Tamer Çilingir
Kürt ulusunun, cumhuriyetle birlikte egemenler tarafından
maruz kaldığı uygulama inkar ve imhadır. Her fırsatta iktidarın ’’barış
sürecine’’ denk düşmeyen uygulamalarını eleştirirken, ’’Çanakkale’de, Kurtuluş
Savaşı’nda birlikte savaştık’’ vurgusu yapılarak, uğradıkları büyük haksızlık
dile getirilirken yapılan hesaplaşma yanlış ve eksiklikler içeriyor. Kürtler bu
hesaplaşmayı yaparken, İttihat ve Terakki’nin uygulamalarını, ’’Kurtuluş
Savaşı’’ yalanını da, resmi tarihi de teşhir etmelidirler. Aksi durumda utanılması gereken bir tarihi savunma
durumuna düşülür.
Unutulmaması gereken, 1.Emperyalist Paylaşım Savaşı ve
’’Kurtuluş Savaşı’’ masalının arkasında binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış
3 milyona yakın Ermeni, Rum, Süryani canı ve 2 milyonun üzerinde insanın sürgün
edilmesi vardır. Ki aynı uygulamalara Kürtler de cumhuriyetle birlikte maruz
kalmışlardır.
Osmanlı, Çanakkale’de emperyalistlere karşı
emperyalistlerle omuz omuza bir savaş vermiştir
Osmanlı’nın 1.Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın
cephelerinden biri olan Çanakkale Cephesi’nde Kürtlerin de yer aldığı ve can
verdiği de doğrudur. Ancak bu savaş bir emperyalist paylaşım savaşıdır ve bu
savaşta dünya çapında milyonlarca insan hayatını kaybedirken, emperyalistlerin
dünyayı yeniden paylaşmak için çıkardıkları bu savaşlarda ezilen uluslar
açısından tek bir kazanım olmadığı gibi, bizler açısından daha vahim sonuçlar
yaşanmıştır.
Savaş, batı cephesinde, Almanya’nın batısında kalan
Avrupa topraklarında, esas olarak Belçika, Hollanda ve Fransa’yı yani Batı
Avrupa’yı içine alan bölgede, doğu cephesinde ise, Orta Avrupa ve Doğu
Avrupa’da, Almanya’nın, Avusturya-Macaristan’ın ve Bulgaristan’nın doğusunda,
Rusya’nın ve Romanya’nın ise batısında kalan bölgede cereyan etti. Osmanlı
ordusu bu savaşta Kafkasya, Çanakkale, Sina-Filistin, Hicaz-Yemen, Irak, İran,
Galiçya ve Makedonya’da savaştı ve 325 bin askerini kaybetti. Ama
istatistiklere yansıyan asıl önemli sayı ise Osmanlı’nın bu savaş sonrası
kaybettiği sivil sayısı idi. Osmanlı imparatorluğu kayıplar listesinin sivillerle
ilgili başlığında 2.150.000 sivil kaybı ile ilk sırada yeralıyordu.
2.150.00 sivil, soykırım kurbanlarıdır
İstatistiklere Osmanlı’nın ’’kaybı’’ olarak yansıyan bu
sayının içinde 1.5 milyon Ermeni, 250 bin Süryani, 150 bin Rum’un katledilmesi
de dahildi. Yani bu kayıpların 2 milyona yakını Osmanlı’nın savaştığı herhangi
bir ülkenin ordusu tarafından değil, bizzat Osmanlı’nın kendi güçleri
tarafından katledilen insanlardı. Savaş, İttihat ve Terakki’nin geleceğe dair
asıl planlarını hayata geçirmek için iyi bir zemindi ve bu zemin planın birinci
etabının tamamlanmasına hizmet etmişti.
