yanında saf tuttuğumun, ‘satılmış’
olduğumun kanıtlanması ve yürek yağlarının erimesiydi" dedi.
Mahçupyan'a açık açık "Öyle konuştuğunuz için size
‘satılık’ diyenler var. Siz AK Parti’den çok büyük paralar mı
alıyorsunuz?" diye sordum.
Mahçupyan'la yaptığımız söyleşinin son bölümü şöyle:
Neden ‘Palyaçonun cehennemi’ başlıklı bir yazı adınız?
Size çok mu eleştiri geliyor?
Oradaki ana gayem şu, genel olarak azınlıklar için bir
durum var, Ermeniler için daha özel bir durum var. Azınlıklar için durum şu:
Azınlıklar kendilerini Kemalist devletin koşullarına ve durumuna göre ayarlamış
bir yönteme sahipler. Mesela, kapalı kapılar ardında iş bitirme, enformel
kanalların kullanılması, açıkça rahatsızlıkların söylenmemesi, bir tür
yalakalıkla işlerini çözmeleri gibi meseleler... Bunun dışında kalanların da
bir tür solculaşması... Ki bu çok normal onlar marjinal insanlardı şimdiye
kadar hiçbir şey de olmadılar, Türkiye solunun parçası olarak yaşadılar.
AZINLIKLAR SEYİRCİ KALIRCA APTALLIK EDER
O Kemalist dönem boyunca da azınlıklara "Niye böyle
yapıyorsunuz?" diye ahlaken sorulabilirdi ama siyaseten bir karşılığı
olduğu belliydi. O tür bir devlette çok başka bir şansınızı yoktu belki. Ama şu
anda Türkiye’de bir dönem bitti, o parantez kapandı. Ve yenisi inşa edilirken
bu işin başında rol alırsanız sizin için başka bir gelecek var, seyirci
olursanız başka bir gelecek var. Ben azınlıkların seyirci olurlarsa aptalca
davranmış olacaklarını düşünüyorum. Hükümet kim olursa olsun, yeniden inşa
dönemindeyse bir ülke, azınlıkların o inşanın bir parçası olması lazım. Ne
kadar olabilirse o kadar etkili olabilirler, kendilerini de yaşatacak olan daha
geniş, daha çoğulcu, daha demokratik bir yapının kurulmasına yardımcı olurlar.
ETYEN MAHÇUPYAN: İLK KEZ SÖYLÜYORUM, ERDOĞAN BABAMA
BENZİYOR
Ermeniler açısından bakıldığı zaman, tabii ki 1915’in
100. yılı var. Ermeni Cemaati’nin ne dediği gibi bir mesele var. Şimdi Ermeni
Cemaati’ne bakalım, bir uçtan başlıyorsunuz Patrik Vekili Aram Ateşyan var,
seçimle gelmemiş olan bir kişi ama patrik koltuğunda oturuyor ve onun bütün
yetkilerini kullanıyor. Bizim Agos’ta yayımladığımız bir haberi şimdi
hatırlıyorum, Ateşyan para olaylarının içine de karışmış olan biri. Hükümet bu
kişiyle mi iş yapacak? İkinci kategoriye geliyoruz, birtakım vakıfların
başkanları var, sadece para sahipleri oldukları için, sadece iş adamı oldukları
için söz sahibiler. Yaptıkları iş de sonuç olarak para işleri... O zaman
soralım: Hükümet bu insanları mı muhatap alacak? Ondan sonra koca bir boşluk
var ve sonra da solcu aydınlar var. Yoksa bu solcu aydınları mı muhatap alacak?
SİRKİN DEVAM ETMESİNE BİR İTİRAZIM YOK
Solcu aydınlar dediğiniz kim? Ermeni Cemaati’nde bir elin
parmağını geçmeyecek kadar böyle insanlar var...
