Mithat Sancar
Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi, bu ülkenin en
yaygın gerçeklikleridir. Birbirine bağlı, çoğu zaman iç içe geçen bu
davranışlar, gündelik hayatta çeşitli kılıklarda sıkça karşımıza çıkarlar…Irkçılık,
bu ülkenin temel gerçekliklerinden biriyse, hakikatle yüzleşme korkusu ve/veya
beceriksizliği bir diğer temel gerçekliktir. Lakin “hakikat” bu konuda hiç de
karmaşık değil: Yüzleş(e)mediğiniz sorunları bir süre idare edebilirsiniz; ama
halledemezsiniz. İdare etmek de ancak bir yere kadar! Zira hayat, köleniz
değil; her isteğinize, istediğiniz karşılığı vermez. Yüzleşmediğiniz sorunlar,
gün gelir kendileri sizinle yüzleşir. Hayatı kandırdığınızı, uyuttuğunuzu
sanırsanız, fena halde yanılırsınız. Hayat bildiğince akar; yok saydığınız
sorunları vaktin birinde önünüze yığar ve bir bakarsınız, kaçacak yeriniz
kalmamıştır. Hem o sorunlar da, akan zaman içinde büyüdükçe büyümüştür.
Küçüğünü çözemediğiniz sorunun, büyüğünü çözmeniz çok daha zordur
***
Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi, bu ülkenin en
yaygın gerçeklikleridir. Birbirine bağlı, çoğu zaman iç içe geçen bu
davranışlar, gündelik hayatta çeşitli kılıklarda sıkça karşımıza çıkarlar.
Bir topluluğa yönelik ırkçı temelli genel bir ayrımcılık
ya da somut bir saldırganlık için kullanılabilecek bir bahane, bahane üretmeye
elverişli bir ortam ve bu bahaneyle harekete geçecek insanlar her zaman vardır.
Aynı şekilde, siyaset, yönetim ve medya dünyası, bu saldırganlığı meşru veya
önemsiz gösterecek bir mazeret bulmakta hiç zorlanmaz, bunu devreye sokmakta da
hiç gecikmez. Yargı da, egemen Türkçü ırkçılığı ve devlet politikalarıyla
örtüşen nefret söylemini takip etmeye ve hele de cezalandırmaya kolay kolay
yanaşmaz.
Irkçı saldırganlık, bazen insanların isimlerinden ve
Türkçeyi telaffuz biçimlerinden duyulan bir “rahatsızlık” kılıfında dışa vurur.
Kürdçe isim taşıyan veya Türkçeyi “Kürtçe aksanı”yla konuşan insanların
abartısız hepsinin hayatlarında en azından bir kere karşılaştıkları bir
durumdur bu. Özellikle çocuklar ve gençler, en çok da okullarda, isimlerinden
veya “Kürtçe aksan”larından dolayı yöneticilerin, öğrencilerin ve diğer
öğrencilerin ayrımcı tavırlarıyla bir şekilde tanışırlar. Bir zamanlar PKK’nin
eylemleri “bahane” olarak kullanılırdı ırkçı pratikleri mazur göstermek için.
Yaklaşık iki yıldır “çatışma ve eylem” de yok, dolayısıyla bu yaygın bahane de
ortadan kalktı, ama bu ırkçı ayrımcılığın devam ettiğine ilişkin haberler
bitmiyor.
Tarihin en kanlı kıyımına yol açan antisemitizm gibi bir
ırkçılığı alenen tedavüle sokmak için, mesela İsrail devletinin Filistinlilere
karşı saldırgan politikaları rahatlıkla bahane haline getirilebiliyor. Sanki
antisemitizm İsrail devleti kurulmadan önce yokmuş ya da İsrail’in Gazze’deki
gibi kanlı saldırıları olmasa antisemitizm olmayacakmış gibi yalancı bir
denkleme dayanıyor bu bahane de.
