Bugün tüm dünyanın dikkatinin kilitlendiği Kobani, aynı
zamanda bir Ermeni yurdu. 1915'te Sivas'tan 15 bin Ermeni buraya yakın bir
kampa sürüldü. Birçoğu yaşamını yitirdi. Kalanlar Kobani'ye yerleşti. Bugün
Ermenistan'da yaşayan Bedros Ekmanian da Kobani'de doğanlardan. Ekmanian
çocukluğunun Kobanisi'ni anlattı...
Haber: SERDAR KORUCU - serdarkorucu@hotmail.com / Arşivi
Hilafet ilan ederek kendini “İslam Devleti” olarak
duyuran Irak Şam İslam Devleti’nin hedefinde bulunan Kobani dünyanın
gündeminde. Bölgede IŞİD ile YPG arasındaki çatışmalarda kimin hakimiyeti ele
geçireceği belirsiz. Bilinense bölgenin değişmeyen kaderinin geçmişte de
acılarla dolu olduğu.
Tarihçi Raymond Kevorkian’ın “Ermeni Soykırımı” kitabına
göre, 1915’te bölgede bir “transit” kamp merkezi kuruluyordu. 25 Eylül 1915’te
Sivas’tan “Arab Punar” yani Ayn el Arap / Kobani’deki kampa yerleştirilen 15
bin kişilik kafilede, günde 120 ile 170 kişi hayatını kaybediyordu. Kafilelere
yönelik saldırılar kadar bölgede etkili olan salgın hastalıklar da ölümlere
neden oluyordu. Bu sürecin sonunda sağ kalan Ermeniler, geçmişteki topraklarına
bakarak Suriye tarafındaki bölgede yaşamaya devam ettiler. Kiliseler inşa
ettiler, okullar kurdular. Bugün izine rastlanamasa da, 1927’de açılan Khrimian
İlkokulu 1962’ye kadar eğitim verdi. 1950’de eğitime başlayan AGBU Avedis
Sarafian Okulu’ysa 1975’e kadar açık kaldı.
“BENİM BABAMIN MEZARI KOBANİ’DE”
Bölge Ermenilerinin büyük bölümü 1960’larda Suriye’yi
terk etti. Bir kısmı ise ülkenin farklı bölgelerine taşındı. 1943 yılında
bölgede doğan Bedros Ekmanian da onlardan biri. 12 yaşına kadar yaşadığı Kobani’yi
bugünkünden farklı hatırlıyor. Bir zamanlar mezun olduğu okulundan da,
babasının mezarının bulunduğu yerden iz kalmamış olsa da, onun için manevi
değeri hala yüksek: “Kobani benim çocukluğumun geçtiği, babamın mezarının
bulunduğu yer. O zamanlar bölgede iki kilisemiz vardı. Bölgeye Halep’teki
episkoposluk merkezinden papaz gönderilirdi. İki de okulumuz bulunuyordu. Ben
Khrimian İlkokulu’nda okumuştum. Orada iki hocam vardı: Biri Hagop diğeri
Mardiros. İkisinin de ortak özelliği Kesablı olmalarıydı. O zamanlarda da,
aslında bugün de Ortadoğu’da ve diasporada Kesablı hocalar yaygın. Çünkü Kesab,
bölgenin Ermeni kültürü ve dili için adeta bir kale durumunda.”
“BİRKAÇ KÜRT AİLESİ VARDI, ERMENİ NÜFUS YOĞUNDU”
Ekmanian, bölgedeki demografinin de bugünden farklı
olduğunu söylüyor, o zamanlar Ermenilerin şehir içinde yüksek bir nüfusa sahip
olduğunu belirtiyor: “Birkaç güçlü Kürt ailesi yaşasa da, Ermeni nüfus yoğundu.
Fakat Kobani’nin etrafındaki topraklar çoğunlukla Kürtlere aitti. Ermeniler,
bölgede daha çok fırıncı, ayakkabıcı, demirci, terzi ya da çiftçi olarak
çalışıyorlardı. Buranın Ermenilerinin büyük bölümü Dikranagerd / Diyarbakır,
Siverek, Urfa, Sasun, Garmudj ve Birecik gibi merkezlerden geliyordu. Ancak
bölgede olanakların az olması nedeniyle önce Ermeni gençler ayrıldı. Çoğu iş ya
da eğitim için çoğunlukla Halep’e gitti.”
