Sait Çetinoğlu
Ermeni Devrimci hareketlerinin tarihine baktığımız zaman Ermeni toplumunun sosyalizmle çok erken tanışıp ilgi duyduğunu görüyoruz. Engels’in, Komünist Manifesto’nun 1888 tarihli İngilizce baskısına yazdığı 20 Ocak 1888 tarihli önsözündeki: “Bundan birkaç ay önce İstanbul’da yayınlanması beklenen [Komünist Manifesto’nun] Ermenice çevirisi, bana söylendiğine göre, yayıncı Marx’ın adını taşıyan bir kitap yayınlamaktan korktuğu, çevirmen de kitabı kendi eseri gibi göstermeye yanaşmadığı için gün yüzüne çıkamamıştır” sözlerinden Manifestonun 1887 tarihinde Ermenice’ye çevrildiğini anlıyoruz. Ermeniler çok erken sayılabilecek bir dönemde Marxizm’e ilgi duymuşlardır. Engels’ten yapılan alıntı Ermenilerin İngilizce konuşan halklarla aynı zamanda Komünist Manifestoyu dillerine kazandırdıklarını anlıyoruz.
***
Ölüm Her yerde
aynı
İnsan bir kere
ölür
Fakat ne mutlu
can verene
Halkların
kurtuluşu için [i]
Ermeni Devrimci
hareketlerinin tarihine baktığımız zaman Ermeni toplumunun sosyalizmle çok
erken tanışıp ilgi duyduğunu görüyoruz. Engels’in, Komünist Manifesto’nun 1888
tarihli İngilizce baskısına yazdığı 20 Ocak 1888 tarihli önsözündeki: “Bundan
birkaç ay önce İstanbul’da yayınlanması beklenen [Komünist Manifesto’nun]
Ermenice çevirisi, bana söylendiğine göre, yayıncı Marx’ın adını taşıyan bir
kitap yayınlamaktan korktuğu, çevirmen de kitabı kendi eseri gibi göstermeye
yanaşmadığı için gün yüzüne çıkamamıştır” sözlerinden Manifestonun 1887
tarihinde Ermenice’ye çevrildiğini anlıyoruz. Ermeniler çok erken sayılabilecek
bir dönemde Marxizm’e ilgi duymuşlardır. Engels’ten yapılan alıntı Ermenilerin
İngilizce konuşan halklarla aynı zamanda Komünist Manifestoyu dillerine
kazandırdıklarını anlıyoruz.
Ermeni
devrimciler çok erken bir tarihte bu coğrafyada devrimci partilerini de
kurarlar. Ancak bu partiler ve militanları bilinmez ya da bilinmek istenmez ve
Türkiye sosyalist hareketi Türklerle birlikte başlatılır. Türkiye Sosyalist
Hareketinin milatı olarak TKP gösterilir.
Oysa 1915’te
Beyazıt Meydanında idam edilen Ermeni sosyalistler, son nefeslerini Yaşasın
soyalizm! Sözüyle birlikte vermişleridir.
Ermeni
devrimcileri, 1915 Soykırım sürecinde bir askeri operasyon çerçevesinde
toplanıp katledilerek kadim topraklarından kazındılar. Bu operasyonun bir
parçası olarak Sosyal Demokrat Hınçak partisi militanları ve yöneticilerinden
20 ‘si 1(14)Haziran 1915 de evlerinden toplandılar, aynı gün Askeri Mahkemede
yargılanıp başta PARAMAZ (Madteos Sarkisyan)[ii] olmak üzere içlerinden 20
yönetici 15 Haziran 1915tarihinde Beyazıt Meydanı’nda idam edildiler.[iii]
Paramaz son söz olarak arkadaşları adına: “Siz yalnız bizim vücudumuzu ortadan
kaldırabilirsiniz, bizim ideallerimizi asla, bu ideallerimiz yakın gelecekte
gerçekleşecek ve bütün dünya bunu görecek, ideallerimiz sosyalizmdir…”
sözleriyle, idam sehpasında sosyalizm ideallerini tekrar eder.[iv]
Birinci Büyük
Savaş, bütün Avrupa halkları için yıkım olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu
halkları için de bir felâket oldu. Bu felaketten İmparatorluk unsurlarından
Ermeni Halkı 20.yüzyılın ilk Soykırım uygulaması ile yüz yüze gelir. Ermeni
halkı ile birlikte Ermeni devrimciler de bu coğrafyadan kazınır. 1915 yılında
yapılan tehcir ve Soykırımdan sonra, sağ kalan militanlar eliyle,
göçürülenlerin ve sığınmacıların toplandığı Yakın Doğu ülkelerinde Hınçaklar
ve Taşnaklar partilerini yeniden kurdular ve topluluklarının sürgünde nasıl
korunacağını tartıştılar. Taşnaklar Sosyalist Enternasyonalle ilişkilerini
yeniledi ve Sovyet rejimini eleştirdi, Hınçaklarsa onu destekledi. İlk Ermeni
komünistleri Hınçaklardan çıktı. Bunlar, İran, Suriye-Lübnan ve Mısır’da,
Yunanistan’da ve Bulgaristan’da komünist partilerin kuruluşunda tarihsel roller
oynadılar.[1]
Bu Ermeni
devrimcilerin bir kısmı Batı Avrupa ülkelerine göç ettiklerinde buradaki
sosyalist hareketlere katılarak sınıf mücadelesini bu örgütlerde sürdürmeye
devam ettiler. Bunlardan biri de bu mücadele sırasında hayatı bir nazi infaz
mangası önünde 1 Eylül 1906 Adıyaman doğumlu Misak Manuşyan’dır.
Ermeni
devrimcilerini bir kısmı ise ülke içindeki sosyalist harekete katılarak
mücadelelerini bu coğrafyada yürütmeyi seçerler, ancak kovuşturmalar ve tutuklamalarla
bunlara göz açtırılmaz. Bunların da tek seçenekleri vardır: sürgün. Aram
Pehlivanyan da bu gurubun mensubudur. Bu Ermeni devrimciler sürgünde Türkiye
komünist Hareketine destek verirler yönetici ve politbüro üyesi olarak sınıf
mücadelesini sürdürürler. Diğer Ermeni devrimcilerin olduğu gibi Aram
Pehlivanyan’ın hayatı da doğduğu topraklarından uzakta 1979’da Leipzig’de
sürgünde noktalanmıştır.
