Çemişgezek, Kharpert’in kuzey-batısında ve oradan 12 saat
uzaklıkta bulunan küçük, şirin bir kasabaydı. Dersim sıradağlarının sonsuz taş
ve kayalıkları arasında, sayısız bahçeler içerisine gömülmüş bir adayı
andırıyordu. Doğasından aktif, usta zanaatkâr, eğitilmeye meyilli Çemişgezekli,
çok eski zamanlardan beri, kendi yerinde barınamazcasına, hep gurbete çıkarak,
Konstantinopolis, Halep, Trabzon vb. gibi daha nice yerlerde bulunan gurbetçiler
içerisinde refah düzeyi oldukça yüksek olarak yaşardı.
Ticaret, şehir
merkezinde yapılmaktaydı.
Alışılmışa göre, haftanın bir günü, çevredeki 50-60 köyden insanlar,
alış-verişlerini yapmak için mutlaka şehre gelirlerdi. O gün, Çarşamba günüydü
ve bu herkesçe bilinirdi. O gün, hemen her Ermeni köylüsü biribirleriyle
karşılaşır, tanışır, samimiyet kurar ve dost olurlardı. Şehrin, hem açık, hem
de kapalı olan, büyük bir çarşısı vardı. Orada, kumaşçı, elbiseci, ev eşyaları
satan, züccaciyeci, ayakkabıcı, terzi vs. gibi enva-i türde dükkânlar vardı.
Açık pazarda, ziraat mahsüllerinin yanında, inşaat malzemeleri, madeni, cam ve
fayans eşyalar satan dükkânlar da vardı. Çarşı, yaşayan, canlı ve aktif bir
organizmaydı. Dükkân sahiplerinin, tüccarların, zanaatkârların % 90’ı
Ermeniydi.
Şehrin sakinleri, buğday, sebze, odun (hem yakılan, hem
de inşaatte kullanılan), yağ, tereyağı, peynir, et, aslında hemen her türden
yiyecek ihtiyacını çevre köylerden, bazen de uzak Dersim’den ediniyordu. Şehir,
Harput, Arapkir, Agın (Eğin), Khozat, Halep, Konstantinopolis ve diğer
şehirlerle de ticari ilişkiler içindeydi. Şehrin en uç kuzeyinde kutsal Surp
Toros ve Paratsor bölgesinde ikamet eden Ermeniler ise, uzak olmalarından
dolayı, alış-verişlerinin % 25’ini Çemişgezek’ten yaptıkları halde, geri
kalanını, kendilerine görece daha yakın bulunan, bazen Agın, bazen de Erzincan
veya Kemakh’la yapıyorlardı. Şehir dışında bulunan tüm zanaatkârlar, tüccarlar,
inşaat ustaları vb. istisnasız hepsi Ermenilerdi.
Çemişgezek’in merkezinde bulunan kapalı çarşıda, epeyi
tüccarın dükkânı vardı. O çarşının 6 büyük kapısı geceleri kapatılıyor ve
güvenliğin sağlanması için bekçiler görevlendiriliyordu.
Çarşının batısında bir Ermeni tarafından yapılan bir de
Türk camisi vardı. O, Ergani’deki Ermeni kilisesini yapan şahıstı aynı zamanda
ve bu nedenle de, bu Ermeni şahsiyete atfedilen «Çemişgezek’in minaresi,
Ergani’nin kilisesi bir usta !» sözü halk ağzında pek yaygındı.
Şehir halkının geçim kaynağı ticaretti. Giysi, şeker,
kahve, çay, sabun satıcıları vardı. Mallar, genel olarak Kharpert’ten,
Halep’ten, Konstantinopolis’ten, «manusa» ise Arapkir’den ithal edilirdi. Bunun
yanında, bölgedeki köylerle ve Dersim ile de bağlantılı tüccarlar vardı. Onlar
etinden faydalanılan hayvanlarla, tereyağı, peynir, taze ve kurutulmuş meyve
getirenlerdi.
Kaynak: XV. Yüzyıldan 1915’e Günümüz Türkiye’sinde
Ermenilerin Ticari-Ekonomik Faaliyeti Toplu belgeler, derleyen: Khaçadur
Dadayan, «Gasprint» Yayıncılık, Yerevan, 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.