Dr. M. Galip Baysan / mgalipbaysan@yahoo.com.tr
2015 yılı hem yurt
dışı ve hem de yurtiçinde yaşayan vatandaşlarımız için çok çetin bir yıl
olacak. Hiç şüphe edilmemeli ki Diyaspora Ermenileri ve onlara destek veren
toplumlar ve kurumlar Ermeni Tehcir olayının 100ncü yılını ülkemize ve
halkımıza nefret tohumları ekerek anacaklar. Diğer ülkelerde olduğu gibi ABD
halkı da bu faaliyetlerle yoğun bir şekilde meşgul olacak. Amerikan halkının bu
konuya neden bu kadar ilgi gösterdiği ve 1915 olaylarını bir soykırım olarak tanımaya
neden bu kadar hazır olduğu Türk kamuoyunca pek bilinmeyen ve garipsenen bir
durumdur. Ancak geçmişte Ermeni olaylarının en fazla işlendiği toplum Fransa ve
İngiltere'den de çok Amerikan halkıdır. Günümüzde ABD 'de meydana gelecek
gelişmeleri değerlendirebilmek için olayların başlangıcı ile ilgili bilgilerin
hatırlanmasının yararlı olacağına inanıyoruz.
“Bu çalışmamdan haberi olan tanıdık herkes, Ermeniler
hakkında çocukluğunda çok şey duyduğunu belirtmektedir. Önüne konan her şeyi
yemek istemediği zaman annesinin hemen Ermenileri öne sürdüğünü, ‘Ermeniler
bunları bulsalar ne kadar memnun olurlar’ veya Ermeniler açlık çekerken bu
yiyecekleri bırakmaktan utanmalısın’ diye çıkıştığını söylemekteydiler. Bu
sözler diğer kişilerin hatıralarıyla uyuşuyor. Hatta bu gün bile herhangi bir
kişinin, ‘Ermeniler hakkında bütün bildiğim onların açlık çektiğidir’ dediğini
duyabilirsiniz.
Bu gibi ve benzer mütalaalar onların hikâyesini anlatır.
Bir dönemde Amerika’da Ermeniler için yaygın bir sempati oluştu. Bu sempati
misyoner gayretleriyle beslendi, sadece kiliseler tarafından değil gazete ve
dergilerde canlı tutuldu ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Türklerin zulmü
nedeniyle acı çeken Ermenilere yardım kampanyaları düzenlendi.
Sempati anlayışa mani oldu. Hatta bugün bile milyonlarca
Amerikalıların çocuklarında ‘Türklerin Allah adıyla isimlendirilen sahte bir
tanrıya taptıklarını, ona en büyük hizmetin, ona inanmayan herkesin öldürülmesi
olarak kabul ettiklerini öğrendiklerini’ söyleyebiliriz. İşte bu nedenle
Ermeniler, Hıristiyanlığa bağlılıkta sadakat gösterdikleri için
öldürülüyorlar.”deniyor (1)
1920 yılından itibaren çocuklara Pazar okulları ve İncil
derslerinde iyi Somaritan’ların zulme uğrama sahneleriyle süslü hikâyeler,
Ermenilerin durumunun anlatılmasına yardımcı oluyordu. ... Kısaca söylemek
gerekirse Amerikalılar Ermenilere Türkler tarafından yapılan çirkin
muamelelerin nedenleri hakkında tamamen yanlış bilgilere sahipti ve gerek kendi
ülkelerinin gerekse diğer Hıristiyan ülkelerin oynadığı rol hakkında bilgileri
yoktu. Ermenilere karşı duyulan sempati, Türklere karşı duyulan nefretten fazla
genel değildi. Avrupa güçleri de Ermenileri koruyamadıkları için sert biçimde
tenkit ediliyordu.” (2)
“Ermenilerin kaderi ile ilgili olarak 1896 yılında
Kongre’ye birkaç yasa teklifi verildi. Yazarlar aşırı milliyetçilik ve Monroe
Doktrinini değiştirip nefret edilen İngilizlerle müşterek çalışma imkânı
doğuncaya kadar konuyu tahrik etmenin uygun olmayacağını anladılar. Bu anlayış
sağlanıncaya kadar Ermeniler dinlerine bağlılıkları nedeni ile
öldürülüyorlardı.” (3)
Bu anlayış Türkiye’deki Amerikan misyonerlerin
öğretilerinden farklı değildi. İlkel dinsel fanatizmi, devamlı okşayan,
olayları daima Türk ve Müslümanların aleyhine olabildiğince egzejere edilerek
aktarmayı cazip gören, kolay, sadece inanca dayanan, güçlü fakat gerçek dışı
bir anlayış.
