Etyen Mahçupya / etyen.mahcupyan@aksam.com.tr
Aydınlar deklarasyonunun sekiz gazetede birden tam sayfa
yayınlanması muhakkak ki kendileri açısından bir başarı. Ancak bunu duyurunun
siyasi kullanım değerinden bağımsız ele almak mümkün değil. Nitekim bildiriyi
imzalayan 90 kişinin 20 tanesinin Gülen cemaati mensubu veya yazarı olması söz
konusu siyasi kullanımı ortaya koyuyor. Öyle ki “duyarlı aydınlar hasbelkader
bir araya gelmiş” deme şansınız kalmıyor… Metne gelirsek, başlığın çok ‘yerinde’ bir
seçim olduğu açık: Demokrasiye darbe... Nitekim Gülen medyasının sunumunda da tüm
Türkiye kamuoyunun 14 Aralık’ı ‘medyaya ve demokrasiye darbe’ olarak algılayıp
‘ayağa kalktığı’ söyleniyordu. Ne var ki eğer gerçekten de böyle olsaydı
aydınlar bu deklarasyonu sahiplenen geniş bir kitle bulabilirler ve Cemaat’in
desteğine de gerek kalmazdı… Metinde yazılanların Türkiye’yi anlamakta ne denli
sığ kaldığını, bu sığlığın bir psikolojik tercih haline geldiğini, kendilerini
giderek marjinalize edeceğini de kavrarlar. İlkesel itirazın onları temiz
bırakmadığını, ilkesel sandıkları tutumun kendi katkılarıyla araçsallaştığını, bizzat kendilerini kullanılabilir bir malzeme
olarak yeniden işlevselleştirdiğini idrak ederler. Tavsiyem bu metnin bir an
önce yabancı dillere çevrilerek dış basında yayımlanması. Çünkü aranan kamuoyu
artık buralarda bulunmuyor.
***
Yılın son günlerinde Gülen cemaatinin ‘tarihi
deklarasyon’ başlığıyla yayımladığı bir imza metni tam sayfa halinde bazı
gazetelerimizi süsledi. Tanıtımında şöyle deniyordu: “Kamuoyunda medya ve
demokrasiye darbe olarak değerlendirilen 14 Aralık operasyonu, başta gazeteci,
yazar ve akademisyenler olmak üzere toplumun bütün kesimlerini ayağa kaldırdı.”
Aydın duyarlılığı bir toplumun demokrasiye yaklaşmasında,
demokrasi olmasında çok önemlidir. Ülkenin gidişatında doğru yoldan herhangi
bir sapma olduğunda, aydınların özgür iradeleriyle bir araya gelmeleri kıymetli
bir tavır. Hele bu aydınlar kimliksel ve ideolojik olarak bir çeşitlilik arz
ediyorsa kıymet daha da artar. Bu durum demokrasinin üzerindeki tehlikenin
araçsal değil, ilkesel bir zeminde ele alındığını gösterir. Ama bu birlikteliği
asıl taçlandıran muhakkak ki söz konusu aydınların ‘kendileri’ olarak bir araya
gelmeleri, herhangi bir siyasetin veya kavganın parçası olmadan özgür
iradeleriyle toplumun karşısına çıkmalarıdır. Bunu kanıtlayacak delillerden
biri söylemse, diğeri de ‘itirazın finansmanıdır’. Çünkü kamuoyuna ‘yeterince’
ulaşmak bazen para gerektirebiliyor. Ya da sizden yararlanmayı umduğu için
sesinizi parasız duyurabilecek medya kanallarına ihtiyaç gösteriyor.