Aras Yayıncılık
1999’da Türkiye Komünist Partisi politbüro üyesi Aram Pehlivanyan’ın Şiirleri
ve biyografisinden[v] on yıl sonra yeni yayınladığı Manuşyan’ın biyografisi[vi]
ile Ermeni devrimcilerinin Sosyalist harekete iki ayrı kanaldan katılan Ermeni
komünistlerini, Hayat zamanda değil, zamanın kullanılışında var olur diyen
Manuşyan ve son şiirinde Kavga gerek diktatöre karşı, yenmek diktatörü,
kurtarmak için insanı diyen Pehlivanyan’ın şahsında Ermeni Devrimci Hareketini
ve Ermeni devrimcilerinin uluslar arası devrimci harekete katkısı ve gündeme
taşımıştır.
İki devrimcinin
birçok ortak noktaları vardır: İkisi de bu coğrafyada gözlerini açmışlar ancak
bu coğrafyadan koparılarak hayatları sürgünde noktalanmıştır. İkisi de şairdir.
Yaşama dair beklentilerini şiirleriyle de ifade etmişlerdir. Her ikisinde de
güçlü ve egemen bir vurguyla atan damar evrensel olandır.
Manuşyan’ın daha
küçük yaşta Cünye’de bir Ermeni sürgün kampında olmasına rağmen yaşamdan
beklentileri yüksektir. Onbir-oniki yaşlarıda özlemlerini dizelere döker;
Küçük sevimli bir
çocuk
Gece boyu hayalini kurdu
Yapacağı gül
demetlerinin
Tatlı şafak vakti
erguvani.
Manuşyan Kimdi?
Eşi ve mücadele arkadaşı Mélinée şu sözlerle Manuşyan’ı özetler:
O doğuştan
kahraman değildi. Bunun yaşayan bir örneğiydi. Öyle ki, kahramanlığı, gündelik
hayatın her anında gözlerinizi kamaştırabilirdi. içindeki güç, sıradışı bir
kaderin habercisiydi. Ölümü korkunç bir talihsizlik oldu. Kurşuna dizildiğinde
otuz yedi yaşındaydı. Bu otuz yedi yılın dökümünü yapacak olursak, yirmi yaşına
kadar yetimhanede kaldığını, son beş yılın ya Direniş’te ya hapiste, ondan önceki
beş yılın da neredeyse bütünüyle militanlıkla geçmiş olduğunu görürüz. Kendini
kültürel, ideolojik ve pratik bakımdan yetiştirerek geçirdiği yılları da hesaba
katarsak, biriktirdiklerinin meyvelerini verebileceği bir anda ölmüş olduğunu
saptayabiliriz.
O, Ermeni
halkından College de France Öğrencisi İsdepan (Etienne) Vosgan’ın Fransız
dostalarıyla yan yana 1789 Fransız devrimine katıldığı gibi, Fransız
yoldaşlarıyla birlikte Nazilere karşı omuz omuza mücadeleye girmiştir.
Manuşyan, Nazilere karşı verilen bu savaşın tüm eylemlerinde nispeten önemli
bir rol oynadı. 1937’de, delege olarak Arles’daki büyük antifaşist kongreye
gitmişti, Manuşyan o dönemdeki Fransızların aksine, bir Ermeni olarak,
faşizmin ne demek olduğuna dair kişisel bir deneyime sahipti; en azından ezilen
halklar üzerindeki sonuçları bakımından. Türklerin Ermenilere karşı güttüğü
politika ile kendi politikası arasında bağ kuran, Hitler’in ta kendisi değil
miydi? Polonya’daki katliamların uluslararası düzeyde kınanabileceği uyarısında
bulunan danışmanlarından birine, Ermeniler katledildiğinde dünyanın kılı bile
kıpırdamadı, diye karşılık vermişti arsızca! Manuşyan’ın Nazizm’e duyduğu
nefretin ve onunla her yoldan mücadele etme iradesinin kaynağında da,
yakınları ve kendisinden de öte, halkının yaşadığı bu tecrübe yatmaktadır.
Faşizme karşı savaşı bir sınav olarak görür, savaş ilan edilir edilmez ilk
tutuklananlar arasında olması boşuna değildir. Tutuklu olduğu Santé
Hapishanesinden yazdığı mektupta Faşizme karşı mücadeleye çeğırır: “Bu sınav
herkesin Fransa’ya ve köken itibarıyla mensup olduğu halkına yönelik tutumunu
belirlemek için bir fırsat olacak. Her yurttaş, halk düşmanı Nazizm’le
savaşmayı yürekten istemelidir.” Fransa’ya olduğu kadar kendisinin de düşmanı
olan Nazilere karşı mücadele görevini yerine getirmeye çağırmaktadır. Manuşyan
işgalle birlikte Fransızların eliyle yapılıyor olsa da Nazi şiddetinin nasıl
olabileceğini de görür. Yoldaşlarıyla birlikte Manuşyan direnişçi Ermeniler
arasında sorumluluk üstlenir. Manuşyan Almanların SSCB’yi istila ettikleri gün
İşbirlikçi Fransız hükümeti tarafından tutuklanır. Ancak İşbirlikçi hükümet işi
çok ileri götürmüş bir gecede tutukladığı 7 bin kişi isimlerinin karşısına
komünist ibaresi düşerek Gestapo’ya teslim eder. Bunlar arasında Çar’ın eski
subaylarının da olması Almanların Fransız polisinin samimiyetinden kuşku
duymasına yol açar. Fransız polisi gereğinden fazla gayret göstermiştir.Gestapo
tutuklananların sayısının büyüklüğü karşısında tutklularla başa çıkamaz, onca
tutukluyla güç durumda kalmıştır. ve Komünist olduğu ispat edilemediğinden
serbest bırakılsın emriyle sebest kalanlar arasında Manuşyan’da vardır.
