Merve Gülçin
Güleç By Akademik Perspektif
Dünya'nın kuruluşundan
günümüze, çok az olay tüm Dünya'nın dikkatini çekmiştir. Doksan dokuzuncu
yılına giren, Ermeni Sorunu bunlardan biridir… Her çatışma kendine özgüdür. Bu
nedenle çözümü de özgün olmalıdır. Ancak tüm çatışmaların çözümünde ortak tek
bir nokta vardır: Empati. İnsan her zaman insani yönünü korumalıdır. Dünya’da
insanlar bir bütündür ve her ne olursa olsun, karşısındakine empati ile
yaklaşabilirse tüm sorunların çözümü mümkündür. Dostluk,
hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamış Türkler ve Ermenilerin, sekiz yüz
yıllık geçmişi unutulmuştur. Şimdi unutulanları, yeniden hatırlama zamanıdır.
***
Dünya'nın
kuruluşundan günümüze, çok az olay tüm Dünya'nın dikkatini çekmiştir. Doksan
dokuzuncu yılına giren, Ermeni Sorunu bunlardan biridir. Nüfus mübadelesi ile
başlayan etno-politik Türk-Ermeni çatışması sadece tarihi, dinsel, nüfus ve
psiko-kültürel faktörlere dayalı kalmamıştır. Günümüzde 1915 Olaylarına, farklı
devletlerin, dini kuruluşların ve uluslararası ya da ulusal örgütlerin de dahil
olması sonucunda birleşik krizler süreci ortaya çıkmıştır. Ermeni Olayları
henüz bir çözüme ulaşmamıştır ve önemini korumaya devam etmektedir.
Ermeni
Tehcirinin 100. Yılında Çözüm Arayışları
MERVE GÜLÇİN
GÜLEÇ
Galatasaray
Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler
Köklü bir tarihe
sahip olmalarına rağmen, hiçbir dönemde etkin güç olamayan Ermeniler, Bizans,
Selçuklular gibi devletlerin egemenlikleri altında yaşamışlar ve sadece
Türklerin egemenliğinde rahat etmişlerdir. Özellikle Osmanlı egemenliğinde
rahat eden Ermeniler, Osmanlı Devleti’nde önemli görevler de almışlardır. Ancak
Fransız İhtilali, onun getirdiği akımlar ve Osmanlı topraklarında emelleri olan
büyük güçlerin baskısıyla birlikte, bağımsız bir devlet olmak için isyan
etmişler ve bu durum, hala devam eden Ermeni Sorunu’na neden olmuştur.1
Millet-i
Sadıka’dan Abdülhamit’e Suikast’a
Osmanlı
Devleti çok uluslu ve çok dinli bir imparatorluktu. Farklı din ve etnik
kökenden olan vatandaşlarına karşı hoşgörü politikası benimsemiş. Onlara hayat,
özgürlük ve mülkiyet güvenliği, sosyal, eğitim ve dil serbestliği ve ekonomik
refah sağlayarak, ülkedeki barış ve huzur ortamını sağlamıştır. Ermeniler,
Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli etnik gruplarından biri olmuş ve
ayrılıkçı-ulusçu taleplerde bulunmadıkları uzun yıllar boyunca millet
sınıflandırılması içinde geniş dini ve sosyal hürriyetlerden büyük ölçüde
sorunsuz bir şekilde yararlanmışlardır.2
Osmanlı,
tarihte başka bir örneği bulunmayan, başka bir dine ait ibadet yerini hizmete
sunmuştur. Hiç bir Müslüman devlet adamı, başka bir dine ait bir ibadet yerinin
bağımsızlığını vermemiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra
Ortodoks Kilisesi’nin yeniden yapılandırılmasına önem vermiştir. Bunun nedeni
Bizans döneminde kilisenin halkla, devlet arasındaki iletişimde önemli rol
oynamasıdır. 1452’de Fener Rum Patrikhanesi bağımsızlığını kaybederek, Papalığa
bağlanmıştı. Fatih Sultan Mehmet Ortodoks Rumlarını yeniden teşkilatlandırdı,
yeni bir patrik seçilmesini istedi ve bir ferman yayınladı.
Fatih
yayınladığı fermanla, İstanbul patriğine geniş yetkiler verdi ve Ortodoks
kilisesi teşkilatına hiç dokunmadı. İstanbul patrikliğinin adeta devlet içinde
bağımsız bir cemaat halinde bulunmasına izin verdi. Protokolde, patrik ve
vezirler eşit tutuldu. “Kimse Patrik’e tahakküm itmesün, kim olursa olsun hiç
kimse kendüsine ilişmesün, kendüsi ve maiyetinde bulunan papazlar her türlü
umumi hizmetlerden müebbeden muaf olsun. Kiliseleri, camiye tahvil
edilmeyecektir, izdivaç ve defin işleri, sair adet işleri, Rum kilise
adetlerine göre eskisi gibi yapacaklardır .”Sözleri bunun bir kanıtıdır.
Patrikhane Osmanlı Devleti içinde sadece varlığını korumakla kalmadı sadece
Rumların değil, Ortodoks mezhebine mensup olan Sırp, Bulgar, Romen gibi
unsurların üzerinde nüfuz kurmalarını sağlayarak, Bizans’ın en güçlü
devirlerinde olduğundan daha fazla nüfuz ve hâkimiyete sahip oldu.3
Osmanlı
Devleti’nin dağılış ve çöküş süreci, kendi içinde barındırdığı ulusların
bağımsızlık ve devletlerini kuruluş süreci olmuştur. Fransız Devrimi’nin
milliyetçilik akımı, Osmanlı sınırlarında yaşayan Müslüman olmayan halklar
arasında yayılmıştır. Uzun yıllar, devletle ilgili bir sorun yaşamayan uluslar
kendi devletlerini kurmak istemiştir. İlk olarak Edirne Antlaşması ile
Yunanistan bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlık isyanları, yıkılışa kadar
devam etmiştir. Bu isyanların temel nedeni sadece milliyetçilik akımı değildir.
Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ve diğer ülkelerin, Osmanlı topraklar üzerinde
hakim olma arzularıdır. Osmanlı devletinin parçalanması sürecinde İngiltere ve
Rusya’nın kendi emelleri için başvurdukları bir yol, Osmanlı sınırları içinde
barış içinde yaşamış olan Ermenilerin bağımsızlık vaadiyle kışkırtılmasıdır.4
1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı’nın ağır yenilgisi ile sonuçlanmış ve Türkler, beş
yüz yıldan beri yaşadıkları Rumeli topraklarından vazgeçmek zorunda
kalmışlardır. Osmanlı tarafında olmasına rağmen Ermeni Patrikhanesi Rusya’yı
tebrik etmiştir. Kendilerine bağımsız Ermenistan devletinin kurulmasını talep
etmişlerdir. 93 Harbi’nin sonucunda Ermeniler için üç önemli sonuç ortaya
çıkmıştır. Ermeni siyasi partileri kurulmuş. 1889-1909 Yılları arasındaki ilk
Ermeni isyanları yaşanmış. Bu isyanları, Rusya ve İngiltere’nin destekleyerek
Ermenilere kurdurduğu, Ermeni terör örgütleri yapmıştır. O dönemdeki en önemli
eylem girişimi, 21 Temmuz 1905’te Padişah Abdülhamit’e başarısızlıkla
sonuçlanan Yıldız suikastıdır. Sadık millet olarak adlandırılan Ermeniler için
padişaha bağlılık, patrikhaneye bağlı olmakla aynı anlamdaydı. Ancak padişaha
suikast düzenleyerek bu sadakatten vazgeçtiklerini göstermişlerdir.
Birinci Dünya
Savaşı ve Ermeni Olayları
Birinci Dünya
Savaşı daha önce benzeri yaşanmamış bir felakettir. En az 16 milyon insan
hayatını kaybetmiş, 20 milyon kişi yaralanmıştır. Osmanlı, Avusturya-Macaristan
ve Rus İmparatorlukları çökmüş; sınırlar önemli ölçüde değişmiş ve geniş
ölçekte insan göçleri yaşanmıştır.5
14 Kasım 1914
Tarihinde, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştır. Bunu durumu bir
fırsat olarak gören Osmanlı vatandaşı Ermeniler, hem savaş öncesi hem savaş
sonrasında gönüllü olarak Rus ordusuna kayıt olmuşlardır. Pek çok çete kurarak,
Anadolu’da isyanlar çıkarmış ve Türk köylerine de baskın yapmışlardır. Osmanlı
Hükümeti, Ermeni hareketlerini önlemek amacı ile 24 Nisan 1915’te bir genelge
yayınlamıştır. Buna göre, Hınçak,Taşnak ve benzer Ermeni komiteleri
kapatılacak, evraklarına el konacak, zararlı faaliyette bulunan komite
liderleri tutuklanacaktı. Ancak bu genelge yeterli olmamıştır. Bu nedenle Enver
Paşa, 2 Mayıs 1915’te Talat Paşa’ya bir telgraf yollamış ve burada Ermenilerin,
Rusya’ya gönderilmesini ya da Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılmasını
önermiştir. Ancak Talat Paşa, Ermenileri ülke dışına yollamamış ve günümüzdeki
Suriye’ye sevk etmiştir. Sevk ve iskan için kanun çıkartılmıştır. Buna göre,
Ermenilerin taşınabilir mallarını yanına götürmesi, gidecekleri yerlerde yeni
köyler kurularak her aileye tarım alanı, ev ve iş sağlanacağı teminatı
verilmiştir.
Osmanlı
sınırları içinde yaşayan tüm Ermeni vatandaşları sevke tabi tutulmamış, sadece
devlete isyan eden ve tehdit oluşturanlar zorunlu göç ettirilmiştir. İstanbul,
Edirne ve Aydın’da yaşayan Ermeniler ile Rusya’nın işgal ettiği bölgelerde
yaşayanlara devlet dokunmamıştır. Sevk sırasında Ermenilerin can güvenliği,
sağlık ve yaşam ihtiyaçları sağlanmış olmasına rağmen yolların bozukluğu,
salgın hastalıklar, hava koşulları, Kürt ve Arap aşiretlerinin bazı saldırıları
ile Ermenilerin de bu sırada küçük isyanlar çıkarması sonucunda çok sayıda
insan hayatını kaybetmiştir. Sevk, 1917’de sona ermiştir.
Kaç Ermeni
Öldü/Öldürüldü?
Ermeni-Türk
çatışmasındaki en büyük sorun, günümüzde üzerinden yıllar geçmesine rağmen
halen, ölen insan sayısı kesinleştirilememiştir.Bu trajedinin sonucunda ölen
insan sayısından ziyade yaşanılan acının iyileştirilmesinin daha önemli olması
beklenirken, uluslararası alanda ölen insan sayısı daha önemlidir.
Ölen ve
öldürülen insanlar birbirinden ayrılmalıdır. O dönemde yaşanan ölümlerin çoğu,
salgın hastalıktan olmuştur. Savaş sonrasında, Rusya’ya kaçan ve kaybolan çok
Ermeni olmuştur. Ancak , ölen Ermeni sayısı günümüzde devam eden sorunlardan
biri ve kesin bir rakama ulaşılamamıştır. Bununla ilgili pek çok farklı kaynak
ve belge gösterilmiş olmasına rağmen, o dönem Paris Barış Konferansı’na katılan
Ermeni Heyeti bu rakamı: 2.250.00 olarak açıklamış. Günümüzde bu konuyu çalışan
Yusuf Halaçoğlu ise 110.000 kişi olarak bir rakam vermiştir. Rakamlar değişken
olsa da, tarih değiştirilemeyecektir.
Osmanlı
Devleti bu sorunu çözmek amacıyla mahkemeler kurmuştur. Ermenilere karşı kötü
muamele yapan ya da onları öldürenleri hapis cezası, ölüm ya da sürgüne
yollayarak cezalandırmıştır. Ancak bu mahkemeler İngiltere’ye göre güvenilir
olmadığı gerekçesi ile kapatılmıştır.
