Arzu
Yıldız
MİT''in
faili meçhul davasına gönderdiği Eymür'ün ifadesi… ASALA'ya yönelik" MİT
operasyonlarından söz ederken teşkilatın Alaattin Çakıcı ile temas kurduğunu
belirten Eymür, bu ilişkiyi "Gerek
Ermeni-ASALA faaliyetleri sırasında, gerekse PKK faaliyetleri ile ilgili yurt
dışı çalışmalarda ihtiyacımız vardı. Normal adamlara yaptırmak mümkün değil.
Vurucu kırıcı adamlara ihtiyacımız var" sözleriyle gerekçelendiriyor… Hiram
Abas'ın Alaattin Çakıcı ile birlikte "Beyrut'ta Ermenileri
öldürdüğünü" de aktarıyor. Eymür, ifadesinin bu bölümünde Çakıcı için,
"Atina’da Agop Agopyan’ı bu öldürdü ve Beyrut’ta Hiram Bey ile Ermenileri
öldürmüş" diyor… Daveti üzerine gittiği Semra Özal'ın, "kızı Zeynep
Özal'ın etrafı Ermeni dolu bir davulcuya kapılmasından" yakındığını
"Acaba Ermenilerle bir tertip içine mi giriyoruz" diye sorduğunu ve istihbarat istediğini" aktaran Mehmet
Eymür, daha sonra "Kızınızı çekmeniz lazım bu muhitten" yolunda görüş
ilettiğini anlatıyor.
***
MİT''in
faili meçhul davasına gönderdiği Eymür'ün ifadesi
MİT,
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 90’lı yıllarda işlenen faili meçhul
cinayetlerle ilgili davaya, eski Kontrt-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün
ifadesini yolladı. 90’lı yıllarda MİT raporlarının basına sızması üzerine 24
Şubat 1995’te MİT Müsteşarlığı Teftiş ve Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan
“İnceleme Raporu”nda Mehmet Eymür’ün kurum içerisinde alınan ifadesi de yer
aldı.
T24'ün
ulaştığı ifadesinde Eymür, teşkilattan sızan bilgiler hakkında görüşlerini
aktarıyor, MİT'in yutdışındaki bazı operasyonları hakkında bilgi veriyor.
"PKK, DEV-SOL ve ASALA'ya yönelik" MİT operasyonlarından söz ederken
teşkilatın Alaattin Çakıcı ile temas kurduğunu belirten Eymür, bu ilişkiyi "Gerek Ermeni-ASALA faaliyetleri
sırasında, gerekse PKK faaliyetleri ile ilgili yurt dışı çalışmalarda
ihtiyacımız vardı. Normal adamlara yaptırmak mümkün değil. Vurucu kırıcı
adamlara ihtiyacımız var" sözleriyle gerekçelendiriyor.
Eymür,
"MİT'in silahşoru", "Bay Pipo" gibi sıfatlarla da anılan,
MİT'te etkin görevler aldığı yılların ardından 26 Eylül 1990'da DEV-SOL'un
üstlendiği saldırıda hayatını kaybeden Hiram Abas'ın Alaattin Çakıcı ile
birlikte "Beyrut'ta Ermenileri öldürdüğünü" de aktarıyor. Eymür,
ifadesinin bu bölümünde Çakıcı için, "Atina’da Agop Agopyan’ı bu öldürdü
ve Beyrut’ta Hiram Bey ile Ermenileri öldürmüş" diyor.
Eymür,
bir dönem çok yakın olduğu Susurluk hükümlüsü emekli Yarbay ve eski MİT
görevlisi Korkut Eken için, "Yapı itibariyle kimin yanındaysa onu
sahiplenir. Hatta amiyane tabirle, köpek bile eski sahibine havlamaz, ama bu
bize biraz fazla havlamaya başladı. Çok yanlış işlere girdiğini biliyorum.
Uyuşturucu kaçakçılarıyla bir tane Oran’da ev almış. Kolombiyalı bir hostes ile
yaşıyormuş. Kadın uyuşturucu kuryeliği yapıyor. Bir hırs bastı herhalde, büyük
paralar dönüyormuş" ifadesini kullanıyor.
Daveti
üzerine gittiği Semra Özal'ın, "kızı Zeynep Özal'ın etrafı Ermeni dolu bir
davulcuya kapılmasından" yakındığını "Acaba Ermenilerle bir tertip
içine mi giriyoruz" diye sorduğunu
ve istihbarat istediğini" aktaran Mehmet Eymür, daha sonra
"Kızınızı çekmeniz lazım bu muhitten" yolunda görüş ilettiğini
anlatıyor.
Eymür,
ifadesinde 1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi'yi öldürtdükten sonra Maltepe Askeri
Cezaevi'nden kaçırılan Mehmet Ali Ağca ile onu yurt dışına çıkaran Susurluk skandalının
kilit ismi ülkücü Abdullah Çatlı'nın "girdiği işlerin ne kadar sakat
olduğunu" belirten bir rapor hazırladığından da söz ediyor.
'Dündar
Kılıç devlet üstü bir güçtü'
Mehmet
Eymür’ün "Özel İstihbarat Daire Başkanı" olarak 14 Şubat 1995'te,
saat 14:00'te verdiği kayda geçirilen ifadesi, ara başlıklar T24'e ait olmak
üzere, şöyle:
Dündar
Kılıç
Dündar
Kılıç"Dündar Kılıç ile benim münasebetim sadece burada bir sorgu sırasında
olmuştur. O zaman Mardin’deydim. Genelkurmay’da bir toplantı yapılmış. Dündar
Kılıç ile ilgili teşkilata görev verilmiş. Bu görev de bana verildi. Devlet
başa çıkamıyordu. Cumhurbaşkanlığı İstanbul 1. Ordu'ya haber veriyor,
bulamıyor. Polis bulamıyor, devlet üstü bir güçtü.
