Ansızın |
Nagehan Alçı / nagehan.alci@milliyet.com.tr
Papa Francis’in Türkiye
ziyaretiyle hep kafamın bir köşesinde duran bir soru daha da anlam kazandı:
Batı dünyasının ‘ekümenik’ olarak tanıdığı Patrik Bartholomeos’u Türkiye neden
hâlâ ve ısrarla ‘Fener-Rum Patriği’ diye küçültmeye çalışıyor? ‘Yeni
Türkiye’den bahsediyorsak şayet, kendine güvenen, geçmişiyle barışan ve her
türlü inanca saygı gösterdiği iddiasında olan bir Türkiye’den, o zaman bu ısrar
bir tezat oluşturmuyor mu? ‘Ekümenik’ sıfatını Patriğin
önüne ekleyen yani ‘Cihan Patriği’ kavramını bu topraklara getiren Yavuz Sultan
Selim’di. Mısır’ı fethettiğinde Antakya ve İskenderiye patrikhanelerini
İstanbul Rum Patrikhanesi’ne bağlayarak Patriği de ‘ekümenik’ ilan etmişti
Selim.
Bu, Lozan’la değişti. Patriğin ‘Yeni Roma’nın ve Konstantinopol’ün
Başpiskoposu ve Evrensel Patriği’ unvanı kaldırıldı, yerine küçücük bir semtin
kilisesinin din adamıymışçasına Fener-Rum Patriği dendi. Öyle olsa Katolik
dünyasının Ruhani lideri bir semt papazını mı ziyaret eder? ABD Başkanı’ndan
Başkan Yardımcısına, Batılı dünya liderlerinden dünyaca ünlü sanatçılara kadar
Türkiye’ye gelen birçok önemli konuk Patrikhane’ye mi gider?
Bütün Batı dünyası ve
Türkiye’deki demokrat kamuoyu yıllardır zaten Patriğe olması gerektiği gibi
hitap ediyor. Tanıdığım kadarıyla, resmi tarih tezlerine cesurca meydan okuyan,
Türkiye’yi büyük geçmişiyle barıştırma ideali taşıyan Başbakan Davutoğlu’nun
dünya görüşü ’eski Türkiye’yi yansıtan ‘Fener-Rum Patriği’ yakıştırmasına
tamamen ters. Bunca tabu yıkılırken Sayın Başbakan’a bu konuyu da hatırlatayım
istedim: Gelin, bu ülke ve Hıristiyan dünyası için önemli bir değer olan Patrik
Bartholomeos’a özgüvenli bir şekilde ‘ekümenik’ sıfatını devlet olarak geri
verelim. Bir ayıbı daha tarihe gömelim...
Konunun baraj olmadığı baraj
tartışması
Anayasa Mahkemesi üzerinden
yapılan baraj tartışması yine bazı çevrelerin iştahını kabarttı. Acaba sandıkla
deviremedikleri Ak Parti iktidarını yine sandık dışı yollarla zayıflatabilir
miyiz hevesine kapıldılar ve AYM’den medet umar hale geldiler. Mesele çok
konuşulduğu için ve ben de televizyonda bu konudaki fikrimi söylediğim için
uzatmayayım: Konu baraj meselesi değil, Meclis’in yasama yetkisini daha önce de
örneklerini gördüğümüz gibi yok sayma meselesidir. Gülay Göktürk geçtiğimiz
perşembe günü Akşam gazetesinde “Bir kere de siyasetle yenmeyi deneseniz”
başlıklı, her satırına katıldığım bir yazı yazdı. Okumanızı tavsiye ederim. Ben
de yüzde 10 barajını çok yüksek bulan ve yüzde 5’lere inmesi gerektiğini
söyleyenlerdenim ancak bunu değiştirmenin yeri yasama organıdır!
Kitaplıkta bulduğum zamanlar
Bu hafta epeydir okumadığım
bir eski dost çarptı gözüme kütüphanemde. Halil Cibran... Aforizmalarını
ezberlediğim üniversite günlerime ışınlandım sanki...
Ah ne zamanlardı! Ne mutlu,
ne çok enerji doluyduk. Hep bahar kokardı hayat sanki. Babam gitmemişti her
şeyden önce. Yokluğu yoktu. Bu zamanlardan o zamanlara bakabilseydim şayet,
önce kendi yüzüme iyi bir tokat atardım. Kıymetini bil, hakkını ver derdim.
Canınızdan çok sevdiğiniz
birinin yokluğunu bilmemek zamanlarıydı o zamanlar. Bilmek ve bilmemek. Aradaki
fark hayatı beyazdan siyaha değiştiren bir kavşakmış meğer...
Neyse... Cibran’dan üç
aforizma geldi bu yazı için içimden. Nedense...
- Sen duyduklarına
inanıyorsun. Söylenmeyenlere inan... Çünkü insanın sessizliği sözcüklerden daha
yakındır gerçeğe.
- Biz sevinçlerimizi ve
hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz.
- Bana kulak ver ki sana ses
verebileyim.
Bu filmi izleyin
28 Kasım’da ‘Gece Vurgunu’
adıyla vizyona giren ‘Nightcrawler’ adlı filmi gözden kaçırmış olabilirsiniz.
Çok fazla üzerinde durulmadı. Halbuki iletişim fakültelerinde gösterilmesi
gereken bir film ‘Gece Vurgunu’. Çok sert bir medya eleştirisi. Şiddet ve medyanın
ABD’de geldiği boyutu tokat gibi anlatıyor. Kazaları, soygunları takip eden
gece muhabirlere öykünerek bir kamera edinen şiddet eğilimli bir karakter
üzerinden haber-gazeteci, haber-şiddet ve sorumlu yayıncılık kavramlarını delik
deşik eden bir hikâyeye tanık oluyorsunuz. Muhakkak izleyin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.