Burada
çatışmanın, azınlık ve çoğunluk boyutu önemlidir. Ermenistan’ı kurma
idealindeki Ermeniler tehcir esnasında ölen kişi sayısını öne sürerek, Doğu
Anadolu’da vatan kurma hedefindeydi. Lozan Antlaşması sırasında Ermeniler ve
Türkler arasında bu sorun olmuş, Antlaşma sonucunda, Doğu Anadolu bölgesi
Türkiye’nin sınırları içinde yer almıştır.
Lozan Antlaşması,
azınlıkların belirleyicisi olmuştur. Türkiye Ermenisi için Lozan nedir? Aslında
Türkiye’de yurttaşın sahip olduğu hakların azınlıklara da tanınacağının garanti
maddeleridir. Ayrıcalıklı bir durum yoktur.
1915 Soykırım
mı? Değil mi?
Soykırım 9
Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler tarafından, Soykırım Suçu’nun Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi 2. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanımlama Yahudi
Soykırımı örnek alınarak yapılmıştır.
Madde 2- Bu
sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya
tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi birisi
soykırım suçunu oluşturur.
a) Gruba
mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun
mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun
bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak,
yaşam şartlarının değiştirilmesi,
d) Grup
içinde doğumları engellemek amacıyla tedbir alınması;
e) Gruba
mensup çocukların zorla bir başka gruba nakledilmesi.6
1915’te Ermeniler,
sözleşme maddesinde de belirtilmiş olduğu üzere, öldürülmüş, kendilerine
bedensel ve zihinsel zarar verilmiştir. Bunlara dayanarak Ermeniler
suçlamalarına devam etmişlerdir. Sevk sırasında çocukları ile birlikte başka
bir yere nakledilmiş ancak başka bir gruba nakledilmemişlerdir. Ancak, bunların
hiç biri soykırım suçunun gerçekleştirildiğine dair kanıt oluşturamaz. Tehcir
de; ulusal, etnik veya dinsel bir grubu ortadan kaldırmak amacıyla olmamıştır.
BM
sözleşmesinde ayrıntılı olarak açıklanan bu suçun jus cogens yani
milletlerarası hukukun emredici bir normu olarak kabulü ise 1950’li yılların
ortalarında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla soykırımın uluslararası bir suç olarak
kabulü ve jus cogens haline dönüşmesiyle, sözleşmeye taraf olmayan devletleri de
sözleşme bağlar hale gelmiştir. Sözleşmeye bakıldığında, soykırım suçunun
manevi unsuru olan kast ve maddi unsuru olan ve 5 madde halinde sayılan
fillerden oluşmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesinde “ortadan kaldırmak amacıyla”
ibaresi özel bir kastın arandığına işaret etmektedir. Sözleşmenin en önemli
özelliklerinden biri, soykırım suçunun oluşması için soykırım fiillerinden
ancak 4 gruptan birini yok etme (ulusal, etnik, ırksal veya dinsel) iradesiyle
işlenmesi gereğidir. Grup olarak yok etme ifadesi “özel kasıt” şeklinde olmak
zorundadır.7
BM
Sözleşmesi’ne göre bir diğer önemli madde ise, soykırım suçunu bir devletin
uygulamış olmaması ve soykırım kararını veren kişinin suçlu olmasıdır. Bu
maddenin sözleşmeye eklenmesindeki temel neden, bir devletin suçlu olarak ilan
edilmesinin başka sorunlara ve çatışmalara yol açmasıdır. Bu duruma örnek
olarak Almanya’nın, İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudi Katliamı’nı gerçekleştirmesi
sonucunda diğer devletler tarafından savaş sonunda cezalandırılması, ancak
Almanya’da da Yahudileri seven ve koruyan Almanların olması verilebilir.
Sözleşme 1951’den itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce gerçekleşen
hiç bir olayda sözleşme geçerli değildir. Bu iki madde sonucunda Türkiye ve
Osmanlı Devleti soykırım suçundan dolayı suçlanamaz.
6 Soykırım
Suçunun Önlenmesine ve İşlenmesine İlişkin Sözleşme,Türkiye Büyük Millet
Meclisi,
Ermenistan
Demokratik Cumhuriyeti
Rusya’ya
ilhak etmek Ermeniler için her açıdan karlı olacaktır, çünkü ancak bu ülkede
yüksek mevki ve hatırı sayılır servet elde etmişlerdir. Yalnızca Rusya,
Ermenilere tam bir özgürlük sunmaktadır. 7
1918’de
kurulan Ermenistan, Sevr Antlaşması ve Wilson’un sınırları sadece sözde nüfus
çoğunluğunu esas alarak belirlemesinden sonra, Sykes-Picot’ta Rusya’ya verilen
topraklarda kurulmuştur. 1915’te yaşanılanlara karşılık Batı devletlerinin
tepkisi sonucu kurulduğu düşünülen Ermenistan Devleti’nin temelinde, 1917’de
komünist devrim sonrasında Rusya’nın yayılması ve Batı devletlerinin tampon
devlet kurarak buna engel olmak istemeleri vardır. 1915 Olaylarına tepki olarak
kurulmuş olsaydı, 1916’da Sykes-Picot’ta kurulmuş olurdu. Sykes-Picot esasında
Rusya, İngiltere ve Fransa’nın sadece kendi çıkarlarının sonucu olmuştur.
1920’de Gümrü
Antlaşması Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanmış ve sınır çizilmiştir.
Ancak Ermenistan’ın Rusya’ya dahil olması nedeni ile 1921’de Moskova ve Kars
Antlaşmaları imzalanmış. Günümüz Ermenistan-Türk sınırı çizilmiştir.
1921 ve 1927
Yılları arasında Ermeni Terörü yeniden canlanmıştır. Bunun temel nedeni,
Ermenilerin yeniden sadece bir azınlık olması ve devletlerini kaybetmesidir. Bu
dönem yaşanılan terör olayları, bağımsızlık amaçlı değil sadece intikam amaçlı
olmuştur.
