Hande Demircioğlu
Enstitü sahnesinde Laure Marchand konuşmasına “Türkiye ve
Ermeni Hayaleti” soykırımın izinde adımlarla başlamıştı. Marchand’ın çalışması
bize bin dokuz yüz on beş tehcirinin yol haritasını sunuyordu. Gölgedeki
Ermeniler-kripto, Taşın Soykırımı diye çoğalan incelikli çalışma on sekiz
başlıkta çerçevelenmişti. Yıllarca süren ve son dönemde hatları belirginleşen
kavramların konuşulduğu bir sahnede; mezarlıkların hikâyeleri, paradigmalar. Yüz
yıldır süren demokrasi açığını; katliamı, gasp edilen malları, Ermenilere
uygulanan pogromları taşıyıp getiren tarihin içinde yüzleşmeyi deniyorduk
olabildiğince, dürüstçe… Doğu Roma’ya gelen ruhlar, hayaletler sokaklarda,
sahnelerde... En çok DÜŞLERİmizde, bilincimizin yedi kat dibinde.
***
Sert poyrazın içe işlediği, soğuk bir Aralık gecesi
Fransız Enstitüsü’nün kış bahçesinde deneyimimi anlama, anlamlandırma, kavrama
çabası içindeydim. Diktatör salya saçarak bağırıyordu. Mezhepçi ırkçı
ideolojinin yarattığı büyük korku ülkesinde Faşizm kol geziyordu… bir de
HAYALETLER.
Enstitü sahnesinde Laure Marchand konuşmasına “Türkiye ve
Ermeni Hayaleti” soykırımın izinde adımlarla başlamıştı. Marchand’ın çalışması
bize bin dokuz yüz on beş tehcirinin yol haritasını sunuyordu. Gölgedeki
Ermeniler-kripto, Taşın Soykırımı diye çoğalan incelikli çalışma on sekiz
başlıkta çerçevelenmişti. Yıllarca süren ve son dönemde hatları belirginleşen
kavramların konuşulduğu bir sahnede; mezarlıkların hikâyeleri, paradigmalar.
Yüz yıldır süren demokrasi açığını; katliamı, gasp edilen
malları, Ermenilere uygulanan pogromları taşıyıp getiren tarihin içinde
yüzleşmeyi deniyorduk olabildiğince, dürüstçe… Doğu Roma’ya gelen ruhlar,
hayaletler sokaklarda, sahnelerde... En çok DÜŞLERİmizde, bilincimizin yedi kat
dibinde.
Yol haritalarına dalmışım… İzmir fuarının içindeki tenis
kulübünde çocukluğumun olağan bir cumartesi günü geçmekteydi. Aram’la olan
maçım bitmişti. Aram’ın büyükbabası fuarın yeşilliklerine dalmış sayıklar gibi
“-Ev… evimiz, bahçe şu serviden sonraydı” demişti gözleri dolarak. Aram ve ben
durumu anlayamıyorduk. “-Büyükbaba neden ağlıyor…” “-bilmiyorum. ” Henüz
yangından inşa edilen garabetten haberimiz yoktu. Büyük yangını bilmiyorduk.
Leon geliyordu terli “bir set daha atsak mı çiftli. Roz tamam dedi.” Büyükbaba
ve ailelerden uzaklaşarak korta ilerlemiştik.
Hayalet ağrıları. Konferansın sebebi anlama, kavrama,
konuşma diyalog. Sorulara geçildi işte maskeler o anda düştü. Önce çok bilmiş
orta yaşlı bir kadın, akademisyen olduğunun altını çizerek, yakası açılan
kavramların bilimsellikten uzak olduğu iddiasıyla konuklara sakilce ayar çekti.
Ardından Fransızca konuşan bir bey “Kitapta neden bu isimlere teşekkür
ediyorsun” diyerek sesini yükseltti. Soru yerine nefret yorumlarını dinleyen
meslektaşım şaşkınlıkla hızlıca notlar alıyordu. Kitapta da işlenen akıl
tutulması yaşayarak, yarılan Ermenilerin hikâyesi… Biz o gece şüphesiz;
makrodaki şizofreniyi mikroda yaşamaktaydık. Söz istedim. Gomidas’tan
bahsedecek yitip giden müzik üzerinden sorumu soracaktım ki arka sıramda oturan
kindar grup mensubu orta yaşlı bir başka kadın iğrenen bir ifade ile yüzüme
baktı. Sessizce “Ne istiyorsunuz” dedi körleşmiş gözlerle. “-Ne sorcaksın, ne
istiyorsunuz, reziller.” Kalbi taşlaşmış kadına biraz daha baksaydım sanırım
kafama koca çantasını geçirecekti. Salonda tansiyon yükselmişti. Noel öncesi,
hayaletler dolaşıyor! İnsanlar tedirgin, öfkeli, çaresiz utanç içinde
Sevgili Hrant Dink’in ardından örgütlenmeyi öğrenen
toplumun bir kısmı Er Sevag’ın tabutunu daha fazla sahipleniyordu. Tiyatro
Medresesinin yaratıcısı Sevan Nişanyan mahpusta etimoloji sözlüğünü
çalışıyordu. Bizler… Bir kuşak öncesine ait olan ne varsa dışarıda bırakarak
GEZİ’de olduğu gibi; Eşitlikçi, seküler, özgürlükçü, bağımsız dayanışmacı yeni
bir toplumsal düzenin kurucu iradesi olmaya hevesliydik. Yeni yıl umutla,
başkaldırıyla geliyordu Doğu Roma topraklarına.
Yirmi birinci yüzyıl- ilk çeyrek dilimi tamamlanırken
insanlık yeniden sahnede; kış ortasında haziranlaşacağımız günleri düşlüyordum.
Şafaklar boğaza açılan bir pencere önünde yeni evde portakal ağaçlarının
bitişiğinde dirim içinde. Nymphe’nin kalbinden –iftiralar, manipülasyonlar-
sürülüşümü anlamaya çalışarak; Kevorkian'ın çıkardığı sürgün haritasının
benzerini muhasebeler iç çekişlerle yeniden çiziyordum.
Kitap Fransa'da da Actes Sud yayınevinden 'La Turquie et
le fantôme arménien
Sur les traces du génocide' adıyla basıldı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.