'Sorguda
iyi muamele yaptığımızı söyleyemem'
Çok
gizli sorgu yaptığımız halde sızdırıldı. Bizde Hacı Ali Aslan’dan sızdı. Atilla
Aytek’in akrabasından sızdı. Adam çok büyük bir infial gösterdi. Buraya
gelişini hazmedemedi. Hapishanelerde gücü var. Erol Simavi, Şarık Tara buraya
beni getirdi, dedi. Biz de tamamen kaçakçılık faaliyeti ile ilgili sorgu
yapıyorduk. Abuzer Uğurlu, Behçet Cantürk’ü aldık. Olay büyüdü. Aracılık yapmak
isteyenler en yakın arkadaşlarımı buldu. Paşalar devreye girdi. Kaçakçılık
olaylarını delillendirmek lazım. Bunu tam yapamasak da dört-beş sene
hapishaneye attırdık. Çok iyi tesir etti. Sorguda çok iyi muamele yaptığımızı
söyleyemem. Her ne kadar iddia ettiği gibi sorguda işkence görmedi. Sorguya
almak kolay değil, ezildi. Fakat müthiş yalancı bir adam. Psikolojik
bozuklukları da var. Kokain içiyor, uyuşturucu kullanıyor. Neticede fezleke
düzenlendi, mahkemeye gönderildi.
'Burada
hiçbir şey gizli kalmıyor'
Bu
Atilla Aytek’le bana düşman oldu. Atilla Aytek’in fazla bir rolü yok. Biz aldık
sorguya, o ikimizi birden hedef aldı. Bu yüzden çok başım belaya girdi. Mahkemelerde bizi suçladı,
hakimlere hakaret etti. Bu yüzden 2-3 yıl yerine, 4-5 yıl hapis yattı. Nuri
beyin de adı karıştı Dündar Kılıç ile ilgili, Müsteşar Nuri Bey ile ilgili
buraya sorguya geldi. Dinledi. Tabi o da bir rahatsızlık verdi ona. Burada
hiçbir şey gizli kalmıyor, her şey herkesin kulağına gidiyor. İş görevsellikten
çıkıyor.
'Vurucu,
kırıcı adamlara ihtiyacımız var'
Alaattin
Çakıcı konusu şöyle:
Bu
gerek Ermeni-ASALA faaliyetleri sırasında, gerekse PKK faaliyetleri ile ilgili
yurt dışı çalışmalarda ihtiyacımız vardı. Normal adamlara yaptırmak mümkün
değil. Vurucu kırıcı adamlara ihtiyacımız var. Güvenlik Dairesi kurulduğu için
karşı operasyonlar yapmamız gerekiyordu. İstanbul’la görüşüyormuş Alaattin
Çakıcı. O tarihte İstanbul’dan resmi yazı ile gönderildi. Babası ve kız kardeşi
DEV-SOL tarafından öldürülmüş. Son derece müspet bir yazı geldi. Neticede biz
bununla ilişkiye girdik. PKK’nın anahtarını yurt dışındaki arkadaşlarımız ele
geçirmişti. Biz bunları arkadaşları ile çiftliklere yerleştirdik ve yurt dışına
gönderdik. Yetiştiren Korkut vardı. Yurt dışına Yavuz Ataç ile gittiler. Alman
polisi burayı bastı, arama yaptı, kapattı. Eleman pozisyonundaydı o zaman.
'Hiram
Abas, kafasına sıkın, dedi...'
Hiram
Abas
Hiram
AbasGüvenlik Dairesi kapandıktan sonra numaralı eleman pozisyonunda duruyor.
İlişkilerini kesmemişler. O büyük bir hata bence. Ben 1988 yılında ayrıldım.
Ayrılmadan önce bunun Dedeman Oteli'nde bir olayı oldu. Polis tarafından
aranıyordu. Çiftlikte himaye ettik. Korkut çok bunaldı, bir gün çıkaralım,
dedi. Gölbaşı'na götürdük, yemek yedik, gece kulübüne götürdük, deşarj olsun
diye. Ondan sonra da Dedeman Oteli'ne gittik. Otelde kumarhanede bir adam
vardı. Biz oradan hiç alakamız yok gibi çıktık ama çok tatsız bir olay oldu. O
zaman rahmetli Hiram Abas bunu götürün bir yerde kafasına kurşun sıkın bırakın,
dedi. Yufka yüreklilik yaptık.
'Sayım
günü ziyaret ettim, doğru'
Neticede
ben 1988’de ayrıldıktan sonra bir iki kere Antalya’ya geldi. Şunu tanırsın diye
birkaç kere müracaat etti. Etiler’deki evi ziyaretim sayım günü doğru. Daireden
bir arkadaşım vardı. Demir Ural hasta, anjio. Bir akşam gece kulübünde olay
çıkartıyor. Sezercik var, Cavit Çağlar’ın oğlu
da var. Başına şişe vuruyor, yarıyorlar.
Kafadan yaralanmış. Demir Ural kardeşim gibi çok iyi arkadaşım. Sezercik
Alattin’in himayesinde olduğu için ben Alattin’in yanına gittim. Demir’in
konusunu hallet, al götür dedim. Hanımı da evdeydi. Öleni ilk görüyorum.
Eşofman giymiş. Bir çay içtik, bir şeyler ikram etti. Tabanca ne taşıyorsun.
Brodway bende. Kız iki tabancası varmış
gösterdi. Böyle bir ziyaret var, böyle bir konuşma var. Sebep Demir’e bağlı.
bak rica ediyorum, senin himayende olduğu söyleniyor, al götür, işi tatlıya
bağla. Bütün görüşmem emekliyken bu.
'Bu
adamları beslemenin
yararı
olmadığını konuştuk'
İstanbul’da
yemek yerken de birkaç kez karşılaştım. Gece kulüplerinde, meşhur
restoranlarda. Resmi görüşme, görevsel ilişki yok. 5-10 gün evvel
Selamoğlu’larda çiftlikte yemek yerken baktım o da orada. Bizim Yavuz’u
bekliyormuş. Sarı Hüseyin teknikten, yeğeni Osman Bar var, babası Albay, bu da
Alaattin ile beraber çalışıyorlarmış, Belçika’da. Onları gördük, geldiler
masamıza oturdular. Sonra Yavuz geldi. Bizi görünce rahatsız oldu. En son
gördüğüm o. Yemek yedik bir sene geçiyor. Çünkü bugün gelişimin yıldönümü, tam
bir sene.