Ermenistan
Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı olan dönemin Ermeni lideri Kaçaznuni,
1923’te yaptığı bir konuşmada şunları ifade etmiştir: “1914 yılının
sonbaharında Ermeni gönüllü komitacıları Türklere karşı birlik oldular ve
savaştılar….Savaşın, Müttefiklerin tam ve kesin zaferiyle sonuçlanacağından
şüphemiz yoktu…Türkiye yenilecek ve parçalanacaktı….”8
Bağımsızlık
mücadelesi veren Ermeniler, Rus etkisinde değişimler yaşamış ve kendi millet
kimliklerini 1945’e kadar unutmuşlardı. O dönem SSCB olan Rusya, Türkiye’den
Kars ve Ardahan’ı Ermeniler ve Gürcüler adına talep etmiş, Diaspora’dan da
Ermenileri, Ermenistan olarak hayal edilen topraklara yerleştirmesini talep
etmiştir. Rusya bu politika uğruna, milliyetçiliği Ermenilere yeniden
hatırlatmış ve soykırıma dair tanıtımlara başlamıştır. 1965’te ilk kez Sözde
Soykırım’ın 50. yıl dönümü kutlanmış ve 1957’de ise Sözde Soykırım Anıtı
yapılmıştır. 50 Yıl boyunca hiç kutlamadıkları ve anmadıkları 1915 Olaylarını
bir anda tanımlamaları ve bunun bir törene dönüşmüş olması Ermeni’lerin
dikkatini çekmemiştir. Sadece Rusya’nın Ermenilere tam özgürlük sunduğu tezi
bir gerçek ancak bunun tarih boyunca tek nedeni, Rusya’nın kendi çıkarları
olmuştur. Stalin’in ölümünden sonra Rusya bu taleplerinden vazgeçmek zorunda kalmış
ve Türkiye ile daha yumuşak bir iletişim kurmuştur.
Ermeni Terörü
ve Sözde Soykırımın Siyasallaşması
ASALA
milliyetçi terör örgütünün doğuşunda, 1973’te Los Angeles’ta, Türk Başkonsolosu
Mehmet Baydar ve konsolos Bahadır Demir’in Ermeni Gurgen Karakin Yanikyan
tarafından öldürülmesinin basında çok yer alması ile Ermeniler seslerini
duyurmak için Türk diplomatları katletme yolunu seçmişti.
Ermeniler,
terör sürecini politik savaşın önemli aşaması olarak görmüşler ve sona
ermesinden sonra ağırlıklı olarak sözde bilimsel ve özünde halkla ilişkiler
boyutu güçlü olan bir süreci başlatmışlardır. Bu sürecin temel hedefi Ermeni
tezlerini uluslararası platformda kabul ettirmektir.9
Ermeni Terörü
1985’te sona erdiğinde, kendi aralarında ayrılıklar yaşanmaya başlamıştı. Ancak
bu ayrılıklara rağmen ortak amaçlarında, Sözde Soykırımı kabul ettirme
konusunda sorun yaşamamışlardır. Tüm bu süreç sonunda, 32 Türk diplomatı ve
aile bireyleri olmak üzere toplam 70 kişi hayatını kaybetmiş, 524 kişi
yaralanmıştı.1983’te Orly’deki bombalı saldırıda 2 Türk’ün dışında, 6
yabancının öldürülmüş olması Batı’nın tepkisi ile karşılanmıştı. Batı
devletleri, açık şekilde terörizmi kabul etmeyeceklerini belirtmişti. ABD,
1980’de ASALA’yı uluslararası terör örgütü listesine dahil etmişti. Tüm bu
eylemler son bulduğunda Ermeniler kendi aralarında siyasi ayrılıklar yaşamış
olsa da hedeflerine ulaşarak tüm dünyaya seslerini duyurmuşlardır.
Ermeni
sorunun siyasallaşmasında etkili iki temel yöntem kullanılmıştır.Kamuoyunu
etkilemeye yönelik başlıca propaganda araçları ve ülkelerin dış politikalarını
etkilemeye yönelik faaliyetler olmuştur.
Ermeniler
kitaplar, makaleler ve romanlar yazmıştır. Filmler, belgeseller ve resim
sergileri ile görsel algıya da hitap etmişlerdir. En etkili propaganda
kitapları Mavi Kitap olmuştur. The Blue Book [Mavi Kitap] adıyla ünlü savaş
kitabı, şu sıralarda Türk ulusuna karşı, Türkiye Devleti’ne karşı, Ermeni
diasporası ve destekçileri tarafından Fransız Parlamentosu’nda, Almanya’da veya
diğer Avrupa ülkelerinde, Hollanda’da, İsviçre’de veya Amerika Birleşik
Devletleri’nde pek çok eyalette Türkiye aleyhinde yürütülen büyük psikolojik
faaliyetin dayanağı olarak gösterilmektedir. Bu kitap Türkiye’ye karşı
yöneltilen eski savaş iddialarının temelinde ve merkezinde yer almaktadır.
Bugün Ermeni sorunu ile ilgili hangi web sayfasına girseniz, mutlaka
Toynbee’nin adına, The Blue Book’tan yapılmış aktarmalara rastlarsınız.10
Ülkelerin dış
politikalarını etkilemek amacı ile, o ülkelerde yaşayan Ermeni azınlıklar etkin
biçimde rol almıştır. Kendi kimliklerini kaybetmeden, başka ülkelerin siyaset
ve medyalarında görev almışlardır.
9 Şenol
Kantarcı, Tarih ve Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Dosyası, Ankara,
Lalezer Yayın, 2007, s.66
10 Hikmet
Özdemir, Arnold Toybee’un Ermeni Sorununa Bakışı,Ankara, Türkiye Bilimler
Akademisi Forumu, 2005, s.11
Sözde Ermeni
Soykırımı’nı Hangi Ülke Neden Kabul Etmiştir?
