Vahit Tursun / Devrimci Karadeniz
Bilindiği üzere Helenler, Karadeniz ile ilişkileri
Mitolojik dönemden önce başlar. Tarihin henüz yazılmamış olduğu bu dönemlerden
itibaren, bu coğrafyada çeşitli otoriteler, krallıklar ve imparatorluklar
kurmuş, egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Bunları sıralamak gerekirse; başta
Koloni Kentler dönemi (yaklaşık MÖ 800 – MÖ 281) ele alınabilir. Bu dönemde
Helenler, Karadeniz’de birçok koloni kentler kurmuştur. Bunlar; Sinop (Sinopi),
Samsun (Amisos), Amasya (Amasia), Ordu (Kotiora), Giresun (Kerasus), Trabzon
(Trapezounta), vb. gibidir. Sonrasında ise Pontos Krallığı (MÖ 281 – MÖ 63)
kurulmuştur.
***
Aslında epey bir zamandır, Karadeniz’de Rumca konuşan
insanlar, kendi geçmişleri konusunda yığınlarca soru ile boğuşup duruyorlar.
Bazıları kendi kafalarına göre sosyal medyada bir şeyler yazıp çizerken,
bazıları da kendi kendine; “Tzan mıydık, Laz mıydık, Türk müydük, sonradan mı
Helenleştik vb.” gibi sorular sorup duruyor.
Ne yazık ki bu konuda henüz doğru dürüst ve tüm soruların
bir şekilde cevap bulabileceği herhangi bir çalışma mevcut değildir. Burada,
özellikle şahsıma yöneltilen sorulara cevap olsun diye, bir soru-cevap listesi
hazırladım. Umarım ilgilenenlerin işine yarayacaktır.
Soru: Karadeniz’de neden Rumca (Romeyika) konuşuluyor?
Cevap: Bilindiği üzere Helenler, Karadeniz ile ilişkileri
Mitolojik dönemden önce başlar. Tarihin henüz yazılmamış olduğu bu dönemlerden
itibaren, bu coğrafyada çeşitli otoriteler, krallıklar ve imparatorluklar
kurmuş, egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Bunları sıralamak gerekirse; başta
Koloni Kentler dönemi (yaklaşık MÖ 800 – MÖ 281) ele alınabilir. Bu dönemde
Helenler, Karadeniz’de birçok koloni kentler kurmuştur. Bunlar; Sinop (Sinopi),
Samsun (Amisos), Amasya (Amasia), Ordu (Kotiora), Giresun (Kerasus), Trabzon
(Trapezounta), vb. gibidir.
Sonrasında ise Pontos Krallığı (MÖ 281 – MÖ 63)
kurulmuştur. Burada hemen şunu belirtmekte yarar var; bazı tarihçiler, Pontos
Krallığı’nın hanedanlarının Pers kökenli olduklarını, dolayısıyla da bu
Krallığın halkının da Helen olamayacağını iddia ediyorlar. Oysaki yukarıda
sözünü ettiğimiz Koloni Kentler döneminde bile yazılan klasik eserlerde (örn;
Ksenofon MÖ 400 – 401), Sinop, Samsun, Amasya, Ordu, Giresun, Trabzon, vb. gibi
şehirlerin Helen şehirleri oldukları kaydedilmiştir. Ayrıca, adı geçen
dönemlere ait bulunan kalıntılarda Helenceden başka bir dile rastlanmamıştır.
Velev ki bu otoritelerin halkı büyük ölçüde farklı halklardan oluşmuş olsun,
eğer bir halk medeniyet açısından insanlığa, coğrafyasına, geleceğine hiçbir
şey bırakmamışsa, o halk o bölgede hiç yaşamamış demektir.
Bu bölge, MÖ 63 yılından itibaren Roma-Bizans’ın
hâkimiyetine girmiş, kesintisiz olarak 1267 yıl (MS 1204 kadar) bu hâkimiyeti
sürmüştür.
Son olarak, MS 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu
kurulmuş olup, bu İmparatorluk da hâkimiyetini, Osmanlı’nın 1461’de Trabzon’u
ilhakıyla yitirmiştir.
Yukarıda saydığımız otorite, krallık ve imparatorlukların
tebaası durumunda olanların bir devamı olup, çeşitli nedenlere dayalı olarak
halen dilini kullanabilen bir topluluğun varlığı söz konusudur. Bu nedenle,
bölgede 60’a yakın köyde halen Rumca konuşulmaktadır.
PONTOS KRALLIĞI
Soru: Helenler kimdir?
Cevap: Karadeniz ve genel olarak Kafkasya ile tarihin
bilinmeyen zaman ve yazılı tarihten beri ilişkileri bulunan Helenler’in kim
oldukları konusu, üzerinde farklı yorumların yapıldığı bir konudur. Bugün
açısından bilinen, Yunanlıların ataları olduklarıdır. Biz burada, bu konuda
yapılan yorumları inceleyerek bir sonuca varmaya çalışalım:
MÖ 8. yüzyılda yaşamış ve İzmirli olduğu söylenen, antik
çağların ünlü şairi Omiros (Homeros), “Helenler” olarak, Yunanistan’ın Thesalia
bölgesinde, küçük bir yer olan Fthia’da oturanları adlandırır.