KOBANİ’DE “KÜÇÜK ERMENİSTAN”
12 yaşında kendisi de Halep’e giderek araba tamirciliği
ile iş hayatına başlayan Bedros Ekmanian, 1940’lı ve 50’li yıllarını geçirdiği
Kobani’de güçlü bir Ermeni sosyal hayatı hatırlıyor. “Soykırımdan kurtulanlar
kendilerine bir “Küçük Ermenistan” kurdular” diyor ve ekliyor: “Müzik grupları,
izci takımları bulunuyor, pek çok Ermeni’nin de katıldığı futbol takımı ülke
genelinde spor turnuvalarında yer alıyordu. Kentin eğlendiği bir delisi vardı.
Herkes ona “Khent Nino”, yani “Deli Nerses” derdi. Birisi ona “Baron Dikran”
dediğinde sinirlenir küfretmeye başlardı. Nino, bir demircinin yanında
çalışıyordu. Ta ki birkaç yıl öncesine kadar yaşlanıp, öleceği Halep’teki
bakımevine gidinceye kadar.”
“ERMENİLER ARAP PINAR’A 'BIZ BIZ ÇUR' DERDİ”
Bedros Ekmanian, bölgede bazı Kürt ailelerin o dönemde de
geçim kaynağının sınırdaki kaçakçılık olduğunu söylüyor, özellikle de en
değerli malın çay olduğunu vurguluyor. Ancak bugünden farklı olarak bölgede
tarımın gelişkin olduğunu ifade eden Ekmanian’ın hatırladığı Kobani bugünkünden
farklı bir görünüme sahip: “Bir zamanlar kentin biraz dışında küçük bir göl
vardı. Gölden çıkan iki kaynak Kobani’de birleşiyordu. Tam bu bölgede bir köprü
de bulunuyordu. Büyük ırmağın adı da bölgeye Arapça “Ayn el Arab” yani “Arab
Pınar” ismini veren su kaynağıydı. Kenti ikiye bölen bu pınar sayesinde 8-10
kilometrelik bir alan sulanıyordu. O zamanlar çok verimli olan bu arazide meyve
ağaçları ve zeytinlikler bulunuyor, çeşitli sebzeler yetişiyordu. Özellikle
bölgenin patlıcanı ünlüydü.”
Bedros Ekmanian Ermenilerin “Arap Pınar”a özel bir isim
de verdiğini söylüyor: “Pınarın kaynağından çıktığı yerde “bız bız” diye
çıkarttığı bir ses nedeniyle sadece Ermeniler arasında bu suyun özel bir adı
vardı. Biz “Arap Pınar”a "bız bız çur" yani “bız bız ses çıkaran su”
derdik. Bütün Kobani Ermenileri bugün nerede olursa olsun, birbirileriyle
karşılaştıklarında “bız bız çur”u hatırlar”
“ERMENİLER GİTTİKTEN SONRA BEREKETİ BİTTİ”
Ekmanian bölgeye son ziyaretindeyse geçmişteki hiçbir izi
bulamamış. Bölgede bir yaşlı adamın kendisine anlattığı şu sözleri aktarıyor:
“Ermeniler gittikten sonra Tanrı bu toprakların bereketini aldı. Artık buralar
kurak, taş ve tozla kaplı.”
Son iki yıldır Ermenistan’ın başkenti Erivan’da gazeteci
oğlu Harout ile birlikte yaşayan Bedros Ekmanian barış umudunu korumaya
çalışıyor. Yeniden Suriye’deki evine döndüğünde eskisi gibi Arap, Kürt ve diğer
Ermeni komşularının kendisine geçmişteki gibi “Muallim Bedig” diye hitap ederek
sohbetlerine kaldıkları yerden devam edeceklerine emin. Tek isteği ise bir
zamanlar atalarının acılar çektiği topraklara huzurun gelmesi. Tıpkı bugün
Kobani’de yaşayan Kürtler gibi…
http://www.radikal.com.tr/turkiye/bir_ermeni_cocugun_kobani_hatiralari-1220945
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.