1.Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda kahramanlık
hikayeleriyle anlata anlata bitirilemeyen Çanakkale savaşının o topraklarda
yaşayan ezilen uluslar açısından övünülecek, savunulacak hiç bir yanı olmadığı
gibi, ‘’Anadolu’yu müslüman olmayanlardan temizleme projesi’’ nin birinci
etabını oluşturması açısından 1915 Ermeni Soykırımı bu savaşın gölgesinde
planlanmış ve hayata geçirilmişti.
KURTULUŞ SAVAŞI KOCAMAN BİR YALANDIR
19 Mayıs 1919… Kemalizm Pontos Rum Soykırımını tamamlıyor
Tarih Mayıs 1919’u gösterdiğinde Mustafa Kemal ve 34
arkadaşı Samsun’a doğru yola çıkmak üzere İngiltere Başkonsolosluğu’ndan vize
almışlardı…
Aynı tarihte İstanbul Meclisi de Mustafa Kemal ve
arkadaşlarının Samsun’a gidişini onaylamıştı…
Resmi tarihin anlattığı gibi yıkık dökük bir gemiyle
İstanbul Hükümeti’nden ve İngilizler’den gizli olarak Samsun’a gidilmiyordu.
Oldukça lüks döşenmiş ve dönemin teknolojisine uygun olan Bandırma Vapuru
limandan demir aldığında, bir ulusu yok edecek ve bir ülkenin tarihini kanla
baştan yazacak bir süreç başlıyordu…
Bandırma Vapuru Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişi olarak
Karadeniz’deki Rum köylerine yapılan tecavüzleri engellemek ve asayişi
düzeltmek için yola çıkmamıştı…
Şimdi yeni efendileri vardı… Paylaşım savaşı öncesi
efendileri olan Almanlar ile birlikte Anadolu’nun Hristiyanlardan
temizlenmesine karar vermiş ve 1914’ten itibaren 1.5 milyon Ermeni, 250 bin
Süryani soykırımına uğratılmıştı.
Karadeniz’de 1. Paylaşım Savaşı sürecinde 150 bin Rum
hayatını kaybetmişti. Savaşı kaybeden Osmanlı için yeni efendinin adı İngiltere
idi… Mustafa Kemal ve arkadaşları yeni efendilerinin izniyle Karadeniz’e doğru
yol alırlarken, yarım kalan proje tamamlanacak bütün Karadeniz baştan aşağı
kana bulanacaktı… 200 bin Pontos Rum’u katledilerek, toplam 353 bin Rumun canı
alınarak Pontos Rum Soykırımı tamamlanacaktı.
Tarih sahnesinde öyle bir oyun oynanıyordu ki bu oyunun
yönetmeni, kurgulayıcısı İngiliz efendiler, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasını
teşvik ederek Kemalistlerin Karadenizli Rumlara yönelik soykırımını
meşrulaştırıp hızlandırdı. Aynı İngiltere 1921 yılından itibaren Yunanistan’a
verdiği ‘’sahte’’ desteği de geri çekti.
Dahası karşı emperyalist cephe
Anadolu’ya yerleşmek niyetinde değildi ve savaşmadan da geri çekildi.
Çekilirken de Fransızlar Türklere, Yunanlara karşı
kullanacakları silahları sattılar. Bazı Fransız subayların Kuvayi Milliye
saflarında savaştığı dahi rivayet edilir. İtalyanlar da kendi bölgelerindeki
silah depolarını açarak, Kuvayi Milliye’ye yardım ediyorlardı.
Nasıl bir orduya karşı savaşıldı?
Sakarya ve Dumlupınar ‘’Meydan’’ savaşları diye yıllarca
masal gibi dinlediğimiz iki cephe savaşı, cumhuriyetin kurucuları ve
savunucularınca ‘’yedi düvele karşı verilmiş kurtuluş savaşı’’ yalanının
anlatıldığı olaylardır. Evet hepsi budur o ‘’yedi düvele karşı’’ verildiği
iddia edilen ‘’anti-emperyalist kurtuluş savaşı’’. Peki bu bahsi geçen cephe savaşları nasıl bir
orduya karşı verilmişti?