Tabii
geldikten sonra dairede birtakım olumsuzluklar gördüm. Düzensizlik vardı
hesaplarda. Eleman görüşmelerinde raporlar yazılmıyor. Birden bire alerjik hale
gelmek istemedim. Birkaç kez Alattin konusunu Yavuz’a bahsettim. Bilmiyorum ki
olumsuz konuşsam haber onlara gidiyor, rahatsızlık yaratıyor. Çekineceğim yok
da. Teşkilat işinin bir alışveriş gibi olduğunu. Bundan bir menfaat sağlamamız
bu adamları beslemenin ve yardım etmenin hiçbir yararı olmadığını birkaç kez
konuştuk.
'Agopyan’ı
bu öldürdü ve
Beyrut’ta
Hiram Bey ile Ermenileri öldürmüş'
Agop
Agopyan
Agop
AgopyanOndan evvel Engin Civan’ın vurulması. Birkaç kez bu konuları konuştuk.
Başka olaylar da var. (müsteşarımıza) takdim edilmiş. Bizim yardımımız olmadan
da DEV-SOL’a , PKK’ya gidecek bir şeyler yapacak. Müsteşarımıza arz edilmiş,
resmiyeti de yok, gönderilmiş, yollanmış. O da kendini bir göreve addetmiş
basında imajını veriyor. Ama bunun bu teşkilatta yaptığı, tek yapmaya çalıştığı
ve gidip boş döndüğü tek bir şey var. Atina’da Agop Agopyan’ı bu öldürdü ve
Beyrut’ta Hiram Bey ile Ermenileri öldürmüş. Bu da kendi de psikolojik olarak
buna inanmış.
Ben
tabii bu tip insanları çok tanıdım. Ama Allah’a şükür bunlarla şahsi bir şeyim
olmaz. Çünkü yapılarıyla yapım uymaz. Ben gördüğüm yerde selamlaşırım.
Hiçbirinin işe yaramadığını, karakterlerinin bozuk olduğunu, hep menfaat
peşinde olduğunu bilirim. Alaattin Çakıcı’ya karşı ben baştan beri bu
olaylardan önce menfiyim. Çünkü bunların ne bir dostluğu dostluktur. Mesela iki
üç kere rica ettim şunu hallet diye. iki üç sene önce söylediğini halen yapmış
değil. Biz bittik, şimdi Yavuz ağabeyi çıktı.
Ama
tabii önemli olan bu ilişkilerin teşkilata zarar vermemesi.
'Kendimi
bu kadar frenlemek mecburiyetinde miyim'
Ben
emekli olduktan sonra yanıma bir tane şoför aldım. Eski ülkücü, Torumtay
Paşa’nın şoförlüğünü yapmış bir çocuk, sağlam, görüşürüm, severim. Dayım
rahmetli oldu. Bebek’teki evin üst katı onun, dayıma ait. Griş annemin, onun
üstü ölen dayımın. Onun üstü de anneannemin, anneannemin üstünde ablamlar
oturuyordu, ablamlara küçük geldi çıktı. Ankara’daki dayımın ölümünden az
evvel, anne oraya birisini bul, anne para almayalım, annem yaşlı seksen küsur
yaşında, yalnız. Turan’a söyledim. Vahit Kayırıcı da eski bir ülkücü, karısı da
hemşire. Tercih ettik. Biz buna 500.000 TL sembolik bir kira almak suretiyle
Bebek’teki eve oturttuk. Aşağı yukarı bir sene evvel dayımların evi olduğu için
o çocuk çıktı. İş telefonları var. Bunu bilen bana yakın Yavuz var. Korkut bana
müthiş bir düşmanlık içinde. Ben rapor olayına kimseyi karıştırmadım. Ama
Korkut size kızdı, ayağa kaldırdı, yemin etti diye. O herkese sormuş tanık,
sanık? Açığa alındı tabii ona kızdı biz emekli olduk. Kendimle birlikte yük
aldım, bir de bunu taşımak zorunda kaldım. Kimseyi karıştırmadığım halde ortada
kaldı. Ortada kalınca ne yaptı? Bir sürü eşimiz dostumuz var. Bu bir iş kuralım
dedik. İlk önce böyle bir babavari işlere yanaştı. Beraber iş yapalım diye ben
niyetlendim de değil, Cumhurbaşkanı bile bilmem şey yapıyor. Ben kendimi bu
kadar frenlemek mecburiyetinde miyim?
'Fabrika
kurdum, Korkut'u ortak ettim'
Bu
kadar senedir kendime en ufak bir şey parasal veya şerefsizce kimseden
yapmadım. Kimseye bir imkan tanımadım. İddia olunabilir, ama iddia olunanlar
belli kişilerdir ben yapmadım. Bu arada benim çok yakın bir arkadaşım bana
parasal destek oldu. Onların içinde bunları iftihar olarak söylememin
İstanbul’da Güray Kılıç vardı. Bir nevi bize bağış gibi bir şey bağlattırdı.
Benle Korkut’u hiç ayırmadan, sonra Selamoğlulları benim akrabamdır. İşyeri
kuruyorsunuz emekli maaşı ile olacak şey değil. Aile varlığım iyi ama fabrika
kurduk. İki evi sattım. Oran’daki evi sattık. Dayım Allah razı olsun çok destek
oldu. Ben de Korkut’u (Eken) kendimden hiç ayırmadım. Fabrikaya ortak ettim. O
da gitti başında bulundu. Ben buradan büroya oturdum baya sahiplendik. Ev
sahibi oldu, evi yoktu. Araba sahibi oldu. Arabayı sattı başka araba aldı bizim
Selamoğulları da hep yardım etti. Yani maddi olarak da büyük bir sıkıntı
geçirmeden o devreyi atlattı. Ondan sonra bu ben Antalya’dayken Emniyet Genel
Müdürlüğü'nden teklif almış, bana telefon etti, ne diyorsun, ben valla devlet
işinde küskünlük olmaz, sen bu işi bilen adamsın, git memnun olurum senin böyle
bir yere girmene, destek olurum ve bu başladı.
