Diaspora Ermenilerin varlığı 1895’lere dayanıyor. İlk göç Abdulhamid katliamlarından sonra gelenlerin oluşturduğu topluluktur. Sonra 1915 soykırımdan kurtulanlar, onların çocukları, zaman içerisinde bölüm bölüm Avrupa’ya ve Amerika’ya göç vererek bu yapılanmayı oluşturdu. Türkiye’de kalanların önemli bir kesimi de 1960 yılında 6-7 Eylül pogrom olaylarından sonar gelmeye başladı. Kürdistan ve Türkiye’deki cunta olayları ya da orada baskı olayları geliştikçe insanlar da peyder pey buralara göç etmeye başladı. 1971 yılında da aynı olay gündeme geldi ve özellikle 1980 sonrasında Türkiye toprakları denilen yerlerde yaşayan Ermenilerin önemli bir kesimi ülke dışına çıkmak zorunda kaldı.
***
Ermeni dili ve kültürü iki ayrı kırımdan geçirilerek
bugün de halen zorluklar içerisinde yaşam mücadelesi veriyor. 1895 kırımı ve
1915 soykırımı sonucunda diasporaya çıkmak zorunda kalan Ermeni toplumu
sığındıkları ülkelerde yeni bir yaşam alanı kurmayı başardılar. Önemli bir
kısmı diasporada asimilasyona yenik düşerek kendi kimliğinden, kültüründe ve
dilinden uzak bir yaşama geçti. Ermeniler diasporada nasıl bir yaşam alanı
kurdular? Karşılaştıkları en ağır engeller hangileri oldu? Ülkeden uzak ve bir
o kadar kopuk bir ortamda kimliğe sahiplenme nasıl gerçekleşiyor? Bu ve benzeri
soruları Belçika’daki Demokrat Ermeniler Derneği Üyesi ve Şırnak doğumlu Bogos
Mouradian’a sorduk.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOĞDU: 1915 soykırım sonucunda Ermeni
halkının önemli bir kısmı diasporaya kaçmak zorunda kaldı. Diasporadaki Ermeni
örgütlenmesini bize anlatabilir misiniz?
Diaspora Ermenilerin varlığı 1895’lere dayanıyor. İlk göç
Abdulhamid katliamlarından sonra gelenlerin oluşturduğu topluluktur. Sonra 1915
soykırımdan kurtulanlar, onların çocukları, zaman içerisinde bölüm bölüm
Avrupa’ya ve Amerika’ya göç vererek bu yapılanmayı oluşturdu.
Türkiye’de kalanların önemli bir kesimi de 1960 yılında
6-7 Eylül pogrom olaylarından sonar gelmeye başladı. Kürdistan ve Türkiye’deki
cunta olayları ya da orada baskı olayları geliştikçe insanlar da peyder pey
buralara göç etmeye başladı. 1971 yılında da aynı olay gündeme geldi ve
özellikle 1980 sonrasında Türkiye toprakları denilen yerlerde yaşayan
Ermenilerin önemli bir kesimi ülke dışına çıkmak zorunda kaldı.
Buradaki örgütlenmelere baktığımızda esas olarak iki
türlü örgütlenme vardır. Çok önceden gelen Ermeniler burada yerleşik düzeye
geçti ve buradaki yaşamın bir parçası haline geldiler. Bu oluşum içerisinde
esas olarak dinsel, kültürel ve eğitsel örgütlenmeler sözkonusudur. Ve bunlar
zaten burada üçüncü nesili teşkil ediyorlar. Bir kısmı açısından hatta beşinci
nesil de dahil edebiliriz. Diğer bir kesimi ise tamamen asimile olmuş bir
kesimdir. Onların Ermeni sorununa bakış açıları sırf babalarından, dedelerinden
kendilerin kalmış bir soyadıdır. Ve bazıları açısından Ermenilik belli
yemeklerdir, kültürel birikimlerdir, duygusal bir bağdır. Ortadoğu’da (Lübnan,
Suriye, İsrail ve Filistin gibi ülkelerde) yaşayan bir kesim için de durum biraz
daha farklı. Orada kitlesel olarak bulunmaları kendi bölgelerinde yaşama
imkanını sağlamış. Dolayısıyla kendi kültürlerini, dillerini geliştirebildiler.