1) Ülkedeki
Ermeni Azınlığın Baskısı: Uruguay, Arjantin, Rusya, Kanada, Lübnan, Fransa,
İsviçre, Venezuela ve Şili
2) Türkiye’ye
Düşmanlık Besleyen Ülkeler: Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Rum Cumhuriyeti
3)
Türkiye’ye, Türk’lere ya da Müslümanlara karşı olan Ülkeler: Almanya, Fransa,
Belçika, Hollanda, İtalya, İsviçre ve Polonya
4) Kendi
suçuna ortak arayan ülke: Almanya
5) Dini
nedenden dolayı: Vatikan
Sözde Ermeni
Soykırımı’nı parlamentolarında kabul eden ülkelerin almış oldukları kararlar
bir tavsiye niteliği taşıdığı için Türkiye açısından hukuki bir bağlayıcılığı
olmamasına rağmen, uluslararası alanda Türkiye’nin siyasi prestijini
sarsmıştır. Bu duruma tepkili olan Türkiye İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek
durumu uluslararası mahkemeye taşımıştır.2008’de Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne Sözde Ermeni Soykırımı hakkında başvurmuş ve haklı bulunmuştur.
Perinçek İsviçre’de “Ermeni soykırım iddialarını reddettiği gerekçesiyle”
çeşitli mahkumiyet cezalarına çarptırılmasının ardından mahkemeye başvurmuştu.
Perinçek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, ”İsviçre’nin
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğü ile ilgili maddesini ihlal
ettiğini” savunmuştur. Uluslararası alanda Sözde Soykırım’la ilgili bir ilk
olmuş ve Sözde Soykırım’ı kabul ettirme çabasında olan devletler açısından da
önemli bir gelişme yaşanmıştır.
Bunların
dışında, Avrupa Parlamentosu Sözde Ermeni Soykırımını kabul etmiştir. AP
haricinde, siyasi açıdan önemli olmayan bazı kuruluşlar da kabul etmiştir.
ABD’de de
Ermeni Lobisi, Kongre’den her zaman destek görmüştür. 12 Eylül 1984’te
Temsilciler Meclisi üyeleri Sözde Ermeni Soykırımının ABD tarafından kabul
edilmesine ilişkin karar tasarısını, Kongre’ye götürmüştür. Ancak bugüne kadar
götürülen hiç bir tasarı kabul edilmemiştir. Bunlardan en önemlisi 2000’de
kabul edilmek üzereyken, Bill Clinton tarafından güvenlik endişesi nedeni ile
geri çekilen olmuştur.
Ermenistan’ın
Bağımsızlığı ve Türkiye ile İlişkileri’nin 2014’e Kadar Yol Haritası
Sovyetler
Birliği’nin dağılması üzerine Ermenistan 23 Ağustos 1991′de bağımsızlığını ilan
etmişti. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biri
olmuş ve bağımsızlık sonrasında ekonomik açıdan zor durumda olan Ermenistan’ a
batılı devletlerin yardımlarının kendi sınırlarından geçmesine izin vermiştir.
Bağımsızlık
Bildirgesinde Türk topraklarından ” Batı Ermenistan” diye söz edilmesi ve
ardından yeni Ermenistan Anayasasının giriş bölümünde ” Ermenistan Bağımsızlık
Bildirgesinde yer alan ulusal sınır ve arzularını tanıyarak” ifadesinin yer
alması Türkiye’de, uzun vadede tazminat ve toprak taleplerini gündeme getirecek
bir sürecin başlangıcı olarak yorumlandı. Nitekim Ermeni Parlamentosunun Şubat
1991’de Kars Antlaşmasıyla oluşturulmuş Türk- Ermeni sınırını tanımadığını
açıklamasından sonra, 1992 baharında Ermenistan yazılı olarak iki ülke sınırını
tanıdığını belirtmedikçe diplomatik ilişki kurmamaya karar verdi. Öte yandan,
Ter-Petrosyan dahil hiçbir Ermeni yöneticisi 2001’e kadar açıkça ” Büyük
Ermenistan” hayalinin Türkiye’ye yönelik hedeflerinden ve 1915’deki Ermeni
soykırımı iddiaları nedeniyle doğabilecek tazminat taleplerinden vazgeçilmiş
olduğunu ifade etmedi. Aksine 2001’in ilk aylarında çeşitli ülkelerde Ermeni
diasporasının soykırım iddialarının uluslararası alanda tanınmasını sağlama
girişimlerinden sonra, 12 Mart 2001’de Ermenistan Devlet Başkanı Paruyr
Hayrikyan, Rusya’dan 1921 Moskova ve Kars antlaşmalarını feshetmesini ve bu
antlaşmalarla ” haksız şekilde Türkiye’ye bırakılan” Kars ve Ardahan’ın
Ermenistan’a iadesini talep etti. 11
Ermenistan’ın
Türkiye’ye karşı izlediği politika, devlet başkanlarına göre değişiklik
göstermiştir. İlk başkanları Pet-rosyan döneminde ikili ilişkiler iyi bir
şekilde yürütülmüştü. Bunun temelinde, devletin yeni bağımsız olmasından dolayı
Türkiye’nin ilişkilerde yeni bir başlangıç yapma isteği olmuştur.
Pet-rosyan’dan sonra 2000-2008 yılları arasında Koçaryan’ın döneminde ise
Koçaryan çözümsüzlük politikası izlemiş ve taviz vermek istememiştir.
2008’e kadar
Ermenistan’da Türkiye’ye yönelik görüşleri etkileyen başlıca iki etkenden söz
etmek mümkündür. Bunlardan birincisi 1915 trajedisi ve Türkiye’nin inkar
politikalarının daha da buruk bir hava yaratması; ikincisi ise Türkiye’nin
Dağlık Karabağ sorunu konusunda Azerbaycan’a verdiği destek idi. Özellikle kara
sınırının kapanmasının ardından Ermenistan halkı Türkiye’yi Osmanlı Devleti
gibi düşman bir ülke olarak algılamaya başlamıştı.12
2008’de Serj
Sarkisyan, Ermenistan’ı izolasyondan kurtarma ve Karabağ sorununu çözüme
kavuşturma kararı almıştır. Dağlık Karabağ’ın kendisine ait olduğunu iddia eden
Ermenistan ve Azerbaycan arasında yaşanılan soruna, Türkiye’de dahil olmuştur.