'Mehmet
Ağar’la alıp vermediğim yok'
Zaman
zaman görüşüyoruz da, dedi ki Mehmet ağabey ben hiçbir kötü bir şey
söylemiyorum sizin için, ben de dedim ki bizimki görevsel bir şey. Benim Mehmet
Ağar’la alıp vermediğim yok. Benim ne onun yerine gelme düşüncem var, ne de o
benim yerime gelir. Böyle bir çıkar kavgası olan insanlar da değiliz ki. Biz
dedim fazla geniş tutulan bir rapor, belki içinde birtakım şeyler yalan
yanlıştı. Haber kaynakları belki yönlendirdi. Netice itibariyle benim kimse ile
şahsi bir davam yok. Benim buraya gelme durumum olduğu zaman Korkut’un da
haberi oldu. Hatta o zaman Başbakanımız
Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıkarken Mehmet Ağar ile Ünal Erkan ile gitmişler.
Benim de haberim oldu tabii benim geleceğimi de duymuşlar. Bu gelirse biz onunla
çalışamayız diye ama müspet bir cevap alamamışlar ve bununla ilgili Korkut’a
anlattığım halde bak gider Ünal Bey ile görüşürüm dedi. Sonra bu birden bire
yok oldu piyasadan. Hatta bir gün aradım bir hayırlı olsun bile demiyorsun,
dedi ki siz bana geldiniz mi ki. Dedim ki bunadın mı ben karımla geldim, bir de
ayrı geldim, içeceğimi getirdim, ayıptır söylemesi çikolatamı getirdim. Anladım
ki bahane mi arıyor başka bir şey mi arıyor.
'Servis
hızlı değil diye ateş ediyor'
Neticede
bundan biraz koptuk. Bunda başka faktörlerin de payı var. Dedi ki müşterek
tanıdığımıza biraz davranışlarını beğenmediğini, bunun bu yaşta hâlâ babalığa
özendiğini, benim çocuğum bile bundan daha akıllı. İki gün Alattin Çakıcı ile
gezdi, bilmem kim ile gezdi. Gölbaşı'na gidiyor, restorana oturuyor. Servis
hızlı yapılmadı diye tabancayı çıkarıp havadan ateş ediyor. Garsonlar geliyor,
elini öpüyor. Çıkarken para almıyor. Bunlar ters işler, bunları devletin
Yarbay’ı (Korkut Eken emekli yarbaydı, T24) yapıyor. Bunları yüzüne de
söylüyorum, arkasına değil, belki bunlardan buruldu. Sonra ailevi problemleri
olmuş hanımı intihar teşebbüsünde bulunmuş, kızı problemli. Bu arada hanımlar
görüşüyor. Bu böyle kendini çekince ben hanıma dedim ki ne gidiyorsun, gitme.
Ya benim buraya gelişimi hazmedemedi. Ya da kendi bir şeyler bekliyordu.
'Engin
Civan vurulmadan bir
gün
önce telefon görüşmesi var'
Bu
arada benimle çalışan Yavuz (Ataç, T24) ile bunlar eskiden beri kanlı bıçaklı
düşman. Benim gelişimle bunlar ahbap oldular. ben buraya geldim, sayın
müsteşarımız da Yavuz’u tutuyor. Çünkü bir sürü boşluk içinde bunun ağzı laf
yapıyor. Kuzey Irak’ta çatışmalar var. Yani güvenilir bir adam olarak empoze
etmiş. Ben mesleki olarak aynı görüşleri paylaşmadığım halde bir şey
söylemedim. Çünkü takdir hakkı sayın müsteşarın. Birdenbire müdahaleyi de
lüzumsuz buldum. Ancak tabii Yavuz ile ilgili emeklilikte olumsuzluklar
yaşadım. O bir soru işaretiydi. Bir, silah taşıma işini organize eden Yavuz’du.
Asker orijinli kişilerde daha bir doyumsuzluk oluyor. Ben de bir asker
çocuğuyum, ama bu bir müşahede. Sonra dairede kendim incelemeler yaptım.
Telefon kayıtlarına baktım. Engin Civan’ı vuranla bizim Yavuz’un bir gün önce
telefon görüşmesi var. Sonradan öğrendim ki, Uğur Çakıcı (Alaattin Çakıcı'nın
daha sonra öldürttüğü eşi, T24) buraya gelmiş, lojmanda bunlarda kalmış, bu
karısı ile gitmiş onlarda kalmış. Yani çok daha derinlemesine münasebeti var
Yavuz Ataç’ın benimki tamamen görevsel. Yavuz Ataç’ın işine geliyordu birçok
bilginin gitmesinde de rolü var sanıyorum.
'Ağar’ın
benden tedirginliği var'
Ben
tahmin ediyorum, Mehmet Ağar’ın benden tedirginliği var. Bu durmaz yine rapor
yazar. Tahmin ediyorum, bunu burada montaj yapanlar var. Birkaç senedir bu
adamı kullanmıyoruz kaçıncı bu mektuplar. Müsteşarın böyle bir evrakı
imzalayabileceğini düşünebiliyor musunuz? Mümkün mü? İsrail’de oldu bu
konuşmalar Mehmet Ağar ile bir görüşmem sırasında iyi ki buradasın. Yoksa bize
bir haber gelmişti Güneydoğu’da ihalelere katılan bir adam, sen şimdi saat 2’de
İzmir’de olacakmışsın. Bırak, bana sor.
Bak
biz seninle eskisi gibi olamayız. Ama görevsel bir bağımız var. Benim seninle
ilgili hiçbir çalışmam yok, teminat veriyorum. Ama bütün bunlara inandırmadık
genelde. Çünkü İstanbul’da iki gerillanın öldürülme olayını bize monte etmeye
çalıştılar. Bizim kullandığımız elemanların üzerine gitmeye başladılar, onları
vuracağız, öldüreceğiz gibi. Bunun teferruatını müsteşarımıza yazdım. Ama benim
şahsi müşahedem şu.