Oysa gerçek durumu yakından incelenmiş olan bir rahip Y.
G. Çark, 1953 yılında yayınlanan eserinde “Eğer Türkler İstanbul’a gelmemiş
veya gelmeleri gecikmiş olsaydı. Ermenilerin İstanbul’a yerleşmeleri ve
gelişmeleri pek şüpheli olacak, hatta belki de izleri bile bulunamayacaktı.”
(4) sözleri ile bazı gerçekleri hatırlatacaktır.
Yer yer temas ettiğimiz gibi, psikolojik olarak Avrupa
gibi Amerika da beyaz ırkın ve Hıristiyanların üstünlüğüne inanıyordu. Bu
nedenle Batı diğer ırk ve milletleri yönetme, eğitme ve medenileştirmenin
kendileri için tabii bir hak olduğu inancını taşıyorlardı. Batılılar diğer
halkları, Hıristiyanlaştırma ve Batı kültürü anlayışı ve yaşamına kavuşturmayı
bir insanlık görevi olarak telakki ediyorlardı (5) ve biz bunu nasıl yapmaya
çalıştıklarını bazı yazılarımızda anlatmaya çalıştık.
Dinsel anlayışlarda özgürlüğe ve tek ve çok tanrılı bütün
dinlere saygılıyız ancak İslâm dini için haksız yere yanlış iddialar için basit
bir örnek sunmak istiyoruz. Osmanlı Kanunnamelerinde yüzlerce yaşta olan bir
madde, Türklerin Hıristiyanları bırakın öldürmeyi veya baskı altına almayı, tam
tersine kendi dinlerine saygılı olmayı teşvik ettiğinin bir göstergesidir.
Kanun şunu emrediyor: “Hıristiyan olan bir şahıs,
sonradan papaz olur ve bunu da Hıristiyanların menfaati için yaparsa, ispençe
ve haraç (Hıristiyanlardan alınan vergiler) alınmaz”. (6) Merak ediyor ve
sormak istiyuruz, acaba Avrupa veya Amerika’nın hangi beyaz, hangi medeni
Hıristiyan ülkesinin kanunlarında, ülkedeki diğer dinler, mezhepler veya
milletler için buna benzer bir hak tanıyan madde var?
Profesör Yurga’nın Türk-Ermeni ilişkileri ile ilgili
gözlemleri şöyledir: “Türkler tarafından Ermenilere başka milletlere
gösterilmeyen hürmet ve saygı gösterilmektedir. Ermeniler, Rumlardan fazla
Türklere verilmiş mezhep hürriyetine sahiptirler” (7) Bu gerçek nasıl
unutulabilir ki?
DİPNOTLAR:
(1) James B. Gidney, A Mandate For Armenia, s.41-42 (The
Kent State University Press, Ohia –196).
(2) Aynı Eser, s.42.
(3) Aynı Eser, s.42-43.
(4) Y. Çark, Türk Hizmetinde Ermeniler, S1 (İstanbul –
1953).
(5) The Eastern Question: imperialism and The Armenion Community,
Bayram Kodaman, s.7 (İnstitute for the Study of Turkish Culture, Ankara –
1987).
(6) Cemal Anadol, Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, s.56
(İstanbul – 1982).
(7) Prof. N. Yurga, Geschichte des Osmanischen Reciches,
Cilt-5, s.606.
Dr. M. Galip Baysan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.