Etnolog Hranuş
Kharatyan, 20. yüzyıl boyunca asıl kimliklerini saklamış olan Dersim'in
Alevileş(tiril)miş Ermenilerine odaklanıyor. Kharatyan’a göre Ermenilerin
Alevileş(tiril)me süreci 19. yüzyıl'da yavaş ve istikrarlı bir şekilde devam
etti. 20. yüzyıl’da, özellikle 1915 Ermeni Soykırımı’ndan ve 1938 Dersim
katliamından sonra hızlandı. Ermenilerle Alevileri ayırt etmeyi neredeyse
imkansız kıldı. Bugün, Dersim'de 'Ermeni' olmak Ermenilik köklerine ait
hatıraları hatırlatır. Çeşitli
yazarların ifadelerine göre, 20. yüzyılın başında, Dersim’de nüfüsün yaklaşık
üçte biri “Armani” denilen Ermenilerden oluşuyordu ama onlar kendilerine
"Hay" diyorlardı. Ermeni kimliği aşağıdaki harici işaretler ile
karakterize edilmekteydi: Hıristiyanlık, Ermeni dili, Ermeni isimleri, bazı
popüler ayinler ile giyim ve mutfak konusundaki bazı farklılıklar.
Geleneksel
olarak Ermeniler daha kültürlüydü, çoğu yanında bir dini okul bulunan bir
kiliseye sahip köylerdeydiler ve Konstantinopolis Ermeni Patrikhanesi ile
Erzincan ve Harput piskoposluklar ile bağları vardı.
Diğer bir
deyişle, Dersim Ermenileri, milli kurumları ile az çok donanmışlardı ve
nüfusları orada dağılmışsa da, onların genel olarak eğitim, bayramlar, hac ve
bir iç toplumsal hiyerarşiye dayalı, örgütlü ulusal bir hayatları vardı. Ancak
onlar, yerel kaynakların uygunluğu için iç çatışmalara karışmadan Dersim’deki
sosyal tabakanın altında yer almaktaydılar. Onların mülklerini ele geçirmek çok
kolaydı; çünkü hırsızlığın Dersim’de sıradan bir varoluş aracı olduğu ve
Ermenilerin bu yaşam tarzını paylaşmadıkları kabul edilirdi.
Buna ek olarak,
bunların büyük bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu tarafından Dersim’e boyun
eğdirmek için başlattığı düzenli girişimlerine karşı ayaklanmaya karışmamaya
dikkat ediyorlardı. Sadece Osmanlı saldırılarına karşı Dersim’in kendini
savunma operasyonlarına aktif bir şekilde katılan aşiret liderleri görüşmelere
davet edilirdi ama bunların da sayıları azdı. Özellikle Dersim iç kanunlarına
göre Mirakianların aşiret olarak kabul edildikleri bilinmektedir.
19. yüzyılda,
çeşitli nedenlerle, Ermenilerin bir kısmı Dersim’den göç etti ve diğer bir
kısmı da alevi oldular, böylece Ermenilerin sayısı giderek azaldı. Kürtleşme ve
sünnileşme aşamasında olan Ermeniler de vardı. Din değiştirme genellikle bütün
kasabalar ve özellikle köyler tarafından yapılırdı, bireysel bir iş değildi.
Alevi ve sünni olmuş Ermeniler , aşiret sisteminde yer alarak Dersim’in benzer
sosyal tabakalarında hızlı bir şekilde uyum sağlamaktaydı. Yine de
unutulmamalıdır ki, Ermenilerin din değiştirmesi 19. yüzyıldan önce daha
fazlaydı ve belgesel kaynaklar eskiden Ermenilerin bazen aşiretler
oluşturduğunu, Dersim iç kanunlarına göre diger aşiretler arasında yer edinmek
için bunun silah zoruyla olduğunu göstermektedir. Ermenilerin kitlesel din
dönüşümü en azından 17. yüzyılda[1] başlamış ve 19. yüzyılda öyle bir dereceye
ulaşmıştır ki Ermenileri Alevilerden sadece dıştan değil aynı zamanda
karşılıklı yaşam tarzları birbirine çok benzediği ölçüde sosyo-kültürel planda
da ayırt etmek bir hayli zordu.
