Ermeni asıllı dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour,
Altın Çınar Ödülü'nü Fransa'nın başkenti Paris'te aldı. Ünlü organizatör Erkan
Özerman, Ermeni asıllı dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour ile
Paris'te buluştu. Paris’te lokantada öğle yemeği yediler. Yemek 3 saat sürdü.
Masada; Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil, Charles Aznavour, organizatör
Erkan Özerman, ünlü müzik topluluğu Chico&Gypsies’in kurucusu Chico ve
Chico’nun hayat arkadaşı Ghade Şakir (Ünlü hayırsever merhume Semiha Şakir’in
kızı) vardı.
(2 Kasım pazar günü Posta Gazetesi'nde yayımlanan röportaj)
POSTA ÖZEL ERKAN ÖZERMAN, CHARLES AZNAVOUR İLE PARİS'TE
KONUŞTU: 'SÖYLENENLER YALAN TÜRKLERİ SEVİYORUM'
Dünyanın yaşayan en büyük sanatçılarından Charles Aznavour'u
çok uzun yıllardır Paris'ten tanırım. Konuşulanların aksine Türkler'i çok
sevdiğini de bilirim. Geçen yıllar içinde kendisine defalarca söyledim,
"Gelin bir röportaj yapalım, samimi duygularınızı anlatın" diye.
Günün şartları, ortamın baskısı, belki de Ermeni Diasporası endişesi röportajın
yapılmasını mümkün kılmadı. Dünyaca ünlü Chico&Gypsies grubu, Charles
Aznavour’un şarkılarını kendi müzik anlayışları çizgisinde ve İspanyolca olarak
albüm yapmıştı. Konserleri dolup taştı, Fransızlar, İspanyol ezgili Aznavour
şarkılarına bayıldı. Paris'in en ünlü müzikholü olan Olympia'da 3 yıl önceki
Chico&Gypsies'in konserini, Charles Aznavour ile birlikte izlemiştim.
Topluluğun kurucusu ve yıldızı Chico'nun hayat arkadaşı Ghade Şakir’in Türk
olması da dostluğumuzu pekiştirdi. Sonunda aklıma şöyle bir fikir geldi:
Charles Aznavour, Chico, Ghade Şakir ve Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Hakkı
Akil'i, Paris'te bir öğle yemeğinde buluşturmak! Benim gibi, Galatasaray Lisesi
mezunu olan yakın dostum Büyükelçi Hakkı Akil'i aradım. 'Ermenistan’ın
İsviçre’deki büyükelçisi de olan ünlü şarkıcı Charles Aznavour ile bir öğle
yemeğine ne dersin?' dedim. Sağolsun kabul etti. Paris'te bir lokantada
buluştuk, 3 saat sohbet edip öğle yemeği yedik.
İşte bu röportajı da o sırada yaptım.
Ödülünü Paris´te aldı
* Charles Aznavour'un Ermeni olması nedeniyle Türkler'i
sevmediği, Türkiye'nin aleyhinde bulunduğu şeklinde bir inanç var?
Yalan! Bugüne kadar ağzımdan Türkiye aleyhinde bir tek cümle
çıkmamıştır. Hadi bulun, getirin. Kökeni Ermeni diye bir insanı suçlu ilan
etmek, hedef haline getirmek ne vicdana sığar ne de insanlığa. Benim annem
Türk. İzmitli. İzmit ve Adapazarı'nda onlarca akrabam vardı. Annem anadil
olarak Türkçe konuşurdu. Türkiye'yi çok sever, sık sık İstanbul'a gider
gelirdi. Babam Gürcü. Kimler tarafından çıkarıldığını bilmediğim şu cümle beni
derinden yaralıyor: 'Ermeni asıllı Türk düşmanı'. Ne rahatsız edici, ne üzücü,
ne aşağılık bir iftira bu. Osmanlı dönemindeki eski defterleri açıp, o acının
yaşandığı dönemde henüz kurulmamış olan Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlamak, çok
uzaklarda kalmış yaraları deşmek kime ne fayda sağlar? Beni politik
çekişmelerin içine sokmak, Ermeni Diasporası'nın içindeymiş, adamıymış gibi
göstermek, Türkiye için kendi söylemek istedikleri sözleri ben söylemişim gibi
ilan etmek, beni kullanarak soykırım kavgasını tekrar tekrar gündeme getirmeye
çalışmak gerçekten çok ayıp ve ahlak dışı bir tavır. Ünlü olmanın faturasını
ödetiyorlar bana. Maalesef bazı Türkler de buna inanıp beni gerçekten Türk
düşmanı zannediyor. Geçen yıl bir demeç vermiştim. 'Türkler soykırım sözcüğüne
kırılıyor ve üzülüyor' demiştim. Diaspora yeri yerinden oynattı. Bana
söylemedikleri kalmadı. Biliyor musunuz, bugün hayatta olmayan sevgili annemin
en yakın arkadaşı bir Türk'tü: Ferda Kahraman. Paris'ten, Türkiye'ye gezmeye
gittiğinde onlarda kalırdı. Ferda önemli bir işadamıydı, Kore'nin Türkiye Fahri
Konsolosu’ydu. Benim de hayattaki en yakın üç-beş arkadaşımdan biriydi.