Manuşyan kaldığı yerden direnişe devam eder. Manuşyan’ın, örgütün önemli
isimlerinden olmasının yanı sıra, eylem halinde de son derece cesur biri
olduğunu anlayan sorumlular, onu hemen birliklerden birinin başına getirdiler.
Kısa süre içinde, Paris bölgesi göçmen FTP’lerin sorumlusu oldu.
Böylece, yüzlerce
kişi doğrudan Manuşyan’ın emrine girdi; bunların arasında yardımcı birlikler ve
direnişçiler de vardı. Dört büyük birlik bu grubun en iyilerini oluşturuyordu:
“Özgürlük”, “Victor Hugo”, “Çapayevé ve “Stalingrad”.
Manuşyan dolu
dizgin fırtınanın içindedir, mısralarında da ifade eder:
Rüzgârlar
dizginsiz varsın kamçılasın beni
Zincire vurulmuş
bir kaplan öfkesi
Döllüyor ruhumu
zaptedilmez gücüyle,
Patlayacak büyük
fırtına için…
Suikast ve
sabotaj eylemlerine bizzat katılır. İlk eylemi sonrasını Mélinée şöyle
nakleder: ”Yaptığı şeyi anlattıktan sonra, şöyle dedi: ‘Biliyorsun, hiçbir
durum ya da duygu öyle birdenbire ortaya çıkıvermez; az çok uzun bir geçmiş
yatar bunun arkasında daima. Aklıma gelen ilk görüntü, Birinci Dünya Savaşı
sırasında ölen babamınki ve çok geçmeden açlıktan ölen anneminki oldu.
Mezarlarından çıkıyorlarmış hissine kapıldım gerçekten de. İntikamın suretine
bürünmüşlerdi. Harekete geçmem gerektiğini söylüyorlardı bana: Kötü bir şey
yapmıyorsun, tek yaptığın katilleri öldürmek. El bombasını attım ve
sonrasında, dünyanın olanca ağırlığı, tüm sıkıntılar ve acılarla birlikte
omuzlarımdan kalktı sanki. Kendimi hafiflemiş hissettim. Hafiflemiştim,
vicdanım hiç olmadığı kadar rahattı! Demin yaptığım şey öldürmek değildi;
aksine, muhteşem bir iş gerçekleştirmiştim…’
Manuşyan gibi bir
duygulu bir şairin doğrudan suikast eylemine karşılaşmasını Mélinée anlamakta
güçlük çeker: Bana bütün bunları anlattığında, ilk önce anlam veremedim.
Hareketini kınadığımdan değil, aksine! Gerçi, onun örgütleyici olarak da çok
becerikli olduğunu biliyordum ama, benim tanıdığım Manuş’un, yani onca
yumuşak, onca sakin, bir anlamda onca şair olan Manuş’un bir suikasta doğrudan
katılmayı neden kabul ettiğini anlamıyordum.”
Ermenilerin büyük
çoğunluğu Nazi karşıtıdır ve savaş boyunca Nazi karşıtı direnişe destek olurlar
“Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında çok acı çekmiş küçük bir halktı.
İkinci savaş, bu hatıraları tazeliyor olmalıydı… Avrupa’da olup bitenler, kendilerinin
yirmibeş yıl önce yaşadıklarına garip bir şekilde benziyordu.” Mélinée
okuyucuya, direnişte Komutan Georges olarak tanınan Manuşyan ve ekibinin
gerçekleştirdiği sabotaj eylemlerinin etkileyici bir listesini sunar.
6 Kasım 1943’te
tutuklanır. Tutuklanması da trajiktir. Nazilerin örgütün içinden bazılarını
elde ettiğinin farkında ve bunun huzursuzluğu içindedir. Nazilerin tuzak
kurduğunu bile bile hain ilan edilmemek adına yoldaşıyla buluşmaya gider ve
tutuklanır. “Fresnes Hapishanesinde geçirdikleri üç ay boyunca 23 ler uzun uzun
sorgulanır, yani işkence görürler. Yargılanmaları sırasında taşıdıkları yara
izleri de bunu kanıtlar. Sorgulamalarda, eylemlerinden ve bunları niçin yapmış
olduklarından başka hiçbir şey söylemezler. Pişman olduklarına dair tek bir söz
çıkmaz ağızlarından; aksine, sırf görevlerini yerine getirdiklerini söylerler”
Manuşyan
yargılamadaki son sözlerinde, hem Nazilere hemde işbirlikçi Fransızlara
seslenir: Önce Almanlara dönerek: ‘size söyleyecek hiçbir şeyim yok. Ben size
karşı koyup savaşarak görevimi yaptım. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim.
Şimdi rolünü oynama sırası sizde: Elinizdeyim.’ Sonra Fransızlara dönerek:
‘Fakat size gelince, sizler Fransızsınız. Biz Fransa için, bu ülkenin kurtuluşu
için savaştık. Sizse vicdanınızı ve ruhunuzu düşmana sattınız. Siz Fransız
uyruğunu miras aldınız, bizse bu uyruğu hak ettik.’
Kurşuna
dizilmeden önce 21 Şubat 1944 tarihindeki Mélinée’ya yazdığı son mektubunda
İnsanlığa seslenir:
Zafere ve hedefe
iki adım kala ölüyorum. Bizden sonra yaşayacaklara ve yarının Özgürlüğünün ve
Barışın güzelliğini tadacaklara ne mutlu!
Yoldaşı Mélinée
Manuşyan’ı şu sözlerle özetler: “O her şeyden önce şairdi. Hayatını dile
döktüğü kelimeler şiirlerinde akan kanıydı biraz da. Şiirde dile getirse de,
hayatını yaşadığı yer ora değildi ama. Hayat kendini eylemlerde yaratır,
yeniden üretir, sürdürür. Ve Eylem, onu var eden dünyadır da. Manuş’un
eylemleri, eyleme geçmenin karşılıksız olmadığı bir dünyada gerçekleşti:
Bedellerinin hayatlarla ödendiği bir dünyada (Bu durum şimdi değişti mi!)
Manuşyan bu yüzden öldü, Fakat istediği yaşamaktı, konuşmaktı, sevmekti,
dünyayı değiştirmek ve kendisini de onunla birlikte değiştirmekti, ondan
ayrılmak değil… Hayatı savunurken öldü. Ölmemeliydi. Karşı kyup savaştığı şeyin,
totalitarizmin kurbanı olarak öldü.”
