Sait Çetinoğlu /
cetinoglus@gmail.com
“Teşkilat-ı Mahsusa Osmanlının son dönemi ve devamındaki
cumhuriyet rejiminde, azınlıkları yada kendinden saymadıkları halk
topluluklarını ve ulusları etnik temizlikten soykırıma varan cinayetlerin ve
katliamların organizasyonunu 30 binin üstünde bir güçle yöneten bir kadrodur. Bu kadro, askeri ve sivil bürokrasinin de üstünde yer
alır ve aydınlardan bürokrasiye din adamına ve yerel unsurlara kadar uzanan
geniş bir yelpazeden devşirilen elemanlardan oluşturulan bir cinayet şebekesi
ve bir katil sürüsüdür. Yaptıklarından dolayı hiçbir şekilde cezalandırılmayan
ve soykırıma varan katliamları maddi ve manevi ödüllendirilen bu kadrolar
kurucu ve yöneticileri olarak cumhuriyet vitrininde yer alırlar.
Teşkilat-ı Mahsusa aynı zamanda zihniyettir ve bu
zihniyet İttihat ve Terakki’den (1. Jöntürk) Kemalizm’e (2. Jöntürk) günümüze
uzanır.”
Teşkilat-ı Mahsusa (TM) hakkında resmi tarih ve
tarihçiler, teşkilatın bir istihbarat örgütü ve Trablusgarp ve Balkan
Savaşlarında zorunluluktan kaynaklı bir örgütlenme olduğu ve yine zorunluluktan
dolayı operasyonel yetki verildiği söylemi etrafında bir efsane örülür. TM’nin
dahili operasyonlarından söz edilmez ve reddedilir. 1915 Soykırım süreci ile
ilişkilendirilmesine ise son derece tepki gösterilir. Oysa teşkilatın içindeki
Galip Vardar, teşkilatın ikili yapısı ve ikili yüzüne şu sözleriyle işaret
eder: “Teşkîlât-ı Mahsûsa, çok geniş tutulmuş bir teşkilâttı. Dahilî ve haricî
siyâsete, harbin bütün îcâblarına göre ayarlanacaktı. Kadrosu o kadar genişti
ki, buraya bağlı çeteler, çeteciler temin edilmişti. Bütün bu insanlar,
ordunun vazifesini kolaylaştıracak yolları açacak, düşmanı içinden, gerisinden
vuracak ve birçok bilgiler toplayacaktı burada hakim olan ruh, bir zamanlar
Balkanlarda eşkıya takibinde hasıl olan ruhun tamamen aynı idi. İttihat ve
Terakki’nin erkanı, bütün ömürleri boyunca o davaya sadık kalmışlardı.” Vardar
bu sözleriyle TM’yı, bu katil sürüsünü yüceltir.
Bozarslan, TM’nın kuruluşu, rolünü ve işlevini şu
cümlelerle özetlemiştir: İmparatorluktan çıkış sürecinin son yıllan olan Cihan
Harbi döneminde, çeteleşme olgusunun en önemli örneğinin İttihat ve Terakki
tarafından kurulan ve resmî askeri ve sivil bürokrasinin üstünde bir yer alan
Teşkilât-ı Mahsusa olduğunu söyleyebiliriz. Ermeni soykırımında belirleyici
rolü oynayan Teşkilât, hem resmi bürokraside yer tutan, hem de bu bürokraside
resmen yer almayan şahıslardan oluşmaktaydı. Teşkilât içinde, Diyarbakır valisi
Dr. Reşid’le birlikte, Yakup Cemil gibi sicilleri devlet adamlığını engelleyen
kişiler ve ulemadan ve eşraftan -kişisel ve kolektif biyografyaları henüz
yazılmamış- çok sayıda kişinin yer aldığı anlaşılmaktadır. Belli bir ölçüde
modem dönemlerin memlûk sistemini oluşturan Teşkilât’ın özellikle Balkan ve
Kafkasya kökenli elemanları içerdiği yolunda da bazı bilgiler de
bulunmaktadır. Bir yandan devletin resmen uygulayamayacağı icraatlarla yükümlü
olan Teşkilât, diğer yandan Ermeni mallarının yağmalanmasında önemli bir rol
oynamakta, bu yolla da, çeteleşme ve kişisel zenginleşme arasında bir bağ
kurmaktaydı.