İzmir’den Çeşme’ye giderken trafik kazasında maalesef genç yaşta öldü.
Hatırladıkça hep içim sızlar. Mümkün olur da 64 yıl sonra Türkiye’ye yine
gelirsem ilk göreceğim kişiler Ferda'nın kızlarıdır. Onları bulacağım.
'ÖFKE ZAMANI DEĞİL'
* Fransız devlet televizyonunun birinci kanalında kanalında
program yapan ünlü sunucu Michele Drucker sizi programına çağırmış ve
stüdyodaki konuklara dönüp, 'Aramızda Türkler varsa soykırımı kabul etsinler ve
Charles Aznavour'dan özür dilesinler" diye, o ortamda hiç anlamı olmayan
gereksiz sözler kullanmıştı. O an neler hissettiğinizi çok merak ediyorum?
Benim o an orada söylediklerimi hatırlamıyor musunuz?
Seyircilere dönüp şöyle demiştim: 'Şayet stüdyodaki konuklar arasında Türkler
varsa hepsine hoşgeldiniz, mutlu oldum, beni çok mutlu ettiniz demek istiyorum.
Türkiye çok güzel bir ülkedir.' Sonrada canlı yayın sürerken Michele Drucker’e
dönüp şu uyarıyı yaptım: 'Bu söylediklerine hemen son ver!'
* Ermeni kökenli başka ünlü yıldızlar, sanatçılar da var.
Ama bu soykırım konusunda nedense hep sizi ön plana çıkarıyorlar.
Ben Fransa'da doğup büyüdüm. Şarkılarımı Fransızca yazdım,
söyledim, filmlerimde Fransızca konuştum. Dünyanın her yerinde Fransız olarak
tanınıyorum. Çünkü Fransız vatandaşıyım. Sanatçı yapım gereği de olaylara
politik olarak değil hep insani olarak yaklaştım. Beni, komşuları tarafından
bir toprak parçasının içine hapsedilmiş, ciddi ekonomik zorluklar nedeniyle
ülkesini terk etmek zorunda kalan Ermeniler ve gittikçe nüfusu azalan
Ermenistan ilgilendiriyor, düşündürüyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki
sınır kapısının kapalı olması beni çok üzüyor. Bir çok şey Ermenistan'a yine
Türkiye’den geliyor. Ama Gürcistan üstünden. Ermenistan’ın hem Türkiye hem de
Azerbaycan ile sınır kapılarının açık olması lazım. Komşular dost olmalı. Kin
ve öfkeler artık unutulmalı. Ermenistan'a büyük devletlerden gelen yardımla, ki
bu yardımın çoğunluğu da silah yardımıdır, Ermenistan halkı böyle mutlu olamaz.
Bu silahlar, sulh içinde yaşamanın da asla garantisi değildir. İşte hep bunları
söyledim ve yine söylüyorum. Daha önce dediğim gibi; ben olaylara insanı açıdan
yaklaşıyorum, politik değil.
* Şimdi ben bu sözlerden şunu anladım: Siz, Ermenistan
uyguladığı uluslararası ilişkilerden memnun değilsiniz. Açık olarak bunu
eleştiriyorsunuz, Ermenistan hükümetini başarısız görüyorsunuz. Ama siz aynı
zamanda Ermenistan’ın İsviçre’deki büyükelçisisiniz.
Evet büyükelçiyim... Ama bu benim bağımsız yapımı etkilemez.
Ben bağımsız büyükelçiyim. Yani Ermenistan'dan aldığım emirlere göre hareket
etmiyorum, etmem ve edemem. Kendi bildiğim doğrulara göre hareket ediyorum.
Bunu da herkes böyle biliyor.
* Fransa'nın dünyada en çok tanınan ve saygı duyulan
sanatçısısınız...