MÖ 460 – 404 yılları arasında yaşamış Atinalı ünlü bir
tarihçi olan Thukididis (Thoukidides) Omiros’a dayanarak, Helenler’in Fthia’da
oturan halkın olduğunu yazar.
Pario mermerinde bulunan yazıtlarda, “Defkelion’un oğlu
Elin, Fthia’ya hâkim olduktan sonra, daha önce Greki (Grekler) olarak bilinen
halk, Helenler adını almıştır.” diye yazar.
MÖ 384 – 322 yılları arasında yaşamış olan ünlü filozof
Aristotelis (Aristoteles), yarattığı 400 eserinden kurtarılabilen 143 tanesi
arasında bulunan “Meteoroloğika” eserinde, İpiros (Epirus)’un Dodoni
bölgesinde, şimdilerde Helenler olarak anılan ama daha önce Grekler olarak
bilinen Sel’lerin oturduğunu yazar. Kendisi kurduğu okula Likion adını
vermişti. Bugün Lise adı bu okulun adından gelmektedir.
MÖ 2. yüzyılda yaşamış olan ünlü bir mitoloji yazarı olan
Apollodoros, Helenlerin Yunan coğrafyasından Pelasglar’ı kovduğunu yazar.
Alman tarihçi Jac Ph. Fallmerayer; “En eski Hellas ve en
eski Helen kentlerinin kalıntıları, Peloponisos (Mora yarımadası)’ta ve Attiki
veya Dorida bölgesinde değil, Kafkas vadileri ile Doğu Pontos kıyılarında
aranmalıdır”
İlyas Karagöz; “Issız toprağında, ilk insan olarak
efsanevi Pelasğos görülür. Akdeniz yöresiyle Yunanistan’da oturan en eski soyun
adı Pelasğos, Pelasğoslardı. Zeus’la Niobe’den doğmuş olduğu söylenen Pelasğos,
da bu soyun atasıdır. Yani, Yunan toprağının, Arkadya bölgesinin bir nevi
Ademi’dir.”
İlyas Karagöz burada, Helenler’in, Pelasglar’ın torunları
olduğuna işaret eder.
Bilim dünyası yukarıdaki yorumlarla ilgili tartışadursun,
sanırım en doğru yorumu İsokratis (MÖ 436 – 338 arası Atina’da yaşamış bir sunucu)
şu sözüyle yapmıştır; “Elines ine i tis imeteras pedias metekhontes” =
“Elenler, bizim eğitimimize sahip olanlardır”. Yani “Helence konuşan ve Helence
düşünen herkes Helendir.” demiştir.
Ayrıca; eski çağlarda, Helen kelimesi, küçük veya büyük
barbar grupların tam karşıtı olarak kullanılan bir kelime olmasının dışında,
çok tanrılı din olan Paganizm’e (Olimpos’un On iki Tanrılarına inananlara
verilen ad) mensup olanların bütününü kapsayan bir kelimeydi.
Yukarıdaki farklı yorumlardan, Helen kelimesinin tek bir
halk grubuna veya tek bir ırka dayalı olmadığı, İsokratis’in de dediği gibi;
Helence konuşan herkesin Helen kabul edildiği anlaşılmaktadır. Zaten daha sonra
ortaya çıkan ve uygarlığıyla, özellikle Batı dünyasına ışık saçan Helenizm,
Anadolu dâhil, koca bir coğrafyada kabul görmüş ve binyıllar boyunca Helence
hâkim dil olarak kullanılmıştır.
Soru: Rumca veya Romeika bir Roma dili midir?
Cevap: Roma’nın resmi yazışmalarda kullandığı dil başta
Latince olmasına rağmen, daha sonra halkın kullandığı Helenceyi kullanmaya
başlamıştır. Romeyika ve günümüz Yunancası, Antik Helen dünyasında (Anadolu ve
Yunan coğrafyası) Helenler tarafından konuşulan bir dildir. Bütün dünyanın
okuduğu yüzlerce klasik tarih, edebiyat, felsefe, tıp, vb. gibi kitaplar bu
dilde yazılmıştır. Heredot, Homeros, Ksenofon, Platon, Hipokrat, vb. bilim ve
düşünce insanları kitaplarını bu dilde yazmışlar.
Soru: Rumcanın asıl adı Helence ise, buna neden Rumca
veya Romeyika deniyor?
Cevap: Roma İmparatorluğu döneminde, çıkan çeşitli savaşlar,
izlenen yanlış sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar yüzünden, Roma halkı
içerisinde farklı sınıf katmanları ortaya çıkmıştı. Bu sınıflar; “toprak
ağaları, yöneticiler, zengin tüccar ve tefeciler, fakirleşmiş Roma halkı ve
köle durumunda olanlar” gibiydi. İyice fakirleşmiş ve çaresiz kalmış halk ve
köleler arasında, Hıristiyanlık hızla yayılmaya başlamıştı. Çünkü
Hıristiyanlık, fakir ile zenginin, köle ile efendisinin ve farklı etnik
unsurların aralarında eşitliğini savunuyordu. Ayrıca, Hıristiyanlığın ibadet
biçimi, çok tanrılı dinin ibadet biçiminden çok daha kolaydı. Bunun yanı sıra,
Hıristiyan misyonerler, bu dine geçen zayıf insanlara, devletin uzatmadığı eli
uzatıyor, yayılabilmek adına sorunlarını paylaşma yoluna gidiyordu. Ayrıca
Hıristiyanlık, ilk yayılmaya başladığı dönemlerde, Roma yönetimi tarafından
baskıya maruz kalmış, Hıristiyanlar ile Roma yönetimi karşı karşıya gelmişti.
