Kobani, Ermeni Soykırımı'nda ne durumdaydı? Dünyanın gözü,
İslam Devleti (İD) adıyla halifelik ilan eden IŞİD'in hedefinde yer alan,
Kobani'de En büyük endişe ise, 1915’in acılarına tanık olmuş bu toprakların
yeni bir soykırıma sahne olması.
Serdar Korucu'nun Agos'ta yer alan haberine göre 20.
yüzyılın başında Kobani, 1912’de açılan Konya – Bağdat demiryolu hattında
sıradan bir duraktı. Son dönemde gündeme gelme nedeniyse, 15 Eylül’de IŞİD’in
bölgede gücü elinde tutan YPG’ye karşı başlattığı saldırı oldu.
İç savaş öncesinde yaklaşık 200 bin kişinin yaşadığı,
ancak kuzeye gelen göçlerle son dönemde nüfusu katlanan bölge bugün hem IŞİD,
hem de YPG için vazgeçilmez. IŞİD, “Ayn el Arap”ı, “Ayn el İslam”, yani
“İslam’ın gözü” yapmayı amaçladığını duyururken, YPG içinse Kobani, hem Rojava
bölgesinde ilan ettiği özerk kantonlar arasında en küçük olsa da 19 Temmuz
2012’de fitilin ateşlendiği bölge, hem de Abdullah Öcalan’ın 2 Temmuz 1979’de
Suruç’tan geçtiği yer olduğu için önemli.
Bugün Kürt yöneticiler, IŞİD’in Kobani’nin merkezini ele
geçirmesi halinde “soykırım” yapacakları uyarısında bulunuyor. En büyük endişe,
1915’te Ermenilerin yaşadıklarının tekrarlanması.
Ermeni Soykırımı döneminde bölgede yaşananlar,
Almanya’nın Halep Konsolosu Walter Rössler’in İmparatorluk Şansölyesi Bethmann
Hollweg’e gönderdiği, Kobani’den “Arab Punar” diye bahsedildiği raporlarda
izlerini koruyor.
Walter Rössler’in 13 Ağustos 1915’teki raporunda, 11
Ağustos’ta kendisine iletilen “Bir Avusturyalının tuttuğu kayıtlar”a
değinilmiş. Bu kayıtlarda yer alan bilgilerde, bölgede hayatını kaybetmiş
soykırım mağdurlarının yakılan cansız bedenlerinden bahsediliyor: “Urfa – Arab
Punar yolu üzerinde, herhalde karanlıktan ceset görmüyordum, ancak bu yolu
sürekli gidip gelen arabacım yol boyunca ara sıra yanmış yerleri gösteriyordu
–çünkü insan cesetleri bulundukları yerde hemen yakılıyor.”
Kayıtlarda soykırım kafilelerinin yürüyüşlerine de yer
veriliyor: “Bazı kafileler acı içerisinde topallayarak ve çığlıklar atarak
ilerliyor. Bir insana rastladıkları anda, bu zavallılardan birçoğu dizleri
üzerine çöküp yardım dileniyor ve kurtarılmayı istiyor ya da çocuklarını
almaları için sunuyorlar. 56 derecelik sıcaklıkta ve susuz gerçekleşen bu
yürüyüşlerde çoğu yorgunluktan ölüyor –geriye kalanların da ölümü kesin.”
Urfa’dan Suriye çöllerine uzanan yolun üzerinde yer alan
bölge, çoğu soykırım kurbanı için ölüm yolculuğunun son durağı oluyordu.
Soykırımdan kurtulan 1902 doğumlu Suren Sargsyan, Verjine Svazlian’ın
çalışmasında ölüm yolculuğunu şöyle anlatıyordu: “Bizi Urfa’ya götürdüler,
oradan da çöle, ıssız, sadece birkaç ağacın bulunduğu bir yere sürdüler. O gece
yağmur yağdı ve soğuk bir rüzgâr esti. Gece, yüzlerce insan ölmüştü.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.