(Charles Aznavour çok gülüyor) Annemin ülkesi Türkiye’de
yaşasaydım demek ki dünyadaki en ünlü Türk sanatçısı olacaktım! Kader... Eşiniz
ve çocuklarınızın 'soykırım' kelimesine yaklaşımı ne? Bu soruyu onlara sorman
gerekir! Ben sana ailedeki yapıyı anlatayım, cevabını sen bul. Eşim İsveç
asıllı ve Protestan. Ben Türk-Gürcü asıllıyım, Fransızım ve Gregoryan’ım.
Kızım, Cezayirli ile evlendi. O aile koyu Müslüman. Diğer çocuğumun eşi Musevi.
Bizim ev din konusunda çok zengindir. Bütün dinler bizim evin çatısı altında
temsil ediliyor. Kimse, kimsenin düşüncesine, inancına karışmaz. Nitekim,
evlilik yaparken de çocuklarıma eşleri Müslüman ya da Musevi diye hiçbir şey
söylemedim. Ayrıca hepimizin her milletten yakın dostları var. Ne güzel. Mesela
şu an masada yanımda oturan hanımefendi en yakın Türk dostum olan Ghade
Şakir'dir. (Ghade Şakir, büyük hayırsever merhume Semiha Şakir'in kızı.)
'TÜRKLER ÇOK VİCDANLI'
* Tüm anlattıklarınızdan ortaya çıkan şu: Bugüne kadar
bilinenin aksine siz Türkler'i çok seviyorsunuz.
Evet, seviyorum. Türkler vicdanlı insanlardır. Baksanıza;
Irak, Suriye, Kobani'den gelen 2 milyonu aşkın mülteciye topraklarını açtılar.
Onları savaştan, ölümden kurtardılar. Türkiye'de 100 bini aşkın Ermenistan
vatandaşı kaçak olarak çalışıyor, ekmek yiyor, para kazanıyor, ülkelerine para
yolluyor. Türkiye bunu görmezden geliyor, hiç ses çıkarmıyor. Ankara istese o
100 bin Ermeni'yi 24 saatte bulur ve sınır dışı edebilir. Tamam, Osmanlı
döneminde büyük acılar yaşandı. Masumlar katledildi. Bu bir utançtır, kabustur,
felakettir. Kabul... Ama bunu hala kaşımanın, gündeme getirmenin, ortalığı
bulandırmanın kime, neye, ne gibi bir faydası var ya da oldu. Şu anda
Ermenistan'ın Türkiye'ye ihtiyacı var. O sınır açılmalı. Ermenistan'ın refahı
ve huzuru için bu gerekli. Ben, 2015 çerçevesinden bakıyorum ve olaya insani
yaklaşıyorum.
ANNESİ İZMİTLİ AZNAVOUR’A İZMİT’TEN ‘ALTIN ÇINAR ÖDÜLÜ’
İŞTE ALTIN ÇINAR ÖDÜLÜ VE HİKAYESİ
İlgili Haber
7. Altın Çınar Ödülleri sahiplerini buldu
7. Altın Çınar Ödülleri sahiplerini buldu
Her yıl Kocaeli-İzmit’te yapılan ‘Altın Çınar Ödülleri
Töreni’ bu yıl ilk defa İstanbul’da düzenlenecek. 4 Kasım Salı akşamı saat
19:00’da İstanbul Pera Müzesi’ndeki törende layık görülenlere ödülleri
sunulacak. Geçen 6 yıl içinde bu ödülü; Prof. Dr. Türkan Saylan, Suna Kan,
Leyla Umar, Erol Günaydın, Halil Ergün, Ayten Alpman, Ahmet Ümit, Pera Müzesi
adına Özalp Birol, Türkan Şoray, Emel Sayın, Erol Evgin, Okan Bayülgen, Mehveş
Emeç, Ayşe Kulin, Gülriz Sururi, Erkan Özerman, Ayla Algan, Esin Avşar, Perran
Kutman, Serra Yımaz, Sabancı Müzesi adına Nazan Ölçer, Pınar Kür, Nermin Bezmen
ve Gökşin Sipahioğlu almıştı. Bu yıl ödül alacak isimler arasında annesi
İzmitli olan ünlü Fransız sanatçı Charles Aznavour da var. Ödülünü, Paris’teki
buluşma sırasında Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil ve Erkan Özerman
Charles Aznavour’a önceden takdim etti. Aznavour, “İzmitli hemşehrilerinin bana
ödül verdiğini annem görseydi çok memnun olurdu” dedi.
