Sait
Çetinoğlu
SeVanNişanyan’ın
yayınlanma serüvenini yakından izlediğim son çalışması Ağır Kitap, bir başucu kitabı
olarak Propaganda Yayınları tarafından okuyucularla buluşturuldu. 2007’den
cezaevi sürecine kadar çeşitli yerlerde yazdıkları ve çeşitli platformlarda
yaptığı konuşmaları ile polemiklerini içeren Ağır Kitap gerçek anlamıyla ağır;Hem
içerik hem hacim bakımından.
Malum bir şeyi sahibi daha iyi anlatır. SeVan kitabını
şöyle özetliyor: : Konular malum. 2008 2009'da Türkiye Cumhuriyeti'nin milli/resmi
ideolojisine karşı yazılar ağırlığı taşıyor. Türkiye'nin ve Türkçenin
"kültürel arkeolojisi" diyebileceğimiz konular her zaman ilgimin
odağını oluşturmuş. 2010'a doğru, biraz da koşulların etkisiyle, "Ermeni
sorunu" adı verilen dert küpüne sık sık dalma gereği duymuşum. Son iki
yılda, İslami önyargılara karşı polemik ön plana çıkıyor. Arada güncel
siyasete, Kürt sorununa, anayasa reformuna dair yazılar da eksik değil.
SeVan,
İnsanların akıllarıyla değil kalpleriyle
tartıştıkları bir ülkede, tabuyla
yüzleşmeden, geriye kalan yaptığımız herşey boş; akıntıya kürek çekmekten
ibarettir. Sözleriyle başlarken zor
bir işi omuzlamıştır. Temeller
sorgulanmadan, rejimin temelindeki yanlışlar ele alınmadan akıntıya kürek
çekiyoruz. Bir fasit daire içinde debelenip duruyoruz. Sözleriyle radikal
bir eleştirinin gerekliliğinin altını çizerken, bu gerekliliği de yerine getiriyor.Bu bakımdan
SeVan’ın çalışması bir bakıma rejimin
arkeolojisi olarak okunabilir
Unutmak,
silmek ve yok etmek üzerine kurulu bir
rejimin niteliğini apaçık ortaya serip, topluma sinen korkuyu hedef alıyor.
korkunun üzerine giderek korkuyu ortadan
kaldırıyor. Korku bu ülkenin iliklerine
işlemiş.Korkulacak bir şey yok aslında Türkiye’de, korkunun kendisinden başka.diyerek
ülkeye ümit tohumları serpiyor.Anayasa
sohbetleri başlıklı seri yazıları (8 adet) geleceğin nasıl kurgulanmasına
dair umut kıvılcımları saçar.
Rejim,
Sevan için sorundur. Rejimi didik didik eder.Rejim için esas olan Bu iradeye boyun eğen her şey meşrudur.
Akla ve vicdana uymasa da yalan ve yanlış olsa da meşrudur.Sözleriyle
iradenin sakatlığıa işaret eder. Meşruiyet bu iradeye tabi olmaktan geçer. Bilindiği
gibi gerisi en hafif deyimle marjinal!Bu
dil kurucunun dilidir. Bu dil toplumu
kuşaklar boyu düzelmemesine hasta eden ve çürüten bu dildir. Sözleriyle Devlet reisinin görüş ve emirlerini reddeden herkesi alçak, soysuz,
vatansız ve gizli emeller sahibi hain ilan eden zorbalık diline itiraz
eder.
SeVan
için bu rejim, Türk modernleşmesinin
fiyasko ile sonuçlanmasından kalan tortudur; bir başarısızlığın, büyük bir yenilginin ifadesidir.Kısacayüz yıldan beri aklın ve vicdanın sürekli
olarak tekmelendiği bir memleketin her açıdan bir fotoğrafıdır; siyasi,
ekonomik, ahlaki, kültürel… Bugün bizleri ölümüne sıkan bu cendereden nasıl
çıkılabileceğinin, bu deli gömleğinin nasıl atılabileceğinin yollarını göstererek
tartışır. Laiklik anlayışının koca bir yalandan ibaret olduğunu, din
özgürlüğünün devlet eliyle empoze edilmiş belirli bir islami yorum olduğu, Eğitim kurumlarının bu devlet teolojisinin
imalathanesine dönüştürüldüğü, sosyal bilimlerin üzerine ölü toprağı serildiği,
tarihin ve sosyal bilimlerin tek amacının
vatanı milleti yüceltmek olarak algılayan bir
ilkel teokratik zihniyet ile karşı karşıya olduğumuzu
vurgulayarak, diktatörlük kurşununu demokrasi altınına dönüştürmenin öneminin
altını çizer.Ancak artık deniz bitmiş yolun sonu gelmiştir!