Evet ama Müslüman-Türk kamuoyu olarak bakın “Bu Ermeniler
ne istiyor?” diye sorduğunuz zaman, bu 5-6 aktör var. Agos gazetesi de
bunlardan biri. Dolayısıyla da bunları bir kenara bırakalım, bu saydıklarım
önemli değil. Benim yazdığım yazı aslında sessiz olan çoğunluğa hitap etmek
için yazıldı. Ermeni Cemaati bu duruma razı mı? Buna eyvallah mı diyecek?
Önümüzdeki dönemde bir aktör olacak mı? Kendi içinde sivil bir aktörleşme
yaratabilecek mi? Ve bu aktörleşme 2015 yılının Nisan ayına doğru gidildiğinde
farklı bir Türkler, Ermeniler metaforu üretmeye aday mı? Mesele bundan ibaret.
Yoksa bu arkadaşlar, yazdıklarına devam ederler, istedikleri gibi
alkışlanırlar... Benim sirkin devam etmesine bir itirazım yok.
Sirkteki palyaçolar kim?
Solcu büyük abilerini alkışlarından, solcu küçük
ablalarının ve abilerinin öpücüklerinden çok hoşlanan birtakım genç kuşak
Ermeni aydınları.
İsim veremiyor muyuz? Hayko Bağdat çıkıp size direkt
yanıt verdi mesela...
Onlar zaten kendilerinin bu grubun içinde olduklarını
hemen anlıyorlar... Demek ki, o kadar açık yaşanan bir şey ki, kimin kimi
kastettiği hemen biliniyor. Onlar da kendilerini ortaya çıkarıyorlar. Ben şimdi
adını vermeyen birini zor durumda bırakmak veya ille de bir cevap vermeye
mahkûm etmek istemem.
ETYEN MAHÇUPYAN: AK PARTİ CEMAAT'E TUZAK KURDU
Ben kimseyi düşünerek yazmadım, onu söyleyeyim ama ortada
bir atmosfer olduğunu ve Hrant’ın öldürülmesinden beri, bunun sol kesim
tarafından bilinçli olarak yapıldığını biliyorum. Agos’u da bir kale olarak
görmüşlerdi. Agos’a da sahip çıkmaya çalışmışlardı... Bu küçük hesap, hani
İngilizcede ‘petty’ (Önemsiz, adi, olağan, ufak tefek) diye bir kelime vardır,
burada da bir ‘petty solculuk’ var. Bunun giderek yeni nesil Ermeni gençlerine
hitap etme ihtimali var, orada adını sanını bilmediğim gençler de mevcut.
VELEV Kİ SATILMIŞ OLSAM NE FARK EDER?
Böyle konuştuğunuz için size ‘satılık’ diyenler var. Siz
AK Parti’den çok büyük paralar mı alıyorsunuz?
Açıkça söylemem gerekirse bu aptalca bir eleştiri. Cevap
veremediğiniz zaman insanlara böyle şeyler söylersiniz. Çıkıp da “Ben öyle
değilim” demek bile çok komik. Sonuçta ben burada bir şey anlatıyorum. Tersten
gidelim, velev ki satılmış olsam ne fark eder? Ermeni Cemaati’nin önünde bir
sorun var ve eğer satılmamış olan o arkadaşların biri bile çok ufak bir
sorumluluk sahibiyse oturup o sorunu düşünmek zorundalar. Ve de satılmış biri
tarafından uyarıldıkları için utanmaları lazım. Onlara düşen şey, kendilerinin
bunu yapmasıydı. Ama hayat ne garip ki, (Mahçupyan burada gülerek yanıt
veriyor) böyle benim gibi satılmış insanlar, çıkıp onlara hatırlatmak zorunda
kalıyorlar.
AK PARTİ KIRILMASI HASTALIKLI BİR BAKIŞ YARATTI
Siz AK Parti’yi eleştirseniz ve hâlâ Agos’un başında
olsanız bu kadar eleştiri alır mıydınız? Sizin bu kadar yoğun bir şekilde
eleştirilmenizin nedeni ne?
