Baskın Oran
1936 Beyannamesi denilen yargı ucubesinin yeniden
hortlatılması, bu memlekette Gayrimüslim'lerin neler çektiğini bir kez daha
ortaya koydu.Erdoğan Rejimi bu memleketi gittikçe nefes alınmaz hale
getiriyor diyeceğim, diyemiyorum, utanıyorum. çünkü bu memlekette bir de Gayrimüslim
doğmak olabilirdi. üstelik bu insanların çektikleri bizim gibi yeni de değil,
ezeli. Şimdi de, 1936 Beyannamesi denilen yargı ucubesi hortlatıldı.
BOMONTİ BİRASI VE OKULU
Bomonti deyince aklımıza bira gelir. 1902’de Şişli’nin bu
semtinde İsviçreli Bomonti kardeşlerin kurduğu ve semte adını veren bira
fabrikası önce Tekel’e sonra Efes Pilsen’e geçmiş. Şimdi de Ağrılı İbrahim çeçen’in
İC Holding‘ine satılarak rezidans ve AVM olacak bir “Tower Projesi”ne dönüşmekle
meşgul. (http://www.emlakrotasi.com/2011/10/projeler/ic-holding-bomontiye-iddiali-giriyor.html)
(http://tr.wikipedia.org/wiki/Bomonti_Bira_Fabrikas%C4%B1).)
Bomonti'de bir de okul var: Bomonti Ermeni Katolik İlkokulu.
Size onun öyküsünü özetleyeyim. Konuyu “kendi mülkünde kiracı” veya “eşyaları
kış vakti sokağa atılan okul” rumuzlarıyla hatırlayabilirsiniz. Eğer keyfiniz
yerinde değilse atlayın geçin çünkü ben yazarken çok rahatsız oldum.
Tahliye edilen Bomonti Mıhitaryan İlkokulu binası ve okulun
bahçesine taşınan sıralarda ders yapan öğrenciler (Şubat 1999)
OKUL BİNASI SATIN ALINIYOR
1830’da Beyoğlu’nda kurulan okulu yöneten Vakıf, onu Bomonti’ye
taşıyor. 4 Haziran 1958’de Emine Tevfika Ayaşlı adlı bir hanımdan 710.000
liraya bir bina satın alıp. İstanbul Valiliği izniyle. Tapuya tescil ettirip.
Yirmi yıl sonra, 1979’da, Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM)
dava açıyor: ‘Bu bina 1936 Beyannamenizde gözükmemektedir, Beyannamede sizin mülk
edinebileceğinize dair hüküm de yoktur, yani bu bina sizin değildir, geri
vereceksiniz‘ diyor.
Oysa, daha önce çok yazdım: Bu Beyanname, İslamcı vakıfların
ekonomik kaynaklarını kurutmak amacıyla 1936’da tüm vakıflardan istenmiş bir mal
beyanıdır; vakfın mülk edinip edinemeyeceğini belirleyen bir belge yani vakıfname
filan değildir. Gayrimüslim vakıfları Osmanlı zamanında Padişah fermanıyla
kuruldukları için, vakıfnameleri bulunmaz.
Kıbrıs meselesi 1960’lar ortasında patlayıp da devletimiz
Rumları sıkıştırmak isteyince VGM bu beyannameleri vakıfname addediveriyor,
bunlarda “mülk edinebilir” diye bir hüküm bulunmadığı için de Gayrimüslim
vakıflarının 1936’dan sonra edindikleri bütün taşınmazlara el koymaya başlıyor.
KIBRIS MESELESİ VE YARGITAY
Bu hukuksuzluk filminde başrol Yargıtay’ındır. Birbiri
ardına verdiği 3 kararla (1971, 1974 ve 1975) yarattığı korkunç “içtihat”
sonucu mahkemeler, 1936 tarihinden sonra edinilmiş Gayrimüslim vakıf mallarına
VGM’nin el koymasını “hukuki” sayacaklardır. Bu mallar bunları satmış olanlara
geri verilecektir, mirasçı olmaması halinde de Hazine’ye intikal
ettirilecektir.
Burada da Şişli 2. Asliye Hukuk mahkemesi okul binasını
Vakfın elinden alıyor, eski sahibine veriyor (1982/572 E, 1984/50 K). Yargıtay
da, tabii ki, bu inanılmaz kararı (kendi kararını!) 1985’te onuyor.
O sırada Emine Tevfika Ayaşlı rahmetli olmuş.