TM’nın Kuruluşu
Teşkilat-ı Mahsusa ile ilgili düzenli bir doküman yoktur.
Teşkilatı Mahsusa ile ilgili belgeler, 15 Eylül 1918’e doğru, Talat
kabinesinin istifası sırasında Güvenlik şefi Aziz Bey [Hüseyin Aziz Akyürek]
tarafından hükümet arşivlerinden çıkarılmış ve imha edilmiştir. Biz örgüte
ilişkin bilgileri çeşitli anılar ve dağınık arşiv belgelerinden toplamaktayız.
TM’nin, Harbiye nezaretine bağlıyken Harbiye Nazırı
Enver Paşa tarafından denetlenen, örtülü ödenekten özel bir bütçesi vardır.
Örgüt, fedai olarak çalışan subaylar vasıtasıyla iş görmektedir. Bu subayların
bir kısmının ordu ile ilişkisi şeklen kesilmiş bulunuyordu ancak sıkı bir
disiplin ve hiyerarşiye tabi idiler. Örgütün Soykırım sürecinde Dahiliye
nezaretine bağlanmasıyla Dahiliye Nezaretinin örtülü ödeneğini kullandığını
söyleyebiliriz. Ancak yazışmalardan zaman zaman aynı anda her iki bakanlığın
örtülü ödeneğinin de kullanıldığını anlıyoruz.
Zira, TM’nin askeri istihbarat bölümü Harbiye
Nezareti’ne, sivil bölümü ise Dahiliye Nazırı Talât Paşa’ya karşı sorumlu
idiler. Savaştan önce ve savaş sırasında TM, gazetecileri, yazarları, hatipleri
ve din adamlarını kullanarak, İttihatçı karşıtlarına karşı yoğun bir
propaganda yürütmüştür.
İTC’nin Dünya Savaşından önce bir devlet politikası
olarak örgütlenmeye başlanan Büyük Turan İmparatorluğunu kurma hayali Savaş ile
birlikte savaşın olanaklarıyla gerçekleşeceğine dair inanç İTC’ni bu amaçla
çalışacak bir örgütün organizasyonunun gerekliliğine de inandırmıştır.
Teşkilât-ı Mahsusa bu amaçla kurulmuş olan gizli örgütün adıdır. Örgütün ne
zaman ve nasıl kurulduğu konusunda elimizde kesin bilgiler yoktur. Bunun nedeni
örgüte ilişkin birçok belgenin imha edilmiş olmasıdır. Örgütte önemli
görevlerde bulunmuş Kusçubası Eşref, örgütün 1911-1913 arasında kurulmuş
olduğunu söyler. Çeşitli anılarda örgütün 1914 Temmuz sonu Ağustos başında
yeniden kurulduğuna ilişkin bilgiler vardır. Takma ismi A. Mil olan Parti
Sekreteri, konuya ilişkin tartışmaların Balkan yenilgisi sonrası başladığını,
kuruluşun Temmuz 1914 sonlarında olduğunu söyler. Tevfik Bıyıkoğlu örgütün, 5
Ağustos 1914’te Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın gizli bir emriyle kurulduğunu
bildirir. Kısaca eldeki bilgilerden çıkartılabilecek sonuç şudur ki, 1911 ile
birlikte, Enver Paşa etrafında bir grup kendisini bu isimle adlandırmaya
başlamıştır.
Soykırımın Yüzüncü yıl çalışmaları çerçevesinde
değerlendirdiğimiz bir çalışmada; 2 Ağustos 1914’te ilan edilen seferberlikten
sonra Trablusgarp ve Balkan Harplerinden alman dersler istikametinde acil
tedbirler alma çerçevesinde TM teşkilatlanmasının gerçekleştiğini “Dâhiliye
Nâzın Talat Paşa’nın bilgileri dâhilinde, öncelikli olarak Kafkas cephesinde,
bir anlamda gayrinizami harp yürütmek üzere kadrosunu gönüllülerin oluşturacağı
birliklerin kurulması, şevki ve sair işlerini koordine etmek üzere, teşkilat-ı
mahsusa merkez-i umûmisi teşkil edilir. Komisyonda Binbaşı Süleyman Askerî,
Emniyet-i Umûmiye Müdürü Aziz Bey [Hüseyin Aziz Akyürek], Dr. Nazım Bey ve Atıf
Bey [Kamçıl/Kambur Atıf] yer alırlar.Orhan Koloğlu kuruluş için 5 Ağustos 1913
tarihini verir ve komisyona Dr. Bahattin Şakir’i de ekler. “Teşkilatın üst
düzey yönetici kadrosunda bazı ünlü isimler vardı: Yakup Cemil, Dr. Rusuhi,
Süvari Kaymakamı Hüsamettin (Ertürk), Eşref ve Hacı Sami Kuşçubaşı kardeşler,
Ömer Naci, Mümtaz, Yüzbaşı Rıza, Nuri Paşa (Mataracı), Eyüp Sabri (Akgöl), Yusuf
Şetvan, İzmitli Mümtaz.” Gibi şahsiyetleri sayar.