Bu durum, bir şekilde kendilerini Roma işgali altında hisseden, henüz Elen
kültürel kimliğini kaybetmemiş, ağırlıklı olarak Anadolu ve Yunan coğrafyasında
yaşayan Helen toplumunun bu yeni dine geçişini hızlandırdı. Daha sonra yüzlerce
yıl süren misyonerlik faaliyetleri sonucunda Hıristiyanlık, Roma’da en büyük
din haline geldi. Sonuçta Hıristiyanlık, Roma İmparatoru Konstantin zamanında
resmi din olarak kabul edilir. Bu süreçten sonra Hıristiyanlar, o zamana kadar
henüz Hıristiyan olmamış ve henüz paganizme inanmaya devam eden Helenler
üzerinde baskı kurmaya başlarlar. Bu baskı zamanla yerini tahribe, talana,
yağmaya, işkenceye ve katliama bırakır. O zamana kadar üretilmiş ve Helenizm
ile Paganizmi andıran veya hatırlatan bütün sanat eserlerini tahrip etmeye
başlarlar. Helenizm’in en büyük kütüphanelerini ateşe verirler. Helenizm’e ait
taş üstünde taş, Helenlere de yapmadık işkenceler bırakmazlar. Böylece,
Hıristiyanlığın fanatizmi vahşete dönüşür.
Hıristiyanlığın bir ara yumuşayan bu vahşeti, Yustinianos
(Justinian) döneminde yeniden alevlenerek, Helenizm’in sonu tamamen getirilir.
Böylece, Hıristiyanlığın vahşeti ile başlayan sürecin sonunda, artık ne Helen
kalır nede Helence adı.
Artık hiç kimse Helen değildir ve Helence de
konuşmuyordur. Herkes Helence konuşmasına ve İncil’in de bu dilde yazılmasına
rağmen, Rum’dur ve Rumca konuşuyordur. Böyle bir vahşet dönemini yaşayan
Helence, Romeyika adı altında hayatını sürdürmeye başlar ve bugüne kadar
Anadolu’da devam eder. Ancak, Osmanlıdan ayrıldıktan sonra kurulan Yunanistan,
bu dilin orijinal adını kullanmaya başlamıştır. Yunanistan’da bugün bu dil,
“Elinika” olarak bilinir.
İşte Helence’nin Rumca’ya, Elinika’nın Romeyika’ya
dönüşünün acı hikâyesi kısaca budur.
ROMA İMPARATORLUĞU
Soru: Bugün Karadeniz’de kullanılan Rumca, başka
nerelerde ve kimler tarafından kullanılmaktadır?
Cevap: günümüzde Romeyika veya Pontiaka diye adlandırılan
bu şive, başta Yunan coğrafyasında bulunan ve sayıları yaklaşık bir buçuk
milyonu bulan Karadeniz Diasporası tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca, 1920
öncesinde yaşanan katliam ve sürgün nedeniyle, o zamanlar Gürcistan, Kırım,
Ukrayna, Stalin’in sürgünleriyle de Kazakistan ve Sibirya’ya kadar uzanan
bölgelere dağılan Karadeniz diasporası tarafından da konuşulmaktadır.
DİASPORANIN DAĞILIM GÜZERGAHI
Soru: Karadeniz’de konuşulan Rumcanın oluşmuş şivesi
itibarıyla en iyi hangi alfabe ile doğru yazılabilir?
Cevap: her ne kadar oluşmuş şive içerisinde farklı sesler
ortaya çıkmışsa da (Ç ve Ş), bu dilin en hatasız yazılabileceği alfabe yine
orijinal alfabesi olan, adına Kiril alfabesi de denilen Helence alfabedir. Yani
Rumca, ancak bugün Yunancanın yazıldığı alfabe ile yazılabilir.
Soru: Karadeniz’de Rumca konuşan toplum ne zaman
Müslümanlaştı?
Cevap: Bölgede yaşanan Müslümanlaşma, genel olarak
Osmanlı’nın Trabzon İmparatorluğu’nu 1461’de ilhakıyla birlikte başlayan bir
süreçtir. Farklı yerlerde farklı tarihler söz konusudur. Özellikle Of, Sürmene,
Tonya, Maçka, vb. civarlarında bulunan dağ köylerinin İslamlaşması, 1550 – 1600
yıllarında başlamıştır. Bu süreç, Müslümanlaşmaya karşı çıkanlar açısından çok
zorlu bir süreç olmuş, birçok yerde karşı çıkanlar çeşitli ağır işkencelere
tabi tutulmuştur. Ardından başlayan gizli Hristiyanlık ise, 19. Yüzyılın
sonlarına dek sürmüştür. İslâm dini ancak 20. Yüzyılın başlarında tamamen
özümsenmeye başlamıştır. Bu durum, bölgede çok eski camilerin bulunmayışı, dine
dayalı Arapça kelimelerin kullanılan Rumca içerisinde çok az oluşu, son elli
yıl öncesine ait toplu Müslüman mezarlıklarının bulunmayışı, var olan mezarlıkların
Hristiyan mezarlıkları olması, daha yakın zamana kadar ölülerin tabutla
gömülmeleri, vb. gibi veriler incelendiğinde rahatlıkla anlaşılabilir.
