Rahim Er /rahim.er@tg.com.tr
"Yurtta sulh, cihanda sulh", "Bir Türk
dünyaya bedeldir", "Ne mutlu Türk'üm diyene" gibi sloganların
arkalarda kaldığı zamanlardayız. Onların bugün Mehmet Emin Yurdakul şiirleri
kadar ağırlığı var. Şu gerçek şimdi net olarak görülmekte ki son bir asırda devlet,
kendi içine kapanmıştır. Herkes üstün ve herkes düşmandır. Böylece
"Türk’ün Türk’ten gayrı dostu yoktur!" iddiası dillere yerleşmişti.
Çok kültürlü zenginliğin yerini alan hamaset döneminin ömrü, 50 yıldan biraz
fazla sürdü… Unutmamalı biz, İslam âlemi son 3 asırda hiçbir keşfe imza
atamadık, fikir ihraç edemedik. Çok kültürlülüğümüzü muhafaza edebilseydik
bugün en namlı dünya markası yüksek teknoloji ürünleri bizim topraklarımızdan
dünyaya yayılacaktı.
***
"Yurtta sulh, cihanda sulh", "Bir Türk
dünyaya bedeldir", "Ne mutlu Türk'üm diyene" gibi sloganların
arkalarda kaldığı zamanlardayız. Onların bugün Mehmet Emin Yurdakul şiirleri
kadar ağırlığı var.
Şu gerçek şimdi net olarak görülmekte ki son bir asırda
devlet, kendi içine kapanmıştır. Herkes üstün ve herkes düşmandır. Böylece
"Türk’ün Türk’ten gayrı dostu yoktur!" iddiası dillere yerleşmişti.
Çok kültürlü zenginliğin yerini alan hamaset döneminin
ömrü, 50 yıldan biraz fazla sürdü. Son üç asır, iki asır ve bir asır, devlet
hayatımızın sancılı, sarsıntılı üç ayrı parçasıdır. Dönemin devlet hayatıyla
siyasi, sosyal, hukuki, iktisadi ve edebi hayatının aktörleriyle birlikte
irdelenmesi gerekir.
"Yurtta sulh, cihanda sulh" temenniyi
aşabilseydi, Musul ihtilafı, II. Dünya Harbi, Kore Harbi, 27 Mayıs, 12 Eylül,
28 Şubat Darbeleri, Kıbrıs Harekâtı, 1970-80'lerin Sol-Sağ Kavgaları, son 30
yılın Türk-Kürt kapışması olmazdı. Bir Türk, hakîkaten dünyaya bedel olsaydı
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bakanı 1 milyon dolar için Lüksemburg denen kasaba
devletin kapısında bekleme mecburiyetine düşmezdi. Ne mutlu Türk'üm diyene!
sözü, elhamdülillah Müslümanım şükrüne inat ırka dayanan ve bölücülüğe davetiye
çıkartan karşı iddiadır.
Üniversitelerimiz, araştırmacılarımız, müelliflerimiz
olanca dikkatlerini son üç, iki ve bir asra vermelidir. Bu devirler yapılan ve
yapılmayanıyla didik didik edilmelidir.
Selçuklu ve Osmanlı millet, mahalle, çarşı ve devlet
hayatımız çok kültürlüdür. İki binin başlarından bu yana yeniden çoklu, çok
kültürlü safhaya geçiş başlamıştır. Şu misali unutmamalı. Sultan Abdülhamid'in
Okmeydanı’nda Bulgar teb'aya hastane yaptırdığı sene 1905'tir. Sona varmaya 20
sene varken bu hizmet verilebiliyordu. Şanlı zaferlerin kumandanları bazen Rum
Mehmet Paşa'dır, bazen Abaza Hasan Paşa'dır vs. Ticarette gayrı müslim
ekalliyet cevvaldi. Hrant Dink "İstanbul'da hemşehrilik şuurunu
geliştirme" toplantımızın bir mensubuydu.
Son bir asrın nesilleri sloganlarla büyüdü. Sloganların
dışına çıkanlar ya hapis ya kaçak hayatı yaşadılar. Şu gün olmuş anayasasını
sivilleştiremeyen, kanunla şahıs koruyan tek ülkeyiz. İyi-kötü, kahraman-hain
demek tahlil değildir. Kimin, neyin kimlerin Alman, İngiliz, siyon, Amerikan,
Rus projesi olduğunun öğrenilmesi gerekir. Cumhuriyet dönemi esaslı şekilde
bilinmediği gibi Tanzimat hiç bilinmemekte. Devrin sadrazamları İngiliz Said
Paşa, Moskof Nedim Paşa lakaplıdır. Peki niye? Bu niyelerin çoğalması gerekir.
Hem şüpheler ve hem niyeler çoğalacak ki sağlıklı çünküler ortaya çıkabilsin.
Muhafazakâr denilen taraf, Mehmet Akif'i tartışmaya başladı. O'nu tartışmak
elbette İstiklal Marşına halel getirmez. Ama şu şüpheyi dile getirmek de
kimseye zarar vermez: Mehmet Akif, Sultan Abdülhamid Han hapse düştükten
sonra O'na galiz mısralarla hakaret
etmeseydi şiiri millî marş olarak kabul edilir miydi?
Yeni dönemde hapis ve silah tehdidi olmadan herkes
fikrini söyleyebilmeli.
Unutmamalı biz, İslam âlemi son 3 asırda hiçbir keşfe
imza atamadık, fikir ihraç edemedik. Çok kültürlülüğümüzü muhafaza edebilseydik
bugün en namlı dünya markası yüksek teknoloji ürünleri bizim topraklarımızdan
dünyaya yayılacaktı. Bizden gidenler yenidünyada tutundular. Amerika’nın
yaptığı Osmanlı devşirme nizamını modernleştirmektir.
Sloganlar, gölgesinden korkan ürkekleri, çok kültürlülük
büyük insanları doğurur.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/582931.aspx
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.