Ancak alevi
denen nüfusun büyük bir kısmı ermeni kökenini hatırlardı. Dahası bunlar, ermeni
kalan akrabalari ile bağlarını korumuştur. Hatta ailenin bir tarafının Alevi,
diğer tarafının da ermeni olduğu zamanlar olurdu. “ Dedem, dedesinin amcasının
bazen Aziz Karapet Havlor Manastırı[2]’ndan bile büyük olduğunu anlatırdı”;
“Atalarımın Ermeni olduğu söylenir. Amcamın çocukları ise Dersimce konuşsalar
da milli köklerini muhafaza etmektedirler”, “Ter-Ovan Köyü’nün Kürtleri, ermeni
köklerini asla inkar etmezlerdi ve Tevrech-Koulap’in torunu, Aghoudjan evinin
Piri Seyit Ali, Tanrı’nın Kutsal Annesi (Tiramayr) ‘dan daha büyük olan evinin
Piri Ter-Ovan’dan gururla bahsederdi”; “Karapaşa Süleyman Ağa’nın Torunu olarak
adlandırılan Karapaşa aşireti lideri, eski rahibin soyundan geliyordu” vs...
Dersim’in
nüfusu, alevileşmiş ermenilerin köylerini, örneğin Hozat bölgesinden Ipkale’yi
(Mèlikabèrd), Ulukale’yi (Mazgirt),Balou bölgesinden Memgan’i, Toujik-Papa
dağının yamacında yer alan Toujik’i, Mal Dağı’nın Tzil diye adlandırılan güney
yamacında yer alan Mameg’i ( Mamik), Mamgoun Aşireti’ne ait olan Tahar’i,
Mamgoun ve Seyh Hassanan Aşiretleri’ne ait olan Pir Sultan’ı, Izol’u,
Tcharsantjag yöresinden Mokhnti’yi, Ovacık yöresinden Tiravan’i, Sekioutli gibi
daha birçok köyü mükemmel bir şekilde tanırdı. Ermeni yazarların Dersim
hakkındakı gözlemleri ve notları, Dersim Alevilerinin en azından bir kısmının
Ermenilerin alevişmesinin belleklerinde koruduklarını göstermektedir. Örneğin
Adranik bu konuda şöyle yazmaktadır “ Hepsi değilse de, en azından
Dersimlilerin büyük bir kısmı atalarının ermeni olduklarını düşünürler.”( ve bu
konuda örnekler vermektedir)[3].
Ermenilerin
yavaş ve sürekli biçimdeki alevileşme süreci, Ermenilerin ve Dersimli
Alevilerinin çok benzer bir yaşam tarzı paylaştığı sonucuna varmıştır.
Alevileşmis Ermeniler, uyumlu biçimde hıristiyanlıktan önceki ve sonraki
ayinleri, çok sayıda tamamen ermeni ve hıristiyan unsurları sentezleyen Dersim
aleviliğini uygulamaya devam ettiler. Alevilerin geleneksek sözlü anlatıları,
alevilerin ve Dersim Ermenilerinin soylarının tarihinin yanısıra sosyo-dini
geçmişlerini günümüze aktarmaktadırlar. Dolayısıyla, Dersim Alevilerinin
“massalaner” hikaye kahramanlarının çoğu, yerel "Ermeni Keşiş" ve
yabancı "baba" dan ödünç alınırken, gerek Aziz Georges ( Hazreti
Illsa, Keder Elia) ve Aziz Serge Kiliseleri gibi ibadet yerleri veya Anahit
ve" Anahit fonksiyonların mirasçısı Ana Fatima, " gibi eski ibadet
yerleri ve hatta Mesrop Machtots (" Masroup ") vb. , Dersim halkının
tarihsel geçmişinde çeşitli roller oynamaktadır.