Benim ne olduğumdan, kim olduğumdan çok daha önemli olan
nokta, bu AK Parti kırılması. Her şey AK Parti yandaşlığı/karşıtlığı meselesi
olarak algılanıyor. İlle de ya oraya, ya buraya girmeniz gerekiyor.
Girmiyorsanız sizi zorluyorlar zaten ille seçimini yap diye. Bu yüzden de
birçok köşe yazarının çok zor durumda olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki tarafta
da olmak istemeyenler var. Esas büyük olay bu. AK Parti hazımsızlığı aslında
birçok insanı da hazmedememelerine yol açıyor. Bu tersten de geçerli, AK Parti
yandaşları da bu sefer kendi zaviyelerinden bakıp bir sürü normal insanı AK
Parti karşıtı olarak görmeye de hevesliler. Orada da öyle yanlı bir bakış,
hastalıklı bakış mevcut.
Entelektüel ve Ermeni kimliğinizle AK Parti’de olunca
daha da tepki çekiryorsunuz sanırım...
AK Parti karşıtlığı solculukla birleştiği ölçüde ve bu
solculuk Ermeni Cemaati’ne kanca attığı ölçüde, ben de bu tür solculuğu karşı
çıktığım ölçüde tepki çekiyorum.
BEN KATİLLERİN BULUNMASI TALEP ETMİYORUM
Ümit Kıvanç’ın yazısını okudunuz mu?
Evet.
Sizin Hrant Dink’in en yakın arkadaşı olduğunuz herkesin
malumu. Kıvanç, sizi, arkadaşınızın davasına sahip çıkmamakla eleştirdi...
İlkesel olarak bir bakışım vardı. Bu bakışta ben
azınlıkta kaldım, çok da fazla ısrarcı olmadım. O bakış şudur, ki hâlâ aynı
düşünüyorum: Bu dava devletin namus davasıdır, bizim davamız değildir. Devlet
isterse katilleri bulur, istemezse bulmaz. Ben bulunmasını talep etmiyorum. Ben
devletin eğer o katilleri bulamaz ise, düşeceği durumdaki halini muhatap
alacağım. Derdim, arkasındaki isim şuymuş, buymuş değil. Dolayısıyla dava benim
için bir garnitürdür bütün bu Ermeni olma halimin içinde.
Sonuçta ben bir arkadaşımı kaybettim ve onun nasıl
öldürüldüğünü bildiğim için ille de onun arkasındaki tek isme razı değilim. Ben
devletin şapkasını önüne koyarak, vicdanıyla baş başa kalarak çözmesini,
çözemiyorsa da çözememe halini ömür boyu taşımasını istiyorum. İşte o devletin
bitip yeni bir devletin başlaması eğer mümkün olacaksa Yeni Türkiye diye bir
şey olacağını düşünüyorum.
AK Parti’nin katillerin ortaya çıkmasını engellediği ve
sizin de bu insanlarla birlikte hareket ettiğiniz söyleniyor...
Ama bu mahkeme üzerinden olan bir şey değil. Sembolik bir
isimden gidelim mesela Ramazan Akyürek (Hrant Dink'in öldürüldüğü dönem
İstihbarat Daire Başkanı'ydı). Akyürek’in bu işle ilgili olduğunu biliyoruz,
olmaması mümkün değil. AK Parti Ramazan Akyürek’i belirli bir noktada tuttu o
kadar sene. Şimdi ne yaptı? Attı! Olay neydi çünkü, AK Parti hükümeti emniyetin
içinde belirli insanları seçerek çalışmak zorunda ve hiçbir adamı yok. Bu
adamlardan bazılarıyla çalışmak zorunda ve Hrant Dink cinayeti öyle bir şey ki
emniyetin tepesindeki herkes ya doğrudan suçlu, ya suçu görmüş gözünü kapamış.
