Özet Değerlendirme
• Türkiye'de düşünce, vicdan, din veya inanç özgürlüğü hakkı yasalarla genel olarak tanınsa da, mevzuat ve uygulamadaki eksiklikler ciddi kısıtlamalarla sonuçlanmaktadır.
• Din veya inanç temelli nefret söylemi ve farklı inanç gruplarını hedef alan ve özellikle ibadet yerlerine yöneltilen saldırılar devam etmektedir.
• Türkiye’nin inanç özgürlüğü hakkıyla ilgili olarak 9. Madde’yi ihlal ettiğine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararlarla ilgili olarak, benzer ihlallerin gerçekleşmemesi için yapılması gereken mevzuat değişiklikleri yapılmamıştır.
Raporun Tam metni: http://inancozgurlugugirisimi.org/wp-content/uploads/2014/10/NHC-%C4%B0%C3%96G-T%C3%BCrkiyede-%C4%B0nan%C3%A7-%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC-Hakk%C4%B1n%C4%B1-%C4%B0zleme-Raporu.pdf
Özet Değerlendirme
• Türkiye'de
düşünce, vicdan, din veya inanç özgürlüğü hakkı yasalarla genel olarak tanınsa da,
mevzuat ve uygulamadaki eksiklikler ciddi kısıtlamalarla sonuçlanmaktadır.
• Din
veya inanç temelli nefret söylemi ve farklı inanç gruplarını hedef alan ve
özellikle ibadet yerlerine yöneltilen saldırılar devam etmektedir.
• Türkiye’nin
inanç özgürlüğü hakkıyla ilgili olarak 9. Madde’yi ihlal ettiğine ilişkin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararlarla ilgili
olarak, benzer ihlallerin gerçekleşmemesi için yapılması gereken mevzuat değişiklikleri
yapılmamıştır. (Bkz. ekteki tablo)
• Kişinin
inancını değiştirmesi yasak olmasa da, inançlarını değiştiren kişilerin
durumları çevre baskısı nedeniyle kırılgan olmaya devam etmektedir.
• Kimliklerde
yer alan ve mensup olunan inancın belirtilmesini öngören din hanesi,
bireylerin hayatlarının pek çok alanında inançlarını açıklamak zorunda
kalmalarına neden olmaktadır.
AİHM,
Sinan Işık-Türkiye kararında, kimliklerde yer alan “din hanesinin
kaldırılmasının, mevcut ihlale son verilmesi için uygun bir tedbir” olacağına
hükmetmiştir.1 Buna karşın, kimliklerde din hanesine yer verme uygulaması
halen yürürlüktedir.
• Türkiye’nin
vicdani ret hakkını tanımamış olmasından ötürü insan hakları yükümlülüklerini yerine
getirmediğine dair AİHM’in altı ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin
bir kararı bulunmaktadır. Bu kararlar Türkiye’nin bazı adımlar atmasını gerektirmektedir.
Vicdani reddin yasal bir hak olarak tanınması, vicdani retçiler için alternatif
hizmet seçeneğinin sunulması, vicdani ret statüsünü belirlemek amacıyla
tarafsız bir mekanizma oluşturulması, uzayıp giden kovuşturma ve cezalandırma
döngüsüne son verilmesi alınması gereken bazı önlemlerdir.
• Genel
yasal güvencelere karşın, ibadet yeri kurma hakkı konusunda uygulamadaki önemli
sınırlamalar devam etmektedir. Özellikle, cemevleri ve yeni açılan kiliseler ve
Yehova Şahitleri’nin ibadet mekânları ibadet yeri statüsü alamamaktadır. Şehir
planlarında belediyeler sadece cami ve mescitler için yer ayırmaya devam
etmektedir.
• Devlet,
hem din eğitimi ve öğ retimi yapan kurumların açılması, hem de okullardaki
din
eğitimi ve öğ retimine ilişkin zorunlu ve seçmeli dersleri belirleme
konusunda tekel konumunda olmaya devam etmektedir.
1
AİHM, Sinan Işık-Türkiye, Başvuru No. 21924/05, 02.02.2010, par. 60.
4 (RAPOR 3•2014)
• Özel
eğitim sistemi içerisinde din görevlisi yetiştirmek amacıyla okul açmak
engellenmektedir.
• Kamu
görevlilerinin kılık kıyafetini düzenleyen yönetmelikte Ekim 2013’te yapılan
değişiklikle, kamu görevlilerinin başörtüsü takması önündeki engellerin
kaldırılması olumlu bir gelişmedir.2 Ancak, Emniyet birimleri mensupları,
hâkimler ve savcılar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan personel bu
düzenlemenin dışında bırakılmıştır.