Soru: Karadeniz’de Türkleşme ne zaman başlamıştır?
Cevap: Karadeniz’de Türkleşme, daha yoğun olarak
Osmanlı’nın son 100 yılında, Türk veya Türkleşmiş unsurların devlet yönetimine
sızıp onu elde ettikten sonra yaşanmaya başlamıştır. Özellikle İttihat ve
Terakki bu konuda büyük çabalar sarf etmiştir. Daha sonra kurulan Türkiye
Cumhuriyeti ile birlikte Türkleştirme çabaları doruğa çıkmış, geçen yaklaşık
doksan küsur yılda da hayli önemli başarı sağlanmıştır.
Soru: Karadeniz’deki Rumca konuşan Müslümanların etnik
kökeni nedir?
Cevap: Kültürel arkaplanları incelendiğinde, Helen
kökenli oldukları rahatlıkla anlaşılabilir.
Soru: Yunanistan’da konuşulan Romeyika ile Karadeniz’de
konuşulan arasında fark var mıdır?
Cevap: Romeyika diliyle yüzyıllardır eğitim
alınmadığından, neredeyse her köy veya yerleşim birimi, zamanla kendi ufak
şivesini oluşturmuştur. Köyden köye unutulan kelimeler farklı olmakla birlikte,
sadece bir köy içinde bile eski Helen şivelerinin izlerine rastlamak mümkündür.
Kısaca, bir köy içinde bile, Atina, Epirus, Girit, vb. gibi şivelere
rastlanabiliyor. Bunun dışında, Yunanistan’da bulunan Pontos diasporası’nın ve
Tonya civarının kullandığı Romeyika Çitakizmos (K harflerinin Ç harfine
dönüştürülmesi) içermezken, Of, Maçka, Sürmene, Çaykara, vb. gibi yörelerde
Çitakizmos kullanılır. Bu kullanım, Kıbrıs, Epirus, Girit ve İtalya’nın Sicilya
Rumları tarafından aynen kullanılmaktadır.
Soru: Biz Rumca konuşuyoruz ama Müslümanız. Bu bir
çelişki değil midir? Rumca konuşmamızda dinen bir sakınca var mıdır?
Cevap: Dünyanın her yerinde hemen hemen her halktan
Müslümanlar mevcuttur. Bunların hiçbirisi Müslüman oldu diye anadilini
değiştirmemiştir. Hiç kimse için sakınca içermeyen bir durum, bizim için neden
sakıncalı olsun? Böyle bir şey söz konusu değildir! Ayrıca farklı dillerle
ilgili olarak Kur’an’da “O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de:
Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır.
Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır. (Rum Suresi,
30/22)” diye ayet vardır.
Soru: Günümüzde Rumcanın sözlüğü var mıdır?
Cevap: Yunanistan’da diaspora tarafından birkaç sözlük
yayınlanmıştır. Bunlardan en geniş çaplı olanı, Anthimos Papadopoulos’un üç
ciltlik “İstorikon Leksikon Pontiakis Dialektou” adlı sözlüğüdür.
Soru: Yukarıdaki devletlerden geriye sadece bugün halen
Rumca konuşabilenler mi kaldı?
Cevap: Hayır! Bugün Anadolu’da yaşayan halkın önemli
bölümü, yukarıda saydığımız devletlerin bir devamıdır. Çünkü Anadolu’da
İslamlaşma süreci İslâm’ın yayılmaya başlamasından (MS 7. ve 8. yüzyıllar) kısa
süre sonra başlamış, Türklerin 1071’de bu topraklara ayak basmasıyla da hız
kazanmıştır. İslâm, Anadolu’da yaşayan Hristiyan topluluklar tarafından önce
bir mezhep gibi algılanmış, daha sonra farklı bir din olduğu belirmeye
başladığında ise, yığınlarca Müslüman ortaya çıkmıştı. Kitleler halinde
Müslümanlaşmanın nedenleri sadece bununla ilgili değildir. Türkler Anadolu’da
uzun bir süre istila ve talanlarla meşgul olmuşlar. Bu nedenle, herhangi bir
otoritesi kalmayan Hristiyan halk, kitleler halinde Müslüman oluyor (ya da
başta öyle gözüküyordu) ve çoğu yerlerde de talancı çetelerle işbirliği
içerisinde Bizans’ın yerleşim yerlerine saldırıyor, birlikte elde edilen
ganimetten yararlanıyorlardı. Dolayısıyla Müslümanlaşmış olan kitleler, aynı
zamanda Arapça, Persçe ve Türkçe konuşmaya başlamış, bununla birlikte Osmanlıca
diye bildiğimiz karma dil ortaya çıkmıştır. Böylece Müslümanlar, 1071’den sonra
birkaç yüzyıl içerisinde, önemli bölümünü Bizans’ın toplumunun oluşturduğu bir
nüfus patlaması yaşamış, bunun sonucunda Osmanlı oluşmuş ve bu oluşum, 1453’te
Bizans’ı, hemen sonrasında 1461’de ise Trabzon İmparatorluğu’nu ilhak etmiştir.
