Sevan eski Rum evlerini
restore etti. Yıkılmışları ayağa kaldırdı. İğrenç binaları bir başyapıta
dönüştürdü. Matematik Köyü’nü inşa etti, olağanüstü bir güzellik çıktı ortaya.
Tiyatro Medresesi’ni yaptı. Bir de kendine bir köy yaptı, turizm amaçlı. Gidin
görün o köyü...
Şirince’nin kurtuluşu
Ali Nesin
Bundan 20 yıl filan önceydi
Şirince’ye Sevan’ı ziyarete ilk gittiğimde. Çok şirin eski bir Rum köyüyle
karşılaştım. Ama biraz bakımsızdı. Birçok bina yıkılmak üzereydi. Ve yeni
binalar hoyratça yapılmıştı. Orijinal köy giderek yok oluyordu. Gene de hâlâ
şirinliğini kaybetmemişti. Beş on yıl içinde sıradan bir Anadolu köyüne
benzeyecekti, çok belliydi bu.
Sevanların evinin üzerinde
bulunduğu patikamsı yolda iki katlı harap bir Rum evi vardı. Ayakta duruyordu
ama çatısı yamulmuş, camları kırılmış, kapısı çalınmıştı. Belli ki
terkedilmişti. Sevan’ı ondan sonra sık sık ziyarete gittim, ortalama üç dört
ayda bir. Her gittiğimde o harap evin önünden geçmek zorundaydım.
Hani hızlı çekim filmler
vardır. Mesela bir çiçeği dakikada bir görüntülerseniz, sonra o görüntüleri peş
peşe getirip bir film yaparsınız. Önce tomurcuktur, sonra açar, gelişir,
serpilir, rengârenk olur, ardından pörsümeye başlar, yaprakları dökülür, boynu
bükülür ve kaçınılmaz son geldiğinde yok olur. Bir yaşam bir dakikaya
sığmıştır. İşte üç dört ayda bir gördüğüm o harap ev de aynen o hızlı çekim
filmlerdeki gibi gözümün önünde yok oldu. Önce çatının bir kısmı çöktü, sonra
çerçeveler yok oldu, ardından çatıdan hiç eser kalmadı, ev güneşin ve yağmurun
acımasızlığına terkedildi, sonra bir gün bir duvarın taşları yok oldu ve en
nihayetinde aynen o çiçek gibi ev yok oldu gitti. Güzelim Rum evi gitti gider. Kayıtlarda
var mıdır bilmem. Şu anda o evin olduğu yerde keçiler ve eşekler otluyor. Buna
da şükür!
Sevan’ın bahçesi Şirince’ye
bakıyordu. İkimiz birden çalışmaya ara verdiğimizde, ya da akşam yemeğinde o
bahçeden Şirince’yi seyrederdik. Sevan bana Şirince’nin güzelliklerini ve
çirkinliklerini anlatırdı. Ama bir çirkinlik vardı ki, lokmamızın boğazımızdan
geçmesini engelliyordu. Şirince’nin yamacında üç katlı betonarme bir bina
inşaatı tüm haşmetiyle boy gösteriyordu. Geleneksel iki katlı Şirince evleriyle
hiçbir ilgisi olmayan, bildiğimiz, ülkemizde yüz binlercesi bulunan, her gün
aşina olduğumuz çirkin yapılardan biri. Nasıl bir rezalet ama, anlatılır gibi
değil. İnşaat durdurulmuş, Şirince’nin tepesinde bir hilkat garibesi olarak
dikiliyor. Sevan bir gün bu binayı alıp adam edelim, dedi, başka türlü
kurtulamayacağız bu çirkinlikten. Kabul ettim. Kabul ettim ama ikimizin de beş
parası yok.
Bir güzellikler köyü
Şirince’ye her gelişimde o
binadan konuşuyorduk. Bir seferinde, şimdi biz bu binayı alırız, adam ederiz,
başımıza gelmedik bela kalmaz, soruşturmalar, ifadeler, mahkemeler, cezalar,
eşek tepmişe döndürürler, dedi. Aradan birkaç yıl geçti, bir yerlerden bulup
buluşturup Sevan o binayı aldı. Birlikte gezdik binayı. Bana planlarını
anlattı. Binayı yıkmadan nasıl adam edebilirdi. Akşam evinin bahçesinden
baktığımızda, yok, dedi, öyle olmaz. Uzaktan bakınca güzel durmaz. Başka bir
çözüm bulmalı.
Yemeğin sonuna kadar üç dört
çözüm birden bulurdu. Ertesi sabah binaya gittiğimizde bir önceki gecenin planlarının
gerçekle uyuşmadığını anlardı. Uzaktan başka, yakından başka...
Ben İstanbul’a döndüm. Birkaç
gün sonra o geldi İstanbul’a. Son planlarından bahsetti. Günde birkaç saatini
binada geçiriyormuş. Onlarca plan yapmış. “Ama bu son plan harika” diye anlatmaya
başlardı. Akşama o plan da çöpe giderdi. Aradan sanırım iki üç ay geçti. Nihaî
planını uygulamaya soktu.
Ortaya bir başyapıt çıktı.
Âdeta bir sihirbaz! Bugün Nişanyan Otelleri’nin merkezi olan o bina sanki yüz
yıldır oradaymış, sanki fi tarihinde Şirince’nin ağasının konağıymış gibi bir
izlenim veriyor. Yerli yabancı, tüm ziyaretçilerin takdirini topluyor.
Şirince’nin en güzel yapısı oldu. Turistler dönüp dolaşıp fotoğrafını
çekiyorlar.
Burnundan da fitil fitil
getirdiler tabii.