Sürgündeki son
kuşak Ermeni devrimcisi Garbis Altınoğlu, Manuşyan ile ilgili değerlendirmesini
şu sözlerle bitirir: “Adları ve eylemleri burjuvazi tarafından bir susku
komplosuyla unutturulmak istenen Misak Manukyan ve yoldaşlarının ve aynı yolu
izleyen çeşitli ülkelerin onurlu devrimcilerinin mirası, proleter
enternasyonalizminin ete-kemiğe bürünmüş halidir. Bu bağlamda Manukyan’ın son
mektubunda eşine, Nazi haydutlarının iğrenç eylemlerinden ve onların
işledikleri suçlardan bir ölçüde kendileri de sorumlu olmakla birlikte “Alman
halkına…. nefret beslemediğini” söylediğinin altını çizmek gerekir. O’nun aynı
biçimde, Ermeni halkına karşı bir jenosid gerçekleştirmiş olan Osmanlı-Türk
gericiliğine ve perde arkasından onu yöneten Alman emperyalizmine karşı
sınırsız bir nefret beslemekle birlikte, Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına
karşı da nefret beslememiş olduğunu tahmin edebiliriz.”[2]Garbis Altınoğlu
Misak Nanuşyan’ın proleter enternasyonalizmini vurgular.
Ermeni Devrimcilerinin
İnsanlık değerlerine sahip çıkmaları ve bu uğurda can vermeleri Türkiyedeki
bazı Nazi yanlısı gazetelerine hiç de hoşuna gitmemiştir. İftiralarına
başlamakta gecikmezler. Bu Nazi yanlısı gazetelerin yayınlarına karşı Ermeni
Devrimcisi Aram Pehlivanyan kurucusu olduğu Nor Or Gazetesinin 28 Ocak 1946
tarihli nüshasında Hakikat adlı başyazısıyla cevap verir. Okuyucuya çok tanıdık
gelecek olan bu makaleyi çok geniş alıntılıyoruz:
“Son günlerde
bazı Türk gazetelerinin Ermenilere karşı topyekün taaruza geçtiğine şahit
olmaktayız. Buna Ermeni matbuatı gücünün yettiği nisbette mukavemet etmektedir.
Fakat maalesef şunu kabul etmek zorundayız ki, Ermeni gazeteleri memleket
efkarı umumiyesinde ancak ufak bir tesir sahasına maliktirler. Bu sebeple
müdafaa, kılıçla döğüşen birine karşı topluiğne ile mukavemey etmek kadar
beyhude ve hatta gülünç olmaktadır. Bu vaziyeti göz önünde tutarak bizler
doğrudan doğruya Türk efkarı umumiyesile temasa geçmek istedik. Evvela şunu
arzederim ki: bu satırları yazan Balkan harbinde, geçen dünya harbinde bu
memleket için şehitler vermiş bir ailenin, ve daha üç sene evvel yine bu
memleket için varını yoğunu vermiş [Varlık Vergisini kastediyor] bir milletin
evladıdır. Bu sıfatla bazı türk gazetelerinin bu haksız tecavüzlerini hayretle,
esefle karşılamaktadır. Bu gibi neşriyat yapan gazetelerin başında ‘Tasvir’ ve
‘Cumhuriyet’ gelmektedir.[Bu gazeteler 2. Savaşta Almanları destekleyen Türk
gazeteleridir. Almanlardan bunun karşılığı maddi destek aldıklarına dair güçlü
kanıtlar vardır. Alman Büyükelçisi basını yemlediğini söyler] ‘Tasvir’ maziye
ait bir hesap pusulasile [tsvir sahibi ve Tekilat-ı mahsusa elemanı
Ebüzziya’nın savaş suçu işlediği suçlamasıyla Malta’ya sürgününü
kastetmektedir] ortalığı yaygaraya boğmaktadır…. ‘Cumhuriyet’ gazetesinin 25
aralık 1945 tarihli nüshasında ahmed Halil isminde birinin ‘İkinci dünya
harbinde ermeni meselesi’ başlıklı bir makalesi neşredildi. Mümaileyh bu
yazısında Türkiyedekiler de dahil bütün dünya Ermenileri Almanlarla işbirliği
yapmış bir unsur olarak göstermeğe yelteniyor. Bu meyanda Fransa da dahi
Ermeniler müstevlilerle işbirliği etmişler, Ahmed Halilin İstanbulda bulunan
bir Fransız dostu da bunu teyid ediyor. Bu gibi müphem kaynaklar göstererek
veyahut hiçbir kaynak göstermeden isnatlarda bulunmak bir sınıf gazetecilere
mahsus modası geçmiş malum bir taktiktir. Fakat işin enteresan tarafı
bu deği, memlekette Alman yeni nizamına karşı sempatisiyle tanınmış
‘Cumhuriyet’ gazetesinin, şimdi
mihver taraftarlığını bütün Ermeni milletine yüklemeğe çalışmasıdır.
Anlaşıldığına göre bu
anonim Fransız vatandaşı, Fransız ordusunda Almanlarla çarpışmada, esir kamplarında ve yeraltı
faaliyetlerinde binlerce Ermeninin Fransa için
şehid düştüğünden haberdar değil ve yahut onların hatırasına hürmet
gössterecek kadar ruh asaletinden mahrum,üstelik onları işbirlikçi gösterecek
kadar küstahtır. Birgün belki Ahmed Halil veya onun zihniyetinde olanlar,
Peténlerin, Lavalların, Darnanların, Deatların, Dorlotların Fransayı
Nazilere satan bütün vişici avanenln ve vişi milislerinin Ermeni aslından
olduklarını İddia ederler. Biz buna da hiç şaşmıyacağız. Ancak bu adamların
pişkinliklerine de hayran olmaktan
kandimizi alamıyacağız… Bazı gaztelerde yalnız Ermenilere karşı
memlekette bir hava yaratmak için adeta bir gayret bir arzu mevcuttur ve bu
gayrimesul eler efkarı umumiye dene zenbereği her gün her çareye baş vurarak
bir kısım vatandaşlar eliyle kurmaktadırlar. [taktik hala değişmiyor]
Ermeni milleti
mihver tecavüzüne karşı, Amerikan, Rus, Fransız ordularında bilfiil çarpışmış
kanını akıtmış, elde edilen zafere dünya ölçüsile ufak, fakat kendi
imkanlarının ölçüsile gayet büyük gayret katmıştır. Onun demokrası davasına
gösterdiği bu hizmete mukabil iftira ve isnadlarda bulunmak hakkaniyete bağlı,
şeref ve haysiyet sahibi her insanı muhakkak ki rencide edecektir.