Osmanlıdan sonra İslâm’a geçişler devam etmiş, Hristiyanlık da hızla erimeye
başlamıştır. Osmanlının 1923’e dek süren hâkimiyetiyle İslâm daha geniş
çevrelere, Balkanları da içine alarak Avrupa sınırlarına kadar yayılmıştır.
Türkleşme daha çok Osmanlının son 100 yılı itibarıyla başlamıştır. Her şeye
rağmen, 1922’ere kadar Karadeniz bölgesinde yüzbinlere varan bir Hristiyan
nüfus söz konusuydu. Ancak Osmanlının son yıllarına tamamen hâkim olan İttihat
ve Terakki zihniyeti Almanların da telkinleriyle bu toplumu ortadan kaldırmayı
hedefledi. Özellikle Üçüncü Ordu’nun desteği, plan ve projeleriyle hareket eden
Jitem’e benzer gizli bir teşkilat olan Teşkilatı Mahsusa, Hristiyanların
malına, ırzına ve canına göz koymuş gözü dönmüşlerin de katıldığı Kuvayı
Milliye gibi Türkçü, ırkçı yapılanmalar, Rum nüfusun önemli bölümünü ortadan
kaldırarak bir soykırıma imza atmıştır. Geride sağ olarak kurtulabilenler de
Lozan Nüfus mübadelesi sonucu anavatanlarından ebediyen sürgüne gönderilmiştir.
Ardından Osmanlı yıkılarak yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte
ırkçılık doruğa çıkmıştır. Bütün farklı diller yasaklanmış, Müslüman olan
herkes Türk sayılmıştır. İslâm’ın yayılmaya başlamasından ve neticede Osmanlının
Anadolu’ya hâkim olmasından bu yana geçen süre içerisinde Anadolu’nun tamamı
Türkleşirken, devlet otoritelerinin kolay ulaşamadığı yerlerde, halen
anadilinde konuşmayı sürdürebilen topluluklar kalmıştır.
Soru: Geride kalan Müslüman Rumlar neden Lozan Nüfus
Antlaşması’na dâhil edilerek Yunanistan’a gönderilmedi?
Cevap: Lozan Nüfus Antlaşması din bazlı olduğundan, yani
sadece Hristiyanları kapsadığından, sadece Hristiyanlar zoraki göçe tabi
tutulmuştur.
Soru: Rumca konuşan Müslümanların bu dilde eğitim alması
ne zaman son buldu?
Cevap: Bu dilde eğitim, bu dili konuşanların Müslüman
olmayı kabul ettiklerinden beri, yani yaklaşık olarak 1600 yılından beri
durdurulmuştur. Çünkü Osmanlı’da Müslüman olanların bu dilde eğitim alması söz
konusu değildi. Müslüman olanların alacağı tek eğitim, din eğitimiydi. Ancak
din eğitimi alırlarken, mecburen anladıkları dil olan Romeyika, okunan
kitapların, Kur’an ayetlerinin ve hadislerin tercümesinde kullanılmıştır.
Soru: Anadolu’nun diğer yerlerinde bu dil kalmamışken,
neden Karadeniz’in dağlık köylerinde yaşayabildi?
Cevap: Anadolu’nun diğer bölgelerinde, farklı halklarla
iletişim ve etkileşim daha kolaydır. Karadeniz kadar engebeli yerleşim alanları
pek yoktur. Buna rağmen, sahil bölgelerine yakın olan yerleşim birimlerinde az
da olsa halen Rumca konuşabilenlere rastlanmaktadır.
Karadeniz’de Rumca konuşulan dağ köyleri, daha çok
Trabzon’un Of ve eskiden Of’a bağlı Çaykara ve Dernekpazarı ilçelerine bağlı
köylerdir. Bilindiği üzere Hristiyanlık döneminde bu bölge, tüm Anadolu’nun
Papaz ve din adamı ihtiyacını karşılıyordu. Bu nedenle, İslâm’a geçtikten ve bu
dini özümsemeye başladıktan itibaren eski özelliğini devam ettirmiştir. Eskiden
Papaz yetiştiren bölge, bu defa Hoca yetiştirip Anadolu’ya göndermeye
başlamıştır. Rumcayı din eğitiminin tercümelerinde kullanmaları, bu dilin
oralarda halen konuşuluyor olmasını doğurmuştur.
Soru: Rumca konuşan Karadenizlilerin kökeni, klasik
kitaplardan Karadeniz’de yaşadıkları öğrenilen Makronlar, Driller, Mosinikler,
vb. gibi halk gruplarından olabilir mi?
Cevap: Hayır! Çünkü Klasik Tarih kitaplarından ve yapılan
arkeolojik kazılardan, Anadolu’nun farklı yerlerinde krallık, İmparatorluk, vb.
gibi devletlerle egemenlik kuran ve daha sonradan yok olan halkların var
olduğunu biliyoruz. Örneğin; Hititler Çorum / Sungurlu yakınlarında başkentleri
vardı. Yapılan kazı çalışmalarında kalıntılarına da rastlanmıştır. Şimdi bu
bilgiye dayanarak “Çorumlular Hitit asıllıdır” denebilir mi? Mezopotamya’da
(Kuzey Irak ve Türkiye’nin Güneydoğusu) yaşadıkları bilinen Akadlar ve
Asurlular vardı. Bunların arkeolojik kalıntıları da mevcuttur. Bugün Kuzey Irak
ve Güneydoğu’da yaşayan halk Akad veya Asurlu mu? Hayır! An itibarıyla bu
bölgede Kürtler mevcuttur. O halde, klasik kitaplardan halk isimleri öğrenerek,
hayali bir etnisite yaratmak ne kadar doğrudur? Üstelik bu konuda elde hiçbir
veri yok iken!