Halk
etimolojisine göre, "Dersim" kelimesi 17. yüzyılın başında alevi
olmuş Rahip Ter Simon (Tersimon, Dersimon) adından türemiştir. "Dersim'in
ayakta kalan tek manastırı" olan Halvor Aziz Karapet Ermeni Manastırı,
Ermeniler ve Dersim Kızılbaşları için çok büyük bir öneme sahipti.(...) “Havlor
Aziz Karapet herkesindir ve herkes onun içindir. Bütün Ermeni ve Kürtler, ona
benzer şekilde büyük bir saygı göstermekte ve yılda bir veya iki kez Dersim’in
her köşesinden değerli hediyeler ve kurbanlarıyla buraya kutsal ziyaretlerini
yapmaya gelmektedirler." Kızılbaşların, hıristiyan anıtlarının yanısıra
ibadete açık kiliselere bağlılığını gözlemleyen Adranik "Dersim halkının
inancının, Ermenilerinkinden daha güçlü olduğunu" ve "Kürtlerin
Ermenilerden daha fazla iman sahibi oldugunu" yazmaktadır.
Dersim
Alevilerinin genellikle Ermeni kökenli olduğu varsayımı üzerinde durmaksızın,
hem Hıristiyan Ermenilerin hem de Alevilerin, Dersim Kızılbaş Alevilerinin
birçoğunun ermeni kökenli olduklarını kabul ettiği gerçeğini göz önüne alalım
sadece. Ermenilerin alevileşme olayının büyüklüğü öznel bir değerlendirme
sonucu olsa bile, Ermeni karşıtı projeleri gizlice düzenleyen mercilerin,
Ermeni-Alevi siyasi bir birlik olasılığından korkmaları için malzeme
bulduklarından emin olabiliriz. Ayrıca, Dersim’deki Kürt-Sünni
"Hamidiye" silahlı grupları tarafından gerçekleştirilen 1890'lardaki
katliamlar sırasında, bir takım Kızılbaş Alevi kabileleri, Sünni karşıtı bir
konum benimsemiş ve Ermenilere karşı işlenen suçlara katılmaktan
kaçınmışlardır.[4]
Kızılbaş
Alevilerin görünüşteki bu Ermeni yanlısı tavrı, Ermeni karşıtı bir siyaset
yürüten iktidarı endişelendiremediğini söylemek mümkün değildi. Türkler;
“Aleviler ile Ermeniler arasındaki mesafe, soğan ve kabuğu arasındakinden daha
büyük değildir" atasözünü göz ardı etmemekteydiler.[5]
Sünnileri
kendilerinden ayıran Kızılbaşların özel kimlik vurgusu aynı zamanda Genç
Türkler’i de endişelendiriyordu. Bununla mücadele etmek için, Genç Türkler,
"Ermeni bağlamda" bahaneler arıyorlardı. Ayrıca, Genç Türk Rıza Nur,
"Kızılbaş-Türkler" ile Sünniler arasındaki kimlik ayrımının Abdül
Hamit'in emri altında geliştirilen "sahte Ermeni propagandasının
sonucu" olduğunu söylediğinde, Genç Türklerin bu konudaki genel görüşünü
az çok tercüme etmekteydi.[6]
Hiç kuşku yok
ki, yetkililerin Dersim’in Kızılbaş Alevilerine yönelik siyasi tutumu, en az
yüz elli yıldan beri sadece zıt sünniliğe karşı aleviliğin özgünlüğünden değil;
aynı zamanda belirli bir Alevi-Ermeni geçmişin varlığından meydana gelmiştir ve
hala da meydana gelmektedir. Her halükarda, 1915’teki Ermeni soykırımının
hazırlığı ve gerçekleşmesi, sonraki adımın öldürülme riski ile kendi Alevi
kimliklerinden feragat etmeye zorlanabileceklerine derinden ikna olmuş Dersim
Alevileri arasında epey heyecana neden olmuştur.[7]
Bu korku, 1915
öncesi ölçüsünde değilse bile en azından 1915 yılında, Alevi cemaatinin
"Ermeni boyutu"nu "azaltmak" için ciddi bir neden oldu ve
bu tarihten sonra da sorun olmaktan çıktı. Alevilerin yanısıra 20. yüzyıldan
önce alevi olmuş Ermeniler, çok önemli olmamasına rağmen, Dersim Alevileri’nin
"Ermeni boyutu"nu hızla unutmayı yeğlediler.