'Köpek
bile eski sahibine havlamaz
ama
Korkut bize fazla havlamaya başladı'
Korkut
(Eken, T24) yapı itibariyle kimin yanındaysa onu sahiplenir. Hatta amiyane
tabirle, köpek bile eski sahibine havlamaz, ama bu bize biraz fazla havlamaya
başladı. Çok yanlış işlere girdiğini biliyorum. Uyuşturucu kaçakçılarıyla bir
tane Oran’da ev almış. Kolombiyalı bir hostes ile yaşıyormuş. Kadın uyuşturucu
kuryeliği yapıyor. Bir hırs bastı herhalde, büyük paralar dönüyormuş.
'Bu
Abdullah Çatlı’lar falan
bir
ekip kurmuşlar infaz ekibi diye'
Bu
Abdullah Çatlı’lar falan bir ekip kurmuşlar infaz ekibi diye. Bu irtibatın
yardımcıdan kaynaklandığını tahmin ediyorum. Bizim yaptığımız kritik sıkıntılı
bir iş, çok gizli yürütülmesi gereken bir iş. Bu faaliyetleri çözerken birçok
bilgiye sahip oluyoruz. Önemli olan bunlara karşı mücadelede kullanmak istemem.
Aksi takdirde Türkiye bundan çok büyük zarar görür. Ben bunu müsteşarımıza da
söyledim. Ya biz bu işleri kaçakçılık, kara para, karşı terör faaliyetlerini
tamamen bırakacağız ya da iki teşkilatı birbirine düşürmeden uygun bir formül
ile yürüteceğiz. Teşkilatı güçsüz bırakmadan, şamar oğlanı gibi kullanmadan hep
birlikte elbirliği ile yapmamız gerekir.
'Ahmet
Özal Başbakan'a da
gitmiş,
kasadan bantlar çıkmış'
A.
Özal Başbakan'a da gitmiş. Kasadan bantlar çıkmış. Onlar bizim sorgu
bantlarıdır. Burada onu küçük düşürecek çok şeyler var. Oflu Osman var mesala,
kerhane açarak bugünlere geldiler diyor, tahmin ediyorum. Öyle bir mesaj
vermeye çalışıyor.
'Yeşil
başlı başına bir teşkilat'
Yeşil
olayı şu. Ben daha önce tanımam Yeşil’i. Geçen yıl Eylül ayında İç
istihbarattan (ismini vermeyim) Yeşil
isimli kişinin Elazığ’ın elemanı olduğu, ihale usulü işler yapacağını, çok
becerikli olduğunu bildiren bir rapor verdi. Ben de gelsin görüşelim, dedim.
Bizim Türkiye’de değil, yurt dışında işimiz. Ankara’da sorgu yeri bile varmış,
adam başlı başına teşkilat. Çalışmaya başladık. İki tane adam var. Biri Tarık
Ümit biri Muzaffer Yıldırım bunlarla görüştük. Planlı faaliyet haline de
getirdik. Fakat emniyetle işimiz zor. Onlar bizimle çalışmasını istemiyor. O
söylediğim raporda (İranlılarla ilgili) çok geniş bilgiler var. Tamamen
tertipvari. İsterseniz tamamını müsteşarımıza arz ederim.
'Fabrika
için Dünya Bankası'ndan kredi aldık'
Nasrullah
Ayan, çok eski Mikdat ile beraber görüştük. Halen temaslarımız var. Ben bu
fabrikayı Nasrullah Ayan’ın şirketine sattım. Tüveng Holding'e maliyeti 1
milyon dolara mal oldu. 600 bin dolara çıkacaktı, Korkut’u oturttuk 1 milyon
dolara çıktı. Ben bu fabrika işinden bıkmıştım. Çünkü ticaret yapamıyordum. O
kadar güzel bir fabrika yaptık ki, Dünya Bankası'ndan kredi aldık. Geldi gördü
teşekkür mektubu yazdı. Dayım ölmeden bir kerede verdi kapattı. Bizim aile
borcu pek sevmez. Mardin’den gelince ilk evimi arabamı almıştır.
'Halen
Öcalan ile ilgili yardımı oluyor'
Nasrullah
ile ilişkim eniştem onun yanında koordinatörlük yaptı. Bir amiralin oğlu onun
genel müdürüydü. Nasrullah ile iş dışında özel irtibatlarım çoktur. Bir gün
yine İstanbul’a gittiğimde yanına gittim. O zaman kral adam, Gayrettepe’de
kompiturize bir bürosu var. 1000 kişi çalışıyor yanında, birkaç kuruluşu var.
Fabrikayı bir müşteri bulursam satacağım dedim. Ben alayım dedi. Fabrikayı
kârlı bir hale sokamadık. Körfez krizi, turist gelmedi ama geçimimizi sağladı
ama çok kârlı değildi. Belgeleri istedi verdim, enteresan bir konu dedi. Sudan
para kazanmak, hammadde yok, yer altı suyunu alıyoruz filtreliyoruz. Düden
şelalesinin kolu üzerinde. 10.000 TL’lik 4’lü paket satıyoruz. Fakat benim yapacağım
bir iş değil. Her şey denk geldi. Ne verirsin, ne olur? Biz 850 bin dolara
anlaştık. İki yeğenim, bir baldızım İstanbul’da bir sınıf arkadaşım, bir
Korkut. İlk aldığımız parayı Korkut’la arkadaşıma verdik. Sonra Nasrullah Ayan
battı 600 bin dolar alacaklıyız.
Cumhuriyet’te
bizimle ilgili bir bölüm çıktı. Halen Abdullah Öcalan ile ilgili yardımı
oluyor. Resmi ilişkim devam ediyor.
Semra
Özal: Kızım, etrafı Ermeni
dolu
bir davulcuya kapıldı
Semra
Özal’la kızının evliliğinden dolayı Başbakanlık konutunda görüşme yaptığım
doğru. Bunun raporu da var, ben Semra hanımı tanımam. Kadıköy Belediye Başkanı
Osman Hızlan ile ilişkim var. Yazın Bayramoğlu’nda evinde kaldım. Bir gün
telefon geldi hanımefendi seninle konuşmak istiyor, dedi. Telefon verdi, aradım.