Soru: Roma döneminde, Prokopios’un (MS 500 – 565) yazdığı
“Yapılar (Peri Ktismaton)” klasiğinde yer alan iddiasına göre, dönemin
İmparatoru Justinianus tarafından Hristiyanlaştırılan Karadenizli Tzanlar var.
Hristiyanlığın dilinin Helence olması nedeniyle de Tzanlar anadillerini unutup
da Helence’ye asimile olmuş olamazlar mı? Bu doğrultuda, bugün Rumca konuşan Karadenizlilerin
ataları bu Tzanlar olamaz mı?
Cevap: Hayır! Eğer Tzanlar veya Hristiyan olan toplumlar
anadillerini unutup Helenleşseydi, Helenlerle aynı dine ve mezhebe (Ortodoks
Hristiyan) mensup olan Gagavuz Türkleri, Karaman Türkleri, Gürcüler, Ruslar, Bulgarlar,
Ermeniler ve en önemlisi, yanı başımızdaki Lazlar da Helenleşecekti. Oysa
herkesin dili kendinde halen mevcut ve herkes kendi etnisitesinin farkındadır.
Bütün Ortodoks Hristiyan dünyası ve özellikle aynı coğrafyada ve aynı
koşullarda yaşayan Lazlar Helenleşmemişken, bu ihtimali sadece Rumca konuşanlar
üzerinde düşünmek doğru değildir. Ayrıca bu böyle bile olsa, buna yönelik
herhangi bir veri veya kanıt yoktur. Aradan geçen yaklaşık bin beş yüz küsur
yıl sonra kimin kim olabileceği sorusu, öldükten sonra hayat var mı yok mu
sorusu gibi bir şeydir. Bugün açısından bir halkın farklılığını veya etnik
aidiyetini ortaya koymak için tarihsel sürekliliğiyle birlikte, kültürel
özelliğine bakılır. Ortada hiçbir veri yokken, hayali bir etnisite üretilemez! Üstelik
Prokopios “Yapılar” kitabını yaklaşık olarak bin beş yüz yıl önce yazmıştır.
Dolayısıyla, bu bölgedeki yerleşim birimleri Osmanlı’nın tahrir defterlerinde
yer alması lazımdı. Oysaki Çaykara civarında kaydedilen köyler ve sakinlerinin
din durumu tek tek verilmiştir ve bu civarda sadece üç köy (Holayisa, Ğorğoras
ve Zeno) gözükmektedir. Bu köylerin de sakinleri, Osmanlı zamanında yaşanan
vergi kaçakçılığı yüzünden tamamen yerlerinden sürülmüştür. Buralara
yerleşenler, daha sonraki yıllarda, sahilden ve farklı bölgelerden gelip
yerleşmişlerdir. Yöredeki dil içerisinde, üç farklı ve aynısı Yunan
coğrafyasında bulunan şive izlerine rastlanmıştır. Bu durum, yöredeki dil
incelendiğinde rahatlıkla anlaşılabilir.
ÇAYKARA
Soru: Karadeniz’de yaşayan Rumca konuşanların ataları,
daha sonra Hristiyan olmuş ve Rumlarla yaşamaya başlamış Türk kökenli insanlar
olamazlar mı?
Cevap: Hayır! Yukarıdaki sorunun cevabında da
belirttiğimiz gibi; bugün açısından Rumca konuşan köyler, Osmanlı Tahrir
Defterlerinden de anlaşılacağı üzere, çoğu 1550 yıllarından sonra ortaya çıkan
köylerdir. Ayrıca, Osmanlı döneminde, yani 1461’den sonra herhangi bir Türk
topluluğunun Rumların arasına karışıp asimile olması olanaksızdır. Bu belki bir
veya birkaç dağınık yaşayan aile gibi olabilir. Ancak bu da, neredeyse hiçbir
verimi olmayan dağ köylerinde değil, merkezi yerlerde olmuş olabilir. Herhangi
bir Türk’ün veya ufak bir Türk toplumunun gidip bir dağ köyüne ve kendisinden
olmadığı, dilini bilmediği insanların arasına yerleşmesi oldukça zayıf bir
ihtimaldir. Zaten böyle bir yerleşme talebini, en başta bu dağ köylerinde
yerleşik olanlar kabul etmezlerdi. Çünkü zaten bu köylerde ekilebilir ve iskân
edilebilir alanlar oldukça sınırlıydı. Hatta son zamanlara kadar, satışa
çıkarılan herhangi bir köy arazisi, önce akrabaya ve daha sonra köylüye
sunulması gerekiyordu. Ahali, köye yabancı birisini kesinlikle sokmazdı. Bunun
dışında, asimilasyon olayı katman katmandır. Nihai aşamada bile, sürekli
yaşanılan bölgede, eski anadiline ait bir yığın köy, mahalle isimleri bulunur.