Kurucu,
kuruluş ve kurtuluşu tartışır, Sevr’i
yorumlar Lozan ile karşılaştırarak Emperyalist siyaseti deşifre ederek rejimin Goebels’leri ve Himmler’lerini hedef
alan tahdidi, vatanın şan ve şerefine yönelik bir tecavüz olarak sunmabaşarılarının
altını çizer: İngilizlere Kasım 1917
itibariyle kuzeyde beliren büyük tehlikeye karşı sağlam duracak, ekonomisi
düzgün her an dağılıp bölünme kaygısı olmayan, Batı’yla iyi geçinen bir ülke
lazımdır.Ahlaksızlık ve
cezasızlık üzerine yükselen bir yapıyı işaret eder: Bu
ahlaksızlığı yemeyip açık açık konuşan üç kşi çıktı sadece: çağın en dürüst
yazarı Refik Halit, ahlak üzerine kafa yormuş tek filozofu Rıza Tevfik,
memleketin en batılı aydını Ali Kemal.İşaret ettiği dürüstlerden ilk ikisi
vatan haini sıfatıyla Yüzellilikler arasına konarak ülkelerinden kovulmuş, Ali
Kemal ise o kadar şanslı olamamış devlet eliyle linç edilmiştir. Ali kemal
İzmit’te linç edilirken İsmet Paşa’da İzmit’ten Lozan’a gitmek üzere oradan
geçmekte olduğunu not edelim.Yine kurucu ve kuruluş’adair ilginç argümanlar ve
ilginç tesadüfleri sıralayarak, Milli
mücadele’ninkarakterini ve kurucuya ve kuruluştaki ilginç İngiliz
desteğinin altını çizer.
Tarihin her
döneminde yaşam ve ölümleriyle toplumun ortak özlemlerini harekete geçiren
kişiler kahraman aziz sayılırlar, bu mertebeye yükseltilirler. Türkiye’de olan
da budur Hrant dink kelimenin bu klasik anlamıyla Türkiye’nin son yıllarda
çıkardığı tek kahramandır. Sözleriyle tarif ettiği HrantDink’inöldürülmesini tartışır. 1915 katliamı ve Dink cinayeti, boyut
motivasyon bakımından farklı olaylar gibi görülebilir. Ancak iki eylemin
arkasındaki zihniyet aynıdır. Kadrolar arasında da dolaysız bir devamlılık
vardır. Türkiye’yi neredeyse yüz yıldan beri tahakkümü altına almış olan aynı
kadro ve aynı zihniyettir. Sözleri cinayetin ertesinde söylenmiş sözlerdir.
Bu yargının ötesinde cinayetin
planlanması ve işlenmesi sürecine dair önemli öngörülerde bulunur ki bugün
bunlar doğrulanmış utangaç dahi olsa katilin rütbesi alçak sesle söylenmeye
başlanmıştır. Bir numara SeVan için sır değildir. Türkiye’de İstanbul valisini kurye olarak kullanabilecek kaç kişi var?
Türkiye’de
kimsenin tartışamadığı can alıcı sorunlar SeVan için derttir. Ordunun
gerekliliğini Türkiye’ye sahiden ordu
lazım mı? Sorusunu sorduğu uzun makalesiyle tartışır. Kuruluşundan itibaren
topluma yük olan bu yapının sadece kışlalarında ve garnizonlarında sadece yeşili korumanın ötesine gidemediğinin
altını çizer. Burada rahmetli Aziz Nesin’i hatırlamadan geçemiyoruz. Aziz
Nesin, 12 Eylül’ün başarısının sadece taksilere taskimetre konmasında başarılı
olduğunu söyleyerek. Bir taksimetre için
darbe yapılır mı? Sorusunu sormuştu. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, nefret
suçlarını ki bunlardan bir bugün cezaevini mesken tutmasının nedenlerinden
biridir:Nefret suçlarıyla mücadele
etmeli.SeVan, Milli mücadele,
Mübadele, Ermeni Sorunu, Kurucu ve kurucuların emval-i metruke adıyla el koydukları Ermeni varlıklarını,
köleleştirilen Ermeni Çocukları ve kadınları, İslam’dan Haçlı Seferlerine, Ebussud Efendi’yi ve fetvalarına, Ermeni kürt
meselelerinden, Türk ve Ermeni kimliğinin oluşumuna, Dünya savaşına kurucunun
Suriye Cephesi serüvenine…kadar birçok konularda SeVan
orantısız zekasını kullanır.
Gezi
direnişi sürecinin başında kaleme aldığı 2 Haziran 2013 tarihli Her başbakan istifayı tadacaktır
başlıklı yazısı cezaevi sürecini başlatan cesur yazılarından biridir. Bu cesur
yazıya karşı Her ölümlü cezaevini
tadacaktır sözleriyle ceza evine konmuş sürgünden sürgüne dolaştırılmıştır.
Bu yazı AKP yönetiminin yokuş aşağı yuvarlanmasının fotoğrafını çeker artık durdurmak mümkün değildir. Süreç
ölümcüldür. Ancak zorbalıkla ve demokrasi dışı uygulamalarla duruş mümkündür.
SeVan iktidarın ölümcül zaaflarına işaret eder: İlki yapısal AKP kadrolarının
malul olduğu İslamcı dünya görüşü yapısı gereği anti demokratik ve bölücü
ideolojidir… İkinci zaaf konjonktürel Başbakanın
son kullanım tarihi geçmiştir.
Sait Cetinoglu [cetinoglus@gmail.com]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.