Ve bugüne kadar kendi kimliklerini koruyabilmişlerdir.
Bunu şunun için belirtiyorum: 1915 soykırımı Ermeni
kültürü açısından önemli bir odaktır. Çünkü Türkiye Devletinin o dönemdeki
yöneticilerinin amaçları ilk başta Ermeni toplumunu kökten yok etmekti. Bunun
için de o dönemin Ermeni aydınlarına yönelindi. Kültürel birikimleri yok etmek
istediler. Ancak bu dönemde Ermenilerin bir kesimi, bütün imkansızlıklara
rağmen bu birikimi kurtarma çabası içindeydi. Eldeki imkanlarla Ermeni bilim
insanlarını, yazarlarını ve öğretmenlerini kurtarmaya çalışıldı. Daha sonra
Kürt bölgelerinde, Arap çöllerinde farklı yerlerde kalan öksüz onbinlerce
çocuğa ulaşıldı. Bu çocuklar Ermeni dili ve kültürü bağlamında eğitildi. Bu
bizim için önemli bir katkıdır. İster Ortadoğu’da, ister Avrupa’da, ister
Amerika’da bu mücadelenin devamını getiren bu çocuklardır.
Ermeni dilini diaspora zorlukları içerisinde nasıl
yaşatabiliyorsunuz?
İki ayrı Ermeni dilinden bahsedebiliriz. Birincisi Doğu
Ermenice, ikincisi Batı Ermenicedir. Batı Ermenicesi esas olarak Osmanlı
toprakları içerisinde kalan Ermeniler tarafından kullanılan bir dildir. Hem
edebiyat dalında hem de konuşma dili olarak kullanılan bir dildir. Bir Muş
lehçesi, bir Diyarbakır lehçesi, bir Van lehçesi olarak kendisini devam
ettirmesine rağmen edebi dil olarak Batı Ermenice kullanılıyordu.
Doğu lehçesi dediğimiz Ermenistan topraklarında konuşulan
dildir. Doğal olarak hem gramatik hem de fonetik değişiklikler var. İnsanlar
birbirlerini anlıyorlar, ama belli farklılıklar da var. Bugün kendini koruyan
Doğu lehçesi kullanılıyor. Çünkü Ermenistan’da Ermeni dili ve kültürü canlıdır.
Batı lehçesinden çok daha ilerlemiş ve toplum tarafından daha çok kabul edilmiş
durumdadır. Bundan dolayı Batı Ermenicesi yok olma ile yüzyüzedir. Batı
Ermenice lehçesiyle ders veren okullar ve kurumlar Lübnan ve Suriye’de
bulunuyor. Amerika’da ve Avrupa’da da Batı Ermenice’yi canlı tutabilmek için
bir takım okullarımız var. 500.000 Ermeninin yaşadığı Fransa’da sadece 6
okulumuz var. Bunun ikisi lise ve dengi okullardır.
Bu kadar az okulun olması dilin yaşaması için yeterli mi?
Ermeni toplumu köklerinden koparılmış olan bir toplumdur.
Biraz önce anlattığım gibi Ermenilerin en yoğun olarak geldikleri ve
yerleştikleri Avrupa ülkesi Fransa’dır. Fransa’ya gelen insanlarımız ilk önce
Fransızcayı, kültürünü öğrenmeye, entegre olmaya çalışıyorlar. Başka çaresi de yoktur
zaten. Dolasıyla (okul açmanın) alt yapısı yoktu. Ancak yılların mücadelesi
sonucunda Batı Ermenice veren toplam 6 okul açılabilindi. Ama 1915 yılındaki
soykırımda kurtulan Ermeniler gittikleri Lübnan ve Suriye’de dil eğitim
merkezleri ve okulları açtı. Ermeni yazarlar ve aydınlar bu okullarda yetişti.
Yine Kıbrıs ve Avusturya’da Batı Ermenice eğitim veren okullar var. Fakat
maalesef çok az insan bu okullara gidiyor.
Özel okulların dışında, farklı devletlerin okullarında
Ermenice anadil dersi verme imkanı var mı?
Ermenilere ait kurumlarda özel dersler veriliyor. Örneğin
Belçika’daki kurumumuzda haftada iki saat Batı Ermenice anadil dersi veriyoruz.