YAPISI
TM’nın Ordu- Parti- Güvenlik üçgeninde birbiriyle iç içe
geçmiş, asker- sivil arasında flu ve geçişli bir kadroya sahiptir.
TM kadrolarının asıl nüvesi 3. Orduya mensup subaylardır.
Bu bakımdan TM kadroları Harekat Ordusu ve Trablusgarp kadroları ile örtüşür.
Özünün Enver’in etrafındaki bu fedai subaylar topluluğunun Balkan savaşından
sonra reorganizasyonu olduğunu söylemek mümkün. Bu Fedai grubu 1913’te gayrı
resmi olarak Teşkilât-ı Mahsusa diye nitelendiği biliniyor.
TM kadroları Makedonya’da komitacılık çalışmaları,
Harekat Ordusu çerçevesi, Trablusgarp ve II. Balkan Savaşı sırasında
şekillenmeleri yanında asıl etnik temizlik deneyimlerini Savaş öncesi Ege ve
Trakya pratiklerinde kazanmışlar ve geliştirmişlerdir. Ermeni Soykırımı
sürecindeki en önemli kadrolar Ege ve Trakya pratiklerinde devşirilmiştir:
Mahzar Müfit Kansu, Dr. Reşid, İbrahim Bedrettin, Gn. Pertev Demirhan, Sarı
Edip Efe, Eşref Kuşçubaşı… gibi.
Toynbee, Ege'den Hıristiyanların yok edilmesi konusunda
şu bilgileri aktarır; Batı Anadolu Rumlarına karşı Türklerin saldırıları 1914
baharında yoğunlaştı. Bütün Rum cemaatleri korku salınarak yer-yurtlarından
atıldı, evleri, toprakları ve sık sık da taşınır mallarına el konuldu ve bu
süreçte insanlar öldürüldü. Toynbee, olayların gelişimi bunun sistematik
olduğunu gösteriyor, der. Terör, sırayla bir bölgeden ötekine yöneldi ve yerel
halk kadar Rumeli göçmenlerinden de toplanan ve görünüşte düzenli Osmanlı
jandarmasına bağlı ’çete'ler eliyle yürütüldü.Toynbee’nin kısaca aktardığı
bilgiler durumun vahametini anlatan ifadelerdir.
İTC Ege'den gayri Türk unsurların temizlenmesine ilişkin
geniş planını yaygın bir kadro ile örgütleyerek gerçekleştirir. Çeşme’de her
şeylerini bırakarak bir hafta içinde 40.000 Rum tarihsel topraklarından
buharlaşmıştır. Bu plan çerçevesinde yok dilen Gayri Türk unsurların sayısı
çeşitli şahsiyetlere göre 150.000 ile 1.500.000 arasında değişir. Ayrıca bu
unsurların bütün mal varlıklarına el konulduğunu söylemeye gerek yok.
Teşkilât-ı Mahsusa, bağlılık ve sadakatleri daima şüphe
ile karşıladığı Türklerden gayri ırk ve milletlerin ekseriyet teşkil ettikleri
yerlerde aldığı tedbirlerle, hükümetin görünürdeki kuvvetlerinin
başaramayacağı hizmetleri görmüştür. İç Düşmana, yani İmparatorluğun
gayrimüslim unsurlarına yönelik eylemler, örnekler de görüldüğü gibi I. Dünya
Savaşı öncesi başlamıştır. Trakya ve Ege'deki Rum nüfusun terörle sürülmesi, milli
iktisat politikasının parçası olarak mallarına el konulması… Gibi genel bir
planın parçası olarak Ege ve Trakya’da hayata geçirilen bu etnik temizlik planı
başarılar ışığında gözden geçirilerek daha büyük ölçeklisi tarihi Ermenistan’a
uygulanarak, etnik temizlik Soykırıma taşınmıştır.