Ahmed Halillerin
şunu iyi bilmeleri lazımdır ki, klasik demokrasinin ‘zaman ve mekan
şartlarının’ dahi üstünde olan, fikir,vicdan teşkilatlanma hürriyetleri
milletler ve dinler arasında hukuken eşitlik gibi birkaç temel prensibi var.
Halbuki mezkür gazetelerden hiç biri ekalliyetlerin memlekette üvey evlat
muamelesi görmesine ses çıkarmaz.
Türklerle
Ermeniler arasında kardeşlik bağlarının tecessüsüne hararetle taraftarız. Bunun
tahakkukuna önderlik edecek olan matbuattır. Fakat onun bu günkü zihniyeti
arada müşterek olan kıymeti yok etmek tehlikesi gösteriyor.”
Hayatı sürgünde
noktalanan Pehlivanyan’ın yaşamına kısa satırbaşlarıyla da olsa değinelim: Aram
(Büyük) Pehlivanyan, 1 Ağustos 1917’de (nüfus tezkeresine göre 9 Temmuz
1333’te) İstanbul Üsküdar’da doğdu. Yeni Mahalle, Boyacı Artin Sokak, Hane No:
6’da kayıtlı ailenin altıncı ve son çocuğuydu. İlköğrenimini Üsküdar
Nersesyan-Yermonyan (1932), ortaöğrenimini Galata Getronagan (1938) Ermeni
okullarında, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde
tamamladı (1949). Daha lisedeyken şiir yazmaya başladı. Sınıf arkadaşı S. K.
Zanku ile iki sayı Ermenice “Aşğhadank” [Emek] edebiyat dergisini çıkardı
(1939). Üniversite yıllarında siyasi faaliyetlere katılmaya başladı. 1941’de
tutuklandı, on beş ay hapis yatarak 1943’te serbest bırakıldı. Avedis
Aliksanyan ve S. K. Zanku ile birlikte Ermenice “Nor Or” [Yeni Gün] adlı
haftalık gazeteyi çıkardı (1945). Gazete 1946 yazında günlüğe dönünce yazı
işlerinin yükünü ve sorumluluğunu üstlendi. Kısa süren siyasi serbesti
döneminin son bulmasıyla birlikte gazete kapatıldı. Pehlivanyan tutuklandı ve
üç yıl hapse mahkûm edildi. 1949’da özgürlüğüne kavuştu. . Aynı yıl Ermenice
şiirlerinden oluşan kitabı Kağaki Jığhorin Meç [Kentin Gürültüsünde]
yayınlandı. 1950’de, yine S. K. Zanku ile birlikte tek yapraklık Ermenice
“Gırung” [Turna] aylık sanat edebiyat dergisini çıkardı. Bu arada askerliği er
olarak Erzurum’a tertip edilen Pehlivanyan, daha derginin ikinci sayısı
çıkmadan (Mayıs 1950), İstanbul’u gizlice terk etti. Haydarpaşa’dan trenle
Adana’ya, oradan Suriye’ye geçti. 1956’da Suriye’den ayrıldı, bir süre
Fransa’da kaldı. 1958’de Demokratik Alman Cumhuriyeti’ne (Doğu Almanya) geçip
Leipzig’e yerleşti. Siyasi faaliyetlerini sürdüren Pehlivanyan, “Bizim
Radyo”da redaktörlük ve Türkiye Komünist Partisi’nde politbüro üyeliği yaptı.
Ölümünden iki yıl önce yavaş yavaş siyasi çalışmalardan çekildi. Pehlivanyan
Kansere yenik düşerek 13 Aralık 1979’da Berlin devlet hastanesinde yaşamı
noktalanır ve Leipzig’de toprağa verilir.
Aram’ın yaşamı
sonuna kadar siyasi mücadele içinde geçmiştir. Reel sosyalizme bakışı
eleştireldir. Kızı Meline babasını şu sözlerle anlatır: “Adalet anlayışına
sahip, dürüst bir insandı. Haksızlığın, insanların aşağılanışımn yanında asla
yer almazdı. Doğu Almanya’ da (Demokratik Alman Cumhuriyeti) hüküm süren
ikiyüzlülüğe karşın babam bana düşüncelerini açıkça ve korkusuzca ifade
etmeyi, yönetici erke karşı eleştirel bakış açımı hep korumayı, güçsüzlerin
davasını üstlenmeyi ve insanlarla çok çabuk yakınlaşmayı öğretti… Göçmen
olmanın kendisinde uyandırdığı duygulara ilişkin tek söz etmezdi. Ancak ona
dikkatlice baktığımda İstanbul’a, eski dostlarına, doğduğu ülkenin iklimine ve
mutfağına duyduğu özlemi kolayca görebilirdim. Çalışma masasının üzerinde,
dostu Nazım Hikmet’in fotoğrafının yanı başında, daha küçük boyutta siyah beyaz
bir fotoğrafta Kızkulesi görülürdü. Babam doğduğu ülkeden ayrıldığı günden
itibaren bu fotoğrafı, gittiği her yere beraberinde taşıdı. Onun, ülkesine
duyduğu özlemi anlatabilmek için Karadeniz kıyısında Soçi’de yaptığımız iki
haftalık tatili hatırlamam yeterli. Babam, sık sık balkonda oturur, elindeki
portatif radyoda Türkçe bir istasyon arar ve uzun süre tek kelime etmeden
İstanbul’ un bulunduğu yöne doğru bakıp denizi seyrederdi… Yeni vatanı
Almanyada babamın yadırgadığı , hoşuna gitmeyan pek çok şey vardı… doğu
Almanların toplumsal yaşamının dışında kaldı hep, sadece iki Alman arkadaşı
oldu. Babam komünist olmakla birlikte Demokratik Alman Cumhuriyetinde hoşuna
gitmeyen çok şey vardı.”