Gerçekçi olmak lazım, bu kısıtlı imkanlar dahilinde bir çocuğa dili olarak tam
kavratamasınız. Evde konuştuğunuz dille sadece gücel sorunları
konuşabiliyorsunuz, ne bilimsel ne de edebi dilde faaliyet gösteremezsiniz.
Bizim verdiğimiz anadil eğitimi çok nispi bir seviyededir. Kürt halkının da
temel sorunlarından biri dildir. Bu konuda aynı sorunları paylaşıyoruz. Kürt
halkının ikinci nesili de bu kısıtlı şartlar altında ülkesinden kopuk ve uzak
bir şekilde kimlik kavgası veriyor. Aslında burada karşılıklı deneyimlerimizle
birbirimize destek olabiliriz.
Peki niçin okullarda ve özel kurslarda sadece Batı Ermenice
verilmektedir?
Dersi veren ve dili öğrenenler Batı kökenli. Ancak
Ermenistan’dan gelen göçmenlerimiz var onlara da Doğu Ermenice eğitim veren
kurumlar var. Kurslarda ihtiyaca göre veya öğretenin bilgi/kapatsine göre her
iki lehçede eğitim verilmektedir. Zaten bu lehçeyi konuşanlar birbiriyle
anlaşabiliyor. İki lehçe arasında sadece fonetik ve gramatik farklılıklar var.
1971’lerde gelenler, 1980’lerden gelenlere oranla dil konusunda daha duyarlı.
Ancak bu üçüncü ve dördüncü nesil konusunda neler olacağı konusunda hepimiz
endişeliyiz. Tahminlerimize göre Doğu Ermenicesi hayatta kalırken, Batı
Ermenicesi zaman içerisinde yok olacaktır. Bu da soykırımın sonuçlarıdır.
Kürtler yaşadığı her yerde (Türkiye, Kürdistan ve
Avrupa’da) anadilde eğitim kampanyası başlattı. Sizin Ermenice diline yönelik
benzer bir çalışmanız var mıdır?
Kürtçenin birçok okulda resmi ek ders olarak verildiğini
biliyoruz ve bunu takdir ediyoruz. Bizim bu yönlü bir talebimiz olmadı, çünkü
böyle bir talep için orada insanlarınız olması gerekiyor. Bizim öyle bir insan
kitlemiz yok. Bizim sadece İstanbul’da sınırlı bir Ermeni nüfusumuz var o da 30
ile 60 bin arasında değişiyor. Bizim halen Lozan’dan kalma hakkımızdan dolayı
İstanbul’da Ermenice eğitim veren okullarımız var. Ancak bu okullarımızda da
sorunlar var. Son döneme kadar Ermenice eğitim veren okullarımızda devlet
baskısı nedeniyle Ermenice’nin dışında diğer dersler Türkçe verilmek zorunda.
Bu kabul edilemez bir durumdur. Kendi okullarımızda Ermeniceyi seçmeli olarak
alabiliyoruz. Bunu zorla asimilasyon politikaların, yok etme politikasının bir
parçası olarak görüyoruz. Bizim talebimiz, okullarımızda Ermenice’nin doğal
hakkı gereği devam etmesidir.
Avrupa’da ise böylesi bir girişim (anadil talebi) yoktur.
Çünkü toplu olarak Ermenilerin yaşadığı bölgeler yok. Belli yerlerde -mesela
Hollanda veya Fransa’nın bazı bölgelerinde- mümkün olabilir. Ancak bunun için
de şartların uygun olması gerekiyor. Bir de -Yine Fransa’yi örnek vermek
gerekirse- hükümet, Türkiye’den gelenlerin hepsini Türk olarak görüyor. Bizim
Türk değil de Ermeni olduğumuzu ispatlamamız gerekiyor. Bu da yasal ve
toplumsal cesaret boyutu ile oldukça zor bir durumdur. Avrupa bu konuda oldukça
duyarsız davranmaktadır.
Ermeni toplumu mensupları ile yaptığımız birçok sohbet ve
görüşmelerde soykırım veya insan hakları konularına değinmekten uzak duranlar
var. Bunu nasıl değerlendirebiliriz?
