Johannes Lepsius
1894-1896 yıllarında Abdülhamid dönemini katliamları ile
Kilikya katliamı sırasında (1909) yaşanmış olan kitlesel İslamlaşma, yani din
değiştirme vakaları, hiçbir yerde, hatta gelişmelerin tamamen farklı
istikamette seyrettiği durumlarda bile, tam anlamıyla arzuya bağlı bir şekilde
yapılmamıştır. Çoğu kez din değiştirmenin Hristiyanların inancına yönelik
tecavüz olarak algılanmamasına, zira bunun gayri Türklerin Türkleştirilmesini
hedefleyen siyasi bir amaç olduğuna dair görüşlerle karşılaşmaktayız. Ancak,
Hristiyanların her hangi bir dönemde, siyasi amaçlarla tacizde bulunduklarını
iddia etmek, kilise tarih konusunda yeterli bilgiden yoksun olmak anlamına
gelir. Dinin siyasi amaçlarla istismarı, kötüye kullanılması, dini baskıların
temelini oluşturmakta, bu baskılara esas teşkil etmektedir. O halde zoraki
İslâmlaştırma vakalarının Hristiyanları taciz niteliğinde olduğu, tartışma
konusu dahi yapılmamalıdır.
Zoraki din değiştirme vakalarının zemini nasıl
hazırlandı?
Çoğu kez İslama geçiş tehcirden kaçınmanın tek yolu
olmuştur. Çünkü tehcir genelde katliam anlamı taşımakta, tehcire tabi tutulan
erkekler aslında ölüm yolculuğuna çıkmaktaydı, genç kadınlarla 10 yaşından
büyük kız çocukları ise Türklerin haremlerine veya Kürt köylerine kapatılma
durumu ile karşı karşıyaydılar, yani çok ağır bir deneyimden geçmek
mecburiyetinde bırakılmışlardı, bu itibarla İslamı kabul etmek, onlar için
ölümden kaçınmak ve namusunu kurtarmak, demekti. Vilayetlerden edinilen
bilgiler, bu çıkış yolunun bizzat Türk hükümeti tarafından, kendi arzusuyla
Müslümanlığı kabul edenlerin tehcir ve katliamdan muaf tutulmasına ilişkin
genel kararname ile gösterildiğine işaret etmektedir. Ayrıca İslam’a geçişi
teşvik etmek için baskı yöntemlerine de baş vurulmuş, insanlar aç bırakılıp,
ölümle tehdit edilmiştir. Din değiştirmenin zoraki yapıldığını gizlemek için,
çoğu kez muhtedilere, İslama kendi arzularıyla geçtiklerine dair resmi
varakalar imzalatılmıştır.
1909 Adana katliamları sonrasında hükümet, büyük
devletlerin baskısıyla, İslam’a geçenlerin eski dinlerine dönmelerine izin
vermiş, hatta Hristiyan çocuklarını evinde alıkoyan Müslüman aileleri
cezalandıracağı tehdidinde bulunmuştu. Başka bir deyişle, din değiştirme
vakalarının zorlama sonucunda vuku bulduğu mümkün olduğu kadar gözlenmiş,
muhtedilerin tekrar Hristiyanlığa dönmemesi için gerekli önlemler de
alınmıştır, buna örnek olarak genç kız ve kadınların sistemli bir şekilde
Müslümanlarla evlendirilmesini, hatta Hristiyan kadınların Müslüman kadınlarla
takasını sayabiliriz. Kocası Türk ordusunda silah altına alınan birçok
Hristiyan Ermeni kadın, onların yokluğundan yararlanılarak, Müslümanlarla
evlenmek zorunda bırakılmıştır. Çokeşliliğe imkan tanıyan İslam dini, bu tür
evliklere olanak sağlamaktaydı. Müslüman olan erkekler ise sünnet edilip İslami
isimler almaktaydılar.
Söylediklerime esas teşkil edecek nice örnekler
mevcuttur, bunlardan bir kısmına “vukuat” bölümünde değinmiştim.
Karadeniz’in en önemli limanı olan Samsun’da mutasarrıf,
Ermeni ileri gelenleri yemeğe çağırır ve kendilerinden İslam’a geçmelerini
talep eder. Ayrıca Samsun’da tehcir emrinin alanen ilan edildiği gün, şehrin
Ermeni mahalleleri ile Türk mahalleleri arasına zincir gerilmiş, İslamı kabul
edenlerin yerlerinden oynatılmayacağı ise tellalar tarafından ahaliye
duyurulmuştu. Duruma razı olanlar zincirin altından karşı tarafa geçecek,
olmayanlarsa tehcir edilecekti.
