İsmail Beşikçi
Dünyada ilk soykırım 1915’de, Osmanlı Devleti’nde,
İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Ermenilere karşı yapıldı. Bir buçuk
milyon civarında Ermeni soykırımla yok edildi. Ermeniler, binlerce yıldan beri
yaşadıkları topraklardan koparılıp atıldılar. Dünyada ikinci soykırım, İkinci Dünya Savaşı döneminde,
Almanya’da yaşandı. Beş milyon civarında Yahudi, Nazi yönetimi tarafından
soykırımla yok edildi. Ermeni soykırımının ve Yahudi soykırımının ortak bir yönü
var. Soykırımlara uğradığı dönemde, her iki halk da bir devlete sahip değildi.
İki soykırım arasında önemli farklar da vardır. Ermeniler, binlerce yıldır
yaşadıkları topraklarda soykırıma uğramışlardır. Yahudiler ise, İsa’dan önceki
yıllardan itibaren özellikle Roma İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde dünyanın
dört bir yanına dağılmış bir halktır. Sığındıkları, yerleştikleri her ülkede
baskıyla karşılaşmışlar, Almanya’da soykırıma uğramışlardır.
Bu iki soykırımı gerçekleştirenler büyük devletlerdi.
Osmanlı Devleti, zamanın koşullarına göre büyük bir devletti. Zamanı koşullarına
göre Almanya da büyük bir devletti.
Günümüzde soykırımlar artık küçük devletler tarafından da
yapılabiliyor. 16 Mart 1988’de, Güney Kürdistan’da Halepçe’de, Saddam Hüseyin
rejimi tarafından, Kürdlere soykırım yapıldı. Enfal, İslam yönetimi tarafından
yaşama geçirilen bir soykırımdır.
Irak’ta, 1983 yılından itibaren başlanan , “hangi gaz
daha zehirlidir, hangi gaz, daha büyük, daha kitlesel ölümler yaratır”
araştırmaları sürecinde yaşanan ölümler, Halepçe’de yaşanan ölümlerden çok daha
fazladır. Bu araştırmalar hep Kürd köyleri ve cezaevlerindeki Kürd mahkumlar
üzerinde yapılmıştı. Süleymaniye Yüksek Merkez Güvenlik Karargahı, laboratuar
olarak kullanılıyordu. Demokratik batı ülkelerinde bu tür çalışmalar,
laboratuarlarda, fareler üzerinde yapılıyordu. Saddam Hüseyin rejimi, deney
birimi olarak, Kürd köylerini ve cezaevlerindeki Kürd mahkumları kullanıyordu.
16 Mart 1988’de, 6000’den (altıbin) fazla Kürd bir
çırpıda zehirli gazlarla boğuldu. 1983’ten itibaren, bu deneyler sürecinde,
katledilen Kürdlerin sayısı altıbinden çok fazladır. Bu zamana ve mekana
yayılmış bir soykırımdır.
1988’den sonra, Halepçe’de, zehirli gazların etkisiyle
sakat kalanların, ölen çocukların sayısı onbinlercedir. Doğan bebeklerin
bazıları üç saat, bazıları 3 gün, bazıları üç hafta yaşayabilmektedir. Sakat
çocukların sayısı çoktur. Arazinin, toprağın zehirlenmesi ayrı bir konudur.
Kürdler de, kendi ülkelerinde, Kürdistan’da, baskıyla,
zulümlerle, soykırımlarla karşılaşmaktadır. Kendi ülkesinde soykırımlarla
karşılaşmak, Kürd soykırımıyla, Ermeni soykırımını birbirlerine benzer
kılmaktadır.