Özellikle, otoritenin dayatmasıyla veya asimilasyonla değiştiremeyeceği mevki,
mekân, dere, ırmak, vb. gibi isimler her zaman eski anadilde ve büyük ölçüde
kalır. Bugünün iletişim çağı olmasına, her evde TV, Radyo, vb. gibi yayın cihazlarının
bulunmasına, yaklaşık 550 yıllık Osmanlı ve Türk hâkimiyetine rağmen, bu
köylerde Türkçe mevki ve mekân isimleri birkaçı dahi geçmez. Zaten flora
isimleri de buna eklendiğinde, bu kadar derin bir asimilasyonu dünya henüz
yaşamamışken, bunun hiçbir özelliği bulunmayan, iletişime kapalı bu dağ
köylerinde yaşandığını iddia etmek, hayal ürününden öte, bilinçli bir
saptırmadan başka bir şey değildir. Her şey bir tarafa, yörede yaşayan toplumun
Asyatik hiç bir özelliği (fizik, gelenek, görenek, vb.) bulunmamaktadır. Bir de
şöyle düşünün; Türkler Anadolu coğrafyasına ayak basalı (1071 tarihini baz
alırsak) 943 yıldır; buna rağmen Anadolu’da ne bir şehir adının ne anlama
geldiğini, ne bir balığın adını doğru dürüst öğrenemediler. Anadolu’ya özgü
sayabildikleri bitki sayısı (TDK’nun masa başı ürettikleri hariç) dahi
sınırlıdır! Oysa Karadeniz’de Rumca konuşan köylerde flora ile ilgili yüzlerce
Rumca isim mevcuttur.
SÜRMENE
Soru: Bugün Karadeniz’de Rumca konuşanlar Laz kökenli
olup daha sonra asimile olmuş olamazlar mı?
Cevap: Hayır! Çünkü onlar Laz oldukları halde eğer
asimile edilmiş olsalardı, aynı coğrafya koşullarında yaşayan diğer Lazlar da
asimile olmuş olacaklardı. Ayrıca az dahi olsa, egemen kültürlerin (din, dil)
etkileri konuşulan Rumca üzerinde belirirken, Lazlarla olan bu denli coğrafi
yakınlığa rağmen, bugüne kadar derlenebilen yaklaşık on iki bin Rumca kelime
içerisinde ortak birkaç Lazca kelimenin dışında herhangi bir belirti yoktur.
Soru: Karadeniz’de Rumca konuşulan köylerde yaşayanların
ataları neden bu dağ köylerine yerleşmişler?
Cevap: Bu dağ köyleri genel olarak 1500 – 1600 yılları
arasında kurulmuş olup, eski ahalinin tamamı sahil kesimi ve merkezi yerlerden
buralara göç etmiştir. Bunu, son elli yıl öncesine kadar, herhangi bir dağ
köyünde bulunamayacak popüler mesleklerden de bunu anlamak mümkündür. Örneğin;
taş duvarcılığı, demiri işleyerek araç gereç üretme, bakırcılık, taş duvar
örme, taş ve ahşap oymacılığı, vb. gibi meslekler vardı. Bu mesleklere sahip
olan insanlar, bu mesleklerini köy ortamında yürütemediğinden dolayı, zamanla
bu meslekler kaybolup gitme aşamasına gelmiştir. Sahil ve merkezi yerlerden göç
ettiklerine dair verileri, kullandıkları dil incelendiğinde de açıkça
görülmektedir. Örneğin bunca asimilasyona ve dilin erimesine rağmen, hayatında
hiçbir zaman denizi görmemiş birisi, Rumcada denizin adını Thalasa olarak
bilir. Göç etmelerine yönelik Osmanlı’nın ağır vergi koşulları, Müslümanlaştırmaya
yönelik otoritenin ve misyoner grupların baskısı, sahillerde ortaya çıkan
salgın hastalıklar, vb. gibi nedenler yatmaktadır. Yaşanan göç özellikle Sultan
Selim zamanında yaşanmıştır.
MAÇKA
Soru: Bugün Karadeniz’de konuşulan Rumca ile Yunanca arasında
ne gibi bir benzerlik veya farklılık vardır. Her ikisi aynı dil midir yoksa
farklı diller midir?
Cevap: Rumca ile Yunanca arasındaki benzerlik, Türk
dünyasında Uygurca ile Türkçe arasındaki benzerlik veya farklılık gibi
algılanabilir. Binlerce yıl ayrı coğrafyalarda kullanılan aynı diller, zamanla
yakın çevrelerinde konuşulan diğer dillerden farklı biçimlerde etkilenir ve
şekillenirler. Dolayısıyla Yunanca ve Karadeniz Rumcası, kendi bölgelerine göre
farklılaşmışlardır. Yine de her iki tarafın da kelime kökenleri (dile girmiş
yabancı kelimeler hariç) Helencedir.
Rumca – Yunanca benzer cümle örnekleri:
Rumca: pola nero epiğa çe efuskosa = çok su içtim ve
şiştim.
Yunanca: poli nero ipia ke e fuskosa.
Rumca: anikson tin porta çe epar eliğo aera! = kapıyı aç
ve biraz hava al!
Yunanca: anikse tin porta ke pare liği aera.
Rumca: ya to piyo u pas teris piyos erthen? = neden gidip
kimin geldiğine bakmıyorsun?
Yunanca: yati den
pas na dis pios irthe.
Rumca: ela as pame so xoriyo = gel köye gidelim.
Yunanca: ela as pame sto xorio.