Ne zaman görüşürüz. Evim orada. Çankaya’da oturuyordum, akşam gelirim, dedim
gittim.
Zeynep
Özal & Asım Ekren
Zeynep
Özal & Asım EkrenHanımefendi yatak odasında, sonra salona geldi. Üç
çocuğumuz var, çok sıkıntılarımız var, dedi. Oğullarım iyi, kızım son
zamanlarda bir davulcuya (Asım Ekren, T24) kapıldı. O davulcunun etrafı hep
Ermeni. Davulcu, kendi karısı da Ermeni. Evli dedi. Fakat muvazaalı bir şekilde
karısından ayrılmış. Şimdi bizimki ile evlenmek istiyor. Ben tetkik ettirdim.
Cebi delik. Fakat gitmiş yine Ermeni bir kuyumcudan kıza birtakım güzel şeyler
almış dedi. Uyuşturucu kullandığına dair bir şeyler de var. Acaba Ermenilerle
bir tertip içine mi giriyoruz, dedi. Ne yapabilirsiniz bir tetkik edebilir
misiniz? Osman sizi çok methetti, oturduk. Bakayım efendim. Bizde bilgi var mı
araştıralım. Başbakan karısı ya! Sonra Turgut Bey geldi rahmetli beni
tanıştırdı. Turgut bey ondan sonra ne yapıyor, müsteşarınız nasıl, memnun
musunuz? O zaman Bigali Paşa. Sık sık değişmesinden iyi. Bizi öğrendi, iyi sevdik.
Tabii gönlümüz bizden biri, içimizde yetişsin onlar bu makama gelsin. Dedi ki,
Bigali paşayı emekli edelim de oraya MİT’in başına getirsek nasıl olur dedi.
Dedim ki yeni birisinin gelmesinden iyi olur. Konuştuk, ufak tefek bir şeyler
daha fazla konuşmadık.
Görüşmemizi
müsaade eder misiniz müsteşarımıza nakledeyim, dedim. Tabii tabii dedi. Kalktım
geldim, oturdum hem raporumu yazdım. Müsteşarımızla ilgili konuşmasını da
kendisine naklettim. Bana bir kızdı yerinden hopladı sen benim istikbalimle mi
oynuyorsun? Ben iyi bir şey yaptım zannediyorum. Ben orgenerallik bekliyorum
dedi. Dedim ki orgeneralden çok var da MİT Müsteşarı'ndan bir tane var. Ben ne
bileyim sizin öyle tepki vereceğinizi, kızacağınızı dedim. Çocuk gibi
enteresan, ben şimdi gidip görüşsem dedi. Gidin görüşün dedim. Ben sordum,
iznini de aldım. Müsteşarımıza arz edeceğimi söyledim dedim.
'Kızınızı
çekmeniz lazım bu muhitten'
Neticede
Zeynep’in (Özal, T24) işini de söyledim.
Dedi ki, İstanbul Bölge Kişiye Özel yazalım . Ondan sonra da ben devreden
çıktım. İstanbul’dan bilgiler geldi. Ajda Pekkan vs gittim. Menfi bazı şeyler
var etrafında. Dejenere bir muhit. Kızınızı çekmeniz lazım bu muhitten . Gece
kulüpleri kız da müptezel bir hayatın içindeydi. Falcılar falan. Çocuklar
evlenecek nasıl yapsak legal olmaz.
“Elimize
yüzümüze bulaştırdık'
Mehmet
Ağar’a söyleyin, o kursa gitti Amerika’da, yok. Ünal beye söyleyin o pek
yanaşmıyor. Vallahi bu iş olsa olsa yer altı dünyasının birtakım adamları var.
Vasıtalı olarak onlara söyleyim, onlar bunun bir kulağını büksünler. Çok iyi
olur. Geldim müsteşara söyledim. Burada İskender Çolak var ona söyledim. Bunlar
da sanki biz öyle demedik. Çolak, Ulucanlar’a söylemiş o da silahlı adamlarını
yollamış Başbakan'ın emri diye ortalık allak bullak oldu. Yani işi
elimizieyüzümüze bulaştırdık. Tabii gazetelik olduk, sesimiz çıkmadı. Onlardan
da Semra hanımlardan da ses gelmedi. O olay öyle kapandı. Şimdi arada sırada
canlanıyor.
Dündar
Kılıç’ın benden ödü kopuyor. Emekliyken Mete’yi ona gönderdim. Necati Fil vardı
emekli oldu. Yılmaz Güney’in kardeşi kumarhane işletiyordu. Mete ve Necati
birlikte çalışıyordu. Kumarhaneye gidiyorlar, cepleri yabancı sigaralar o
zaman. Cüzdanlarda paralar. Necati, Yılmaz Güney, Mete, Şükrü Balcı çağırdı
diye gitti. İstanbul Em. Md. Yardımcısı oldu. Sonra emekli oldu. Necdet
Küçüktaşkıner ile işyeri açtı. Avukatlık bürosu açtı, bozuştular. Mete,
Antalya’yı aradı. Eski küskünlükleri unutalım dedi. Eşiyle geldi. Biraz
rahatsız. Neticede Dündar Kılıç’ın yanında çalışıyor. Sen avukat adamsın her
yerde çalışabilirsin dedim. Kafkasya’dan adam getirtiyormuşsun Dündar’ı
vurdurmak için Kafkasya’dan bize gelen oluyor ama hanımın akrabalarından, o
Kafkasya’dan olduğu için. Ben belli bir görev yaptım. Sen de bilirsin memurluk
yaptın. Ben olmasam X şahıs yapardı benim yaptığımı, ben Dündar’la muhatap bile
olmak istemem. Ben devlet memurluğu yapmış adamım o yeraltı dünyasının adamı. Onunla
ne alıp vermediğim olabilir ki , ben onu vurdurayım o gayet memnun gitti. Tabii
Dündar yollamış bunu. Şimdi onu söyleyeyim. Geçen günde onu söyledim. Benden
emekliyken bile korkan bir adam. Çıkıp da ben buraya döndükten sonra
televizyona çıkıp üzerime gitmesi, ancak bir yerlerden güç alarak olur. Kesin
bir şey bilmediğim için de kimsenin günahına girmek istemiyorum. Ama duyduğum
kadarıyla Korkut gitmiş, biz polis olarak arkandayız, çık konuş, her türlü
destek. O gücü bularak çıkıyor. Yoksa cesaret edemez. Tamamen tahrik. Bizim
Nuri ağabeyimiz dahil.