Özellikle İstanbul, Ankara ve Trabzon’a bakarsanız. Bunlardan birkaçıyla
çalıştı ama çok matah insanlar oldukları için, bunların suçsuz olduğuna
inandığı için değil. Hayatın getirdiği bu dar boğazı, bunlarla geçmek zorunda
kaldığı için. Gene de bunlarla çalışmasın diye ilkesel olarak karşı çıkılabilir
ama böyle tercih etti...
Ben zaten bu davadan bir şey beklemedim. İlk birkaç
duruşmaya girdim, yargıcın haline baktım... Bu zaten ne olacağı belli bir
davaydı. Bu davayı bu yargıç sonuna kadar götürecek ve üzerinden atmaya
çalışacaktı. Aynen öyle yaptı. Burada uğraşan arkadaşların kendilerince haklı
olabilecekleri, kendilerini doğru bir siyasetin parçası olarak, bir tür
aktivizm, bir tür militanlık yaptıklarını düşünerek kendilerini
beğenebileceklerini hâlâ bu tutumun doğru olabilecekleri savunacaklarını
düşünüyorum.
BEN DAVAYA ONLARIN ATFETTİĞİ ANLAMI VERMEDİM
Ona da bir itirazım yok. Ama ben hiçbir zaman dava
üzerinden bir bakışın Hrant Dink meselesinde onun hakkını verebileceğini
düşünmüyorum. Bu çok daha büyük bir mesele benim için. Davada bir sonuç çıksa
tatmin olacak mıydık? Çünkü bir yerde kesmek zorundaydınız çizgiyi. Dink
davasında tüm emniyetin, yargının yüzlerce insanının birden mahkum edileceği
bir dava haline gelmesi mümkün Türkiye’nin şu koşullarında? Böyle bir şey
gerçekçi olarak mümkün değil. Bir kademe gidersin, iki kademe gidersin, orada
duracaktı. Yine bizler bunun yeterli olmadığını söyleyecektik. Peki, yeterli
olmadığını bile bile bir şeyin arkasından neden gidiyorsun ki? O zaman bunu
tamamen devlete yık, bütün utancıyla, sorumluluğuyla, vicdanıyla baş başa
kalsaydı. O yüzden de ben davaya onların atfettiği anlamı vermedim.
DİNK DAVASI ÜZERİNDEN MİLİTANLIK YAPTILAR
Bu benim pozisyonumdan çıkmış bir eleştiri değil, benim
onlara eleştirim onlarının pozisyonundan çıkmış bir eleştiri. Velev ki davayı
takip etmek önemli ise ve de bu davanın ilerlemesini istiyorsanız o zaman
kimlerle yürümeniz lazım? Ben o zaman 'Hrant'ın arkadaşları' yazısında dedim
ki, bu davanın iyi yürümesi değil, bu dava üzerinden bir tür militanlık
yapılmak istendi. Çünkü davanın iyi yürümesini istiyorsanız İslami kesimi bir
baskı unsuru olarak kullanmak zorundasınız. Siz koca bir İslami kesimi yanınıza
alamıyorsanız, 5 solcu bir araya gelip pankart açıp… Hem de hangi solcular?
Ergenekon'la işbirliği yapmış olan solcular, Hrant'a yazı yazdırmamış olan
solcular...
TÜRKİYE'YE BİR MESAJ VERDİĞİNİZİ SANIYORSANIZ...
