Ragıp Zarakolu
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul milletvekili
Sabahat Tuncel'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunduğu Ermeni
Soykırımı’nın tanınması ve 24 Nisan'ın ulusal yas günü olarak ilan edilmesini
talep eden yasa teklifine yönelik olarak, tam da çözüm sürecinde, şimdi bunun
sırası mıydı diye bir soru yöneltilebilir. Ben, evet, tam zamanı diyorum. Tarihi ile yüzleşmekten
kaçınan, "bir daha asla" demeyi beceremeyen bir Türkiye'nin kalıcı
bir barışa ulaşması asla mümkün olmayacaktır. Çözüm sürecinin en önemli
ayaklarından biri de tarihimizle yüzleşmektir.
Sebahat Tuncel, tarihi bir önem taşıyan teklifinde "Cumhurbaşkanı Erdoğan,
Meclis'te Ermeni soykırımı için özür dilesini" de istedi. Cumhurbaşkanın,
TBMM'de resmi olarak özür dilemesinden sonra,
Cumhurbaşkanı olayın yaşandığı yerde halka hitaben özür metnini okuması
teklifi de son derece anlamlı.
Örneğin, 24 Nisan'da tutuklanan aydınların bir meçhule
doğru yola çıkarıldıkları. Haydarpaşa Garı’nın basamaklarında tarihi özürün
dile getirilmesi, Türkiye'de resmi tarih ve totaliter ideoloji ile gerçek bir
kopuşu simgeleyecektir. Willi Brand'ın Varşova'daki Yahudi Gettosu’nda Alman
halkı adına dilediği özür gibi.
Haydarpaşa İstasyonu, aynı zamanda Alman emperyalizminin
Bağdat Demiryolu projesi ile Orta Doğu'ya yayılma projesinin bir simgesidir.
Arap çöllerinde, Allahuekber dağlarında ölmek için askere alınan halk
çocuklarının sevkiyet merkezidir.
"Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş" diye anar bu mekanı Nazım
Hikmet.
HDP'li Sebahat Tuncel, kanunun gerekçesinde
söylediklerine katılmamak mümkün değil:
"Türkiye'de toplumsal barışın sağlanmasının ve
devlet ile toplumun yeni bir toplumsal sözleşme ile bir gelecek tahayyülü
sunmasının önünde, son zamanlarda gündeme 38 Dersim katliamı yanı sıra yaşanmış
pek çok insanlığa karşı işlenen suç bulunmaktadır. Dersim dışında Maraş, Sivas,
Çorum katliamları, Ermenilerin soykırıma uğratılması, 12 Eylül askeri darbesi
ile tüm muhalif kesimlere yönelik devlet teröründen kaynaklı işlenen insanlık
suçları gibi pek çok yaşanmış olay bulunmaktadır."
Özür dilemeyi ve cezasızlığa son vermeyi beceremeyen
Türkiye, devresel olarak her 10 yılda
bir farklı kesimleri kurbanlaştırmıştır. Devlet adeta, "iç" ve
"dış" düşman olamadan yaşayamaz bir agıta dönüşmüştür.
O zaman da gerçek dönüşümün sağlanması açısından,
eksterminatör devletin temellerinin atıldığı 1915 tarihi ile açık ve net olarak yüzleşmek, özür ve
tazmin gereklerini yerine getirmek, olmazsa olmaz şart haline gelecektir.
Kanun teklifine göre devletin, bence askeri ve MİT
arşivleri de dahi olmak üzere açılması, insanlığa karşı işlenmiş suçların
tekrarlanmaması bakımından bir garati teşkil edecektir.
Özür dileme resmi olarak yapıldıktan sonra en fazla 1 yıl
içerisinde, konuya özgü TBMM’de yasa ile Hakikatleri Araştırma Komisyonu
kurularak, gerçek anlamda bir soruşturmanın yapılması, daha sonraki dönemlerde
işlenmiş olan bu tür suçların soruşturulmasının da önünü açacaktır.
Teklifte maddi ve manevi tazminat verilmesini ve yasal
düzenlemeler yapılmasının öngörülmesi önemli. Teklifte ayrıca olayın yaşandığı
günün "Ulusal Yas" olarak ilan edilmesi çağrısı da çok anlamlı.
Çünkü, aslında 1915 Soykırımı sadece Ermeni halkının değil, Türk ve Ermenilerin
de, diğer Anadolu halklarının da ortak travma acı ve utancıdır.
Teklifin gerekçesinde 1937-38 Dersim, Maraş, Sivas, Çorum
katliamları, 12 Eylül askeri darbesinin "devlet teröründen kaynaklı
işlenen insanlık suçu" olarak değerlendirilmesi de son derece tutarlı.
2012 yılında TBMM’ye, Ermeni soykırımının tanınması ve
özür dilenmesi doğrultusunda cezaevinden bir dilekçe yollamıştım. Bu dilekçe
"yok" sayıldı.
1998 yılında, üyesi olmakla onur duyduğum Soykırım
Karşıtları Derneği, Almanya'da yaşayan Türkiyeliler arasında Ermeni
Soykırımı’nın tanınması ve özür dilenmesini talep eden bir dilekçeyi imzaya
açmış ve TBMM'ye 10 bini aşkın imza ile bu dilekçeyi iletmişti. Ancak bu
imzalar da, geldikleri yere Almanya’ya iade olunmuştu.
2009 yılında tarihçi Ara Sarafyan'ın 550 TBMM üyesine
yolladığı 1915 yılı belgeleri de iade olunup Meclis'e sokulmamıştı.
Umarım Sabahat Tuncel'in teklifi ciddiye alınır ve gereği
yerine getirilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.