'Abdullah
Çatlı, Nuri beylerin eski adamı'
Nuri
Gündeş
Nuri
GündeşBen şimdi size bunların bağlantılarını kurayım. Abdullah Çatlı, Nuri beylerin eski adamı. Nuri Gündeş (eski
MİT İstanbul Bölge Başkanı, T24), Metin Günyol, şimdi de Korkut da bunların
şeyine girdi. Mehmet Ağar, Ünal Erkan hepsi bir ekip olarak benim karşıma şimdi
yine çıktılar. Bir de benim yanımda çalışan da buraya gelmemden önce son derece
gayri memnun. Çok enteresan bir adam.
'Örtülüden
alınıyor, bizim sütümüze kalmış'
Çok
büyük paralar dönmüş bizim dairede. Kuzey Irak çalışmaları ile ilgili
olarak. 5 bin dolarlık arabaya 8 bin
dolar yazılmış. Örtülüden alınıyor. Bizim sütümüze kalmış. Ben çıkarıyorum,
Abdullah Öcalan’a 100 bin dolar verebiliyorum. Bugün müsteşar da bu konuda
yetki vermiş. Ama ben devletin parasına titizlenen bir adamım. Ama birçok
olumsuz şey yaşanmış orada. Araba alınmış, niye böyle. 91 faaliyetinde bin
liralık işe 5 bin lira ödenmiş. Geri kalanını dolar olarak kullanmışlar,
kendine yakın adamlara ihtiyacı olanlara vermişler. Kimseye hesap yok, yazılı
görüşme raporu yok. İstediğinle görüşüyor, kendisini yetkili göstermiş. Üst
makamlara da iş çıkarılmış tabii. Müsteşarın teveccühünü kazanmış. 50 tane
Alaattin Çakıcı için devreye girmiş. Mehmet Ağar ile gidip konuşmaları var. Bir
Allah'ın kulu da çıkıp da demiyor ki, Mehmet beyi diyorlar esas bu adam işi
himaye ediyor. O işlerine gelmiyor. Bugünlerde çok tedirgin, benim amacım bazı
şeyler ortaya çıksın. Bunun teşkilat kademesinde bilinmesi gerekir. Benim 1000
tane gazeteci tanıdığım var. Ben de yaparım bu işin sonu yok.
'Oflu
İsmail tomarla para vermeye çalıştı'
Yayın
organlarında Of’lu İsmail tarafından kurtarıldığıma dair iddialar var. Neye
dayanıyor bilmiyorum. Benim Bulgaristan’da beraber çalıştığım arkadaş
öldürüldü. Onun doğruluk derecesi nedir bilmiyorum. Mardin’den mesaj olarak
yolladım. Demirtepe ülkelerinde bu iş var. Kadınlar kapımdan eksik değildi.
Bazen 7-8 kadın olurdu. ben yorgun olur yatardım. Viskilerini açardım onların.
Hatta Burgaz’ın emniyet müdürü general bile benim evime gelirdi. O kadar iyi
ilişkiler kurmuştuk. Tabii bunların o şartlar içinde yaşanması gerekirdi. Tabii
o zaman Of’lu ile ilişkim oldu. O zaman yattığım kadın dahil hepsini buraya
rapor etmiştim. Hiçbir şey gizlemedim. O zaman da Of’lu bana iş teklif etti.
Sıkıyönetim zamanı. Diplomatik pasaportum var diye huduttan bir şeyler geçirmek
için onları buraya yazdım. Döndü dolaştı, Of’lunun kulağına geldi. Bizim
konuştuklarız hududa bilgi olarak gidiyordu. Günahı boynuna o zaman
gümrükçülerle geliyor gidiyor bir paşamız vardı. Arda paşa. Benim buradaki
raporlarım dönüyor dolaşıyor oraya gidiyordu. Günahı boynuna sıkıntıya soktu
beni. Of’lu İsmail’den iki tane hediye aldım. Buraya rapor olarak yazdım. Bir
tanesi rıpond çakmak, bir tanesi de
firuze tesbih. Tomarla para vermeye çalıştı, almadım. Of’lu ismail’in çocukları
beni arar yaparsa o yapar. Dürüst adamdır diye. Dündar Kılıç ile bir akrabalığı
var.
'Çatlı
ve Ağca’nın girdiği işler sakat'
Bir
gazetede Abuzer Uğurlu’nun 1974-1979 arasında
YILDIRIM takma adıyla teşkilatımızca kullanıldığı, MATARACI davası
nedeniyle gözaltına alınan adı geçenenin, kaçakçılıktan başka bir MİT
mensubunun İstanbul Ülkü Ocakları eski başkanı Komando Mustafa olduğu halde
Beşiktaş’ta Sadettin Tantan’a teslim ederek ona iyi davranması istediği hususu:
Bu
benim Bigali Paşa’ya yazdığım raporum. Bu Abdullah Çatlı’nın Oral Çelik’in
Mehmet Ali Ağca’nın girdiği, Metin Günyol’un yaptıramadığı işlerin ne kadar
sakat olduğunu, Bulgaristan’daki ne kadar olduklarını belirten rapordur. Ama
ben nerelere verildiği, başka dış makamlara verildi mi hatırlamıyorum. Bigali
Paşa ile bu operasyonlar yönünden KEspiyonaj’dayken ikaz mahiyetinde yazdığım
bir rapor.
'Behçet
Cantürk Türkiye için çok tehlikeliydi'
Behçet
Cantürk’ün sorgulanışı sırasında Ağa Ceylan’ın adının verildiği, ancak ifadenin
bu buluşmadan sonra örtbas edildiğine dair iddia; aslında edilmedi de maalesef
emniyet falan kapattı. Bizim bura da üstüne gitmedi. Emniyet de üstünde
durmadı. O zaman TDKP faaliyetleri vardı. Mikdat çok iyi bilir, Behçet Cantürk
(öldürüldü, T24) hakikaten Türkiye için çok tehlikeliydi.