Ermenistan ile olan Türkiye sınırı bu sorunun sonucunda Türkiye tarafından
kapatılmıştır. Bunun sonucunda Türkiye ile ilişkilerde yeni bir dönem
başlatılmıştır. Bu dönemden sonra olanlar: Türkiye’nin, soykırım iddialarını
incelemek için tarihçilerden oluşacak bağımsız bir komisyon kurulması teklifi
Ermenistan tarafından kabul görmedi. Hatta Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan
Oskanyan tarihçilerin bu konuda artık söyleyecekleri bir şey olmadığını ileri
sürerek Türkiye’nin açtığı kapıyı hemen kapatma yoluna gitti. Erivan’dan bugüne
kadar alınan karşılık, “önkoşulsuz görüşme” ve “önce sınırların açılması” gibi
taleplerle sınırlı kaldı. Futbol maçının devlet başkanlarınca bir arada
izlenilmesi teklifi bu açıdan bakıldığında işlevsellikten çok sembolik bir iyi
niyet adımı sayılabilir. Çünkü Ermenistan hala Türkiye ile olan sınırını resmi
olarak tanımış değil. Azerbaycan’ın yaklaşık % 20’si hala Ermenistan işgali
altında bulunuyor. Soykırım iddiaları her platformda dile getiriliyor. Üst
düzey Ermenistan yetkilileri hala Doğu Anadolu bölgesinden bahsederken “Batı
Ermenistan” tabirini kullanıyor. Diaspora, tarihçilere başvurmak yerine bazı
ülkelerin parlamentolarından soykırım olduğuna dair karar aldırmak için çaba
harcıyor. Ortaya ilginç bir durum çıkıyor: Ermenistan Türkiye’den ön koşulsuz
görüşme isterken aslında başta soykırımın kabulü olmak üzere kendi ön
koşullarını gündemde tutmayı ama Türkiye’nin ön koşullarını gündeme getirmemeyi
istiyor. Yani, Dağlık Karabağ işgalini gündeme getirme, soykırımı reddetme,
sınırı tanımamı isteme ama sınırlarını aç demek istiyor.13
24 Nisan
2014’te Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, yüzüncü yılını
doldurmaya yaklaşan 1915 Olaylarına ilişkin bir açıklamada bulunmuş ve iki ülke
halkı arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinin önemini vurgulamış ve
Ermenistan’ın kayıpları için üzüntüsünü dile getirmiştir. “Kadim ve eşsiz bir
coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini
olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve
birlikte anacaklarına dair umut ve inançla, 20. yüzyılın başındaki koşullarda
hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına
taziyelerimizi iletiyoruz.” 14
Erdoğan’ın bu
açıklamasını, Diaspora inandırıcı bulmadı ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj
Sarkisyan ise yaptığı yazılı açıklamada Başbakan Erdoğan’ın mesajına değinmedi.
Türk halkını düşman olarak görmediklerini belirten Ermeni Cumhurbaşkanı “O
dönemde kendini riske atarak Ermenilere yardım eden Türkleri unutmuş değiliz”
dedi.1
Ermenistan-Türkiye
Çözüme İlerlerken Ülkelerin Güçlü ve Zayıf Yönleri:
1) Kim daha
güçlü?
a) Askeri
Açıdan: Ermenistan’ın ordusu 1992’de kurulmuş ve tarih boyunca, başka
devletlerden yardım görmüştür. Türk ordusu 1920’de kurulmuş ve tarihsel sürece
baktığımızda 1920 öncesinde de Türk devletleri askeri kapasite açısından her
zaman güçlü olmuştur. Türkiye, bu bakımdan üstündür.
b) Ekonomik
Açıdan: Her iki ülkenin de dış borçlanması olmasına rağmen, Ermenistan burada
da daha zayıftır.
c)
Uluslararası Alanda Güç Açısından: Ermenistan’ın kuruluşundan itibaren
Diaspora’nın etkisi çok fazladır. Diaspora sayesinde hemen hemen her ülke ile
ilişkilerini geliştirmiş ve pek çok uluslararası örgüte katılmıştır. Türkiye’de
pek çok kuruluşa üye olmasına rağmen, Ermenistan kadar destek görmemektedir.
2) 1915
Olaylarına İlişkin hangi ülke daha güçlü?
Ermenistan’ın
Diaspora ile birlikte hareket etmesi ve tüm Dünya’da yaşayan her Ermeni
vatandaşının bu konuda bilgilendirilmesi, eğitilmesi ile herkesin görüş
birliğinde olması sonucunda oluşturulan iç istikrar, Ermenistan’a güçlü olan
taraf olma zaferini sağlamıştır.
Konudaki iç
istikrarın sağlanması sonucunda, uluslararası alanı etkileme gücünün kaynağı
olmuştur. Konu üzerine özellikle 1965 sonrasında yazılan kitaplar, makaleler,
propoganlar, konferanslar ve en önemlisi Avrupa Parlamento’sunun kabul etmesi
ile birlikte başka devletlerinde Sözde Soykırımı kabul etmesi önemlidir.
Türkiye her
şeyden önce iç istikrarı sağlayamamıştır. Türk vatandaşları kendi aralarında
Sözde Soykırımı kabul eden ve etmeyen olarak ikiye ayrılmaktadır. Konuya uzun
yıllar kayıtsız kalmış ve konuya ilişkin çalışmalara geç başlamasının
sonucunda, güçlü olmayı başaramamıştır.
3) 1915
Olayları ile ilgili Uluslararası Baskı Oluşmuş mudur?