Aydınlar deklarasyonunun sekiz gazetede birden tam sayfa
yayınlanması muhakkak ki kendileri açısından bir başarı. Ancak bunu duyurunun
siyasi kullanım değerinden bağımsız ele almak mümkün değil. Nitekim bildiriyi
imzalayan 90 kişinin 20 tanesinin Gülen cemaati mensubu veya yazarı olması söz
konusu siyasi kullanımı ortaya koyuyor. Öyle ki “duyarlı aydınlar hasbelkader
bir araya gelmiş” deme şansınız kalmıyor…
Metne gelirsek, başlığın çok ‘yerinde’ bir seçim olduğu
açık: Demokrasiye darbe... Nitekim Gülen medyasının sunumunda da tüm Türkiye
kamuoyunun 14 Aralık’ı ‘medyaya ve demokrasiye darbe’ olarak algılayıp ‘ayağa
kalktığı’ söyleniyordu. Ne var ki eğer gerçekten de böyle olsaydı aydınlar bu
deklarasyonu sahiplenen geniş bir kitle bulabilirler ve Cemaat’in desteğine de
gerek kalmazdı.
Aydınlar şöyle demişler: “Türkiye demokrasisi için çok
geç olmadan, AKP hükümetini bu girdiği tehlikeli yoldan dönmeye davet
ediyoruz... Her geçen gün daha da otoriterleşen AKP hükümeti yüzlerce gazeteci
ve köşe yazarını uyguladığı baskılarla işlerinden attırmış, kamu gücünü
kullanarak birçok gazete ve televizyonların, kendisine taraftar sermaye
sahiplerine devredilmesini sağlamıştır. Son olarak 14 Aralık 2014'te Zaman
Gazetesi ve Samanyolu TV yöneticileri başta olmak üzere gazeteciler, televizyon
yapımcıları ve dizi oyuncuları 'terör örgütü' üyesi oldukları ve devletin
egemenliğini ele geçirmeye çalıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınmış ve bir
kısmı da tutuklanmıştır. İktidar tarafından yeniden kurgulanan ceza yasaları ve
yargı organları devreye sokularak eleştirel medya tamamen susturulmak
istenmekte, gazetecilik bir meslek olarak bitirilmeye çalışılmaktadır.”
Görülüyor ki aydınlarımız Türkiye’nin bir demokrasi
olduğunu ama AKP yüzünden bu niteliğini kaybettiğini düşünüyor. Bu tespit
muhtemelen metni okuyanların gülümsemesine ve zihinlerinde ‘aydın’ kategorisini
yeniden kurgulamasına yol açmıştır. Aydınların hükümetin her geçen gün
otoriterleştiğini ve ‘yüzlerce’ gazeteci ve köşe yazarının işten attırıldığını
söylemeleri de iyi olmuş. Okuyucunun gülümsemesini hayretle karışık bir acıma
duygusuna dönüştürecektir… İmzacılar Tahşiye dosyası nedeniyle açılan
soruşturmanın kaçınılmaz biçimde Gülen medyasına dokunmasına da tepki
göstermişler. Ne var ki okuyucu zaten aksi halde böyle bir metnin ortaya çıkmayacağını
bilecek olgunlukta… Nihayet gazeteciliğin bir meslek olarak bitirilmeye
çalışıldığının da altını çizmişler. Artık bu noktada okuyucunun gülümsemeyi
sürdürmesi o kadar kolay değil. Çünkü aydınların böylesine ‘ayakları havada’
yaşadığı bir toplumda demokrasinin inşası gerçekten de bir sorun.
Umarız listedeki Cemaat dışı aydınlar bir an durup bu
kamuoyu çıkışının siyasi anlamı üzerinde de düşünürler. Bunun bir stratejik
işbirliği olduğunu görürler. Metinde yazılanların Türkiye’yi anlamakta ne denli
sığ kaldığını, bu sığlığın bir psikolojik tercih haline geldiğini, kendilerini
giderek marjinalize edeceğini de kavrarlar. İlkesel itirazın onları temiz
bırakmadığını, ilkesel sandıkları tutumun kendi katkılarıyla araçsallaştığını, bizzat kendilerini kullanılabilir bir malzeme
olarak yeniden işlevselleştirdiğini idrak ederler.
Tavsiyem bu metnin bir an önce yabancı dillere çevrilerek
dış basında yayımlanması. Çünkü aranan kamuoyu artık buralarda bulunmuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.