Sevan güzellik üzerine kafa
patlatır. Matematik Köyü’nün inşası sırasında ondan öğrenip ben de kafa
patlatmaya başladım. Fikir teatilerimizin sonunda birbirimizin kafasını
patlatmaya yaklaşır olurduk!
Tartışmalarımız hep güzellik
üzerineydi. Gün geldi, güzelliğin bir sınırının olması gerektiğine karar
verdik. Çok çok çok güzel o kadar da güzel olmuyordu. Bir başka sefer
güzelliğin görünmez olması gerektiğine anladık! Sonra içimize bir kuşku
düşerdi, yoksa güzellik sürpriz de mi gizliydi? Belki de her şey o kadar
sıradan olmalıydı ki, oralara buralara serpiştirilmiş ince zarafetler ortaya
nereden geldiği belli olmayan bir güzellik çıkarsın.
Devlete kafa tutmak
Demek istediğim, Sevan’ın
yarattığı güzellikler öyle rastlantısal güzellikler değildir. Arkasında uzun
mesailer, derin düşünceler vardır.
Sevan, Şirince’yi yok
olmaktan kurtarmıştır. Kurtarmakla kalmamış Şirince’ye değer katmıştır. Eğer
bugün Şirince diye bir yer adını duymuşluğunuz varsa, bu Sevan’ın sayesindedir.
No Sevan no Şirince yani!
Sevan hiçbirimizin yapmadığı,
yapamadığı bir şey daha yapmış, göz göre göre, açık açık, gözünün içine soka
soka, bakanlar dahil hepimizin şikâyet ettiği ceberut devlete karşı çıkmıştır.
Sit alanı ilan edildiğinden beri, yani 30 küsur yıldır Şirince’nin imar planı
yapılmamıştır. Köylünün oğlu mu evlenecek, evine yeni bir oda yapamaz. Damı mı
akıyor, aktaramaz. Çok mu güneş alıyor, n’apalım! Ahırı mı yıkıldı, şansına
küssün. 30 yıl boyunca Şirince’de çivi çakmak yasaktı. Ama Şirinceli bu, Türk
insanı nihayetinde, durur mu, durdurmak mümkün mü? Yapıyordu köylü yapması
gerekeni. Yaşaması gerekiyor sonuç olarak. Hangi yasa yaşamı durdurabilir ki?
Ama zavallı Nuri Usta, Çatıcı Nuri Usta, herkesin çatısını çatan ve onaran
emektar Nuri Ustamız, yasalara saygılı olduğundan, daha doğrusu ödü
patladığından, kendi evinin çatısını aktaramıyordu. İzin istemişti mercilerden,
ama on yıldır izin bir türlü çıkmıyordu. Araya ne bakanlar ne müsteşarlar
soktuk, önümüzde telefonlar edildi, emirler talimatlar verildi. Nafile! Hiçbir
işe yaramadı.
Sevan namusludur. Entelektüel
namusu tamdır. Eylemlerinin sorumluluğunu üstlenir. Öyle kapalı kapılar
ardından yapmaz yapacağını. Eski Rum evlerini alenen restore etti. Yıkılmışları
yeniden ayağa kaldırdı. İğrenç binaları bir başyapıta dönüştürdü. Matematik
Köyü’nü inşa etti, olağanüstü bir güzellik çıktı ortaya. Tiyatro Medresesi’ni
yaptı, keza. Bir de kendine bir köy yaptı, turizm amaçlı. Gidin görün Sevan’ın
köyünü, İlyastepe’dir adı. İnsanın gözünden yaş geliyor, insan coşkusunu
zaptedemiyor, öylesine bir güzellik. Bunlarla yetinse iyi, üstüne üstlük bir de
devlete meydan okuyarak bir kule dikti. Hodri Meydan Kulesi. Kulenin önündeki
meydana da Hodry Square adını verdi!
Sevan ele avuca sığmaz bir
aydındır. Zeki, bilgili, açık sözlü, cesur, becerikli ve namuslu. Afacan bir
çocuk muzipliğindedir. Fikirleri hoşunuza gitmeyebilir, birçoğu benim de
gitmez, ama ülkemizin yetiştirdiği, yanlış söyledim, ülkemizde yetişen en
ilginç kişilerden biri olduğu yadsınamaz.
Biz niye dışarıdayız?
Bugün Sevan cezaevinde.
Aldığı cezaların toplamı 15 yılı geçiyor. Bildiğim kadarıyla aynı kanun
maddesinden yatan ikinci bir kişi daha yok hapishaneleri tıka basa dolu olan
koca Türkiye’de!
Sevan’ın suçu ne? 15 yıl
hapse mahkûmiyete neden olacak ne yapmış olabilir?
Hiç! Sevan’ın hiç suçu
yoktur. Sevan suçlu değildir. Biz suçluyuz ama o suçsuz. Sevan’ın yaptıklarını
yapmadığımız, yapamadığımız, yapmaya gücümüz yetmediği için biz suçluyuz.
İçinde yaşadığımız çirkinliği engelleyemediğimiz için, absürt yasalara karşı
koyamadığımız için, uysal vatandaş olduğumuz için, yanlışlıkların,
kötülüklerin, çirkinliklerin önüne geçemediğimiz için ve her şeyden öte
sessizliğimizle, korkaklığımızla, pısırıklığımızla zorbalığın suç ortağı
olduğumuz için suçluyuz. Sevan suçsuzdur. Suçsuz olduğu gibi en doğrusunu
yapmıştır. Eksiklik Sevan’da değil, bizde.
O, vicdanı rahat bir biçimde
yatabilir. Ya biz dışarıdakiler, ya bizler nasıl kurtulacağız vicdanımızdan?
anesin@nesinvakfi.org
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.