Saro Dadyan
Ermeni yazar ve edebiyatçı Zabel Yesayan'ın Üsküdar'dan
Sibirya'ya uzanan hayat öyküsü... Yirminci yüzyılın başında Ermeni edebiyatına
yeni bir soluk getiren Zabel Yesayan, hayatı boyunca hiç bir şeyin romantizmini
yapmadı, hiç bir zaman kuramlar, klişeler üzerinden yazıp, konuşmadı. O, hayatı
boyunca kendi felsefesinin dışına çıkmadı, her daim mücadele etti ve inandığı
hakikatleri romanlarında ve hikayelerinde kelimesi kelimesine işledi.
5 Şubat 1878’de Üsküdar’da dünyaya gelen Zabel Yesayan, o
günlerdeki adıyla Zabel Hovhannesyan, eğitimine Üsküdar’daki Surp Haç Ermeni
Mektebi’nde başladı. Zabel’in hayatını şekillendiren, onu düşünmeye sevk eden,
onu edebiyata yönlendiren ve o dönemde Ermeni halkının yaşadığı zorluklara
karşı bir şeyler yapmak için onu yürüklendiren babası Mıgırdiç Hovhannesyan
oldu.
Kızıyla devamlı konuşan ve düşüncelerini, siyasi
görüşlerini kızına aktaran Mıgırdiç Hovhannesyan, edebiyat dünyasına adım
atmaya hazırlanan Zabel’in en büyük destekcisiydi. Zabel Yesayan ilerleyen
yıllarda kaleme aldığı Areçin Sermerı yani İlk Tohumlar isimli
otobiyografisinde bu sohbetlerden ve babasının desteklerinden sık sık
bahsediyordu.
İyi bir yazar olmanın tek yolunun iyi bir eğitim almak ve
kendini geliştirebilmek olduğuna inanan Zabel Yesayan, devrinin edebiyatçıları
ile iletişime geçmek istiyor ve onların yol göstericiliğine ihtiyaç duyuyordu.
Yesayan, “Bayan Düsap ve Tovmas Terziyan” isimli yazısında okul arkadaşı
Arşaguhi ile ünlü feminist yazar Sırpuhi Düsap’ın Beyoğlu’ndaki evine gittiklerini
ve oradan çıktıklarında ikisinin de vasatın üzerinde bir yazar olmaya karar
verdiklerini yazar.
Aynı yıllarda Zabel, İstanbul’da ilk Ermeni
anaokullarının kurucusu olan Kayiane Madagyan’ın edebi salonuna girmeyi
başardı. Bu sayede Arpiar Arpiaryan, Levon Paşalyan ve Dikran Gamsaragan gibi
ünlü edebiyatçılarla tanışma fırsatı yakaladı. Onların edebiyat, siyaset ve
ulusal meseleler hakkında yaptığı sohbetlerde yer aldı. Yayınlanan ilk edebi
eseri olan Yerk ar Kişer yani Geceye Şarkı isimli eseri bu salonda tanıştığı
Arşag Çobanyan’ın editörlüğünü yürüttüğü Dzağig Dergisi’nde yayınlandı. Aynı
zamanda Zabel, ileride eşi olacak ve soyadını alacağı ressam Dikran Yesayan’ı
da yine bu salonda tanıdı.
Madagyan’ın salonu Yesayan’ın edebi çevreleri tanıması ve
onun hayatta alacağı tutumun oluşmasında önemli bir rol oynamıştı. Zira bu
salonda, insanlarda hayranlık uyandıran ve söylemleriyle toplumu yönlendiren bu
insanların gerçekte ne kadar sığ olabileceklerini, yahut söylemleriyle
hareketlerinin nasıl tezatlar oluşturabileceğini kısa zamanda görmüş ve kendi
yolunu kendisi çizmişti.
1890’lı yıllar, yaşanan isyanlar, politik kargaşalar ve
katliamlar nedeniyle Osmanlı Ermenileri için hayli zor yıllardı. Bu nedenle
Zabel, Aralık 1895’te babasının tavsiyesi üzerine eğitimine devam etmek üzere
Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde ve Collage de France’da edebiyat ve
felsefe derslerini takip eden Zabel, böylece üniversiteye giden ilk Ermeni
kadınlardan da bir tanesi oldu. Öğrencilik yıllarında da geçimini sağlayabilmek
adına edebi faaliyetlerine Paris’te devam etti.