Pehlivanyan
sürgünde şiirini geliştirmesi için gerekli olan toprağını yitirmiştir. Dostu
Zanku: “Ne yazık ki İstanbul’dan ayrıldıktan sonra üretemedi. Bir şeyi eksikti
sanki. Kırılmış kalemini bir kenara bırakmış ve susmuştu… Kırgın bir insanın
ruhsal sıkıntısı yansıyordu gözlerinden.” Ortak dostumuz Toros Toranyan’ın
sözleriyle uluslar arası fikir hareketinin insanı olan bu Ermeni şairin
dizeleri susar, yeni toprakta yeşermez olur. Şair A. Şavarş’ın yerini Siyasi
Aram yada A. Saydan almıştır.
Şair
Pehlivanyan’ın (A. Şavarş) Ermenice ve Türkçede yazdığı şiirleri umut saçar,
siirleri güneşli, parıltılı, ışıltılı ve alev alevdir. O şirlerinde umut saçar.
O bir fenerdir. Şiirlerinde fener metaforuna sık rastlanması rasgele değildir.
O umudun, ezilenlerin, yoksulların sesidir.
Pehlivanyan
yoldaş’ın ölümü üzerine TKP MK tarafından yayınlanan duyuru da Aram
Pehlivanyan’ın gerçek adını geçmek yerine: “TKP, Leninci savaş erlerinden
birini yitirdi. Türkiye işçi sınıfının
yiğit evlâdı, TKP MK Politik Büro üyesi
Ahmet Saydan yoldaş, ağır bir hastalıktan sonra, 62 yaşında gözlerini dünyaya yumdu” denir.
Duyuruda yalnızca
Ahmet Saydan adının geçmesi, asıl adı Aram Pehlivanyan’dan, onun Ermeni
kimliğinden, Ermenice gazetecilik yaşamından ve bunun siyasi içeriği ile
sonuçlarından hiç söz edilmemesi bir ayrıntı değildir. Türk solunun bir
refleksi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Duyurunun TKP’nin kitleselleşme
iddialarıyla aynı döneme rastlaması ise bir ayrıntıdır…
Coğrafyamızın
çocukları Ermeni devrimcilerle ilgili sözlerimizi Aram yoldaşın bir dizesiyle
noktalayalım…
“…Ve Selam olsun
gözlerinde
doğacak sabahın ışıltılarıyla
karanlığın
içinden
güzel yarınların
umudunu kuşanmışlara…”
Dipnotlar:
[1] Uluslar arası
devrimci harekete destek veren ermeni devrimcilerinden bir bölümü saygıyla
anıyoruz.
Harutyun (Artin)
Madeyan: İstanbul da okudu adana doğumlu eski Hınçak üyesi, 1924’te Beyrut’ta
Spartakist hareketin kurucusu, Halit Bektaş ile birlikte Suriye-übnan KP
kurucusu, 1926 da iki parti birleşerek Suriye KPne dönüştü.
Aram Madoyan:
Lübnan KP kurucusu, daha sonra Suriye/cezirede parti sorumlusu
Hovannes
Ağabaşyan KP gazetesi kurucusu
Barur Yeresyan KP
MK üyesi
Krikor Hamamcıyan
Parti matbaasının kurucusu
Pierre
Şadarevian: Lübnan KP kurucusu, işkencede öldürüldü, Faracallahilu ile birlikte
cesedi asit çukurunda eritildi.
Hagop Der
Pedrosyan: Suriye KP Üyesi, Levon Der Petrosyan’ın babası, devrimciliği Musa
Dağdan başlar Partinin Halep sorumlusu 1946 da Ermenistan’a gitti
Avedis
Alaksyanyan: Suriye KP sorumlularından Fransa’ya gitti orada “Aşkar” adlı
gazete çıkardı
Varujyan
Sahatyan: Suriye KP MK üyesi,
Padrik Seliyan:
Suriye KP MK üyesi, Amerikaya gitti orada KP içinde çalıştı, draper gazetesi
kurucusu
Nikol Aşrafi:
Suriye KP yöneticisi
Arslanyan: Bulgar
KP kurucusu,
Boğosyan: Bulgar
KP kurucusu, Varna’da öldürüldü ve denize atıldı,
Benyamin: İran KP
–Tudeh yöneticisi, Şah rejimince katledildi, cesedi bulunamadı
Hagop Hagopyan:
Mısır KP yöneticisi, ressam, daha sonra Ermenistana gitti ölümü 1960
Aşot Artiesyan:
Amerikadan İspanya iç savaşında devrimci alaylarda savaşçı olarak bulundu
İspanyada falanjistler tarafından katledildi. Öldüğünde 32 yaşındaydı
Takesyan: Yunan
KP içinde çalıştı, Atina sorumlularından
Stefan Grudikyan:
Yunan KP içinde çalıştı, daha sonra Ermenistana gitti.
[2] Garbis
Altınoğlu, Misak Manukyan’ın Anısına,
http://www.sgdf.in/biyografi/3559-misak-manukyanin-anisina.html
[i] Bir Ermeni
devrim şarkısı
[ii] Kod adı
Paramaz olan Matteos Sarkisyan, bir Ermeni fedaisi, özgürlük savaşçısı ve
siyasal aktivist. 1863 yılında Meğri kentinde doğdu. Eçmiadzin’de eğitim gördü.
Nahçevan’da öğretmenlik yaparken, Stefan Sabah-Gülyan ile tanıştı [1915 yılında
o da Divan-ı Harp tarafından gıyabında idama mahkum edilecekti] ve Ermeni
Sosyal Demokrat Partisine [Hınçak] girdi. 1903 yılında Rus Çarlığının Kafkasya
Genel Valisi Golitsin’e karşı bir suikast örgütledi. 1905-06 yılları arasında
Azeri-Ermeni kıyımları sırasında iki halkın bir arada yaşaması için çaba
harcadı. Köstence’deki tarihi toplantıdan sonra İstanbul’a geldi ve divan-i
harbte mahkeme edildikten sonra 19 arkadaşları ile birlikte ölüme mahkum
edildi.
