Ümit Kardaş
Konuyla ilgili ilk yazımda, II. Dünya Savaşı yıllarında
Türkiye’deki gayrimüslimlerin askere alınarak toplumdan ve işlerinden
uzaklaştırıldığını ayrıca eziyete tabi tutulduğunu belirtmiştim.Bu konuyu ilk
defa araştırıp bir kitap hâline getiren Rıfat N. Bali’yi anmadan ve ona atıf
yapmadan geçmek eksiklik ve kadirbilmezlik oluşturur. Bali, “Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri” isimli kitabında
gayrimüslimlerin II. Dünya Savaşı yıllarında yaşadıkları ve etkisinden
kurtulamadıkları bir olayı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde bulabildiği
belgelere ilaveten mektup, fotoğraf ve sözlü tarih mülakatlarıyla birlikte
değerlendirerek anlatıyor.
6 Nisan 1941’de Nazi orduları Yunanistan’ı işgal etmiş,
Türkiye bu gelişmeyi kaygı ve endişeyle izlemeye başlamıştı. Böyle bir ortamda
gayrimüslimlerin İcra Vekilleri Heyeti kararıyla Yirmi Kur’a ihtiyat askerleri
olarak silah altına alınmaları ve Nafıa Vekaleti emrinde nafıa askerleri olarak
kullanılmaları yoluna gidilmişti. Yirmi Kur’a askerlerinin 1942 yılının temmuz
ayında terhis edilmelerinden dört ay sonra Varlık Vergisi Kanunu Meclis’te
kabul edildi ve uygulamasına geçildi. Birbirini izleyen travmatik bu iki olay
gayrimüslimlerin belleklerine kazınmıştı.
21 Ağustos 1940’ta CHP Meclis Grubu’nda savaş ihtimali
karşısında İstanbul’un durumu konuşulmaktadır. Kazım Karabekir, Antalya
milletvekili Rasih Kaplan ile konuşurken şunları der. “Arkadaşlar, nerede gayri
Türk bir yer varsa, muhakkak biliniz ki casus yuvasıdır! Münevverler
arkadaşlarımızın dahi gittikleri kulüpler böyledir. Mesela Büyükada’ya gidiniz.
Oradaki Anadolu Kulübü Yahudilerle doludur.” (Bali, Yirmi Kur’a Nafıa
Askerleri, s.19) Bu konuşma gayrimüslimlere duyulan güvensizliği göstermekte.
Nitekim Türk basınında da “beşinci kol faaliyetleri”ne
karşı halkı uyanık olmaya davet eden yazılar yaygınlaşmaya başlar. Ahmet Emin
Yalman, bu konuda Vatan gazetesinde uyarılarda bulunur. “Kozmopolit ve Levanten
muhitler daima ürkektir, telaşçıdır, bozguncudur. Fena bir niyeti bile olmasa
her rivayete derhal inanır, kanar ve bunu yapar. Beşinci kolun gözünde, böyle
bir bataklık, mikrop üretmek için en müsait bir muhittir. Beşinci kolun,
kozmopolit İstanbul’u bir nakil ve neşir vasıtası diye kullanarak yapmak
istediği şey, bizim imanımızı, emniyetimizi, birliğimizi, istikrarımızı
sarsmaktır.” (Bali, Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri, s.33)
Bali kitabında, gayrimüslim erkeklerin aniden silah
altına alınmasının nedenlerini Türkiye’nin savaşa girmesi hâlinde hükümetçe
ihtimal dahilinde görülen Naziler lehine “beşinci kol faaliyetleri”ni
engellemek ve aynı zamanda Milli Müdafaa Vekaleti’nin acil ihtiyacı olan inşa
faaliyetlerini hızlandırmak olarak tespit etmekte. Ancak bu kaygılar bahane
edilerek gayrimüslim erkekleri işlerinden ve toplumdan uzaklaştırarak toplumun
bu kesimini ekonomik bakımdan zayıflatmak ve hemen akabinde Varlık Vergisi
uygulamasıyla sermayeyi Türkleştirmek amacının ön planda olduğunu söylemek
gerekir.
Nitekim Varlık Vergisi uygulamasıyla gayrimüslimlerin
servetine devlet tarafından zorlan el konuldu, şirketleri, üretim araçları,
gayrimenkulleri ve sermayeleri Türkleştirildi. Cumhuriyetin kurulmasına
heyecanla katılan hatta Türkleştirme politikalarını desteklemiş olan pek çok
Yahudi, servetini kaybetmenin ötesinde duygusal travma geçirdi. Böylece
gayrimüslimlerin eşit vatandaş olarak kabul edilebileceği umudu kaybedilmiş
oluyordu. Varlık Vergisi uygulamasından sonra büyük göç dalgası yaşandı.
umitkardas@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.