1900 yılında Dikran Yesayan ile Paris’te evlenen Zabel
Yesayan’ın bu evlilikten Sofi isminde bir kızı ile Hrand isminde bir oğlu
dünyaya geldi. 1902 yılında Yesayan Ailesi İstanbul’a geri döndü. Zabel Yesayan
edebiyat hayatının en önemli eserlerinden bir tanesi olan Isbasman Sırahin
Meçyani Bekleme Odası isimli romanını 1903’te İstanbul’da yayınladı.
İstanbul’da geçimlerini sağlayamayan Yesayan Ailesi, 1905 yılında Paris’e geri
döndüler. Aynı yıl Zabel Yesayan Ermeni aydınlarını hicvettiği Gağdz Hancarner
yani Sahte Dahiler isimli romanına başladı fakat eserin karakterlerinin gerçek
isimler olması dolayısıyla bu roman yarım kaldı.
1908‘deki Jön Türk Devrimi’nin ardından İstanbul’a dönen
Zabel Yesayan, bir çok kimsenin aksine Meşrutiyet Türkiyesi’ne romantik bir
gözle bakmadı. Ermeni komitelerinin mensupları dahi İttihat ve Terakki
Partisi’nin üyeleriyle birlikte mezarlıklarda verdikleri nutuklarında ülkenin
durumu ve geleceği hakkında ütopik portreler çizerken Yesayan, devrime rağmen
hiç bir şeyin değişmediğini hatta daha da kötüye gittiğini kolaylıkla
görebildi. Bu realist kişiliği ve olayları düzgün bir şekilde analiz ederek
değerlendirebilmesi sayesinde dili her geçen gün biraz daha siyasileşmeye ve halkı
açıkça devrime davet etmeye başladı. O yıllarda Taşnaksutyun Partisi’ne de üye
olmuştu. Fakat kısa bir süre sonra “partinin kuruluş dönemindeki sosyalist
ilkelerden uzaklaştığı” gerekçisiyle Taşnaksutyun’dan ayrıldı.
Zabel Yesayan’ın kadın meselesine bakışı da benzer
biçimde şekillenmişti. Çağdaşı Zabel Asadur gibi yazarların aksine kendisini
feminist olarak tanımlamayan ve uzun yıllar feminizm üzerine yazılar kaleme
almaktan çekinen Yesayan, kadının toplumdaki rolüne ve uğradığı haksızlıklara
gerçekçi biçimde bakmak gerektiğine inanıyordu. Romanlarında ve yazılarında
haksızlığa uğrayan ve ezilen kadınlardan çok, alt sınıftan gelen erkeklerin ve
kadınların sefaletlerini dile getirmeyi tercih ediyordu. Yesayan’ı kadınların
özgürleşmesi üzerine düşünmeye iten ve ona kadınların hakları hakkında yazılar
yazdıran da yine babası olmuştu. Zabel Yesayan otobiyografisinde babasının
kendisini yönlendirmelerini şu satırlarla anlatıyordu:
“Bir akşam babam bana bir gazetenin ilk sayısını getirdi
ve bundan sonra bu gazeteyi düzenli olarak okumamı öğütledi. Babamın abone
olduğu bu gazete Hovhannes Şahnazaryan’ın çıkardığı günlük Hayrenik’ti. Babam
beni kadınların özgürleşmesi konusunda yazmaya yönlendiriyordu. Bu sorunun
ancak kadınların erkeklerle eşit eğitim almalarıyla çözüleceği fikrindeydi.
Bana tezlerini aktarıyordu, ben de yazıyordum.”
Bu ilk dönemde kadınların özgürleşmesi hakkındaki
yazılarını da sadece babasını memnun etmek için yazdığını söyleyen Zabel
Yesayan, bu konuda babasından ayrılıyordu. Yesayan babası gibi kadınlara,
erkekler ile aynı eğitim imkanlarının tanındığı zaman kadınların
özgürleşeceğine inanmıyordu. Zabel Yesayan, kadınların özgürleşmesi için tüm
sistemin değişmesi gerektiğini savunuyor ve bu hareketi öncelikle kendi
hayatında başlatıyordu.