TM’NIN MİSYONU
Dadrian, Osmanlı savaşa henüz katılmadan İstanbul’da
Ermenilere karşı bir birimin TM’nın oluşturulduğunu kaydeder. Bu birimin
örgütlenmesinin Ege pratiklerinden edinilen tecrübelerden süzüldüğünü söylemekte
sakınca yoktur. “Savaş başladığında, Ermeniler’i baskı ve terör altında tutma
amacıyla çok gizli görev gücü oluşturuldu. Bu organ Milli Emniyet Müdürü ve
Talat’ın yakın arkadaşı Canpolat, Polis Şefi ve Nazır Bedri, onun yardımcısı
Mustafa Reşat [Mimaroğlu] ve Milli Emniyet Teşkilatının iki ayrı kısmının
müdürleri Aziz [Akyürek] ve Esat [Ahmet Esat Uras] Beylerden oluşuyordu. Bu
müdürler, özellikle de, 1915-1917 arasında Emniyet Müdürlüğü 3. Kısım ve Kısmi
Siyasi şefi, Bedri ve yardımcısı Reşat, Ermeni soykırımının örgütlenmesinde
kesin bir rol oynadılar. Aynı şeyler, yalnızca Milli Emniyet Müdürü olmakla
kalmayıp (savaş sırasında, kısa bir süre Dahiliye Nazırı olarak da görev
yapan), Osmanlı İmparatorluğu’nun Emniyet ve Jandarma Teşkilatı (Savaş dönemindeki
Jandarmayı profesyonel asker olarak düşünmemek gerekir. Cepheden kaçabilmek
için “açıkgöz” siviller seferberlikte askerlik hizmetini jandarmada
geçirmektedirler) reisi de olan Canpolat için de söylenebilir. Vilayetlerde,
tehcirden sorumlu bu jandarma bölük ve müfrezeleri onun yetkisine tabiydi.”
Dadrian, bu toplantıya Esat Beyin [Ahmet Esat Uras] de
yer aldığına işaret ederek, Esat Bey’in tasarlanan soykırımın ayrıntılarının
tartışıldığı bu özel oturumun tutanağını tutmakla görevlendirilen kişi olarak,
bizzat bir taslağı hazırladığını kaydeder. O toplantının beş iştirakçisi.
Talat, Dr. Nazım ve Dr. Şakir, Canpolat ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın gizli
faaliyetlerinin planlama ve idaresinden sorumlu Erkanıharp II. Dairesi Müdürü
Miralay Seyfi [Gn. Düzgören] dir. Görüldüğü gibi yönetici kadrolar –komite-
parti, ordu ve güvenlik çemberinde şekillenmektedir. Zürcher, Taşra parti
başkanlarının bazıları, Teşkilat-ı Mahsusa’nın siyasî işler yöneticisi (ve
İttihat ve Terakki merkez komite üyesi) Bahaettin Şakir’in yönetiminde
Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla düzenlenmiş olan bu kırıma yardımcı olduklarını
kaydeder.
Ancak TM’nın 1915 Soykırım süreci ile
ilişkilendirilmemesine özen gösterilir(Şükrü Altın, Teşkilat-ı Mahsusa, Bir
Gizli Teşkilatın Öyküsü). 2015/Soykırımın Yüzüncü yılı stratejisi çerçevesinde
yayınlanan çalışmalarda bu konunun özellikle karartılmasına çabalanır: “Ermeni
soykırımını savunan tarihçiler Teşkilat-ı Mahsusa’nın adını ortaya atmışlardır.
Teşkilat-ı Mahsusa’nın soykırımı gerçekleştirmiş olan örgüt olduğu iddiası,
Andonyan belgelerinden yola çıkılarak öne sürülmüştü. Gunter Lewy’nin verdiği
bilgilere göre, Teşkilat-ı Mahsusa hakkındaki iddiaların belgelere dayandığı
mevzusu tamamen asılsızdır. Ancak kuşkulu varsayımlarla bu belgelerin olduğunu
söyleyenler de ortaya bir belge koyamamışlardır. İddialar tamamen varsayımlara
dayanmaktadır. Amerikalı araştırmacı Stoddart’a göre, Teşkilat-ı Mahsusa.
