Uzun yıllardır Kürt halkı ile Ermeni halkı arasında var
olan bir iletişim kopukluğu sonucunda kimi önyargılar, iddialar dün olduğu
kadar bugün de yerini almaktadır. Bunun en önemli etkeni ise 1915 Ermeni
soykırımı esnasında yaşanan, yaşatılan ve dayatılan vahşetlerdir. Günümüzdeki
son çözüm süreci ise bu kopukluğu gidermek, halkları birbirlerine yakınlaştırmak
ve geleceğe kardeşçe ortak bir yaşam ve demokrasi mücadelesi oluşturmak için
önemli bir zemin oluşturmakta. Ermeni halkı bu konuda hangi konumdadır? Kürt
halkı ile Ermeni halkı arasında nasıl bir birliktelik sağlanabilinir? Bu ve
benzeri sorularımızı Belçika Demokrat Ermeniler Derneği Üyesi ve Samsun doğumlu
Hovsep Hayreni’ye soruyoruz.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOĞDU: Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşundan bu yana soykırım ve katliamlar yaşandı. Bunlar halklarda derin
travmalar yarattı. Halklar bunu nasıl aşabilir?
Hovsep Hayreni: Bugünkü Türkiye’de Kürt halkıyla ortak
duyarlılıklarımız adalet sorunları ve demokratikleşmedir. Ermeni toplumu olarak
bizlerin en büyük yarası olan 1915’in muhasebesi ve adaleti üzerinde
yoğunlaşıyoruz. Fakat aynı ülkede yaşanmış ve yaşanmakta olan demokrasi
sorununa duyarlıyız. Bugün Türkiye’de birçok kültür, fikir, inanç ve diller yan
yana yaşamaktadır. Bu mozaik yapıyı nasıl değerlendirebiliriz? sorusuyla
meşgulüz. Son haftalarda bir takım konferans ve görüşmeler gerçekleşti. Bu
platformlarda söz söyleyebilme imkanı buluyoruz. Bunu oldukça olumlu görüyoruz,
taktir ediyoruz. Tabii aynı zamanda gerek tarihsel travmalar gerekse de devam
eden mağduriyetler için özgürlük ve demokrasi mücadelesinde daha fazla
beraberlik olmasını isteriz. Çünkü ayrı ayrı tutulan ve birbirine karşı
kışkırtılan fikirler teşviki sonucunda uzun zamandır bu birliktelik
sağlanamadı. Diğer taraftan da yaşanan Kürt sorunun tarihsel arka planında
Ermeni sorunu ile çok derin ve güçlü bağları var. Bu yıllardır ihmal edilen bir
gerçektir. Ermeni hareketinin karşılaştığı güçlükler, yaşanan trajediyi de daha
iyi anlayabilmek içindir. Umuyoruz ki söylediklerimiz daha doğru bir bakış
açısı yaratır.
Ermeni halkının uzun yıllardır tarihsel bir eleştirel
pozisyonu vardır. Onu bize biraz olsun açabilir misiniz?
Bizim çıkış noktamız eleştirel yaklaşımlarımızdır. Bugün
yaşanan Kürt, Alevi ve diğer sorunlar yüzyıl önce de Ermeni sorunu etrafında
yaşanıyordu. Osmanlı Devleti’nin doğusunda bu iki halk özellikle yeni bir kopuşun
nüvelerini taşıyordu. Balkanlarda kaybeden ve birçok bölümünü yitirmeye
başlayan Osmanlı İmparatorluğu, buralarda herhangi toprak yitirmeyi ve benzeri
parçalanmayı önlemek için Ermeni halkını hedefleyerek Kürt halkını ve ileri
gelenlerini o süreçte kendine yedeklemeye çalıştı.
Yani iki halk karşı karşıya mı getirildi?
