KCK’nin ve genel olarak Kürt hareketinin, 2015’e girerken
Ermeniler (ve tabii Nasturiler, Asuri-Süryaniler) için söylemesi gereken şeyler
var. Kürtlerin de Ermeni sorununda bir taraf olduğunu, buna göre plan-program
yapılması gerektiğini kabul etmeli. Buna ek olarak, hâlihazırda devletle “bütün
ezilenler adına” müzakere yürüten Abdullah Öcalan’ın, Ermeni meselesini de bu
müzakerelerde en azından “geçmişle hesaplaşma” bağlamına oturtması
beklenebilir.
Bundan bir ay kadar önce akademisyen Seda Altuğ’la birlikte
ODTÜ’de Rojava’daki gelişmeleri konuşmak üzere bir panele katıldık. Sözü önce
Altuğ aldı ve Rojava’nın tarihine dair ayrıntılı bir hatırlatmada bulundu.
Konuşmanın bir yerinde, mealen şöyle bir cümle kurmak istedi: “Ermeni
soykırımından kurtulan bazı kişiler de Xoybûn isimli örgütün içinde…” Altuğ
cümlesini tamamlamadan sessizliğin hâkim olduğu amfiden tiz bir ses yükseldi:
“Lütfen o soykırım sözünü geri alıp öyle devam edin!”
Sonradan üniversitenin profesörlerinden biri olduğunu
öğrendiğimiz kişi, Altuğ’un sendelemeden yine “Ermeni soykırımı” diye sözünü
sürdürmesine tekrar yüksek sesle itiraz etti ve “soykırım demeden devam edin
lütfen” diye ikazda bulundu. Anlaşılan, ne olursa olsun “soykırım” sözcüğünü
duymaya tahammül edemeyecekti. Neyse ki, hadise karşılıklı atışmalarla
büyümedi, profesör de bir süre sonra dayanamayıp salonu terk etti.
Aynı duvara çarptığımıza göre…
Bir hafta kadar sonra, Hacettepe Üniversitesi’nde davetli
olduğum bir doktora dersinde bu anekdotu aktardım. Ders genel olarak
ayrımcılık, ırkçılık gibi başlıkları içeriyordu ve bağlamı da Kürt meselesiydi.
Kürt meselesiyle ilgili Türkiye’deki pek çok milliyetçinin
tahammül etmesinin zor olabileceği konuları konuşurken, sınıftaki milliyetçi
bir öğrenci çeşitli itirazlarda bulundu, ama sınıftan ayrılmayıp tartıştı,
dinledi. ODTÜ’de karşılaştığımız Ermeni soykırımı “atışmasını” aktarıp, bu
gerçeğin hâlâ ciddi bir inkârla karşılandığını söyleyince, ODTÜ’lü hocanın
yaptığını Hacettepe’li öğrenci tekrar etti: Çantasını topladı ve arkadaşıyla
birlikte sessizce sınıftan çıkıp gitti. Böylece Ermeni soykırımının belli
kesimlerde hâlâ nasıl bir tabu olduğunu, tartışılmasına bile tahammül
edilemediğini bir kez daha gözlemlemiş olduk.
Türkiye’nin batısında Ermeni soykırımının tartışılmasına
bile tahammül edemeyen kitlenin, Kürt sorununun muhtemel çözümü konusunda da
aynı reddiyeci noktada durduğunu unutmamak gerekiyor. “Ermeni sorunu” ile Kürt
sorunu aynı duvara, Türkiye’nin inkârcılığına çarpıyor. Tam da bu yüzden/ buna
rağmen, Kürt hareketiyle Ermeniler arasında söylem ortaklığının oluşmaması
üzerine tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla artık Kürtlerin “Ermeni sorunu”
hakkında daha etraflıca değerlendirmelere girişmenin zamanı. Fakat bu
değerlendirmelerin doğru bir eksende yürütülmesi için Ermenistan, diaspora ve
Türkiyeli Ermenilerinin sesine, sözüne kulak kesilmek gerekiyor.
Mustafa Karasu ile Rober Koptaş & Karin Karakaşlı
tartışması
Son günlerde PKK liderlerinden Mustafa Karasu ile gazeteci
Rober Koptaş ve Karin Karakaşlı arasında süren tartışma derinleşirse, politik
alanda da netlik kazandırıcı bir birikime yol açabilir. Tartışmayı takip
etmeyenler için hatırlatalım; Karasu, ANF’ye verdiği bir mülakatta, daha önce
KCK Eşbaşkanı Besê Hozat’ın yaptığı gibi “Ermeni lobisi” tabirini kullandığı ve
bunu da Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkilendirdiği için Koptaş ve Karakaşlı
tarafından eleştirilmiş, bunun üzerine Karasu bir izahat yazısı yazmıştı. Ancak
Karasu’nun izahatı da Karakaşlı ve Koptaş’a –haklı olarak- tatminkâr görünmedi.
