Çok farklı iki laiklik ya da sekülerlik modeli: Türkiye
ve ABD Türkiye, malum, anayasasının ikinci maddesinde laiklik ilkesinin bir
anayasal ilke olarak yer aldığı ama aynı zamanda bu ilkenin iyi tanımlanmadığı,
anayasanın ilgili maddesinin de, 24. Madde, bir dizi boş laf ettiği bir ülke… ABD
türü laiklik ise, onlar laiklik kelimesinden çok sekülerlik kelimesini tercih
diyorlar, 18. Yüzyılın sonundan kalma bir anayasal ek (first amendment), ile
işi götürüyorlar ve laiklik ya da sekülerlik kavramını kamu parasının herhangi
bir inanca tahsis edilememesi konusuna indirgiyorlar… Çok net ifade ediyorum,
benim de laiklik ya da sekülerlik tercihim, yani vatandaş-din-devlet ilişkisi
tercihim kamu kaynaklarının, parasının inançlar karşısında MUTLAK TARAFSIZLIĞI ilkesine
çok daha uyuyor…2015 seçimleri sonrası yapılacağını umduğum yeni anayasa önemli
bir fırsat olabilir.
***
Çok farklı iki
laiklik ya da sekülerlik modeli: Türkiye ve ABD Türkiye, malum, anayasasının
ikinci maddesinde laiklik ilkesinin bir anayasal ilke olarak yer aldığı ama
aynı zamanda bu ilkenin iyi tanımlanmadığı, anayasanın ilgili maddesinin de,
24. Madde, bir dizi boş laf ettiği bir ülke.
Üstelik 24. Madde, din ve vicdan hürriyeti isimli madde,
Anayasanın 14. Maddesine gönderme yapıyor, bu 14. Maddenin ismi de “Temel hak
ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması”, yani din kurumu en baştan potansiyel
bir sorun, bir tehlike olarak görülüyor.
ABD türü laiklik ise, onlar laiklik kelimesinden çok
sekülerlik kelimesini tercih diyorlar, 18. Yüzyılın sonundan kalma bir anayasal
ek (first amendment), ile işi götürüyorlar ve laiklik ya da sekülerlik
kavramını kamu parasının herhangi bir inanca tahsis edilememesi konusuna
indirgiyorlar.
Çok net ifade ediyorum, benim de laiklik ya da sekülerlik
tercihim, yani vatandaş-din-devlet ilişkisi tercihim kamu kaynaklarının,
parasının inançlar karşısında MUTLAK TARAFSIZLIĞI ilkesine çok daha uyuyor.
ABD’de doların üzerinde “We trust in God” yazıyor ama
devlet memuru din görevlisi göremezsiniz.
Refah Partisi, rahmetli Erbakan yıllarında, bu partinin
ve geleneğinin sözcülerinin Türkiye’deki baskıcı din-devlet ilişkileri modeli
karşısında “ABD modeli bizde de uygulansa” dediklerini çok net hatırlıyorum,
keşke bu temenni milli görüş çizgisinden AK Parti’ye gelişerek yansısa idi, biz
de böylece devlet okullarında zorunlu din dersi, imamların şarabın, rakının
KDV’sinin de, azınlık yurttaşlarımızın ödedikleri vergilerin de içinde olduğu
devlet bütçesinden maaş almaları gibi absürd işlerden kurtulmuş olurduk.
Kiliseler de inananların, o kiliseye bağlı olanların
yaptıkları bağışlarla dönüyor, kilise görevlisi de bu bağışlarla yaşıyor,
devletten, milyonlarca müslümanın da, ateistin de, başka dinlerden insanların
da ödedikleri vergilerle oluşan bütçeden maaş almıyor.
Dediğim gibi, çok farklı bir model ama bu ABD türü model
(Anayasanın birinici eki) kanımca çok daha demokratik, özgürlükçü ama meselenin
başka bir boyutu daha var.
Kiliseler büyük bağışlar alıyorlar, başka para kaynakları
da var ama vergi muafiyetleri de var.
Bu vergi muafiyeti şayet bir kilise politik yaşamda,
seçimlerde bir adayı açık olarak destekler ya da karşı çıkar ise kaldırılıyor,
o andan itibaren vergi ödemeye başlıyor
Yani ceza kiliseyi kapatma(?) ya da politik tavır
almasını engelleme gibi bir ceza değil, kiliseye adeta bir şirket muamelesi
çekmeye başlıyorlar, topladığı para üzerinden vergi almaya başlıyorlar.
Din-ekonomi ilişkisi üzerine kafa yoran akademisyenlerin
ABD için ilginç bir gözlemleri var.
ABD anayasasının birinci eki nedeniyle din-devlet
ilişkilerini mutlak olarak ayrıştırmış bir ülke.
Batı medeniyetinde böyle yapmayan çok sayıda ülke de var,
devlet başkanının, kralın, kraliçenin kilisenin başı olduğu modeller de mevcut.
Ancak, ilginç olan, ABD gibi gerçek laik (isterseniz
seküler de diyebilirsiniz, bence çok önemli değil) bir ülkede, kamu parasının
bir kuruşunun dahi bir inanca tahsis edilemediği bir ülkede,vatandaşların din
ile ilişkilerinin, inanma düzey ve oranlarının kilisenin devlet kilisesi olduğu
ülkelere oranla, mesela İngiltere, çok daha yüksek olması.
Bu durum sadece tarihsel nedenlerle değil, ayakta
kalabilmek için kaynak toplamak zorunda olan kiliselerin vatandaşa yakın durma
zorunluluğu ile açıklanıyor, Pazar ayinine bir nedenden gelmeyen inananın
ayağına papaz gidebiliyor, ilgisizliğinin nedeninin soruyor, kendi durumunu,
kilisesinin durumunu gözden geçiriyor.
Biz de bugünden yarına böyle bir modeli benimseyelim
demeye dilim varmıyor ama bu model yani laikliğin kamu parası üzerinden
tanımlandığı bir modeli düşünmemizde büyük yarar olabileceğini biliyorum.
2015 seçimleri sonrası yapılacağını umduğum yeni anayasa
önemli bir fırsat olabilir.
STAR

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.