BirGün gazetesini kastediyorsunuz…
Bir sürü öyle insan... Siz bunlarla yürüyüp gerçekten
Türkiye'ye bir mesaj verdiğinizi sanıyorsanız hakikaten kendinizi
aldatıyorusunuz. Sadece aldatmak değil, Hrant'a da büyük bir haksızılık
yapıyorsunuz… Bununla hesaplaşmaktansa şu anda bana AK Parti anlatıyorlar. AK
Parti olsa ne olur, olmasa ne olur? Ben olsam ne olur, olmasam ne olur? Onlar
kendi siyasetleriyle yüzleşmek zorundalar. Bu siyasetin eksik, aksak, yanlış
bir biyaset olduğunu görmek zorundalar. Esas daha da kritik olan nokta, Ermeni
Cemaati'nin bunu görmesi. Çünkü bunu düzeltecek olan ben değilim, Ermeni
Cemaati.
HRANT BENİM DEDİKLERİMİN DANİSKASINI SÖYLÜYORDU
Sürekli sizi kastederek "Hrant'ın gazetesini bu adam
mı yönetti?" deniyor. Hayatta olmayan bir insan hakkında yaşasa şöyle mi
olurdu böyle mi olurdu demek saçma ama Dink, hayatta olsa sizi eleştirir miydi?
Ya da şöyle sorayım, bu eleştirdiğiniz kesimin kafasında tasavvur ettiği Hrant
Dink'le sizin arkadaşınız Hrant Dink aynı kişi mi?
Hiçbir ilişikisi olmadığı çok belli. Hrant'ın orada
burada söylediği şeyleri yan yana koysanız zaten… Mesela Hrant'ın Avrupa
Birliği, milliyetçilik, İslami kesimin değişimiyle iligili fikirleri… Zaten
bunlar bizim konuşmalarımızla ortaya çıkmış fikirler. O tutumun o zaman
alınabilmesi, benim aldığım tutumdan çok daha radikaldi. O yüzden de Hrant'a
demedikleri bırakmadılar zaten. Bana da söylüyorlardı ama benim için önemli
değildi çünkü benim bir temsil yeteneğim yok. Ama Hrant'ın temsil gücü vardı.
Üstelik de soldan geliyordu. Dışladılar, yazı yazdırmadılar…
Şu anda benim üzerimden kınadıkları görüşün daniskasını
Hrant o günün ortamında söylüyordu. Ama o günün ortamı daha dar bir ortam
olduğu için bugünkü kadar duyulmuyordu. Hrant'a öldükten sonra çok büyük bir
haksızılık yaptılar. Hrant'ı bir meta haline getirdiler, bir kullanım değeri
çıktı piyasaya bu kullanım değerini küçük kendi dünyalarında 'barter ekonomi'
olarak kullandılar, paraya bile dönüşmedi, sadece değiş-tokuş aracı olarak
kullandılar. Hrant üzerinden kendilerini solcu hale getirdiler, onu kötüye
kullanarak.
HRANT'TA SOL TAYFADA OLMAYAN ÖZELLİK VAR
Hrant Dink'le aynı fikirde miydiniz hep?
O kadar sene, hiç ayrı fikirde olmadım. Farklı
nüanslarımız olduğu zaman konuşmanın sonunda aynı fikirle o odadan çıktık. Biri
dese ki, "Hrant yaşasa fikrini değiştirirdi" o zaman da ayrılırdık
yani, ben Hrant'la beraber olmazdım. Bu kadar basit. Hrant'a hiçbir zaman
insanüstülük atfetmedim, zaten öyle bir yönü de olmadı hiçbir zaman. Hrant fazla
doğru dürüst bir insandı. Ve öyle olduğu için de her an öğrenmeye açıktı. O bir
vizyonerdi, bugünkü hiçbir sol tayafada olmayan bir özelliğe sahipti.
NEDİM ŞENER VE AHMET ŞIK'A TAZMİNAT ÖDENMELİ
Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasının ardından 10
Mart 2011'de Zaman gazetesinde, 'Çorbadaki kıl' başlıklı yazınızda, "Şener
ve Şık için öne sürülen 'iyi gazeteci' argümanı anlamsız. Bu iki kişinin son
dönemdeki faaliyeti 'gazetecilik' mi, soru bu... Ve ne yazık ki bizzat kendi
tutumları olayı bulanıklaştırarak, bir operasyonun parçası oldukları tezine
destek veriyor" diye yazmıştınız.
