Bahadır Özgür - bahadir.ozgur@radikal.com.tr /
Arşivi
Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 1915'in 100.
yıldönümü için uluslararası afiş yarışması açtı. Ne var ki, sanatçılara yönelik
çağrının dili, sanatsal bir davetten ziyade, "Türk hoşgörüsüne ihanet
edenler", "tecavüzcü ve işkenceciler" gibi sıfatlarla dolu.
Baştan sona bir bildiri üslubuna sahip çağrının sonundaki mesaj ise manidar:
"İnsanca yaşama hakkına saygılı tüm dünya sanatçılarını davet
ediyoruz." (DurDe'ye bu üniversiteyi ve fakültesini Yılın Irkçılığına aday gösteriyoruz. HYETERT)
RADİKAL - Geçen yıl 1915'in yıldönümünde o dönem Başbakan
olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , bir mesaj yayınladı ve Ermeni
vatandaşlara başsağlığı diledi. Bu bir ilkti ve herkes açısından bir umuttu...
Türkiye bu mesajla başlayarak 1915'in 100. yılına yönelik
bir hazırlığa girişti. Ne var ki, şu ana kadar yapılan 'hazırlık', Erdoğan'ın
mesajında ısrarla vurguladığı tarihçilerin arşivler üzerinden yapacağı
çalışmaların kıyısına köşesine uğramıyor.
Bunun son örneği Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi'nde yaşanıyor.
ULUSLARARASI AFİŞ YARIŞMASI AÇILDI
Fakülte, Ermeni tehcirinin yıldönümüne yetiştirilmek
üzere, uluslararası bir afiş yarışması açtı. Yarışmaya başvurular başladı. Son
başvuru 5 Ocak 2015'te. Değerlendirme 15 Ocak'ta, sonuçlar ise 16 Ocak'ta
açıklanacak. 26 Şubat'ta ise sergisi düzenlenecek.
Buraya kadar herşey normal. Asıl sorun yarışma için
kaleme alınan çağrı metninde başlıyor. Çünkü metin, yarışma tüm sanatçılara
açık olsa da aslında kimlerin katılabileceğini ve kimlerin seçilebileceğinin
sınırlarını kalın kalın çiziyor. Belli ki, seçici kurulu, sanatçının tarafsız
bakması şöyle dursun, Türkiye'nin lehine yumuşak bir anlatım dahi kesmeyecek!
ÇAĞRI METNİ Mİ, BİLDİRİ Mİ?
"Herkes Uyurken; Anadolu’dan Kafkasya’ya Ermeni
Zulmü Uluslararası Afiş Yarışması" başlığıyla üniversitelerin özellikle
güzel sanatlar bölümlerindeki akademisyenlere bir metin gönderildi.
Gelelim metne...
Metnin giriş bölümünde uzun uzun Türklerin tüm halklara
hoşgörülü davranmasından bahsedildikten sonra, şöyle deniliyor:
"Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden
diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi
gören Ermeniler ise, Anadolu’yu kendilerine vatan edinen Türklerin adil,
insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından kaynaklanan yönetim
biçimi ile nefes alabilmişler huzurlu bir hayatın parçası
olabilmişlerdir."
HOŞGÖRÜYE İHANET ETTİLER!
Çağrıda, Osmanlılar sayesinde Ermenilerin 19. yüzyılda
"altın çağı"na ulaştığı hatırlatılarak şu uzun değerlendirme
yapılıyor:
"Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya başladığı dönemlere
kadar devlete bağlı, milletle sorunsuz 'millet-i sadıka' olarak kabul edilen
Ermenilerin, bazı Batılı Devletlerin yönlendirmesiyle başlattıkları isyan
hareketleri ile sona ermiştir. Bin yıldır refah içinde yaşadıkları ülkeyi
parçalamaya çalışan Ermeniler 1.Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal eden doğu
Anadolu’da Rus, güneyde Fransız ve İngiliz ordularına destek olurlar. Zeytun ve
Musa Dağı başta olmak üzere Anadolu’nun pek çok yerinde yeni ayaklanmalar
başlatır, cepheye gönderilen mühimmat ve yiyecek konvoylarına saldırırlar.
Osmanlı Hükümeti, ordusuna herhangi bir şekilde zarar verecek eylemleri
engellemek amacıyla Van, Muş, Bitlis, Çatak ve Erzurum başta olmak üzere isyan
bölgesinde yaşayan Ermenilerin bu illerden boşaltılmaları kararını alır.
İstanbul, Edirne, Kastamonu, İzmir ve Antalya'da yaşayan Ermeniler ise bu karardan
muaftır... Amaç asla Ermenileri yok etmek değildir, amaç devlet güvenliğini
sağlamak ve onları da korumaktır. Belgelerden Devletin, Ermenilerin yolculuk
süresince bakımları için vilayetlere para yollandığı, onlar için fırınlar
açıldığı, yabancı yardım kuruluşlarının yardımına müsaade edildiği, savaşın
bütün şiddetiyle ağırlığını hissettirdiği bu süreçte Osmanlı kuvvetlerine,
çeşitli saldırılara karşı Ermenilerin korunması için emir verildiği
anlaşılmaktadır."
KİMSE ÖLDÜRMEDİ, KENDİ KENDİLERİNE ÖLDÜLER!
Güzel Sanatlar Fakültesi yöneticileri bir yarışma
duyurusunda kendilerine göre kesin tarihi bilgileri aktarmayı da ihmal
etmiyorlar:
"Ermenilerin özellikle 1915 yılında Musul bölgesine
gidişleri sırasında uğradıkları saldırılarda yaşanan ölümler, önyargıyla hareket
eden devlet ve gruplar tarafından abartılarak gerçeklerle ilgisiz, siyasi
amaçlarına uygun bir şekilde ifadelendirilmiştir. 1 milyon Ermeni’nin öldüğü
yönündeki iddialara karşılık tarihi belgeler bu sayının 50 bin civarında
olduğunu ortaya koymaktadır. Meydana gelen ölüm olaylarına bulaşıcı hastalıklar
ve açlık sebep olurken, asıl kayıpların Rusya tarafına kaçan Ermeniler arasında
yaşandığı görülmekte, aynı dönemde, benzer olaylarda, 2 milyon civarında
Müslüman’ın öldüğü arşiv kayıtlarında geçmektedir... Akla hayale sığmayacak
işkenceler, tecavüzler yaşanmıştır... Birinci Dünya Savaşı'nın asıl mağdurları
Ermeniler tarafından katliama soykırıma uğrayan Türklerdir. "
Bir yarışmanın sınırlarını bir hayli zorlayan ve tarihe
dair sanatsal bir çalışmanın ruhu ile ne derece bağdaşıp bağdaşmadığı
tartışılabilecek metin, bir hayli uzun. Sonundaki mesaj ise çağrıda kullanılan
dilin tuhaflığını gösterecek derece manidar:
"İnsan olmanın erdemi ile insanların insanca yaşama
hakkına saygılı tüm dünya sanatçılarını ve tasarımcılarını bu uluslararası afiş
yarışmasına katılmaya davet ediyoruz."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.