[iii] Teotik
idamlar ile ilgili şunları söyler: 07 / 20 Nisan 1915’te Almanak’ı yayımlayan
Hovagimyan ile birlikte Divan-ı Harp önünde muhakeme edildiğimde, bir sene
hapse mahkûm oldum. Aynı gece, Büyük Koğuş’ta, yukarıda zikrettiğim insanlarla
kaldım; onlar kara hükümden habersizdiler.
Merkez Hapishanesi’ne naklolduktan bir ay sonra, feci akıbetlerinin
farkına varmış ve benden Patrikhane’ye
haber aktarmamı istedilerdi. Hapishanedeki
papaz vasıtasıyla gerekeni yaptım ise de, Patrik Zaven Hazretleri pek
fazla bir şey yapamadı. Talât Paşa, Patrik Hazretleri’nin ziyaretini kabul
etmek istememişti. Ve hepsi 15Haziran’ında, şafakta, hepsi Divan-ı Harp binası
önünde asıldılar; birçoğu gibi onlar da, (başka şans kalmadığı için doğmuş
olan) Bağımsız Ermenistan hülyası
yolunda kurban düştüler. Kaderin garip bir tecellisi olarak, bu yirmi kişinin
katlinden, son tahlilde, mesul olmuş kişi de, yedi ay sonra asılacaktı.
[iv] İdam edilen
diğer Ermeni sosyalistler şunlardır:
Dr. BENNE
TOROSYAN (Bedros Manukyan): Kharpert’in (Harput) Hüseynig kasabasında doğdu.
Yeprad Koleji’nden (Fırat) 1903’te mezun oldu. Biraz öğretmenlikten sonra,
Beyrut Amerikan Tıbbiye’sinde okudu, ihtisasını
ilerletmek amacıyla Amerika’ya gitti. Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’a
gelerek sanatını icra etti; aynı zamanda
kamu yararının yöneticilik rolüne devam etti.
ARAM AÇIKBAŞYAN:
Arapgir’de doğdu; öğrenimini orada gördükten sonra 55 yaşında İstanbul’a geldi.
Hukuk Okulu’na devam etti. Öğrencilik süresince Murat, Arpiyar , Cangül ve
diğerleriyle temas kurdu; o sıralarda, tanınmış militan Şımavon İstanbul’a
gelip Hınçak Fırkası’nıntohumlarını atmıştı, ve Hınçag Fırkası saflarına girdi;
1897’de Kumkapı nümayişinin tertipçileri arasındaydı. Hukuk diplomasını almadan
Avrupa’ya geçti; oradan Pokr Hayk’a (Küçük Hayk) gitti; gayesi Ermeni
gençliğini şekil ve şemaile sokmaktı. Yıllarca maceralı bir hayat yaşadı;
Şabinkarahisar ve Sepastiya’da (Sivas) özverili çalışmasıyla tanındı. Yakın
arkadaşı Taniyel Çavuş ile tanınmış fedai Aram’ın yardımcısı oldu. 1905’te
Delege Meclisi kendisini Merkezi Yönetim’e üye seçti. Benzeri milli vazifeleri
hayatının sonuna kadar ifa etti. Hayatını kazanmak için İstanbul’da emlak
tellallığı da yaptı.
KEĞAM
VANİGYAN:Van’da doğdu. Yeramyan Okulu’nu bitirdi, İstanbul’da Hukuk Mektebi’nden 1913’te mezun oldu. Talebe
Cemiyeti’ni kuranlardan oldu; “Gaydz” (Kıvılcım) gazetesinde yazarlık ve
“Hınçag” gazetesine muhabirlik yaptı.
YERVANT TOPUZYAN:
Bahçecik’te doğdu, burada öğrenim gördükten sonra doğum yerinde ve Geyve
bölgesi köylerinde öğretmenlik yaptı. Değişik gazetelere Panvor (İşçi) nam-ı
müstearıyla yazılar yazdı.
RUPEN GARABETYAN
(Vahan Boyacıyan): Çemişkezek’te doğdu. Kafkasya, Romanya, Bulgaristan ve
Amerika’da siyasi faaliyetlerde bulundu ve Meşrutiyet’ten sonra da İstanbul’a
geldi ve ticarete başladı ve Çemişkezek’ten
Mahalli İdare Meclisi’ne mümessil seçildi.
HOVHANNES DER
ĞAZARYAN: 1878’de Gesariya’da (Kayseri) doğdu Öğrenimini orada gördükten sonra,
öğretmenliğe başladı. Çocuk yaşından inkılâpçı Çello ve Jirayr’ın nutuklarından
etkilendi; onların mensup olduğuHınçag Fırkası’na girdi. Fırka’nın değişik
delege kurullarına katıldı. Azad- Vartanik ile, Gesariya’ki çatışmalara
katıldı.
TOVMAS TOVMASYAN:
Kilis’te doğdu; öğrenimini orada gördüktensonra, öğretmenliğe başladı; Halep’e
geçti ve buranın Muallim Mektebi’nden mezun olduktan sonra, yine Kilis’te
öğretmenlik mesleğine devam etti. Hınçag Partisinin’nın buradaki şubesinde
aktif rol oynadı ve1914’te İstanbul’a gönderildi.
HAGOP BASMACIYAN:
Kilis’te doğdu, erken yaşlarda Hınçag Fırkası’na girdi; eğitimciliğe başladı;
1902’de Lusasirats İlkokulu’nu (Işıksever) kurdu. Hapsedildi, Kilikya (Başpatriği)
Gatoğigos’unun ziyaretivesilesiyle affedildi. 1895’teki Adana ve çevresindeki
Kilikya Ermenilerinin mâruz kaldıkları Kıyımı sırasında, savunma amacıyla silah
yapımında önemli roller oynadı. Singer firmasında çalıştı.
MURAT ZAKARYAN
(Hagop Ğazaryan): Muş’un Tzıronk köyünde doğdu. Memleketi insanlarının mâruz
kaldığı acı ve ıstıraplar, kendisini protesto eylemlerine itti. Paramaz’ın
ayrılmaz arkadaşı ve Galitsini fedailerinden oldu Ermeni – Tatar çarpışmalarına
katıldı. 1914’te İstanbul’a özel görevle yâni Talât Rejimini devirmek için gitti.