Türkiye
üzerinde ciddi bir baskı vardır. Örneğin; Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde
Ermeni Sorunu bir madde olarak artık yer almasa da, Fransa Hollanda gibi Sözde
Soykırım Kanunu kabul eden ülkeler bu konuyu önüne getirmektedir.
Konunun
insani yönü ağır basıyor olsa dahi, hukuki boyutu tartışmanın odağında yer
almaktadır. Soykırım, tanımı açıkça yapılmış bir suçtur. Soykırım, herhangi bir
vahşet olayını kabaca nitelendirmekte kullanılabilecek, jenerik bir kelime
değildir. Suçların en ağırıdır. Böylesine bir suçlama siyasi hesapların
insafına bırakılmamalıdır. Bu anlamda, Parlamentolar, mahkemelerin yerini
almamalı ve konuya ilişkin hüküm vermemelidir. Aynı şekilde, Parlamentoların ve
diğer siyasi kurumların tarih hakkında yargılarda bulunmak suretiyle tarihi
siyasete alet etmemeleri gerekmektedir.16
4)
Türkiye’nin toprak bütünlüğü güvence altında mı? Sınır güvenliği var mı?
Ermenistan
Bağımsızlık Bildirgesi’nde, Doğu Anadolu toprakları Batı Ermenistan sınırları
içinde gösterilmeye devam ettiği sürece bu bir tehdittir. Fiziksel bir tehdit
gerçekleşmese de, Türkiye’ye ait olan bir bölgenin, Sevr Antlaşması’ndaki şekli
ile Ermeni sınırlarına dahil gösterilmesi Türkiye’nin bütünlüğünin kabul
edilmediğini kanıtlamaktadır.
Ermenistan-Türkiye
sınırı kapalıdır. Sınırın açılması ile Türkiye, uluslararası alanda prestijini
arttırabilir. Ayrıca sınırın açılması sonucunda yapılacak olan ticari
geçişlerden de yarar sağlayacaktır. Ancak sınırın açık ya da kapalı olması fark
yaratmaksızın, Türk ordusu hem sayıca hem de örgütlenme bakımından Ermenistan
ordusuna göre daha güçlüdür. Bu nedenle, Türkiye’nin kendi ordusu tarafından
güvenliği sağlanmaktadır.
Sözde Ermeni
Soykırımı’nın Çatışma Çözümü
1915
olaylarının travmatik sonuçları Türkler ile Ermenilere bugün dahi sıkıntı
vermeye devam etmektedir. 1915 olaylarına ilişkin olarak birbiriyle çatışan ve
bir türlü uzlaşmayan ulusal tarih anlatıları, uzlaşı için gerekli karşılıklı
empati ve özeleştirinin aşınmasına sebep olmaktadır. Türk ve Ermeni tarih
anlatılarının uzlaştırılabilmesi için yapılması gereken, bu trajedinin nasıl
gerçekleştiği hususunun nesnel şekilde incelenmesi ve doğru tarihsel bağlamın
sebep-sonuç ilkesi ışığında ortaya çıkarılmasıdır. 17
Ermeni-Türkiye
çatışma sürecinin çözümü uzun soluklu olmalı ve adım adım ilerleme
sağlanmalıdır. Geçici çözümler ile bu sorunun aşılması mümkün değildir. Kalıcı
çözüme ulaşılmalı ve bu yolda ciddi çalışmalar yapılmak zorundadır. Zira yanlış
bir çözüm önerisi, çatışmayı yeniden tekrarlatabilir.
Ermenistan ve
Türkiye arasında yapılan atölye çalışmalarında her zaman karşılıklı olarak
geçmişte yaşanılanlar konuşulmuş ancak bunlar çözüm olmamıştır. Sadece
birbirilerini hikayelerini dinlemişlerdir. Önemli olan tarihi sadece konuşmak
ya da dinlemek değil, birlikte onu anlayabilme ve ona bir bütün olarak sahip
çıkabilmekti. Tarihin çözülecek bir yanı yok, sadece anlaşılacak bir yanı var.
Anlama ise zamana yayılmış çaba gerektirir, günübirlik devlet kararlarıyla
sağlanamaz. 18
1915 Olayları
yeniden tanımlanmalı ve her iki ülkede bu konuda objektif olabilmeli, birlikte
çalışabilmelidir. Ortak bir üçüncü kültür sağlandıktan sonra halklar arasında
diyalog süreci yeniden inşa edilmeli ve yaşanılanlardan dolayı var olan güzel
olmayan his ve düşüncelerin yerini ortak paylaşımlar almalıdır.
Sonuç
Her çatışma
kendine özgüdür. Bu nedenle çözümü de özgün olmalıdır. Ancak tüm çatışmaların
çözümünde ortak tek bir nokta vardır: Empati. İnsan her zaman insani yönünü
korumalıdır. Dünya’da insanlar bir bütündür ve her ne olursa olsun,
karşısındakine empati ile yaklaşabilirse tüm sorunların çözümü mümkündür.
Dostluk,
hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşamış Türkler ve Ermenilerin, sekiz yüz
yıllık geçmişi unutulmuştur. Şimdi unutulanları, yeniden hatırlama zamanıdır.