• 2596
Sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun kapsamında, hangi din veya mezhebe
ait olursa olsun dinî bir statü ya da makamı temsil eden kıyafetlerin
giyilmesi konusundaki kısıtlamalar sürmektedir.3
• Camilerin
din görevlileri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından atanmaktadır. Bazı
gayrimüslim grupların -Rum Ortodoks, Ermeni Apostolik, Musevi- ü st
düzeydeki dinî liderlerinin atanması aşamasında ise kamu görevlilerinin
müdahalesi söz konusudur.
• Farklı
inanç gruplarının mezarlık ve defin talepleri, yer tahsisi ve defin
işlemleriyle ilgili yönetmeliklerde karşılık bulmamaktadır. Kendilerine tahsis
edilmiş bir alan olmadığı için Ateistler Müslüman mezarlığına defnedilmek
zorunda kalmaktadır.
• Devletin
eğitim alanındaki rolü, din veya inanç özgürlüğü hakkı ölçütlerinin
gerektirdiği niteliklere sahip değildir. Bu anlamda, ö zellikle okullarda
zorunlu olarak okutulan ve dinî eğitim unsurları içeren Din Kültürü ve
Ahlâk Bilgisi dersleriyle ilgili olarak, sadece Musevi ve Hristiyanlar bu
derslerden muafiyet hakkına sahiptir. Dersi almak istemeyen öğrenciler -örneğin
Ateist, Alevi ve Bahailer- muafiyet hakkından yararlanamamaktadır.
2012-2013
öğ retim yılında seçmeli dersler havuzuna eklenen Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel
Dinî Bilgiler (İslâm) ve Kuran-ı Kerim derslerinin bazı okullarda zorunlu
seçmeli ders olarak okutulduğuna dair bildirimler gelmektedir. Temel Eğitimden
Ortaöğretime Geçiş (TEOG) aşamasında öğrencilerin liselere yerleştirilmeleri
sırasında, bazı öğrenciler zorunlu din eğitimi yapılan imam hatip liselerine
yerleştirilmek durumunda kalmıştır.
Eğitim
sisteminin ivedilikle ve inanç özgürlüğü hakkından doğan gereklilikler ışığında
iyileştirilmesi
gerekmektedir.
• Vakıflar
Kanunu’nun Geçiçi 11. Maddesi’yle mümkün hale gelen ve taşınmazlarının cemaat vakıflarına
iadesini içeren sürecin sonuna gelinmiştir. Verilen çok sayıda ret kararı
göstermektedir
ki,
cemaat vakıflarının, 1936 Beyannamesi’nde bildirdikleri veya bildirmedikleri,
fakat
kendilerine ait olduğunu kanıtlayabildikleri taşınmazların iadesini mümkün
kılacak yeni bir yasal düzenleme yapılması gerekmektedir.
2
Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Calışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair
Yonetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yonetmelik, 28789 Sayılı Resmi Gazete, 08.10.2013.
3
Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair 2596 Sayılı Kanun, Madde 1, 03.12. 1934.
(Türkiye'de İnanç Özgürlüğü Hakkını İzleme Raporu) 5
• Türkiye’de
hiçbir inanç grubu tüzel kişiliğe sahip değildir. İ nanç grubu olarak tüzel
kişi statüsüne sahip olamamak pek çok soruna neden olmaktadır:
-- Tüzel
kişiliği olmayan inanç grupları ve patrikhane veya hahambaşılık gibi ruhani
temsil kurumları hiçbir hukuki işlem yapamamaktadır. Banka hesabı açmaları,
dava açmaları, mülk edinmeleri veya kontrat yapmaları mümkün olmamaktadır.
-- İnanç
grupları kendi din görevlilerini resmî olarak istihdam edememekte ve bu
kişilere sosyal güvence sağlayamamaktadır.
-- Hukuki
olarak bir temsil kurumu veya üst kuruluş oluşturamadıkları için, inanç
gruplarının, kendi ortak hayatlarını ve çoğu zaman varoluşlarını yakından
ilgilendiren
faaliyetler
için yatırım yapma ve koordinasyon girişimleri imkansız hale gelmektedir.
-- Ruhani
temsilciler esas olarak protokolde yer aldıkları ve/veya başbakan ve
cumhurbaşkanıyla doğrudan görüşebilir oldukları halde, hukuki statüleri
olmadığı için konumları belirsizlik içindedir.
-- Doğrudan
tüzel kişi statüsü kazanamayan inanç grupları, vakıf veya dernek kurmak
gibi
yöntemlerle bir ölçüde tüzel kişilik kazanmaya çalışmakta ve bazı
faaliyetlerini
bunlar
aracılıyla sürdürmektedir. Fakat bunlarla ilgili önemli sınırlamalar vardır ve
bu
modeller
kendilerine doğrudan tüzel kişilik kazandırmamaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.