Aynı durum Merzifon’da da söz konusu olmuş, tehcir
hazırlıkları sürerken, İslam’a geçenlerin tehcir edilmeyeceği, yaşamlarını
huzur içinde evlerinde sürdürecekleri duyurusunda bulunulmuştu. Dilekçeleri
inceleyen memur daireleri, bunun geçici bir durum olduğu, ileride tekrar eski
dinlerine dönme imkanına kavuşacağı düşüncesi, eş ve çocuklarının kaygısıyla
Müslümanlığa geçmek isteyenlerle dolmuştu. Zile’de ise erkekleri katledildikten
sonra, ikna olmaları için kadın ve çocuklar günlerce, açık alanda, aç
bırakılmıştı. Kadınların İslama geçme önerisini reddetme yolunda ısrarı
sürünce Türkler üzerlerine saldırıp, çocuklarının gözü önünde annelerinin vucudunu
süngüyle delik deşik ettiler.
Kızılay teşkilatında hizmet veren bir Alman hemşirenin
anlattığına göre, Gemerek’te genç kız ve kadınlar arasında en güzel
olanlarından 30 kadarını seçerek, onlara “ya İslama geçmeyi, ya da ölümü tercih
etmeyi” önerirler, Buna cevaben onlar da, “Öyleyse ölmeyi tercih ederiz”, der.
Onların bu cevabı telgrafla Sivas valisine iletildiğinde, o kadın ve kızların
Müslümanlar arasında paylaşılması tavsiye eder. Oysa, bu bedbaht kızların
birçoğu eğitimini Amerikan Koleji’nde almıştır.
Benzeri örneklere hemen her vilayette rastlanmaktaydı.
Ancak zamanla durum gözden geçirildi, önce ferdi din değiştirme teşebbüsleri
reddedilmeye başlandı ve tehcirden alıkonulmak için en 100 kişilik gruplarla
başvurma şartı getirildi. Birçok yerde de idari makamların ferdi başvuruları
kabul etmesine rağmen, din değiştirenler yine de sevkolundu.
Elimizde konuya ilişkin olarak Karadeniz sahilindeki
şehirlerden edindiğimiz bazı bilgiler var.
Bu vilayetlerden gelip, Kostantinopol’de ikamet eden Ermeniler
tehcir edilirken, yakınları ve dostları onlara Trabzon, Samsun, Ünye gibi
şehirlerden yolladıkları telgraflarda, “Hakkın dinini kabul ettik”, diye
yazmaktaydılar.
Postacılar vasıtasıyla yolladıkları mektup ve
kartpostallarda, cevabın eski Hristiyan adının yerine, yeni İslami isim
kullanarak, bu isme postalanması istenmekteydi. İşte, isim değişikliğine
ilişkin olarak Samsun’dan aldığımız bazı kayıtlar:
Davut Ziya olarak anılan Mihran Davityan,
Osman Süreyya olarak anılan Agop Güçyan,
Hadi Efendi olarak anılan Garabet Kilimciyan,
Ziya Tugioğlu olarak anılan Hovsep Davityan.
Urmiye’li Zakaryan ile evlatlarına Şakirzade Fehmi ve
Mahtumlar soyadı yakıştırılmıştır.
Kazaryan ise Abdülmecit adını almıştı
Soyadı Çakıryan olan bir Ermeni, kardeşine çektiği
telgrafta, “Ben Hakkın dinine geçtim, sana da aynı şeyi önemle tavsiye ederim,
biraderin Muhammed”, diye yazmıştı. Aynı telegrafı o Şakirzade imzasıyla, öz
oğluna da gönderir.
Protestan olan tacir Harutyun Torikyan’dan İslama geçmesi
talep edilince, o, “Ben çocukluğumdan beri inancıma sadık kaldım, dinimi
ihtiyarlıkta mı inkar edeceğim? Benim için hayat bu andan itibaren bitmiştir”,
der. Anında onu götürüp, öldürürler. Onun gibi binlercesi dininden
dönmektense, ölmeyi tercih etti.
Zor kullanılarak veya idari makamların baskıları sonucu,
ya da ümitsizliğe kapılarak din değiştirmek mecburiyetinde kalanların sayısını
tespit etmek, ancak harp sona erip de Türkiye’nin tüm vilayetlerinden bilgi
edinme imkanı sağlanınca mümkün olacaktır. Şimdilik elimizde sadece Trabzon
Vilayetine bağlı kıyı şehirlere ait bilgiler mevcuttur. Buna göre Trabzon
vilayet merkezinde 200 aile, Giresun’da 160 aile, Ordu’da 200 aile ve Samsun’da
150 aile Müslüman olmuştur. Arapgir’de tüm ahalinin İslama geçerek, tehcirden
kurtulduğu söylenmektedir. Harput Vilayeti’nden edinilen bilgiler İslamı kabul
edenlerin sayısının burada yoğun olduğuna işaret etmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Harput Konsolosu geriye
kalan tüm kadın ve çocukların da İslama geçmeye zorlanacakları yönünde görüş
bildirmiştir.
Türk aileleri tarafından alınan veya Kürt köylerinde
alıkonan genç kadınlar, kızlar ve çocuklar da tümüyle İslamı zorla kabul etmek
mecburiyetinde kalacaktır. Kuzeyden güneye ulaşan tehcir kervanlarının durumu,
yolda 10 yaşından büyük kız çocuklarının tamamen kayıplara karıştığını, genç
kadınların ise çoğunlukla kaçırıldığını göstermektedir.