7Kemal Oğuz
Çakır,Uluslararası Hukuk Bakımından Ermenilerin Soykırım İddialarının
İncelenmesi, 3 Şubat 2012, Akdemik Perspektif,
http://akademikperspektif.com/2012/02/03/uluslararasi-hukuk-bakimindan-ermenilerin-soykirim-iddialarinin-incelenmesi/
11 Baskın
Oran, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeleri
Yorumlar Cilt 2: 1980-2001, İstanbul, İletişim Yayınları,2009, s. 408
12 Aybars
Görgülü, Alexander Iskandaryan ve Sergey Mınasyan, Türkiye- Ermenistan Diyalog
Serisi: Yakınlaşma Sürecini İncelemek, Aralık ,TESEV Yayınları,2010, s. 14
1 Ekrem Yaşar
Akçay, Ermeni Sorunun Tarihsel Gelişimi ve Son Ermeni Açılımı, Gümüşhane
Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergis, Sayı 4, Haziran 2011
http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/33-36.pdf
2 Laçiner,
Sedat, Ermeni Sorunu,Diaspora ve Türk Dış Politikası,Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Kurumu Yayınları, Ankara, Kasım 2008, s. 4
3
Paçaman,Recep,Dünden Bugüne Fener Rum Patrikhanesi,
https://www.academia.edu/5562733/Dunden_Bugune_Fener_Rum_Ortodoks_Patrikhanesi
4Oral Sander,
Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü- Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme, İmge
Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993, s.256
5 1915
Olayları ve Türk Ermeni-Uyuşmazlığı, AVRASYA İncelemeleri Merkezi, Türkiye
Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı -Temel Dış Politika Konuları ,
http://www.mfa.gov.tr/data/DISPOLITIKA/brosur-tr.pdf
7 A. Tcherep
Spiridovitch, Türksüz Avrupa, Çeviren: Atilla Ataman, İstanbul, Pınar
Yayınları, s.121
8 1915
Olayları ve Türk- Ermeni Uyuşmazlığı,
http://www.mfa.gov.tr/1915-olaylari-ve-turk_ermeni-uyusmazligi-genel-bakis.tr.mfa
13 Fatih
Özbay, Filmler ve Futbol Maçları Arasında Türkiye-Ermenistan İlişkileri, 29
Temmuz 2008, BİLGESAM ,
http://www.bilgesam.org/incele/997/filmler-ve-futbol-maclari-arasinda-turkiye-ermenistan-iliskileri/#.U4iohYvosiR
14 Başbakan
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 1915 olaylarına ilişkin mesajı, 24 Nisan 2014,
http://www.mfa.gov.tr/basbakan-sayin-recep-tayyip-erdogan_in-1915-olaylarina-iliskin-mesaji_-24-nisan-2014.tr.mfa
15 Dünya, 24
Nisan 2014, Aktif Haber, http://www.aktifhaber.com/sarkisyan-erdoganin-mesaji-icin-ne-dedi-971462h
16 -17 1915
Olayları ve Türk-Ermeni Uyuşmazlığı Genel Bakış,
http://www.mfa.gov.tr/1915-olaylari-ve-turk_ermeni-uyusmazligi-genel-bakis.tr.
18Hrant Dink,
İki Yakın Halk İki Uzak Komşu, İstanbul, Hrant Dİnk Vakfı Yayınları,Temmuz
2008, s. 46
Kaynakça
Ekrem Yaşar
Akçay, Ermeni Sorunun Tarihsel Gelişimi ve Son Ermeni Açılımı, Gümüşhane
Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergis, Sayı 4, Haziran 2011
Laçiner,
Sedat, Ermeni Sorunu,Diaspora ve Türk Dış Politikası,Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Kurumu Yayınları, Ankara, Kasım 2008
Tcherep
Spiridovitch, Türksüz Avrupa, Çeviren: Atilla Ataman, İstanbul, Pınar Yayınları
Oral Sander,
Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü- Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme, İmge
Kitabevi Yayınları, Ankara, 1993
Şenol
Kantarcı, Tarih ve Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Dosyası, Ankara,
Lalezer Yayın, 2007
Hikmet
Özdemir, Arnold Toybee’un Ermeni Sorununa Bakışı,Ankara, Türkiye Bilimler
Akademisi Forumu, 2005
Baskın Oran,
Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeleri Yorumlar Cilt
1: 1919-1980, İstanbul, İletişim Yayınları,2009
Baskın Oran,
Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeleri Yorumlar Cilt
2: 1980-2001, İstanbul, İletişim Yayınları,2009
Aybars
Görgülü, Alexander Iskandaryan ve Sergey Mınasyan, Türkiye- Ermenistan Diyalog
Serisi: Yakınlaşma Sürecini İncelemek,TESEV Yayınları,2010
Hikmet
Özdemir, Kemal Çicek, Ömer Turan, Ramazan Çolak, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler:
Sürgün ve Göç, Ankara,Türk Tarih Kurumu, 2005
Berna
Türkdoğan, Türk-Ermeni İlişkileri( Tehcirden Günümüze), Yayınlanmamış Doktora
Tezi, Ankara,Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006
Laçiner
Sedat, Hangi Ermeni Sorunu?, Ankara, Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Kurumu, 20011
4 yorum:
é1452’de Fener Rum Patrikhanesi bağımsızlığını kaybederek, Papalığa bağlanmıştı Fatih Sultan Mehmet Ortodoks Rumlarını yeniden teşkilatlandırdı, yeni bir patrik seçilmesini istedi ve bir ferman yayınladı". Böyle bir şey yok. Hiç bir kaynakta -Türk kaynakları dahil- böyle bir bilgi de yoktur. İki kilisenin birleşmesiyle ilgili sözleşme hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş Patriklik papalığa bağlanmamıştır.
TARC tarafından TARC tarafından ICTJ (International Center for Transitional Justice)´ye hazırlatılan ``Soykırım Sözleşmesi´nin XX. yüzyılın başında vuku bulan olaylara uygulanabilirliği konulu çalışma 1915 Katliamının soykırım olduğunu belirlemiştir.
http://www.hyetert.com/yazi3.asp?Id=124&DilId=
http://www.hyetert.com/dosya/ICTJMemorandumFeb03.pdf
Raporun Türkçe tercümesi ise aşağıda verilmiştir.
TARC tarafından TARC tarafından ICTJ (International Center for Transitional Justice)´ye hazırlatılan ``Soykırım Sözleşmesi´nin XX. yüzyılın başında vuku bulan olaylara uygulanabilirliği´´ konulu rapora göre 1915 Katliamı soykırımdır. http://www.hyetert.com/yazi3.asp?Id=124&DilId=1
Orgjinal rapor:http://www.hyetert.com/dosya/ICTJMemorandumFeb03.pdf
Halaçoğlu güvenilir bir kaynak değildir. Yalanları pek çok yerde, pek çok kez kanıtlanmıştır. Murat Bardakçı bile ona inanmaz.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.