Ermenilerin Sınır dışı edilmelerinde rol oynamamışlardı[r].” Yazarın Teşkilat-ı
Mahsusa hala bitmemiştir. Sözleriyle çalışmasını sonlandırmasının neyi
amaçladığı ayrıca incelenmeyi gerektirmekte olduğunu söylemekte bir sakınca
yoktur.
Behiç Erkin, etrafında bir “efsane” örülen İttihat ve
Terakki’nin ünlü fedaisi ve savaş sırasındaki Teşkilat-ı Mahsusa
komutanlarından Yakup Cemil şahsında teşkilatın işlevi hakkında da önemli
bilgiler verir: “Yakup Cemil'in çeteleriyle yapmadığı zulüm kalmamıştır;
idamında çok isabet vardır.”
Dönemin istihbarat subaylarından Ahmet Refik (Altınay) de
çalışmasında bu durumları daha net ifadelerle belgeler: “Harbin hidâyetinde
[başlangıcında] Anadolu'ya İstanbul'dan bir çok çeteler gönderilmişti. Bu
çeteler, mahbesten çıkarılan katillerden ve hırsızlardan mürekkebdi. Bunlar
Harbiye Nezareti meydanında bir hafta talim görürler, Teşkilat-ı Mahsusa
marifetiyle Kafkas hududuna gönderilirlerdi. Ermeni mezaliminde en büyük
cinayetleri bu çeteler ika' ettiler [gerçekleştirdiler].”
Oysa döneminde TM faaliyetleri alenidir. cinayetlerin
mimarları inkara sapmamaktadırlar.
TM’ın Savaş Öncesi Tarihi Ermenistan’daki Operasyonları
Çetelerin oluşturulmasından hemen sonra, Ağustos ayı ile
birlikte Rusya içlerinde askeri eylemlere başlanır. Aynı zamanda bölgede
Ermenilere yönelik saldırılar ve katliamlar gündeme gelir. Özellikle Kafkas
sınırlarında, Ermeni köylerine, entelektüellerine, politik ve dini liderlere
yönelik saldırılar tek tek de olsa Eylül ayı ile birlikte başlamıştır.
"Çeteler, asıl görevlerini Ermeni köylerini basmak ve yağma etmek olarak
görüyorlardı. Eğer erkekleri ele geçiremezlerse, kadınların ırzına geçiyorlar
ve ellerinde para ve değerli olan ne varsa vermeye zorluyorlardı.
Alman konsolosu Schwarz da 5 Aralık 1914 tarihinde
Erzurum’dan yolladığı rapor’unu “Erzurum ili çevresinde Ermenilere karşı
yapılan saldırılar” olarak özetler: “Erzurum iline bağlı kırsal alanda yaşayan
Ermeni halkı bazı gelişmelerden oldukça rahatsızlık duyuyor ve bu gelişmeleri
yeni bir kıyımın habercisi olarak algılıyor. Erzurum yaylalarındaki Osni
köyünde Aralık ayının birinci gününde üç Türk çete üyesi Ermeniler arasında
oldukça saygınlığı olan bir pedere konuk olmuş, aynı kişinin evinde yemek yemiş
ve sabahlamışlar. Ertesi günün sabahında pederi köyün çıkışına kadar
kendilerine eşlik etmeye zorlamışlar. Köyün çıkışına gelindiğinde ise pederi
kurşunlayarak öldürmüşlerdir…”
TM’NIN KAYNAKLARI: SUÇLULAR- MAHKÛMLAR
Enver’in savaş öncesi Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak,
ordudan ayırdığı subaylara kurdurduğu Teşkilat-ı Mahsusa’da Osmanlı
vatandaşlarının yanında İngiliz ve Rus kontrolündeki topraklardan Müslümanlar
da yer alır. Bunlar savaştan çok önce bu yörelerde propaganda çalışmalarına
başlarlar. Daha sonra hapishanelerdeki adi suçlulardan ve dağlardaki başıbozuk
çetelerinden de yüzlerce ağır suçlu Teşkilat-ı Mahsusa saflarında vatan
hizmetine alınır.
İşe TM müfrezelerinin Mahkûmlar ve kaçaklardan
oluşturulmasıyla başlanılmıştır. Daha herhangi bir af çıkmadan Trabzon’da bu
uygulama faaliyete geçirilir. Seferberlik sona erdiğinde haklarında yapılacak
kanuni işlemlerde kolaylık sağlanacağı sözü verilip, vilayette bulunan
firarilerin perdeypey katılımları kabul edilmekte, emir altına alınmaktadırlar.