Bugün, Elazığ, Erzurum, Van, Bitlis, Muş, Bingöl, Dersim,
Diyarbakır gibi yörelere, Kürdler Kürdistan/Kuzey Kürdistan, Ermeniler Batı
Ermenistan diyor. Baskın Oran Hoca, 1839’dan 1915’e Yuvarlanan Süreç yazısında
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin, İngilizce ve Fransızca
metinlerinde, Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan Sivas, Erzurum, Harput,
Diyarbakır, Bitlis, Van illerinin Ermeni illeri olarak adlandırıldığını yazar
(Öncesi ve Sonrası İle 1915 İnkar ve Yüzleşme kitabı içinde s.38 Ütopya
Yayınevi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Editörler Sait Çetinoğlu, Mahmut
Konuk)
Aslında, coğrafya’ya bakıldığında, Kürdlerle Ermenilerin
bir arada yaşadıkları görülmektedir. Kürdler, 1915’den sonra buralara
gelmediler. Zaten buralarda Kürdler de yaşıyordu. Kürdler daha çok kırsal
alanlarda, hayvancılık yapıyor. Ermeniler, şehirlerde, ticaretle, zanaatla
uğraşıyor. Kırsal alanlarda tarımla uğraşanlar yine daha çok Ermenilerdir. Van
Gölü’nü merkeze aldığımıza, Kuzeye doğru gidildikçe Ermeni nüfusun, Güneye
doğru inildikçe Kürd nüfusun arttığı görülmektedir. Güneye doğru inildikçe
Kürdler ve Ermeniler yanında Asuri-Süryanilerin, Keldanilerin, Nasturilerin
varlığı da dikkatlerden ırak değildir. Ezidi Kürdlerin de Van Gölü’nün güney taraflarında
yaşadıkları söylenebilir. 1915 ve sonrasında şöyle bir süreç yaşanmış olabilir.
Ermenilerden kalan toprakların yağmalanması sürecinde Kürdlerin, Kuzeydoğu’ya
doğru hareketi, kırsal alanlardan da şehirlere doğru hareketi artmış olabilir.
Bütün bu gelişmeleri Kürdler, Ermeniler, Süryaniler konuşmalı, tartışmalıdır.
Ermenistan’da, Erivan’da, Ermeni Soykırım Anıtı’nın
olduğu yerde bir enstitü kuruluyor. Soykırım Enstitüsü. Yeni bir kurumlaşma… Bu
enstitünün, sadece, Ermeni soykırımına ilişkin bilgiler, belgeler, materyaller
toplamayacağı, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan soykırımlara ilişkin
çalışmalar yapacağı vurgulanıyor.
1994 yılında, Afrika’da, Ruanda’da, devletin sahibi Hutu
yönetimi, Tutsilere karşı bir soykırım gerçekleştirdi. 800 binden fazla Tutsi
soykırımla yok edildi. Ruanda’da ve Burindi’de nüfusun büyük bir kısmını
Hutular oluşturmaktadır. Her iki ülkede de nüfusun % 85 kadarını Hutular
oluşturmaktadır.
1995’de, Yugoslavya’da, Srebrenica’da, Sırp yönetimi
tarafından Boşnaklara soykırım yapıldı.
2000’lerde, Sudan’da, Darfur’da, (Furların evi) yaşanan
da soykırımdır. Müslüman olan ama Arap olmayan Furlara karşı el Beşir yönetimi
soykırım yaptı.
Irak-Şam İslam Devleti (İŞİD) Haziran 2014 başlarında,
Şengal’de, Ezidi Kürdlere karşı soykırım gerçekleştirdi. Birleşmiş Milletler’in
verdiği rakamlara göre, 5000 (beşbin) Ezidi erkeği katledilmiş, 5000-7000 Ezidi
kadını kaçırılmış, bir kısmı pazarlarda köle olarak satılmıştır.
Bütün bu örnekler, açıkça gösteriyor ki, geçmişte ve
günümüzde soykırıma uğrayan halkların hepsi de devletsiz olan halklardır.
İŞİD şimdiye kadar hep Kürdlere saldırmıştır. Şimdiya
kadar, İŞİD’in Şii köylerine karşı bir saldırısı olmamıştır. İŞİD’le savaşanlar
da sadece Kürdlerdir.