Şimdi Karasu’nun yeni, daha sarih bir yanıt verip
vermeyeceğini bilemiyoruz, ama KCK’nin ve genel olarak Kürt hareketinin, 2015’e
girerken Ermeniler (ve tabii Nasturiler, Asuri-Süryaniler) için söylemesi
gereken şeyler var. İki sebepten ötürü: Ermeni soykırımında Türkler ve
Çerkesler gibi Kürtlerin de bir payı/dahli var. İkincisi de, şimdiye kadar
Kürtlerin Ermeni Soykırımı’ndaki dahli, “devlet” olmadıkları ve o dönem Osmanlı
devleti tarafından “kullanıldıkları” için söz konusu edilmiyordu.
Pozisyonu netleştirmek
Ama artık Kürtlerin güçlü bir örgütlülüğü var ve bu örgütlü
yapının da gerek soykırım gerekse Ermeni halkıyla ilişkilerin nasıl dizayn
edileceği konusunda net bir pozisyon takınması gerekiyor. Yani Kürt hareketi,
Kürtlerin de Ermeni sorununda bir taraf olduğunu, buna göre plan-program
yapılması gerektiğini kabul etmeli. Buna ek olarak, hâlihazırda devletle “bütün
ezilenler adına” müzakere yürüten Abdullah Öcalan’ın, Ermeni meselesini de bu
müzakerelerde en azından “geçmişle hesaplaşma” bağlamına oturtması
beklenebilir. Aslında Ermeni cenahından gelen tepkilerin bir kısmının özünü de
yeni bir “Kürt-Türk” ittifakına dair değerlendirmeler- müzakereler oluşturuyor.
Bilindiği gibi yüzyıl başında da Ermenilere karşı böyle bir ittifak kurulmuş,
nihayetinde Ermeniler, Kürtlerin ve Çerkeslerin de dâhil olduğu bir soykırıma
uğramış, akabinde Kürtler de sistematik bir zulme maruz kalmıştı. (Ayrıca
Ermeni Soykırımı’na dahil olan Çerkeslerin de 1860’lardaki Çerkes soykırımından
kaçarak Osmanlı’ya sığınanlar olduğunu not edelim.) O halde eğer yeni ve
tarihsel bir ittifak yaratılacaksa, bunun sadece Sünni Müslüman olan iki halk
arasında değil, tüm halklar ve inançlar arasında yapılması, ittifakın temelinin
de geçmişle hesaplaşmaktan geçtiğinin siyasi bir program olarak bellenmesi
gerekiyor. Aksi, mütecaviz siyaseti dolayısıyla AKP’nin Kürtlerden güç alarak
yeni hamlelere girişmesi korkusunu canlandırır ki, böylesi bir ortamın
kaybedeni yine “zayıf halkalar” olur.
Dolayısıyla, Karasu ile Karakaşlı ve Koptaş arasındaki
tartışmanın daha kapsamlı bir biçimde sürmesi ve Kürt hareketinin bu konuda
artık kuşkulara, tepkilere yer bırakmayacak şekilde somut bir tutum takınması
ve hatta belli ilkeler belirlemesi gerektiği anlaşılıyor. Demokratik Toplum Kongresi’nin
soykırımı konu alan bir konferans tertipleyeceğine dair haberler bu açıdan son
derece olumlu görünüyor.
“PKK’nin Ermeniliği” ve Xoybûn örgütü
1915’ten sadece on yıl sonra, Şeyh Said İsyanı dolayısıyla
yeni devletin gazabına uğrayan Kürtlerin bir kısmı Suriye’ye göç etmiş ve
buradaki Ermenilerle de münasebete girmişlerdi. Kürtlerin belki de ilk modern
devrimci örgütü olan Xoybûn’ün içinde Ermenilerin de olduğunu, dolayısıyla
soykırımdan hemen sonra Kürt-Ermeni münasebetlerinin dönüşmeye başladığını
biliyoruz. Bu münasebetler dolayısıyla Türklerde olduğu biçimiyle Kürtler
içinde yaygın bir anti-Ermenicilik görülmedi.
Dahası, PKK ilk ortaya çıktığı zaman da uzun bir müddet
“Ermeni” “ASALA uzantısı” olarak damgalanmaya çalışıldı, ama nafile. Zira
Türkiye Cumhuriyeti bölgede katliamlar yaparken, Kürtçeyi lanetli bir dil
olarak algılatmaya çalışırken, Kürtlerin gözü dağlarda, kulakları Erivan
Radyosu’ndaki Kürtçe şarkılardaydı. Dolayısıyla Kürtler, devletin zannettiğinin
aksine PKK’nin “Ermeniliğinden” rahatsız olmuyorlardı. Ve tabii tarihlerinde
Xoybûn gibi bir çatıyı paylaşmışlıkları vardı. Şimdi o çatıyı, demokratik
konfederal bir Ortadoğu için tekrar yorumlamaya çalışmak ve o çatının altında
tüm halk ve inançları birleştirmeye çalışmak gerekir. Devletle yürütülecek
müzakere sürecini, devletin geçmişteki tüm günahlarının hesabının sorulduğu ve
bu hesabın öyle veya böyle verdirildiği ama aynı zamanda halkların da bulaştığı
kirlerden arınmasını sağlayacak bir dönemin kapısının aralandığı bir fırsata
çevirmek zorunluluktur. O yüzden de Kürtlerin, Kürt hareketinin liderlerinin,
Ermeni sorununu sadece soyut bir sempatizanlık beyanıyla geçiştirmekten vazgeçmeleri
gerekiyor.
İRFAN AKTAN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.