Irkçılığa ve
Milliyetçiliğe DurDe platformunun İstanbul’da gerçekleştirdiği “Birinci Dünya
Savaşı ve Ermeni Soykırımı” toplantısına ilgi büyüktü. Cezayir Restoran’da yapılan toplantıda ilk olarak Ayhan
Aktar konuştu. 1915’in resmi tarih anlatısında yalnızca savaşla
ilişkilendirildiğini belirten Aktar, 1909’da askerlik yasasının değişmesiyle
birlikte Ermenilerin de askere alınmaya başlandığını, ancak daha sonra
“Ermenilere silah vermeyin” kararıyla birlikte amele taburlarının ortaya
çıktığını ifade etti.
Van’ın düşmesinden sonra yaklaşık 1.5 milyon Kürdün
batıya göç ettiğini ve bunların Vilayat-ı Şarkiye muhacirleri olarak
bilindiğini ifade eden Aktar, 2 milyon 800 bin kişilik Osmanlı ordusundan
silahlarıyla kaçtığı tahmin edilen 500 bin kişiyle birlikte Anadolu’da baş
gösteren kargaşanın büyük olduğunu, böyle bir ortamda Ermenileri “sürmenin”
saldırıya uğramalarını garanti altına aldığını aktardı. Kurtulanların yalnızca
başlarındaki komutanlara rüşvet verenler olduğunu söyleyen Ayhan Aktar “Enver
paşanın Sarıkamış fiyaskosunun faturası, bugünlerdeki popüler deyimle bir
psikolojik operasyonla Ermeni nüfusuna çıkartılıyor” diye konuştu.
Daha sonra sözü alan Tatyos Bebek ise 1915’e gelinen
sürecin öncesini anlattı. Ermenilerin bu topraklardaki bilinen tarihinin M.Ö.
6. yüzyıla dayandığını ifade eden Bebek, 1839’a kadar millet-i sadıka olarak
görüldüklerini, Tanzimat Fermanı’yla birlikte eşit vatandaşlığa geçildiğini
aktardı.
Osmanlı topraklarında 1830’lardan itibaren vergilerle
ilgili anlaşmazlıklar çıktığını belirten Bebek, bunların 1870’lere kadar
geldiğini, Ermenilerin bu dönemde hem devlete hem Kürt aşiretlerine vergi
ödemek zorunda kaldığını söyledi. Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda
ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürülen Ermenilerin haksızlığa karşı
örgütlenmeye başladığını ifade eden Tatyos Bebek, 1894’te yine vergi
sorunlarından kaynaklanan Sasson olaylarında Ermeni isyanı bastırılırken 80 ila
200 bin arası insanın öldürüldüğünü, daha sonra Bab-I Ali’de sessiz bir
yürüyüşün iki bin kişinin katledilmesiyle bastırıldığını, 1909’da 31 Mart
olaylarından sonra Adana’da 17 bin civarında Ermeninin benzer nedenlerle çıkan
kargaşada “nasıl olduğu belli olmadan” öldürüldüğünü anlattı.
İttihat Terakki ile Abdülhamit’e karşı olan Ermenilerin
ittifak yaptığını, ittihatçıların ilk kuruldukları aşamada Anadolu’da
örgütlenmeye çalışırken Taşnaklarla bir arada çalıştığını aktaran Bebek,
iktidara geldikten sonra bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan kanunlar
çıkararak baskı rejimi kuran İttihat ve Terakki’nin Türkçü doktrini kabul
ettiğini aktardı.
Sonraki süreçte sermayenin el değiştirmesiyle ilgili
hareketlerin başladığını ve özellikle Rumların Anadolu’dan püskürtüldüğünü
söyleyen Bebek, Ermenilere yönelik soykırım sonucu pek çok önemli ismin
kaybedildiğini anlattı.
Son olarak konuşan Roni Margulies ise soykırım sonrasında
olanları sorguladı, “Türkiye devletinin ırkçılığı 1915’teki bir mecburiyetti ve
sonrasında bitti mi?” sorusuna yanıt aradı.
Anayasaya göre Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı
olan herkesin Türk olduğunun öne sürüldüğünü ve bunun Kenan Evren’le bir
ilgisinin olmadığını, 1924’ten beri bu maddenin hiç değişmediğini belirten
Margulies, o dönemde devleti yönetenlerin çoğunluğunun gayrimüslimlerin Türk olarak
adlandırılmasını istemediğini aktardı. Mahmut Esat Bozkurt’un bu sebeple
gayrimüslimler için “Kanun Türkü” ifadesini sarf ettiğini hatırlatan Roni
Margulies, kemalist devletin çeşitli sözcülerinin ırkçı açıklamalarından
örnekler vermeye devam etti.
Mustafa Kemal’in de bu söylemlerden bağımsız olmadığını
belirten Margulies, yakın geçmişten de örnekler vererek bugün de 1915’teki
ırkçılığın sürdüğünü ifade etti.
Toplantı salondan yöneltilen sorular, izleyicilerin
yorumları ve konuşmacıların yanıtları ile sona erdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.