Nisan 1909’da Adana’da yaşanan Ermeni katliamları Zabel
Yesayan’ın Jön Türk Devrimi hakkında haksız olmadığını gösterdi. Olayları
yerinde incelemek ve ilk elden bilgi sahibi olmak üzere Adana’ya giden
siyasetçilerin ve aydınların arasında Zabel Yesayan da yer aldı. Adana’da üç ay
geçiren Yesayan, gözlemlerini, yaptığı araştırmaları, şahitliklerini ve
Adana’daki kurbanların anlattıklarını Averagnerun Meç yani Yıkıntılar Arasında ismiyle
kitaplaştırarak 1911 yılında İstanbul’da yayınladı.
24 Nisan 1915’de İstanbul’daki Ermeni aydınlarının
tutuklanarak sonu bilinmeyen bir yolculuğa çıkartılmasıyla birlikte aynı sonun
kendi başına da gelmesinden çekinen Zabel Yesayan bir hastanede saklandı.
Kendisini önce bir Türk kadını, sonra da Rum bir dantelci olarak tanıtarak
Bulgaristan’a kaçtı. Bu sırada oğlu Hrand İstanbul’da kendisiyle kalıyor, kızı
Sofi ile eşi Dikran ise Paris’te bulunuyordu. 1915 yılında Bulgaristan’a kaçan
Zabel Yesayan oğlunu bir daha ancak 1917 yılında görebildi.
1917’de Bakü’de Ermeni mülteci ve yetimlere yardım
edebilmek için çalışıyordu. Aynı yılJoğovurti Mı Hokevarkı yani Bir Halkın Son
Nefesi isimli romanı yayınlandı. 1918 yılında Ortadoğu’nun dört bir köşesine
dağılmış binlerce Ermeni yetimine yardım etmek için Bakü’den ayrıldı. 1920’de
Arşak Çobanyan’a yazdığı mektubunda bu konuyla ilgili şöyle diyordu:
“Bütün Ermeni halkı tehlike altında ve öncelikli sorun,
bu halkın fiziksel varlığını korumaktır. Ben yetimleri ve tehcir artıklarını
kurtarma işini üzerime almış bulunmaktayım.”
1921 yılında Paris’e geri dönen Zabel Yesayan, Yerevan
Dergisi’nde editör olarak çalışmaya başladı. Edebiyatı etkili bir güç olarak
gören ve Ermenileri bir araya getirmenin tek yolunun edebiyat olduğuna inanan
Yesayan 1923 yılında Yerevan Dergisi’nden okuyucularına şu şekilde
sesleniyordu:
“Edebiyatı, dört bir yana dağılmış halkımızı bir arada
tutacak en güçlü bağ olarak görmenin ve buna göre hareket etmenin zamanı
geldi.”
1926-1927’de Moskova’yı ve Sovyet Ermenistanı’nı ziyaret
eden Zabel Yesayan, 1928’de Marsilya’da ziyaret izlenimlerini anlattığı ve
sovyet sistemini övdüğü Brometeosın Azadakrıvadzyani Kurtarılmış Prometheus
isimli eserini yayınladı. 1933’te Ermenistan’a yerleşen Yesayan, Ermeni
Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda yer aldığı gibi Ermeni Devlet
Üniversitesi’nde de Batı Ermeni Edebiyatı dersleri verdi. 1934’te Gırage Şabig
yani Ateşten Gömlek ve 1935’teSilahdari Bardeznerı yani Silahtar Bahçeleri
isimli romanları yayınlandı. Bu kitaplar Yesayan’ın son eserleri oldu, 1937’de
Stalin’in kovuşturmaları sırasında tutuklandı ve Sibirya’ya sürülerek 1942’de
yahut 1943’te bilinemeyen şartlar altında hayatını kaybetti.
Hayatı boyunca şiirler, fıkralar, romanlar, hikayeler ve
tiyatro oyunları kaleme alan Zabel Yesayan’ın hayatı ve fikirleri diğer dört
kadın yazarla birlikte “Bir Adalet Feryadı” isimli çalışmada, Lerna Ekmekçioğlu
ve Melissa Bilal’in editörlüğünde 2006 yılında Aras Yayınları tarafından
yayınlandı. Yesayan’ın Yıkıntılar Arasında isimli eseri yine Aras Yayınları
tarafından Türkçe olarak yayınlandığı gibi Silahdarın Bahçeleri isimli romanı
ise Belge Yayınları’ndan çıktı. (sd/hk)
* Bu yazı 5harfliler.com'da yayınlandı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.