'Mumcu
hakikaten iyi bir gazeteciydi'
Ceyhan
Mumcu benimle görüşmek istiyor. (bu kısım silinmiş) .. istismar edilir diye.
Bir laf söyleriz tersine alırlar (bu kısım silinmiş)… Eymür de şöyle söylüyor
diye ki ben, Uğur Mumcu hakikaten iyi bir gazeteciydi, namuslu bir adamdı. (bu
kısım silinmiş)…fikren anlaşamasam da (bu kısım silinmiş) ettiğim bir adamdı.
Kitap
analiz yazmam konusuna gelince, şimdi ben esasında modern teşkilatlara
bakıyorum. Üst seviyede görev yapmış kişiler, Fransız servis başkanının bir
hatıratı var. Ben servis başkanı değilim ama Türkiye için ilginç bir konu.
Propagandanın şekli olmaz bence. Ben o kitabı yazdım. Aytuğ Gül’e yolladım.
Müsteşarımıza o zaman arz ettiğini çok teşekkür ettiğini söyledi. Dedim ki bu
bir izin değil de en azından menfi bir şey varsa çıkaralım dedim. Bir kere
rahmetlinin hatırasına anısına bir şey kalsın. Yapacağım da bir şey yoktu çünkü
elim ayağım bağlıydı. Bir gücüm yoktu. Hani çok da isterdim görevde olup da
çözebilmek isterdim, kim yaptı, nasıl yaptı, yapamadık tabii. Ancak oturup
kitap yazdık. Tabii teşkilatta çeşitli yorumlara sebep olmuş, teşkilatı sattı.
Halbuki ben işte Aytug Gül burada. Ben bu teşkilatı hakikaten seven adamım. Ben
bu teşkilatı hiçbir zaman satmam. Yanlışlarım olabilir, kolay bir şey
zannediyorum. O kadar da zorlandım ki, hem teşkilatı yıpratacak bir şey
olmasın, hem okuyana enteresan gelsin. Fazla yıpratmasın çok zor iş yani.
'Nuri
Bey'in Dündar Kılıç'la ilişkisi var'
Gruplaşmalarla
ilgili olarak,
O
zaman biz imzamızı attık, iyi niyet mektubu şeklinde. Bülent Öztürkmen’lerin
sonradan bir imzasız mektubu çıktı. Biz zamanında baya idealisttik. O zaman
Şenkal vardı. 33 kişiydik. O klik o zaman başladı. Rahmetli ile Bedri
Özdemir’in çekişmesi. Rahmetliyi bütün yakınlığıma rağmen o konularda hatalı
bulurum. Biz rahmetli ile çok çekişirdik, çakışırdık. Bedri beye de bir
haksızlık oldu. İnanın şunu samimiyetle söyleyebilirim. Nuri bey davası onlar
için bir çıkar davası. Bizim için mesleki bir dava. Aramızda çok değişik bir
anlayış var. Araştırırsanız, yine Nuri beyin Dündar Kılıç ile ilişkisini
çıkarabilirsiniz. Var, ben biliyorum ama söylememin önemi yok. Koskoca İstanbul
Başkanı. Nuri beyin gidişinde benim bir rolüm yok. Müsteşarın yanına, 8. katta,
Şenkal bey de vardı. Ne olursa olsun Nuri beyi de yalnız bırakmamak lazım.
Çaresiz korumasız, hedeftir dedim. Kızları ile ilgili yayınlar çıktı.
Televizyona çıktı. Eğer kızının ismini biliyorsam şerefsizim. Ama adamın
hayatında teksif ettiği bütün şey benim. Kendi öyle düşündüğü için hepsinin
altında ben varım sanıyor. Buradan gidişi, o kızları ile ilgili yayınlar
zannediyor ki hepsini ben yapıyorum. Halbuki ben artık onları aştım. Nuri bey
benim için bir hedef değil. Nuri bey DEV-SOL’cu olsa benim için hedef olur,
hayat boyu düşman olur. PKK’lı olsa olur. Ama benim şimdi yani bir, yani bir
insanın çıkar çatışması olur onun görevinde gözü vardır. Vakıf toplantısı oldu
en fazla oy aldım. Ayrıldıktan sonra bir gün buranın kapısından içeri girmedim.
Çünkü benim için yeni bir hayat başladı. Şahıslara küsülür kuruma küsülmez.
Mahir
Kaynak yanlış bence. Özcan Koç çok hatalı tehlikeli bir adam. Yöntem çok ama bu
yönden zayıf bir teşkilatız.ama gittikçe inisiyatif kaybediyor bu teşkilat.
'Ordudan
gelenlere güvendiğimi söyleyemem'
Özel
istihbarat dairesinde yürütülen faaliyetler konusunda, personel arasında mevcut
spekülasyonlarla ilgili olarak,
Şimdi
orada iki-üç tim var. Bir birincisi ordudan gelmiş, çok fazla güvendiğimi
söyleyemem. Teşkilatta senelerce çalışmış ama kalemi olmayan bir grup var.
Konukevinde eşlerinin yanında hava attıklarını duydum. Birgün müsteşarın
helikopterinin gelecek. Kespiyonaj kata gitmişler, buradan çıkın.
Dedim
ki, kimse sizi görmemiş ama hepsine tembih ediyorum ama bu insan karakteri.
Benim de sıkıntım bu. Bunların hepsinin bilincindeyim. Ama bir senedir epey şey
düzeltebildim. Birçok şey usulsüz müfettiş gelse altından çıkamaz. Teşkilat
yapısındaki kopukluklardan kaynaklanıyor. Ben gittim, geldim. Fazladan gibiyim
gibi geliyor bana. Allah bana nasip etti, döndüm çok şükür. Buraya gelmem de
çok büyük prestij. Burada teşkilatın yüzünü güldürecek bir şey yaparsak ne
mutlu.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.