Ermeniler gündeme geldiği zaman şu konu da
irdelenmelidir. Osmanlı Ermenistanı, Rus Ermenistanı. Bir halk/millet, tarihin
belirli bir dönemine, bölünmeye, parçalanmaya ve paylaşılmaya uğramışsa, bu, o
toplum için çok büyük yıkıntılar getirmektedir. Bu artık, kendini durmadan
üreten, çoğaltan, büyüten bir durum yaratmaktadır. Bu süreçte, coğrafi
parçalanma yanında, toplumsal parçalanmalar da artmaktadır. Bu toplumların
artık derlenmesi toparlanması zorlaşmaktadır. Çünkü örneğin, Rusya, el
altından, Osmanlı Ermenilerini kışkırtırken, Osmanlı ‘da Rus Ermenilerini
kışkırtmaktadır. Bunlar da bölünmenin, paylaşılmanın sürüp gitmesini
sağlamaktadır.
Bölünme, parçalanma ve paylaşılma Kürdler/Kürdistan için
de büyük bir sorundur.
Kürdlerin/Kürdistan’ın da dört parçalı olduğu
bilinmektedir. Bu, Ermeni/Ermenistan sorunuyla, Kürd/Kürdistan sorununun benzer
bir yönüdür. Dört parçalı derken, Kafkasya’daki, Ermenistan’la Karabağ
arasındaki Kızıl Kürdistan’ı da unutmamak gerekir. Kızıl Kürdistan nasıl
kuruldu, nasıl iptal edildi ve daha sonraki gelişmeler… Kızıl Kürdistan’ın
iptalinden sonra Karabağ’a, sonuçta Azerbaycan’a bağlanması, Erivan
Radyosu’nun, 1955’de Kürdçe yayına başlaması, 1992 Ermeni-Azeri savaşında
Kürdlerin mağduriyeti dikkatlerden uzak olmayan konulardır.
Bu halklar, zayıf, güçsüz göründükleri için soykırımlara
uğramaktadırlar. Devlet, devlet olmak bu halklara ne sağlayacaktır? Her şeyden
önce güvenlik gücü sağlayacaktır. Halkın/milletin, ordu, jandarma, polis gibi
güvenlik gücü olacaktır. Bu güvenlik güçleri, halkı/milleti, dışarıdan gelecek
saldırılara karşı koruyacak, caydırıcı güç olacaktır.
Gerilla ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar yaygın
olursa olsun, sonuçta illegaldir. İllegal olduğu için, her yerde, her zaman
değildir. Devlet olduğu zaman, ordu, polis, jandarma gibi güvenlik güçleri,
legal olacaktır, meşru olacaktır.
Zaten gerilla mücadelesi sonunda, devletleşme gündeme
geldiği zaman, gerilla güçlerinin legal güvenlik güçlerine dönüştüğü
görülmektedir. Örneğin, Filistin’de, el Fetih gibi gerilla güçleri, oluşan
Filistin devletinin güvenlik gücü haline gelmişlerdir. Güney Kürdistan’da da,
devletleşme sürecinde, peşmerge güçlerinin de, ordu, polis, jandarma güçlerine,
asayiş güçlerine dönüştüğü görülmektedir.
Soykırımlarla karşılaşan halklar/milletler-devlet
ilişkisi incelenirken, şu ilişkilere bakmak da gerekli olacaktır.
İttihat ve Terakki’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Türk
etnisi odağında, Türk esasına göre, yeniden organize etmek gibi bir düşüncesi
vardı. Adriyatik Denizi’nden Orta Asya içlerine kadar bir imparatorluk olacak,
ama bu imparatorluk içinde, sadece Türkler yaşayacaktı. Türk İmparatorluğu.
İttihat ve Terakki’nin, Osmanlı ekonomisini millileştirmek gibi bir düşüncesi,
projesi daha vardı.