Ancak, 20.
yüzyılın başında, hem Ermeniler hem Kızılbaş Alevileri mümkün olduğunca
unutturmayı yeğlemişti ki Kızılbaş aleviliği topluluğu bünyesindeki Ermeni
öğesinin varlığı mümkün olsa; 1915 soykırımı, 1938’deki Alevilerin ve Dersim
Ermenilerinin yok edilmesi, sonrasında takip eden zulümler gibi bilinmesi
gereken 20. yüzyılın olayları, Dersim Alevilerinde yeni kimlik sorgulamalarına
ilham vererek ermeni kozunu yeniden canlandırdı.
1938 yılına
kadar, Ermeni topluluklarının, görünüşte Dersim'in dağlık alanlarında
varlıkları sürdürdüklerini ve burada Hıristiyanlar kadar Aleviler tarafından da
büyük saygı gösterilen ünlü Halvor Aziz Karapet Manastırı’nı işletmeye devam
ettikleri bilinmektedir. Bu manastırın patlatılarak yıkılması, 1938’deki Dersim
katliamlarının başlamasını tetiklediği düşünülür.
1938 Dersim
Olayları, her türlü Ermeni kimliğinin tezahürüne derhal bir son verdigi gibi,
aynı zamanda özellikle Hıristiyan Ermeni nüfusu için de önemli olmuştur.
Dersim’de bulunan son Ermeniler de kendilerine Ermeni dilinde konuşmayı
yasaklayarak böylece tamamen alevi oldular ve civardaki halk, alevi olmuş köyleri
iyi tanıdıklarına rağmen, ne söz konusu köylerde ne de Dersim’in genelinde
ermeni hayatına dair en ufak bir lafın bile işitildiği görülmemiştir. 2011’deki
görüşmelerim sırasında, çoğu insan bana, Dersim’de Ermenilere ait en ufak bir
belirtinin bile nasıl tamamen ortadan kaybolduğunu anlattılar. İşte bana
anlatılanlar arasından kısa bir hikaye.
Tunceli’de
yaşayan 40 yaşındaki İbrahim’in 2011’de derlenmiş öyküsün özeti.
“ Biz Vardenik
Köyü’ndeniz, ya da daha doğrusu babam Vardenik’tendi, her neyse ben de orada
doğdum. 1994 yılında askerler Vardenik’i yıkıp bize orda yasamayı yasakladılar.
Şimdi Tunceli'de yaşıyorum. Vardenik büyük bir köydü. Hepsi Ermeni veya alevi
olmuş Ermenilerdi. Biz kendimiz Haydaran[8] aşiretindeniz; ama ben nasıl ve ne
zaman bu aşirete dönüştüğümüzü bilmiyorum; çünkü önceleri anne ve babam hala
Ermeniyken, onlar Mirakian aşiretindeydiler. Bu belki 1938 ya da daha dogrusu
1915’ten sonra gerçekleşmiş olabilir. 1915 yılında köy hasar görmedi çünkü köye
girilmedi. Ama 1938 yılında köye döndük ve nüfus katledildi. Herkes burada
Haydaran ve Demalar Aşiretlerinin eski Ermenilerden geldiğini bilir. 1938
katliamları, 1915’tekiler gibi aynı değildi. 1938’den önce, casuslar raporları
yapıyor, şüpheli kişi ve köylerin listelerini hazırlıyorlardı. Ve sonra
katliamlar bu listelerden yola çıkarak gerçekleşti... 1938’de Dersim
Katliamları sırasında özellikle Ermeniler katledildiler. O zamanlar Vardenik
Köyü tamamen boşaltılmış, köyün nüfusu iki yaşındaki çocukların bile
katledildiği Kocakoç’a götürüldü. Öyle bir katliama uğramışlardı ki cesetleri
bile bulunamadı. Dedemler de bundan nasibini almışlar. Sadece babam, bir dağ
köyünde gizlenerek ordan kaçmayı başarmış. O, sekiz yaşındaymış. Büyüdüğünde
kendisi gibi yetim kalan diğer çocuklarla birlikte 1945-1947 yılları arasında
Vardenik’e geri dönmüşler. Toplamda otuz kişiymişler. Katliamlar çoktan
tamamlanmıştı. Babam köye döndükten sonra Alevi olmuş. Aynı babam gibi 1938’de
burdan kaçmayı başarabilen diğerleri de köye döndüklerinde Alevi olmuşlar. Bu zaten
1940'lardan sonraydı. Fakat 1980'lerde, devlet yine köyü boşaltmaları için
insanları zorlamıştır. Ve 1993 yılında henüz ayrılmamış olanlar katliam
edilerek öldürülecekleri korkusuyla gitmeye zorlandılar. O günden günümüze
kadar Verdenik’e gitmek yasak. Ben bile hala ebeveynlerimin Ermenice
konuşabildiklerini bilmiyorum... Belki de biliyorlardı, ama konuşmazlardı.