Vasiyetnamesindeki mirasçılar beş para ödemeksizin binaya sahip oluyorlar: 6/8
oranında Ankara Ayaş Belediyesi, 2/8 oranında da Ayaşlı’nın akrabaları. Bu
akrabalar paylarını hemen Miltaş AŞ diye bir şirkete satıyorlar.
Şimdi biraz sıkı durun: Bu vasiyetnamenin düzenleniş tarihi 1
Aralık 1958. Yani, Ermeni vakfının okul binasını satın alıp kendi adına tapuya
tescil ettirdiği 4 Haziran 1958 tarihinden beş ay sonra.
Yahu, bir insan, satıp da parasını aldığı binayı
vasiyetnamesine koyar mı? Ya bu hanım o sırada akli melekelerine sahip (“mümeyyiz”)
olmadığı için bir katakulli döndürüldü, yahut bir biçimde “birileri” kendisine
dediler ki, ‘Bu gavurlara bu mal yedirilir mi hanımefendi, zaten ellerinden
alacağız, sen kendi varislerini düşün, biz gerisini hallederiz‘.
Bilemem artık. Tek bildiğim şey, burasının Türkiye olduğudur
ve Yüce Yargı bu 36 Beyannamesi işini de yapabildiyse, artık bu ülkede her şey
mümkündür. Kuşlar bile Türkiye semalarından geçerken bir kanatlarıyla
arkalarını kapatarak uçmak zorundadırlar.
BELEŞÇİ ORTAKLAR BİRBİRİNE GİRİYOR VE OLAN…
…Ermeni vakfına oluyor. Şöyle oluyor:
1) Vakıf, eğitim kesilmesin diye, Ayaş Belediyesi’ne (üstelik,
geçmişe de dönük olmak üzere) kira ödemeye razı oluyor (1998). “Kendi mülkünde
kiracı” buradan gelmekte (http://www.bianet.org/bianet/azinliklar/142447-kendi-mulkunde-kiraci-bir-okuldu
)
2) Bu kira işi küçük ortak Miltaş AŞ’yi öfkelendiriyor. Çünkü,
iddiasına göre, Belediye bu kirayı kendisine koklatmamaktadır. Belediye ise
kiranın dörtte birini Miltaş’a gönderdiğini iddia etmektedir.
Ve Şirket, kendi payını Belediye’den talep edeceğine, öfkesini
Vakıftan alıyor: İşgal tazminatı (ecrimisil) davası açıyor.
Türk yargısı da 2 Şubat 1999’da tahliye kararı veriyor. Okul
aynı gün boşaltılıyor, öğrenci sıralarından piyanoya ve oyuncaklara kadar her
şey sokağa atılıyor. “Eşyaları kış vakti sokağa atılan okul” da buradan
gelmekte ("http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-61537).
Üç gün sonra yönetim kurulu başkanı Mevlüt Adıgüzel, bu
rezalete ilginç bir yorum getiriyor (<"http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-61537):
‘‘Belediye ihale açmadan bu binayı kiraya verdi. Ortağı olan bizi atlattı,
kapalı kapılar ardında anlaştılar. Bizim başımıza çorap örmeye çalıştılar. Onlarınki
adalet mi?”
Soyadına kurban olduğum Mevlüt Bey, belediyeye diş geçirememiş,
Ermeni vakfına geçirecek:
‘‘Vakıf, binayı kaybetmemek için hukukun bütün yollarını
denedi. Onlar Ayaş Belediyesi ile anlaşarak bizi hiçe saydılar. Yıllarca kira
vermediler. Bizi her yönden dışladılar. Başka gayrimenkulleri de var.
Tedbirlerini alsalardı.”
Ama vali bey araya giriyor, Miltaş AŞ’nin sahipleri de
muazzam alicenaplık sergiliyorlar, tahliyeyi okulların kapandığı hazirana
ertelemek gibi bir böyyüklük gösteriyorlar (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-62223).
Eşyalar yağmurdan içeri alınıyor.
Haziran’da, CHP’li Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül
yardıma geliyor, Miltaş’ın 2/8 hissesini satın alıyor. Şirket devreden çıkmıştır.
Vakıf, Ayaş Belediyesi’ne aylık kira ödeme karşılığında öğretime devam
edebilecektir.
SONRA, AYAŞ BAŞLIYOR...