MIGIRDİÇ
YERETSYAN: 1873’te Abuçeh’de doğdu. Öğrenimini Harput’ta gördükten sonra
ticaretle uğraştı. Meşrutiyet’ten sonra Harput’un Hınçak Partisi şubesine üye
oldu. Tâlât’ın Ermeni düşmanı siyasetinin başında, hiç duyulmamış işkencelere
mâruz bırakılarak, İstanbul’a getirildi.
KAREKİN BOĞOSYAN:
Şabinkarahisar’da doğdu. Açıkbaşyan’ın sevdiği
arkadaşıydı. Abdülhamit rejiminde Kafkasya’ya geçti ve Meşrutiyet’ten
sonra İstanbul’a geldi. Saraçhane’de çadırcılık yaptı. Arşavir Sahakyan
suikastının baş sorumlusu olarak tutuklanıp, hapsedildi.
ARMENAK
HAMPARTSUMYAN: Denizli’de doğdu. 27 yaşında silah ve patlayıcı madde konusunda,
ihtisas sahibi olmuştu; ünlü bir nişancıydı, 1914’te İstanbul’a geldiğinde bir
ihbar sonucu tevkif edildi. İttihad’a hainlikle suçlandı.
YEREMYA MANUKYAN:
Gesariya’nın (Kayseri) Tomarza kasabasında doğdu. Küçük yaştan İstanbul’a göç
ederek Hınçagyan Gusagtsutyun saflarına girdi. Mahalli devrim nümayişlerine
katıldı. Kunduracılık yapmıştır.
APRAHAM MURADYAN:
Kunduracı, Hınçagyan Fırkası üyesiydi.
MİNAS KEŞİŞYAN:
Diğer müstear adları, Samsunlu Khaçig ve Sarı Minas’tı. Kayseri’de doğdu. Çocuk yaşta Hınçagyan
Gusagtsutyun bayrağının altına girdi.
Ermeni – Tatar silahlı çatışmalarında, Erivan ve Şuşi’de mesuliyetli
roller aldı. İri yarı gövdesiyle, görünüşte hemen terörist tipini andırdığı
muhakkaktı.
SIMPAD KILIÇYAN
(‘Angudi’ yâni ‘parasız’ Bedros): Pağeş’te doğdu.30 yaşında terzi olmakla
beraber, silah kullanmakta ustalaşmıştı. Tecrübeli bir Hınçag Fırkası üyesi
olarak, Muş’ta ve Pağeş’te siyasi faaliyet gösterdi.
KARNİK BOYACIYAN:
Şabinkarahisar’da doğdu. Erken yaşta İstanbul’a geldi ve kahvecilik yaptı.
Hınçagyan Fırkası saflarına katıldı. 1914’te Tâlât’a karşı tertiplenen bir suikasta iştirak etmiş
olması suçlamasıyla tevkif edildi. Onbeş gün içerisinde otuz Lira ceza ödeme
şartıyla serbest bırakıldı ve kendisi de bu meblağı zamanında temin edemediği
için, tekrar tevkif edilip, hapsedildi. Asılmadan önce, günah çıkartmak için
gönderilen papaza şunları söylemiştir : ‘Papaz Efendi, git dışarıdakilere
söyle, söyle ki 30 Liram olmadığı için beni astılar’.
HIRANT YEGAVYAN:
Arapgir’li Tıbbiye öğrencisi.
BOĞOS BOĞOSYAN:
(Eğin) Agın’lı kuyumcu, hayli ilerlemiş yaşında asıldı
HIRANT AĞACANYAN:
28 yaşındayken Erzurumlu Patırmacıyan’ın sahte bir mektubu adresine, mahsus
yollanarak suçluolarak suçlanmıştır. Marzıvan Koleji’nden (Merzifon) mezun
olduktan üç yıl Amerika’da ticaretle uğraştı, sonra bu işe kardeşiyle birlikte
İstanbul’da devam etti. İstanbul’dan sürgüne gönderildi, şehit Arşag
Hazhazyan’ın kayınbabasının oğluydu. 1915 ilkbaharında, İstanbul Hapishanesi
Müdürü ve Tâlât’ın sağ kolu İbrahim
Hayri, Bursa’ya gidip, İzmit, Adapazarı ve havalisinde dolaşınca; en
haşin şekilde aramalara girişmişti. İşte bu vesileyle, İbrahim Hayri,
Ermenilerden bir sürü silah toplar ve aşağıdaki dört kişiyi İstanbul’a
yollayarak darağacına yollar:
GARABET POTUKYAN:
(Bardizak’ta Bahçecik) doğdu. İzmit’e yerleşti. Küçük yaştan Hınçag Fırkası
saflarına girdi ve İstanbul nümayişlerine katıldı. 1914’te İttihad’a hainlikle
suçlanarak tevkif edildi ve rüşvet vererek kurtuldu. Ertesi yıl tekrar tevkif
edilerek İstanbul’a getirildi.
KHOREN KHORENYAN:
Adapazarı’nda doğdu. Demirci ve Hınçag mensubu. Silah ve bomba yapımında uzman,
Adapazarı’nda seçim mücadelesinde koyu bir İttihad’çı muhalifiydi.
AMASYA’LI KRİKOR
KAYYAN: Adapazar’da otel sahibiydi. Önce
Hınçag sonra Taşnag Fırka’sına girdi. Otuz yıl devrim çalışmalarına
katıldı. Kendi çevresinde müdafaa
işlerinin vazgeçilmez adamı olarak tanınmıştı. Bomba imâlinde ustaydı.
Adapazarı’nda Amasyalı lâkabı ile tanınmıştır.
[v] Aram
Pehlivanyan, Özgürlük İki Adım Ötede Değil, Aras Yayıncılık,1999.
[vi] Mélinée
Manouchian, Bir Özgürlük tutsağı MANUŞYAN, Çev. Sosi Dolanoğlu, Aras Yayıncılık
, 2009.
Özgür bir Dünya
İçin KALDIRAÇ, Sayı:106-107
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.