Rumca: p’esune çe uç eporena n’evriska se? = neredeydin
de seni bulamıyordum?
Yunanca: pu isun ke den porusa na se vrisko?
Rumca: adaçeka kati efika, piyos e pirena = bu yakınlarda
bir şey bıraktım, kim aldı onu?
Yunanca: edo kati afisa, pios to pire?
Rumca: epan so dromo, entama epezame = yol üzerinde,
birlikte oynuyorduk.
Yunanca: pano sto dromo, mazi pezame.
Rumca: entoçes çe e tsakoses ta stude m’ = vurup
kemiklerimi kırdın.
Yunanca: e xtipises ke espases ta kokala mu.
Rumca: epar şkepason to ğardeli, m’ eriğay = al çocuğu
ört, üşümesin.
Yunanca: pare skepase to pedi, min krioni.
Rumca: na eşis tin efçi m’ = iyi dileklerim seninle
olsun.
Yunanca: na exis tin efxi mu.
Rumca: e nistaksa, kontevo na kamono = uykum geldi,
nerdeyse gözlerimi kapatacağım.
Yunanca: e nistaksa, kontevo na kamono.
Rumca: alo m’ erse so spiti m’! = daha evime gelme!
Yunanca: alo min erthis sto spiti mu!
Rumca: eğo esena pola ağapo = ben seni çok seviyorum.
Yunanca: eğo se ağapo poli.
Rumca: eğo ime asin Trapezunta = ben Trabzonluyum.
Yunanca: eğo ime apo tin Trapezunta.
Rumca: asin Trapezunta erxome = Trabzon’dan geliyorum.
Yunanca: erxome apo tin Trapezunta.
Rumca: tina evres epan so dromo = yol üstünde kimi
buldun?
Yunanca: piyon vrikes pano sto dromo?
Rumca: kunison to kuni, as çimate to ğardeli! = beşiği
salla, çocuk uyusun!
Yunanca: kunise tin kuna, as kimithi to pedi!
Rumca: asa makra ida se çe uç eğnorisa se = seni uzaktan
grdüm de tanımadım.
Yunanca: apo makria se ida ke den se ğnorisa.
Rumca: ela konta son peşko ya na xlise! = sobanın
yakınına gel ki ısınasın!
Yunanca: ela konta sti sompa ya na zestathis!
Rumca: thelo n’apomeno adaçeka = burada kalmak istiyorum.
Yunanca: thelo na mino edo.
Rumca: thelo n’eroto se kati = sana bir şey sormak
istiyorum.
Yunanca: thelo na se rotiso kati.
Rumca: ekseris lağa na pağo sin Athina = Atinaya nasıl
gideceğimi biliyor musun?
Yunanca: kseris pos tha pao stin Athina?
Rumca: katina arayevo ama u poro n’evriskatona = birini
arıyorum ama onu bulamıyorum.
Yunanca: kapion psaxno ala den poro na ton vro.
Rumca: as aplume eliğo ada pan = azcık bunun üzerine
uzanayım.
Yunanca: as ksaploso liğo edo pano.
Rumca: t’onema s’ nto en?
= adın nedir?
Yunanca: ti ine to onoma su?
Rumca: na pas so kalo! = güle güle git!
Yunanca: na pas sto kalo!
Rumca: mi teris opisas! = arkana bakma!
Yunanca: min kitas piso su!
Rumca: avutos o anthropos ine kotsos = bu adam topaldır.
Yunanca: aftos o anthropos ine kutsos.
Rumca: ime stravos, uç elepo = körüm, görmüyorum.
Yunanca: ime stravos, de vlepo.
Rumca: afiso me, pola terte exo = bırak beni, çok derdim
var.
Yunanca: ase me, exo pola tertia.
Rumca: eğo ti mana m pola ağapo = ben annemi çok
seviyorum.
Yunanca: eğo ti mana mu ağapo poli.
Rumca: to potami kativen sin thalasa = dere denize iner.
Yunanca: to potami kateveni sti thalasa.
Rumca: efağa ula ta xrimata m’ çe epomina so dromo =
bütün paramı yedim ve yolda kaldım.
Yunanca: efaga ola ta xrmata mu ke emina so dromo.
Rumca: thelo na pağo sin Athina ama exasa to dromo m’ =
Atina’ya gitmek istiyorum ama yolumu kaybettim.
Yunanca: thelo na pao stin Atina ala exasa to dromo mu.
Rumca: anikson tin porta, as eper ayera t’ ospiti! =
kapıyı aç da ev hava alsın!
Yunanca: anikse tin porta, as pari aera to spiti!
Yukarıdaki benzer cümlelerden yüzlerce kurulabilir.
Ayrıca, küfürler de aynıdır.
Bu benzerlikler, bu dilin Yunancadan tamamen farklı bir
olduğunu iddia edenlere iyi bir örnektir!
Farklılıklar ise genelde teknolojik, bilimsel, siyasal ve
sonradan üretilen kelimelerden ibarettir. Bununla birlikte, dil yapısında da
farklılıklar içermektedir. Yani farklılıkların tamamına yakını, Rumcada
karşılıkları bulunmayan veya sonradan unutulan kelimelerden ibarettir.
Hazirayan: Vahit TURSUN
TRABZON RUM İMPARATORLUĞU
SÜRGÜN
KAYNAK











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.