Yalnız, bu arada haberlerden öyle anlaşılıyor ki, bu zavallı
küçük ortağa çok zulmeden zalim Ermeni vakfı, büyük ortak Ayaş Belediyesi’ni de
kazıklamaktadır! Nitekim, Mart 2004 yerel seçimlerinde göreve gelen CHP’li
belediye başkanı Ali Başkaraağaç kirayı az bulmuş ve Vakfa dava açmıştır. Kasım
2006’da dediği şudur:
“Emine Tevfika Ayaşlı, dedesi Sadullah Paşa’dan kalan tüm
mal varlığını Ayaş Belediyesi’ne bağışladı. Bu miras içinde Şişli’deki bina da
var. Biz binamızı boşaltmalarını istiyoruz. Herkes okuluna gidecek ve dinini öğrenecek.
Ancak, Ayaş Belediyesi olarak binamızı haraç mezat kullanmalarını istemiyoruz.
Emine Hanım vasiyetnamesinde, kira gelirlerinin çeşme, yol, su, kimsesiz çocuklara
burs gibi hizmetlerde kullanılmasını istedi. Ancak, bu [düşük] kira yüzünden
vasiyetnameyi yerine getiremiyoruz” (http://www.hurriyet.com.tr/ankara/5481494.asp).
Tabii, bu kadar baskıdan yılan aileler çocuklarını okuldan
almaktadır. Olaylar başlamadan sadece anaokulu bölümünde bile 52 öğrenci
bulunan okulun 2011-2012 öğretim yılındaki toplam mevcudu 35’e düşmüştür (http://www.istanbulermenivakiflari.org/tr/istanbul-ermeni-vakiflari/el-koyma-hikayeleri/kendi-mulkunde-kiraci-bomonti-mihitaryan-ilkokulu/83).
AKP’YLE BİR TUTAM NEFES GELİYOR AMA...
AKP bu süreç sırasında iktidara gelmiş, birbiri ardına AB
reformları yapmaktadır. 2008’de, 1936 Beyannamesi saçmalığını sona erdiren yeni
bir Vakıflar Kanunu çıkartıyor. Ardından da, onun eksiklerini 2011’de gidermeye
çalışan bir KHK. Dikkate değer bir reformcu, vakıflar üzerine doktora yapmış Adnan
Ertem de 2010’da VGM’nin başına gelmiştir.
Bu ortamda, kendi mülkünde sürünmeyi sona erdirmek isteyen
Ermeni Vakfı 2011’de dava açıyor. İstanbul 13. Asliye Hukuk da, binanın tekrar
vakıf üzerine tesciline karar veriyor (2011/383 E-2012/407 K, 01.11.2012
tarih).
Fakat Ayaş Belediyesi kararı temyiz edecek, Yargıtay 1.
Hukuk Dairesi de kararı bozacaktır (2013/5471 E-2014/5819 K, 18.03.2014 tarih).
<br />
1936 Beyannamesi hortlamıştır. Bu derece basit ve vahim.
SON UMUT: KARAR DÜZELTME TALEBİ
Vakıf, son umut olarak, 1936 Beyannamesi denilen hukuk
rezaletinin artık bitirilmesi için aynı Daire’ye, 1. Hukuk Dairesi’ne karar düzeltme
talebinde bulunuyor ((2014/16057 E).
Bu Daire, yukarıda bahsettiğim 3 Yargıtay kararından
sonuncusuna imza atan, Gayrimüslim vatandaşlara “yabancı” diyerek “yabancıların
Türkiye’de mal edinmeleri yasaklanmıştır” diye karar çıkartmış olan Daire
(3648/6594 sayılı ve 24.06.1975 tarihli karar).
Vakıf, karar düzeltme talebinde çok şey söylüyor.
Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı ile Samatya Surp
Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı hakkında AİHM‘nin aldığı
kararlar ektedir, diyor.
AİHS‘nin ayrımcılığı yasaklayan 14. Maddesini zikrediyor.
AİHS’ye ek 1 No’lu Protokol Md. 1’le teminat altına alınmış
mülkiyet hakkını anıyor.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi‘nin, Gayrimüslim vakıflarının mülk
edinebileceklerine ilişkin 2002/3817-2002/5375 sayılı ve 18.11.2002 tarihli
kararını gösteriyor.
Okul binasının alım ve tapuya tescilinin, İstanbul Valiliği
Hukuk İşleri Müdürlüğü’nün 1958/220 sayı ve 29.04.1958 tarihli izniyle gerçekleşmiş
olduğunun altını çiziyor.
Türkiye’de Anayasa diye, onun da 90/5 maddesi diye bir şeyin
bulunduğuna işaret ediyor.
Ve, Türkiye Devleti’ni 24 Temmuz 1923’te kuran Lozan’ın42/3
maddesinin halen yürürlükte olduğunu hatırlatıyor:
“Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere,
havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir.
Bu azınlıkların Türkiye’deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü
kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır
kurumları kurulması için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli
kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.