Artık tarihi yüzüncü yıllar ve seçim dönemine girmiş
bulunuyoruz. Bundan sonra kalemimizi bu üç konu; yani Çanakkale Muharebelinin
ve Ermeni Zorunlu Göç (Tehcir) olaylarının 100ncü yıl dönümleri ve Cumhuriyet
Tarihimizin dönüm noktası olabilecek Genel Seçim konuları hakkında kullanmak
adeta bir mecburiyet halini aldı. Bu gün sizlerin dikkatini toplamak
istediğiniz ve kamuoyunca pek az bilinen bir başka gerçeği gündeme getirmek
istiyoruz. (Daha başlıkta bile imla hatası var, bırak içeriği. HYETERT)
Ermeni davasını savunanların gerçeklerin anlaşılmaması ve
kafaların karışması için, tıpkı günümüzün yobaz çevrelerinin yaptığı gibi,
büyük oyunların içinde olduklarını ve gerçek bir belge bulabilmek için büyük
fedakârlıklara hazır olduklarının bilinmesi gerekir. Belge bulamayınca da;
kendi belgelerini kendilerinin yarattığını ve Türkleri kötülemekle kendilerini
temize çıkardıkları inancında olduklarını ve bu amaç için yalan söyleme dâhil
her şeyi yapabileceklerinin anlaşılmasını sağlamaktır.
Her konuda sahte haber, sahte belge düzenleyebilirler
cümlesine bir örnekle açıklık getirmek istiyoruz. Konu Türkler için en önemli
değerlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’le ilgilidir. Sözde Atatürk
“divan-ı harpte ifade vermiş ve İttihat ve Terakki mensuplarını Ermenilere
karşı soykırım ve zulüm yapmakla.” itham etmiştir. Bu konudaki gelişmeleri Azmi
Süslü’nün kaleminden izliyoruz. (1)
“Bu konudaki ilk hata ve kasıt, Fransız yazarı Paul du
Veon’nun LE D’esastire d’Alexandrette 1934- 1938 adıyla yayınladığı kitabının
bir dip notuna koyduğu şu ifadeden kaynaklanmıştır. (2)
“Mustafa Kemal’in 27 Ocak 1920’de İstanbul’daki divan-ı
harbe şahitlikte bulunduğu üzere unutulmayacak ve tasvip edilmeyecek
cinayetlerle şahsi menfaatlerini tatmin etmek için memleketi içinde bulunduğu
duruma iten paşalar, hâlâ karışıklıklar çıkarmaktadır. Her türlü baskıyla
birlikte sürgünler, katliamlar yaptılar: emzikli çocukların üzerine petrol
dökerek yaktılar, ailelerinin önünde kadınların ve kızların ırzlarına geçtiler,
genç kızları anne ve babalarından ayırdılar. Menkul ve gayrimenkullerini
müsadere ettiler ve her türlü vahşeti uygulayarak onları perişan bir halde
Musul’a kadar sürdüler.
Kayıklara bindirdikleri binlerce masumu denize attılar.
Osmanlı Hükümetine sadık gayr-i Müslimlerin dinlerini bırakıp İslamiyet’i kabul
etmelerini bildirerek onları din değiştirmeye zorladılar. Yaşlıları aç, susuz
aylarca yürüttüler..”
Paul de Veou’nun muhtemelen işgal yıllarında İstanbul’da
1919-1920 ‘de İtilaf devletlerinin gözetiminde Ermenilerce Fransızca olarak
çıkartılan Le Basphore ve La Renaissance gazetelerinde ‘Declaration de Mustafa
Kemal’ adıyla yayınlanmış olan gerçek dışı haberden etkilenerek ve tahkik
etmeden yazdığı dipnottaki ifade, daha sonra bir Ermeni papazı Jean Neslihan
tarafından da kullanılmıştır. ‘Hiçbir zaman ellerini kana bulamamakla iftihar
eden Mustafa Kemal, suçu birkaç kişiye yükleyerek 28 Ocak’ta divan-ı harp’de
aşağıdaki itirafta bulunmuştur” diyen Naslihan, Mustafa Kemal’i daha sonra
kurulacak mahkeme üyesi olan ve gaddarlığından dolayı “Nemrut Mustafa” ismiyle
anılan “Süleymaniyeli Mustafa Paşa”yla karıştırmıştır. Adı geçen papaz’ın
kitabı basılmadan önce durumu öğrenip söz konusu ifade’nin bir hata olduğu
kendisine yine bir Ermeni yazarı, Guerguerian, tarafından ihtar edilmiş ve
kitaptan çıkarılması gerektiği bildirilmişse de, bu yapılmamıştır.
Benzer hatalar bir yıl farkla yani 27 Şubat 1919 veya 28
Ocak 1920 tarihli olarak daha birçok Ermeni yazarları tarafından
tekrarlanmıştır.”
Bu beyanın uydurma olduğu Ermenilerce de gayet iyi
bilinmektedir. Boston’da yayınlanan “The Armenian Review” adlı bir Ermeni
dergisi 1982 yılının Sonbahar nüshasında, James Tashjiyan imzalı bir yazı ile
onun böyle bir açıklamada bulunmadığını kabul etmiştir. Hatta yazının başlığı
“Atatürk’e Yanlışlıkla Atfedilen Beyan” dır. (3)
Ermeni propagandacıları tarafından sık sık kullanılan bir
başka sahtekârlık Hitler’e atfedilen bir sözle ilgilidir. Bunda temel amaç 2.
Dünya Savaşı sırasında Almanlar’ın yaptığı soykırım’ın 1. Dünya Savaşında
Türkler’in Ermenilere yaptığı (iddia edilen) soykırım’dan etkilendiğini ima ve
iddia ederek Türklerle Alman Soykırım’ı arasında bir paralellik kurmaktır.
Görüldüğü gibi ünlü “Bizans entrikaları” deyimi “Ermeni entrikaları” yanında
zayıf kalıyordu. Bu konuyu bir sonraki yazımızda ele almak istiyoruz.
DİPNOTLAR:
(1) Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı Van 100
ncü Yıl Üniversitesii –1990; s.154-155.
(2) Paul du Ve’ou, Le De’sastre d’Alexandrette,
1934-1938, S.121-122 (Paris-1938).
(3) Orly Saldırısı Davası, s.47.
Dr. M. Galip Baysan’ın Kaleminden
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.