Böyle bir tasarımın yaşama geçirilmesinde çok önemli
pürüzler olduğu açıktır. Zira Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Rum,
Ermeni, Asuri, Süryani gibi Hıristiyan halklar, Yahudiler yaşıyordu. Ve bunlar
nüfusun önemli bir bölümünü teşkil ediyordu. O zaman Osmanlı İmparatorluğu
sınırları içinde yaşayan Rumlara karşı nasıl bir politika uygulanacaktı?
Ermenilere karşı nasıl bir politika uygulanacaktı? Çoğunluğu Müslüman olan ama
Türk olmayan Kürtlere karşı nasıl bir politika uygulanacaktı? Kürtlerin bir
kısmının kendilerini Reya Heq olarak takdim ettikleri, bir kısmının da Ezidi
olduğu bilinmektedir. Türk veya Kürt olan ama Müslüman olmayan Alevilere ve
Ezidilere karşı nasıl bir politika uygulanacaktı?
Bunlar İttihat ve Terakki’nin 1908’den sonra, yani II.
Meşrutiyet’ten itibaren kafasını çok kurcalayan sorunlardı. İttihat ve Terakki
Fırkası’nın Merkez-i Umumisinin hiç değişmeyen üç adamı, Doktor Bahattin Şakir,
Doktor Nazım ve Ziya Gökalp bu konu üzerinde çok çalıştılar. Bu konularla
ilgili planlar projeler hazırladılar. 1911-12 Trablusgarp ve Balkan Savaşları
döneminde, özellikle 1912 Balkan yenilgisinden sonra bu konular üzerinde daha
yoğun daha kapsamlı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalardan sonra varılan sonuç
şudur: Karadeniz havalisindeki Rum Pontuslar, Kapadokya’daki Rumlar, Ege’deki
Rumlar sürgün edilecek. Ermeni nüfus tehcir uygulamaları sürecinde tamamen
çürütülecek, yok edilecek. Asuri-Süryani gibi diğer Hıristiyan halklara ve
Ezidilere karşı da benzer politikalar uygulanacak. Kürtlerin çoğunluğu Müslüman
olduğu için asimile edilmeleri kolaydır. Kürdler Türklüğe asimile edilecek.
Kendilerini Reya Heq olarak tanıtan Aleviler ve Ezidi Kürdler Müslümanlığa
asimile edilecek. Rumlardan ve Hıristiyanlardan kalan taşınmaz mallara el
konulacak, diğer zenginliklere el konulacak, böylece Osmanlı ekonomisi
millileştirilmiş olacak.
Burada Rumlara ve Ermenilere uygulanan farklı
politikalara dikkat çekmek gerekir. Rumlara sürgün, Ermenilere tehcir adı
altında soykırım… Sürgünler de devlet terörü eşliğinde yürütülen bir
politikadır ama sonuçta sürgündür. Bu arada Rum Pontuslara uygulanan
politikanın soykırım olduğu da söylenebilir.
Rumlara uygulanan politikanın soykırım olması kanımca şu
konuyla ilgilidir. İttihatçılar şöyle düşünmektedir: Yunanistan diye bir devlet
vardır. Böyle bir politika bizi dünya karşısında zor durumda bırakabilir.
Yunanistan’ın uluslar arası ilişkiler sürecinde bizi eleştirmesi, suçlaması
bazı sıkıntılar yaratabilir. Bu bakımdan Rumları Ege adalarına, Yunanistan’a
sürmek soykırıma nazaran daha iyi olabilir.
Ermeniler ise uluslararası bir desteğe sahip değildir.
Örneğin 1894 Sason direnişi sırasında Ermeniler çok büyük katliamlarla karşı
karşıya kalmışlardır ama Osmanlı yönetimi uluslararası ilişkiler sürecinde
herhangi bir eleştiriyle suçlamayla karşılaşmamıştır. 1896’da, İstanbul’da
Ermeni milliyetçilerinin Osmanlı Bankası’na yaptıkları baskından sonra
Ermeniler yine büyük katliamlarla karşılaşmışlardır. Uluslararası büyük güçler
bu katliamları da görmezlikten duymazlıktan bilmezlikten gelmişler, Osmanlı
yönetimine bir eleştiri yöneltmemişlerdir.