TÜRK BÜYÜKELÇİSİ SORDU: 'İSTANBUL'DA KONSER VERMEYE NE
DERSİNİZ?'
Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil ile Charles
Aznavour iyi bir dostluk kurdular. Yemek sırasında karşı karşıya oturdular ve
bol bol sohbet ettiler. Büyükelçi, Charles Aznavour'a ,"1000 yıldır dost
olan, birlikte yaşayan Türkler ve Ermeniler neden son 100 yıldır kırgınlar! Biz
düşman olmamalıyız" dedi. Charles Aznavour'un bu sıcak cümle karşısındaki
yaklaşımı çok netti: "Sayın büyükelçi, inanın ki, Türkiye'yi çok seven ve
özleyen Ermeniler'in sayısı diğerlerinden kat be kat fazla." Bunun üzerine
Büyükelçi Hakkı Akil sordu: "Türkiye’de önümüzdeki yılın başlarında
konserler vermeye ne dersiniz?"1950'den beri Türkiye'ye gelmemiş olan
Aznavour bu teklifi büyük sevinçle karşılayıp, "Neden olmasın?" dedi.
Şimdi 55 yıllık bir organizatör olarak bu işin gerçekleşmesini sağlamak bana
düşüyor. Tabii devletimizin desteği ve katkısıyla...
ERMENİSTAN'IN ULUSAL KAHRAMANI
Aznavour, Ermenistan’ın Birleşmiş Milletler’deki daimi
elçisi.
90 yaşındaki Charles Aznavour, Fransa’nın yaşayan en ünlü
sanatçısı. Ermeni bir ailenin oğlu olarak 24 Mayıs 1924’te Paris’te doğdu.
Annesi Knar Baghdasarian İzmit’ten Fransa’ya göçmüş sıradan bir oyuncuydu.
Babası Mişa Aznavuryan ise Gürcistan’dan göç eden bir şarkıcı. Aynı zamanda
60’a yakın filmde rol alan Charles Aznavour sanatçı yönü kadar insani olaylara
duyarlılığıyla tanınıyor.
Ermenistan için vakıf kurdu
1988’de Ermenistan’da 20 bin kişinin öldüğü 7.2’lik
depremden sonra ‘Ermenistan için Charles Anzavour Vakfı’nı kurmuş ve
Ermenistan’a büyük yardımlarda bulunmuştu. Ermenistan hükümeti 2004’te
kendisine ülkenin en yüksek mertebesi olan “Ermenistan Ulusal Kahramanı” ödülü
vermişti. 2008’de Ermenistan vatandaşlığı da verilen Aznavour 2009’da
Ermenistan’ın hem İsviçre Büyükelçisi, hem de Birleşmiş Milletler’deki (BM)
daimi elçisi olarak resmen atanmıştı.
'Benim annem Türk, hayalim de Türkiye'ye gitmek'
Ermenistan’ın gelişmesi için ömrünü adayan Charles Aznavour
2011’de şu sözleri söyleyince Ermeni Diasporası’ndan büyük tepki almıştı: “En
büyük acıları bile unutmayız ama affedebiliriz. Benim hayalim Türkiye’yi
ziyaret etmek. Bunu söylediğimde bazı Ermeniler bana acayip bakıyorlar. Türkiye
çok güzel bir ülke, insanları kesinlikle düşündüğünüz gibi değil ve mutfağı da
harika. Dahası canım annemin ülkesi. Annem Türkçe konuşuyordu, Arap harfleriyle
Türkçe yazıyordu ve okuyordu. Soykırım kelimesi rahatsız edici bir kelime ve
beni de artık rahatsız etmeye başladı.”
Charles Aznavour Türkiye’ye toplam iki kez geldiğini
anlattı:
“1950’de şarkıcılığımın ilk yıllarında İstanbul’a gitmiştim.
Harbiye’deki Hilton Otel’i daha yeni inşa edilmişti. Taksim’de bir gazinoda
şarkı söyledim. Daha henüz pek tanıyanım yoktu. İkinci defasında bir arkadaşıma
geldim. Ferda Kahraman’a. Onun evinde bir hafta geçirdim. Ferda, çok çok iyi
arkadaşımdı. Maalesef trafik kazasında öldü.”
2 KASIM PAZAR 2014, POSTA GAZETESİ MANŞETİ
İŞTE PARİS'TEKİ BULUŞMANIN FOTOĞRAFLARI

1 yorum:
bu haber cakma ve yalanlandi....bilginize
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.