Onlar bizim yanımızda asla Ermenice konuşmamışlardır. Ermenice konuşmak
genellikle tehlikeliydi. Benim yaşıtımda hiç kimse Ermenice bilmez. Ailem,
özellikle dedemler, Hıristiyan ve Ermeniydi. Babalarımız 1938’den sonra Alevi
olmuşlar. Babam bana İbrahim adını verdi çünkü bu Abraham anlamına gelir ve bir
Ermeni adıdır. Babam bu ismi bilerek seçti çünkü bu isim, Ermeni isimleri
arasında yer alır. Türkiye'de başka bir isim koymak mümkün değildi. Bu
1930’larda yasaktı ve herkesin bir Türk Müslüman ismi taşımak zorunda olduğu
zamanlardı. Bugün, burada Ermeni kalmadı. Hepimiz Alevi olduk. Ama herkes kimin
Ermeni kökenli olduğunu bilir. Bütün bunlardan sonra bizi ermeni ya da alevi
diye ayırmanın ne farkı var çünkü her halükarda hükümet her ikisini de
sevmiyor? "
Dersim’in mevcut
nüfusu içindeki Ermeni boyutu nedir? Bu soruya herkesin cevap verebilmesi
şüphelidir. Çünkü Ermeniler bir yandan 20. yüzyıl boyunca kendi kimliklerini
gizlemeyi tercih etmiş, diğer yandan da Aleviliği benimsedikten sonra Ermeni ve
Aleviler arasındaki evlilikler artmış sonra da yaygınlaşmıştır. 1993-1994
yıllarında dağdaki nüfusun zorunlu göçüne kadar, bölgede yaşayan Alevi olmuş
Ermeniler arasında bazı iç ermeni evlilikleri yerini korumuşsa da, hemen
sonrasında yirmi yıl boyunca, Ermenilerin kendi aralarında evlilikleri hala
arzu edilmiş olsa bile bunu pratikte yürütmek imkansız hale gelmiştir. Karma
evlilikleri teşvik etme ve Ermeni kimliğini unutmaya mahkum etme çabaları,
görünürdeki veya resmi Ermenililik karakterini özellikle de Alevi Ermeniliği
silmekle sonuçlanmıştır. şu an Dersim’de Ermeni olmak, sadece Ermeni aslın
hatırasını ifade etmektedir.
Metzkert
(Mazguert)’teki Danabouran Köyü’nde görüştüğüm Alevi olmuş Ermeni birinin,
kimliği hakkında oldukça belirsiz bir fikri vardı: “Ben Ermeni değilim, ben de
herkes gibiyim, ama bana neden Ermeni olduğumu soylediklerini anlamıyorum. Biz
burda Kürtçe konuşuruz. Mazkert’te Kürtçe konusulur. Hartchik nehrinin bu
tarafında herkes Kürtçe konuşur. Ve Hartchik nehrinin diğer tarafında ise
Dersimlice[9] yani Zazaca konuşulur. Nazimiye, Ovacik, Kozat ve Bolomerik’te
Zazaca konuşulur. Çemeskezik’te Türkçe konuşulur. Ben bizzat Zazaca bilmem ama
herkesin Türkçe konustuğu bilinir.” ( Konuştuğum kişinin karısı,” kocasının
sadece Türkçe’yi bildiğini, ne Kürtçe ne de Zazaca bildiğinin” altını çiziyor.)