Ermeniler 1909’da Kılikya’da yine yaygın katliamlarla
karşılaşmışlardır. Bu dönemde de uluslararası etkili büyük güçler Osmanlı
yönetimine karşı herhangi bir soru yöneltmemişlerdir.
Nazi yönetimi 1930’larda Yahudilere karşı soykırım
planlarken bazı Naziler Hitler’e şöyle söylediler: “Bu planlar, projeler yaşama
geçtiği zaman dünya karşısında zor durumlarda kalabiliriz. Dünyada bazı güçler
bizi eleştirebilir…” Bu görüşlere karşı Hitler şöyle söylemiştir: “1915’te
Osmanlı yönetimi, Türkler, Ermenilere karşı yaygın katliamlar yaptı. Bu süreçte
Osmanlı Türklerine karşı dünyada kim bir şey söyledi, kim bir eleştiri, suçlama
yöneltti?” (Hitler ve Ermeni Soykırımı, Kevork B. Bardakjian, Peri Yayınları,
İstanbul, 2000).
Devlet sahibi olmamanın, o halka arka çıkacak bir güç
olmamasının soykırımları tetiklediği açık bir gerçekliktir.
Bugün dünyada devlete sahip olmayan her halk
soykırımlarla karşılaşabilir. Her devlet beraber yaşadıkları halka/halklara
soykırım yapabilir. Bunu önlemenin tek yolu geçmişte yaşanan olaylarla
yüzleşmektir. Genç kuşakların bu çerçevede eğitilmesi çok önemlidir.
Yukarıda Ermeni, Yahudi ve Kürd soykırımlarıyla ilgili
bazı karşılaştırmalar yapıldı. Soykırımları yapılan masraflar açısından da
değerlendirmek gerekir.
Naziler Yahudilere soykırım yapmak için çok büyük
masraflar yapmışlardır. Naziler kötülüğü organize etmek için, insanları
aşağılamak için çok büyük masraflar yapmışlardır. Cezaevleri kurmuşlar,
hücreler, hücre içinde hücreler, dikenli teller, yeniden dikenli teller,
tellere elektrik verilmesi, gözetleme kuleleri, zehirli gaz üreten fabrikalar,
gaz odaları, borular, borular, fırınlar, eriyen cesetlerden altın dişleri
toplayan potalar, örneğin Yahudileri Auschwitz’e taşıyan demiryolları, çok
büyük masraflar… Ermeni soykırımındaysa Osmanlı’nın, İttihat ve Terakki’nin
yaptığı hiçbir masraf yoktur. Masraf sadece tehcir kafilelerindeki Teşkilatı
Mahsusa unsurlarının yol masraflarıdır.
Saddam Hüseyin rejimi döneminde “hangi gaz daha
zehirlidir?” araştırmaları, deneyleri sırasında da önemli bir masraf yapıldığı
söylenebilir.
Ermeni soykırımı gündeme geldiği zaman bir konuya daha
değinmek gerekmektedir: Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyılın ikinci yarısından
itibaren “hasta adam” olarak değerlendirilmektedir. Rus çarları tarafından
ortaya atılan bu kavram, Batılı siyasetçiler tarafından da kullanılmaktadır.
1915 öncesini ve sonrasını bu kavram açısından değerlendirmek gerekir.
Ermenilere uygulanan soykırımlar, Rumlara uygulanan sürgün, “hasta adam”ın
yapacağı işler midir? Burada büyük bir saldırganlık vardır. Hasta adam
takatsizdir. Etrafına böyle saldırılar yapamaz. “Hasta adam” kavramını bu
ilişkiler açısından yeniden değerlendirmek gerekir.
Bütün bunlar, yukarıda kurulma aşamasında olduğu
vurgulanan Soykırım Enstitüsü’nün çalışmaları kapsamında olmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.