22 Haziran 2014'te ise Akşam gazetesinde yayımlanan
'Manevi yük ve nörotik refleks' başlıklı yazınızda, "Şık ve Şener’in
‘kitap yazdıkları’ için suçlu bulunduğu söylendi hep. Oysa iddianame kitapların
içeriği ile değil, kitap yazma işleminin onları bir suç ağı ile
ilişkilendirdiği tezine dayanmaktaydı. Ancak bunun da savunulabilir bir tarafı
yoktu… Savcılık bir suç üretmiş, bu suçun etrafında bir ağ keşfetmiş, sonra da
söz konusu ağla ilişkili herkesi suçlu kılmaya çalışmıştı. Kısacası yargı Şık
ve Şener’e haksızlık yaptı. Gayrı meşru bir hukuksal prosedür uyguladı"
ifadelerine yer verdiniz.
Nedim Şener ve Ahmet Şık konusunda fikirlerinizde bir
değişme mi oldu?
İnsanların anlamakta zorladıkları bir mesele bu. Hukuki
olanla siyasi olanın ayrı şeyler oldukları ve ayrı değerlendirmelere tabi
olduğunu anlamakta zorlanıyorlar. Ben de o kadar zorlanmayacaklarını var
saymıştım, orada yanılmışım. Türkiye toplumunun bir bölümü, özellikle bu sol kesim
bu ayrımı henüz kavrayabilmiş değil. Şöyle bir şey var, Nedim Şener ve Ahmet
Şık’a hukuken yanlışlık yapıldığı açık. Ama bu onların siyasi eylemini, kitap
yazarken vs. bütün bu ‘araştırmacı gazetecilik’ adı altındaki eylemini
siyaseten aklamıyor.
Herhangi bir görüşü savunup kitap yazmak suç mu?
Suç değil. Suç zaten hukuki bir terim, ayrıca böyle bir
suç da olmaz zaten.
Siz “Aklamıyor” deyince ortada bir suç varmış gibi
söylediniz...
Hayır, siyasi aklamadan bahsediyorum. Yani bu işlerden
bir biçimde para kazanma, önüne konan malzemeyle kitap yazma, o malzemeye
mahkum olma, o malzemeyi ona getirenin sorgulanmaması üzerine kurgulanan bir
bakışa sahip olma... Bütün bunlar, ne yaptığını ve hangi koşulda bu kitabı
çıkardığını açıkça söyleyebilirsen bir miktar kabul edilebilir şeylerdir.
Bunların 'araştırmacı gazetecilik' diye sunulduğu noktada ahlaki olmayan bir
durum olduğunu düşünüyorum ve dolayısıyla da, Nedim Şener, Ahmet Şık ve başka
bir sürü insanın bu ince çizgide yürüdüklerini ve gazeteciliğin kendine has bir
siyasi ahlakı olması gerekirse, çok iyi bir sınav vermediklerini düşünüyorum.
Ama bu onların suç işlediğini söylemez, onların itham
edildikleri suçun saçma olduğunu bize ayrıca hatırlatır ve de onların hapiste
yattığı süre zulümdür. Nedim Şener ve Ahmet Şık’a yüksek bir tazminat ödenmesi
gerekir. O çorbadaki kıl, zaten budur. Biraz önce anlattığım o siyasi kısmı,
gazetecilik kısmıdır kıl olan. Yoksa onların yaşadığı şeyin bir haksızlık
olduğu çok açık.
nedim-ahmet.jpg
Ergenekon soruşturması kapsamında devam eden Oda TV
davasında bir yıldır tutuklu yargılanan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık 12
Mart 2012'de tahliye edilmişti.
http://www.internethaber.com/etyen-mahcupyan-bana-satilmis-diyenler...-719581h.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.