Tehcir kervanlarının güzergahı üzerindeki tüm şehirlerin
Müslüman ahalisine, istedikleri güzel kızları, tayin edilen doktorun muayenesine
tabi tutmak suretiyle alma hakkı tanınmıştı. Küçük çocukların bir kısmı
jandarmalar tarafından satıldı, diğerlerini ise ölümden kurtulmalarını sağlamak
için öz anneleri sattı. Tehcir kervanları bir nevi seyyar köle pazarıydı. Çok
sayıda kadın ve genç kız, namusu uğruna, kendi canına kıydı. Kadınlar
tarafından buna benzer nice kahramanlık örneği sergilenmiştir. Birçok kadın,
İslamı kabule zorlamak için namusu kirletilir veya dininden olur endişesiyle ya
kendini azgın ırmağın sularına bıraktı, ya da intihar etti. Ermenilerden biri
namusunu kurtarmak ve dinine ihanet etmemek için oturduğu evi kendi eliyle
ateşe vererek, ailece yanıp kül oldu.
Daha önce değinmiş olduğum Bayburtlu dul bir Ermeni’nin
anlattıkları, kadın ve çocukları Müslümanlaştırmak için uygulanan yöntem
hakkında fikir sahibi olmamızı sağlamaktadır. Bu dul kadın 50-60 kadar faytona
rastlar; içine 30 civarında Türk subaylarından dul kalan kadın binmiştir,
bunlardan biri tabancasını ateşleyerek bir Ermeniyi öldürme zevkini tadar. Bu
Türk kadınlardan her birinin yanında 5-6 kız çocuğu bulunmaktadır, içlerinden
en büyüğü 10 yaşında. Yetim kızı da aynı kaderi paylaşmasın diye, Ermeni anne
çocuğuyla birlikte İslamı kabul etmeye hazır olduğunu bildirir. Bunun üzerine
Türk kadınlar ana ve kızı derhal faytona alır, adlarını değiştirtir, İslami
isim verip, Müslüman inancını onlara öğretmeye başlarlar.
İslamı kabule özendirmek için Hristiyan ahaliye uygulanan
baskılar, Müslümanlar veya Müslüman din adamlarınca değil, sadece ve sadece
hükümet tarafından uygulanmaktaydı. Buna, aynı zamanda, İslamlaşmayı serbest
bırakarak, mahalli idareler de katkıda bulundu. Osmanlı hükümeti iç kesimdeki
kazalara gizli emir yollamıştı, buna göre mahalli idareler Ermeni halkından
arta kalanları ya “Kutsal Dine” geçme arzusunda olduklarına dair imzalı dilekçe
vermeye mecbur edecek ya da karşı gelenleri derhal tehcire tabi tutacaktı.
Tehcir sırasında İslama geçen Ermeni ve Süryani
Hristiyanların sayısını, yaklaşık da olsa, savaş öncesi sayılarıyla mukayese
etmek imkansız. Sadece bu sayının bir hayli yüksek olduğunu iddia edebiliriz,
çünkü Türkler tarafından kaçırılan kadın, kız ve çocukların hepsi sonuçta
Müslümanlaştırılmıştır.
Ermenilerin tehciri sonrasında köy ve şehirlerdeki
Hristiyanlara ait kiliseler ya camiye dönüştürüldü ya da tamamen farklı
amaçlarla kullanılmaya başlandı. Samsun ile Ünye arasında yer alan Derme’deki
kilisenin camiye çevrilmesinden sonra, bunu alay konusu yapmak için Ermeni
rahibin başına kavuk geçirip, namaz kılmaya zorladılar. Erzurum’daki Ermeni
Katolik kilisesi de camiye çevrildi.
Erzincan’daki Ermeni Katolik kilisesi umumi tuvalet oldu.
Hüsnümansur’daki Ermeni kilisesi yıkıp vaftiz kabını tuvalete attılar. Bu arada
rahip elbisesi giyen jandarmalar, küfürler eşliğinde, dini ayini alaya aldılar.
Kilise rahibi zindana atılmış ve işkenceye tabi tutulmuştu. Engürü’de ise
sultanın doğum günü vesilesiyle çoğunluğu Katolik olan ve zorla İslâmlaştırılan
100 Hristiyan çocuk sünnet edildi.
Bu vakalar, son yıllarda İslama karşı zafiyet gösterenler
açısından tam bir hayal kırıklığı olacak ve onları ruhuna hitap etmekte tamamen
yetersiz kalacaktır.
KAYNAK: Kara Kitap-Ünlü Yabancıların Gözüyle Türk
Mezalimi ve Ermeni Soykırımı,
Yayına hazırlayan: Albert Isoyan, Hayagitak Yayınevi,
Yerevan, 2013, sf 268-278

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.