“Birbirimize ne kadar çok benzesek de biz aleviyiz, oysa Alevi; müslümandır,
ama burda Ermeni olduğumuz söylenir. Bize sinirlendiklerinde, bize gavur,
gavurun çocukları derler. Neden bize gavur gibi davranırlar? Benim çocuklarım
İstanbul’dalar. Birçoklarımızın çocukları İstanbul’dalar. Orası hiç kimsenin,
kimin nereden geldiğini, kim olduğunu, ne olduğunu bilmediği büyük bir şehir.”
20. yüzyıldan
önce, çok önceden alevi olanların, kökenlerine göndermede bulunmamaları ve
“Kızılbaş-Alevi-Zaza” kimliği üzerinde elle tutulur somut bir iç çatışma
yaşamamaları dikkat çekicidir. Onların nihai Ermeni geçmişleri hala bazı
kültürel alışkanlıkları ile ispat edilebilir. “Dersim Kızılbaşlarında ne zaman
bir çocuk hastalansa, hemen bir Ermeni kilisesine götürülür, ona kilise
yöresinde yerden çıkan kaynak suyu verilir ve kurban kesilir. Bu tür şeyler
Dersim’de yaygındır ancak sadece alevi çevresinde.” Buna benzer olaylar
Dersim’in her tarafında gözlemlenmektedir, ancak sadece bir Alevi çevresinde.
Bugün hiç
olmadığı kadar, terim seçimi tartışmaları, kimliklerini adlandırmaktan önce , Dersim
Alevilerinde kendi varoluşsal durumunu zayıflatan keskin ve çelişen güçlü
duygular doğurmaktadır. Ve herkese kökene bağlı, geleneğe dayanan, tarihi,
siyasi, duygusal, külturel ve dini kanıtlar zoruyla sözcük dağarcığı fikrini
geliştirmek düer.
[1] (20)
Adranik, op. Cit., s. 64,161,162. G.Haladjian, op. cit., s. 33, 84, 249, 256
vs. G. A. Yerevanian, “Tcharsantja Ermenilerinin Tarihi”, Beytouth, 1956, s.
133 (ermenice)
[2] Adranik, op.
Cit., s. 161-162
[3] Adranik, op.
Cit., s. 161-162
[4] G. A.
Yerevanian, op. Cit. 1956, s. 65 (ermenice)
[5] Tankut,
Hasan R., « Zazalar hakkinda sosyolojik tetkiler ». M. Bayrak,”Açik-Gizli/
Resmi-Gayriresmi Kürdoloji Belgeleri” Ankara. Özge, 1994 (1935), s. 470-3. Cf.
White 1908, s. 230. White, George E., "Some non-conforming Turks",
Moslem World”, 1918, s. 246.
[6] Riza Nur,
“Hayat ve Hatiratim. Riza Nur-Atatürk Kavgasi”, Istanbul, 1992, t. 3, s. 112.
[7] Dersim’in
Zazaca konusan Alevileri bunu hatta 2011’de onaylamaya devam ediyorlardi.
[8] Haydaran (hollandaca:
Haytaran) Dersim’in Alevi Asiretleri
[9] Ermeni
dilinde edebi olarak ( Dersim’den) “Dersimlice” diyerek konustugum kisi, zaza
diline gondermede bulunuyordu. Bu şekilde, kimlik terminolojisi sozcugu,
Dersim’in Alevi Zazalarina ait olan “Dersimlice” ifadesiyle zenginleştirilmiş.
Bu Haber İçin
Yapılmış Yorumlar:
1. #1 Misafir:
03-10-2014
Ben 5 yaşıma
kadar Hozat ta yaşadım.Beeli bir yaşa gelince çocukluğumdaki anılarımdaki yaşam
şeklinin diğer doğü illerindekinde çok farklı olduğunu farkettim.Bunun
kaynağının Ermeni kültürünün baskın olmasından kaynaklandığını
düşünüyorum.Babam 1915 katliamındaDerin Dere \\' de ( Derey Hori ) kundakda
bulunan bir bebek.Bir alevi aile tarafından büyütülmüş.Babamın ailesi ile
ilgili hiçbir ipucu bulamadık.Çok yazık..
__._,_.___
________________________________________
Posted by: Simon
DARONYAN <taron49@hotmail.de>

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.