İç içe yaşayan bu iki halkın, hatta o dönemde aslında iç
içe geçmiş sınırları ayrıştırılması bile imkansız hale gelmiş Batı Ermenistan
ile Kuzey Kürdistan’ın gerçekliğini birbirine karşı getirdiler. ‘İşte bakın,
buraları Ermenistan yapmak istiyorlar sizi Ermenilere esir edecekler’ gibi
benzeri söylemler ile Kürtleri Abdülhamid zamanında ve İttihatçılar zamanında
Ermeni hareketinin karşısına çıkartarak iki ayrı kırımdan geçirdiler. Birinci
kırım 1895 yılında, ikinci kırım ise 1915 yılında oldu. Maalesef Kürtlerin bir
kısmını yanlarına çekerek, Ermenileri o dönem hedeflediler. Tabii ki bu kullanmayı
fark eden, karşı çıkanlar ve Ermenileri korumaya çalışan Kürtler de var. Bunu
inkar edemeyiz.
Önce Ermeni halkı bitirildi, sonra Süryaniler ardından da
Pontuslular bitirildi. Ve sonra Cumhuriyetle beraber bu kez sıra Kürtlere
geldi. Fakat Kürtleri bitiremezlerdi, bundan dolayı da daha çok ezmeye
çalıştılar. Yaşanan soykırım ve sonrası katliamları arasındaki farkı anlamak
açısından Türkiye Devleti Kürtlerin üzerinde silindir gibi geçti. Fakat Şêx
Said isyanında, Ağrı’da Zilan’da olduğu gibi… Ancak Kürtler yine o coğrafyada
varlar ve yaşamaya devam ediyorlar.
Ezilen veya biçilen otların kökleri yerindedir ve yine yeşerebilirler.
Fakat Ermeniler, Süryaniler ve Pontuslular artık yoklar. Bin yıllık
anavatanlarından kökleri kazındı ve artık yeşerme imkanları yok. Mezarları bile
söküldü. Bütün tarihi, uygarlık kalıntıları bile yok ediliyor.
Peki Kürt ile Ermeni halkları arasında yakınlaşma nasıl
mümkün olabilir?
Türkiye’nin bu inkarcılığına Kürt Hareketi de bir noktada
ortak oluyor. Şöyle ki; Kürdistan’dan bahsedilirken, tarihten bahsedilirken,
binlerce yıl öncesinden bile bahsedilirken halen bugünkü demografik yapısı ile
sanki ezelden beri bütün oralar boydan boya Kürdistan’mış gibi bir söylem
tutturuluyor. Hiç değilse tarihsel anlamda geçmişten konuşurken, oraların aynı
zamanda Ermenistan oluşundan bahsedilmiyor.
Tarih kitaplarının tekrar gözden geçirilmesini mi
öneriyorsunuz?
Evet, doğrusu bu olur. Mesela Kürt tarih yazımında
soykırımın ortaya çıkarttığı sonuçtan bir şekilde istifade etmek gibi bize göre
kusurlu bir yaklaşımdır. Bunun giderilmesi, tarihe daha saygılı yaklaşmak
gerekir. Bizim eleştirilerimiz daha çok bunlardır. Tarihe daha saygılı
bakıldığı durumda ve yaşananlardan doğru dersler çıkarıldığında Ermeniler ile
Kürtler birbirlerine düşman duygular taşımasını gerekmez. Geçmişteki günahlar,
yapanların boynuna. Bugün hangi tarihe, hangi geleneğe, hangi mirasa sahip
çıkıyoruz, önemli olan budur. Kürtlerin, Ermenileri koruyan ve kurtaran
atalarına sahip çıkmaları, onların mirasını yaşatmaya çalışmaları bizim için en
güzel dostluk vesilesidir. Ama o süreçte Ermeni halkının yok edilmesinde rol oynayanları
görmezden gelerek “Kürtlerin o konuda bir sorumluluğu, bir rolü yoktur”
şeklinde bakanlar ise bu noktada belli bir kuşku arzediyor. Bizler Kürt
Hareketi ile dayanışma içinde olmak isteriz. Ama bu kusurların giderilmesini
bekleriz.
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.