Son zamanlarda ırkçı nefretin hedefine Suriyeliler
yerleştirildi. Linçlere ve pogromlara varan saldırılar yapılıyor Suriye’deki iç
savaştan kaçıp bu ülkeye sığınan insanlara. Dünyanın herhangi bir yerinde
göçmenlere ve sığınmacılara karşı saldırılara bahane edilen her şeyi burada da
görmek mümkün. “Yeni ırkçılığın” bu en tipik biçimini destekleyenlerin bir
kısmının, cumhuriyetin kuruluş sürecinde üretilen “ilkel ve kalleş Arap”
imgesinden beslendiklerini de unutmayalım.
Bunlar, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi konusunda
gözümüzün önünde cereyan eden “kaba örnekler”. Bir de, hayatın her alanına
sinmiş olaylar ve davranışlar var. Medya taramalarına ve çeşitli saha
çalışmalarına dayanan araştırmaları şöyle bir karıştırmak bile, ırkçılığa ve
nefrete dayalı ayrımcılığın ne kadar yaygın ve olağan olduğunu görmeye yeter.
Manzara bu kadar net olmasına rağmen, birbirinden farklı
çevreler, Türkiye’de ırkçılığın bulunmadığını ve olamayacağını iddia ederler.
Bunlara göre tek ırkçılık biçimi vardır, o da ten rengine dayalı ayrımcılıktır,
bu da bizde yoktur ve hiç olmamıştır. Oysa ırkçılıkla ilgili çalışmalar çok
gelişti. Irkçılığı, ten rengine dayalı ayrımcılıktan ibaret gören yaklaşımlar,
çok gerilerde kaldı. “Yeni ırkçılık” türleri ve pratikleri tanımlandı; bunlara
karşı mücadele yöntemleri geliştirildi. “Gündelik ırkçılık” diye bir kategori
ortaya atıldı; bunun tezahürleri, saha araştırmaları ve teorik çalışmalar
yardımıyla deşifre edildi. Meselâ, bu bilgileri ve ayrımları görmezden
gelmenin, ırkçılığın gündelik hayatta yaygınlaşmasında, giderek
normalleşmesinde önemli bir rol oynadığı saptandı.
Aslında bunların hepsi, hakikatle yüzleşmekten kaçınmanın
ve kaçmanın bahaneleri. Irkçı saldırganlıklar için bahane üretme kültürü ve
refleksi, ırkçılığı inkâr etme veya gizleme konusunda da aynen işliyor.
Irkçılık, bu ülkenin temel gerçekliklerinden biriyse,
hakikatle yüzleşme korkusu ve/veya beceriksizliği bir diğer temel gerçekliktir.
Lakin “hakikat” bu konuda hiç de karmaşık değil:
Yüzleş(e)mediğiniz sorunları bir süre idare edebilirsiniz; ama halledemezsiniz.
İdare etmek de ancak bir yere kadar! Zira hayat, köleniz değil; her isteğinize,
istediğiniz karşılığı vermez. Yüzleşmediğiniz sorunlar, gün gelir kendileri
sizinle yüzleşir. Hayatı kandırdığınızı, uyuttuğunuzu sanırsanız, fena halde
yanılırsınız. Hayat bildiğince akar; yok saydığınız sorunları vaktin birinde
önünüze yığar ve bir bakarsınız, kaçacak yeriniz kalmamıştır. Hem o sorunlar
da, akan zaman içinde büyüdükçe büyümüştür. Küçüğünü çözemediğiniz sorunun,
büyüğünü çözmeniz çok daha zordur. Üstelik yüzleşmekten kaçındığınız için,
sorun çözme bilginiz ve beceriniz de iyice düşmüştür. Sorunların bastırmakla
yok olmadığını, alttan alta kaynamaya devam ettiğini ve yıkıcı bir enerjinin
birikmesine yol açtığını, bunun da bir gün mutlaka patlayacağını “hayat
bilgisi” söylüyor; patlamanın her zaman bir bedeli olduğunu da…(BasHaber
Gazetesi)
http://basnews.com/tr/Article/Details/Irkcilik-ve-yuzlesme/1280
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.