Burada iki nesil var. Birinci nesil 1915 sonrası buraya
gelmiş ve yerleşmiş olanlar. Bu insan açısından o korku artık yok. Ancak
soykırımı yaşamışların içerisinde halen bir korku var ve hep de olacak. Bunlar
bir Türk veya bir Kürt ile konuşmazlar, hep mesafeli olurlar. Bunlar sürekli
içlerine kapanık olarak yaşamaktadırlar. Bunu anlamak gerekiyor. İstanbul’da
yaşayan Ermeni dostlarımdan biliyorum, “aman dışarıda Ermenice konuşmayın,
duymasınlar, sizin Ermeni olduğunu bilmesinler” diyorlar. Bu tür telkinler, bu
endişeler sürekli olarak var. Bu toplum sürekli bir korku içerisindedir. Fakat
yeni neslin öylesi bir korkuyu yaşadığını düşünmüyorum. Daha doğrusu Türkiye
genelinde yaşanan son gelişmeler, Hrant Dink gibi değerli insanlarımızın
katledilmesi ve benzeri olaylar insanlarda korkudan ziyade bir ayaklanma ruhu
veriyor. Ben uzun yıllar Kürdistan’da yaşadığım için bu korku benim için
geçerli değil. Tam tersine içimizde bir öfke var. Aslında bizim daha çok
yaşadığımız sorun, ‘Müslümandır, Hıristiyandır’ sorunudur. Bize ağır terimler
kullanılırdı, bunun için de komşumuz ve okul arkadaşlarımızla kavgalıydık. Ama
kendimizi ezdirmiyorduk.
Ermeni gençliğinin kimliğine, kültürüne ve yaşamına
bağlılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Diğer halkların kurumlarında olduğu gibi bizim
kurumlarımızda da dans, foklor dersleri ve dil dersleri vardır. Mümkün oldukça
tiyatro grupları, müzik koroları, çeşitli sanat atölyeler vardır. Bunun yanında
her yıl Ermenistan’ı tanıtma ve yakınlaştırma amaçlı ‘yurda dönüş’ başlığı
altında binlerce gencimizi yaz aylarında Ermenistan’a -özellikle Erivan
çevresine- gönderip orada bir ay kalmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Böylece
gençlerimiz hem dilini geliştiriyor hem de gelişen olayları bizzat yaşıyarak
izliyor. Ve her yıl dünya çapında 4.000’e yakın gencimiz bu gezilere katılıyor.
Bu bizim açımızdan önemli ve sürekli devam etmesi gereken bir merkezi projedir.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bizim mücadelemiz Kürt mücadelesinden ayrı kabul
edilemez. Kürtler de bunun bilincinde olmalıdır. Biz yaşadığımız topraklar
açısından önemli bir kesimimiz, -en azından kalabilenlerimiz- kendi tarihlerine
bağlı ve diğer halklara bir o kadar da kardeşçe yaklaşmaktadır. Hatta bir kısmı
sadece Türkçe değil, benim gibi Kürtçe de bilir ve konuşur. Bu bizim
gerçekliğimizdir. Dolayısıyla halen o toprakların havası ile yaşıyoruz
buralarda. Bugün Amerika’da bir Ermeni’ye “nerelisin?” diye sorduğunuzda, size
‘Muşluyum’, ‘Bitlisliyim’, ‘Diyarbakırlıyım’, ‘Yozgatlıyım’, ‘Erzurumluyum’
der. Ki o kişi üç nesildir oradadır. Ama hiç bir zaman ‘ben Californialıyım’ demez.
Bu bile bizim ne kadar o toprakların insanları olduğumuz açısından bir örnek
teşkil ediyor. Ve Kürtler de Türkler de şunu görmelidir. Bizim eğer
eleştirilerimiz var ise, bu eleştirilerimiz belli bir gerçeklikten yol çıkarak
oluşmuştur. Bu eleştirilerimiz ileriye dönüktür ve yapıcıdır. Bütünlüğümüzü,
beraberliğimizi pekiştirmek açısından yapıyoruz. Tarihimizi bilirsek,
birbirimizi tanımaya çalırsak, birbirimize daha yakın oluruz ve birbirimize
güvenimiz artar. Bu da önümüzü açar.
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.