Bu işleri Rıza Bey, Nail Bey ve Cemal Azmi Bey ortak karar alarak
yürütmektedirler. Mahkumların çetelerde kullanılmasına dair kararnameler daha
sonra çıkarılmıştır.
TM VE SOYKIRIM SÜRECİ
Seferberliğin başlamasıyla birlikte Osmanlı henüz savaşa
dahil olmadan Partinin Katib-i mesullerinin TM çetelerinin çalışmalarını
organize için büyük ümitlerle çalışma mıntıkalarına gönderilir. Teşkilât-ı
Mahsusa işine evvela kâtib-i mes’ullerin İstanbul’dan denizden Trabzon’a ve
kara yoluyla Erzincan seferleriyle TM birliklerinin Birinci Büyük Savaş
macerası başlar. Alman öneri ve desteğiyle oluşturulan en önemli etkin birlik,
öncelikli hedef müttefik güçlere karşı, özellikle Kafkasya’da Rusya'ya karşı,
istihbarat ve sabotaj eylemlerini yürüteceklerdir. Ancak bu girişimler hiçbir
yerde başarılı olmaz ve Ocak 1915’te bütün ümitler kırılarak TM birlikleri
örgütlü çeteleriyle tamamen içe döner 1915 ortalarında TM’nın mümtaz
şahsiyetleri Soykırımı organize etmeye çalışmaktadırlar. Bahaettin Şakir “….
Harbin merkez-i sikleti ne Mısır ne Basra ve ne de Rumeli’dir... Şarkdır.”
Sözleri İTC’nin yönelimini ortaya koyar: tarihi Ermenistan
Teşkilat-ı Mahsusa girişiminin büyük başarısızlıkları
sonrasında İttihatçı elebaşılar, Dr. Şakir’in ısrarıyla, Teşkilatı Mahsusa
için yeni bir misyon belirlediler; Türkiye içinde ve özellikle altı doğu
vilayetinde Ermeniler’in imhası. Alınan kararlar ışığında TM birlikleri
yeniden düzenlenir. En önemli karar, artık birliklerin orduya bağlı olmaktan
çıkarılmasıdır. Birlikler bölgede bağımsız hareket edecekler ve Bahaettin
Şakir’e bağlı olacaklardır.
Soykırım araştırmacıları da, TM’nın bölgeye geri dönen
Bahaettin Şakir tarafından yönetildiğinin altını çizerler: Operasyonları Mayıs
sonlarına doğru Erzurum’a geri dönen Bahattin Şakir-çoğu kez onun
talimatlarına uymak zorunda olan Vali Tahsin Beyin isteği hilafına-
yönetiyordu.
TM’nın Kafkas müfrezelerinin yanında diğer bölgelere
gönderilen diğer müfrezelerde görev yerlerinde başarısızlıklarından dolayı geri
dönmüş ve içeriye odaklanmıştır. TM’nın mümtaz şahsiyeti Ömer Naci Mardin’de,
Ayn- Wardo’da, Hazax’ta… direnişleri bastırmak ve soykırımı kolaylaştırmakla
uğraşmaktadır.
Osmanlı müttefiki Alman komutanların TM operasyonları ile
ilgili üstlerine verdikleri bir çok rapor bulunmaktadır. Bu raporlar TM’nın
Soykırım sürecinin en önemli aktörlerden biri olduğunu belgeler: Yarbay Stange,
Erzurum’dan sürülen Ermenilerin akibetleri hakkında şunları bildirdi: “Bu
Ermenilerin tamamının Mamahatun (Tercan) civarlarındaki çeteler (gönüllüler),
aşiretler ya da benzer gruplar tarafından öldürüldüğü kesindir ve bu cinayete
askerî refakat göz yummuş, hattâ yardımcı olmuştur. “Ermenilerin imhası diye,
yazdı sonra Stange, Bal gibi örgütlenmiş ve ordu mensuplarının yardımı ve
gönüllü çeteleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
TM’NIN BOYUTU
TM’nın boyutu sorusu, kuruluşu ve faaliyetleri konusunda
yüksek düzeyde gizlilik egemen olduğundan, hep cevapsız kalmıştır. 30.000 ve
34.000 arasında tahmin edilmektedir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.