1920 yılına gelindiğinde mutsuzluk, açlık ve Yunan
halkının başına gelen felaketler her geçen gün artıyordu. Cepheye çağrılan
binlerce genç dağlara kaçtılar. Savaşmak istemiyorlardı ve binlerce jandarma
dağlarda onları kovalamakla meşguldü.
1922 yazında, bozgundan biraz önce, aralarında
Polopulos’ta olan 25 asker savaş karşıtı, eylemliliklerinden dolayı tutuklanıp,
“vatana ihanet” suçlamasıyla askerî mahkemeye sevk edildi. Ama kısa bir zaman
içinde cephenin kırılması ve ardından çok hızlı çözülmesinden dolayı Ordu’dan arta
kalanlarla birlikte İzmir Cezaevi’nden Atina’ya geldiler.
Cephe gerisinde 90.000 civarında asker ve yoklama kaçağı
vardı. Bunların büyük bir bölümü parti tarafından silâhlı gruplar hâlinde,
dağlarda tutuluyordu. Yerel jandarma güçleri onları yakalamakta zorlandıkça,
hükümet cepheye göndereceği birliklerden ek takviye ayırmak zorunda kalıyordu.
İşte böyle bir orduya karşı kazanılan bir zaferdir, bahsi
geçen cephe savaşları. Ne politik ne de fiziksel güce sahip göstermelik bir
Yunan ordusu, başka amaçların kurbanı olarak Küçük Asya ‘’macerasına’’
sürüklenmiş, büyük bir trajedi yaşamış, ama en önemlisi, bir başka büyük
katliama gerekçe olarak gösterilmek suretiyle, emperyalistlerin; daha doğrusu
yeni emperyalist efendilerin sahnelediği bu oyun gereği, Küçük Asya’nın ve
Pontos’un kadim halklarından olan Rumlar, başta Osmanlı İmparatorluğu, ardından
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucuları tarafından olmak üzere, dünyanın en
kanlı zulümlerinden birini yaşamış ve soykırıma uğratılmıştı.
Bu tarih övünülecek değil utanılacak bir tarihtir
İşte ’’Kurtuluş Savaşı’’ diye resmi tarihçilerin bize
yutturmaya çalıştığı Rumlara yönelik soykırımıdır. ‘’Kurtuluş Savaşı’nda
birlikte savaştık’’ demek, Rumları birlikte katlettik demek, bununla
övünmektir.
İttihat ve Terakki döneminde( 1.Jöntürk Dönemi) de,
Kemalistlerin iktidar olduğu dönemde (2:Jöntürk Dönemi) de, Müslümanlar,
müslüman olmayan halklara karşı kışkırtılmaya çalışılmış ve yer yer bu
katliamlarda kullanılmışlardı. Ve bu esnada gaspedilen Ermeni, Rum ve Süryani
malları, mülkleri yağmalanırken, soykırımlarda yeralanlar da
ödüllendirilmiştir.
Hatta Kemalistler, Kürtlere daha sonrası için sözler de
vermiş ama bu sözlerin hiçbirini yerine getirmemişti. Üstelik Kemalistler
Hristiyanlara yönelik imhayı tamamlar tamamlamaz bu kez Müslüman olan ama Türk
olmayan kesimlere yönelik inkar ve imha politikalarını hayata geçirmekte
gecikmemişti.
Bu yüzden de cumhuriyet tarihi boyunca Kürdistan’da kan,
gözyaşı ve zulüm eksik olmadı. Şimdi Kürtlerin kendi hak ve özgürlük mücadelerini
verirken, tarihte yaşanmış örneklerden yola çıkıp resmi tarihin
propagandalarından dem vurup, ’’Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaştık’’
biçiminde değerlendirmeler yapmaları, kısacası Kemalistlerin övüne övüne
anlattıkları bu masala destek olmaları, bu süreci savunmak anlamına gelir ki,
bu tarih övünülecek değil, utanılacak bir tarihtir.
Kaynak: devrimcikaradeniz.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.