Sadi Somuncuoğlu / sadisomuncuoglu@yahoo.com
1991’de SSCB’nin dağılmasıyla 15 bağımsız devlet kuruldu.
Bunlardan biri Ermenistan, diğeri Azerbaycan’dır. Ermenistan Parlamentosu,
1990’da yayınladığı Bağımsızlık Bildirgesi’nin 12. Maddesinde; “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si
ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul
görmesi çabasını destekler” demektedir.
Bu hedefin; Ermenistan Parlamentosunun 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı
bağımsızlık kararı ve 1995’te kabul ettiği Ermenistan Anayasası ile de resmen
benimsendiğini ve devlet politikası yapıldığını görüyoruz. Yani; Ermenistan,
saldırganlık temelinde kurulmuş bir devlet olmaktadır.
İşte “4 T”
safsatası buradan çıkmaktadır. Tabii bunun arkasında, emperyal güçlerin
çıkarları vardır. Aynen 1. Dünya Savaşında,
“size Doğu Anadolu’da devlet kurduracağız” diyerek Ermenileri aldatıp kullandıkları
gibi. Diaspora ve Ermenistan’ın yaşanan bu tuzaktan ders alıp emperyalist
devletlere dönerek; “Çıkarlarınız uğruna bizi aldatıp mahvettiniz. Siz insanlık
düşmanı sömürgecilersiniz” demesi
gerekirken, yine aynı tuzağın etrafında dolaştıkları, hayretle görülmektedir.
Nitekim Ermenistan, 23.09.1991’de bağımsızlığını ilân
edince, (397 gün sonra), 25 Şubat 1992’de gece yarısı, insanlar uykuda iken,
Azerbaycan kenti Hocalı’ya saldırdı. Rus motorize alayı ile birlikte yapılan
saldırıda, silahlı Ermeni çeteleri; çocuk, kadın, kız, yaşlı, genç demeden
herkesi katletti. Masum sivil insanlar, kin ve nefretle, vahşice vücutları
parçalanarak, işkence ve tecavüzlerle öldürüldü. Hunharca yapılan saldırıdan
çok az kurtulan oldu.
1990’da Yukarı Karabağ bölgesi ve diğer şehirlerde
başlatılan işgal ve etnik temizlik 1993’te tamamlandı. Azerbaycan topraklarının
%20’si işgal edildi. Binlerce esir alındı, bir milyondan fazla insan,
yurdunu-yuvasını terk ederek kaçkın durumuna düşürüldü; çok sayıda abide,
ibadethane, tarihi cami, kale, türbe, köprü ve müze yerle bir edildi.
Bu insanlık faciası üzerinden 25 yıl geçti, dünya ne
yapmış görelim:
BM Genel Kurulu 1993’te aldığı kararla, “Ermenistan’ın uluslararası hukuk kurallarını
hiçe sayan saldırgan ve yayılmacı tutumunu kınadı.” BM Güvenlik Konseyi 822 sayılı kararla, “Ermenistan’ın, işgal ettiği Azerbaycan
topraklarını derhal terk etmesini”
istedi. 1994’te Azerbaycan Meclisi, 25 Şubat’ı “Soykırım Günü” ilan etti.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyeleri yayımladıkları 324
nolu bildirgeyle; “Ermeniler tüm
Hocalılıları katlettiler ve tüm şehri harap ettiler” tespitini yaptı. AGİT Minsk Grubu 1996’da
Ermenistan’ı kınayan, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini
isteyen çağrıda bulundu. Hocalı’ya giden heyetin başkanı AKPM Siyasi İşler
Komisyonu üyesi David Atkinson gördüklerini rapor etti. Raporda; “Askeri eylem ve yaygın etnik düşmanlıklar,
farklı etniklerin kovulmasına ve sonuçta mono-etnik bölgeler oluşmasına neden
olmaktadır. Bu durum etnik temizlik kavramına benzemektedir” denildi. Atkinson’un bu tespiti çok
önemliydi; zira, BM 1948 Soykırım Sözleşmesindeki tarifi ile bire bir
örtüşüyordu.
Evet, dünya düzeninin kurallarına uygun kararlar alınmış,
tespitler yapılmıştır. Peki sonunda ne oldu? Sonunda; ne uluslararası
kurallara, ne de aldıkları karar ve yaptıkları tespitlere uydular. Her şey
kağıt üzerinde kaldı. Sanki; temel insan haklarıyla, insanlık vicdanıyla, hukukla,
ahlakla ve tarihle alay ediliyordu. Neden böyle oluyor? Hemen söyleyelim:
Soruna çare bulması için teşkil edilen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilat
(AGİT)’ının Minsk Grubu’nun üç Eş Başkanı vardı: ABD, Fransa ve Rusya.Yani,
Ermenileri 1. Dünya Savaşı’nda kullanıp mahvedenler... bitmedi; Ermenilere
Azerbaycan topraklarını işgal ettirip, Hocalı’da soykırım yaptıranlar, sonra da
pişkince bunları görmeyenler; Türkiye’nin özür dileyip (!) 12 ilini vermesi(!)
ve tazminat ödemesi (!) için uluslararası baskı yapanlar...
Medeni (!) denilen emperyalistlerin çıkardan başka bir
hesabı yoktu. Tablo böyle. Bu utanç verici durum karşısında ne yapmalıyız? Onu
da kısaca söyleyelim:
Hukuk açısından: Soykırıma maruz kalanların aileleri ile
25 yıldır kaçkın durumda kalanlar, Lahey Adalet Divanı’nda “Soykırım” davası açmalıdır. Ayrıca, insan hakları
ihlali açısından AİHM’e müracaat etmelidirler.
Siyasi açıdan: Türkiye, delik-deşik olan ambargoyu etkili
bir şekilde uygulamalıdır. Yalan ve iftiralara karşı, “ezik”, “kabul edecekmiş gibi algı” yaratan üslup ve siyaset kesinlikle terk
edilmelidir. Kardeş Azerbaycan ile bir program çerçevesinde, kararlı ve aktif
bir siyaset takip edilmeli, gerçekler; kitap, dergi, gazete, sosyal medya ve
sinema gibi yaygın iletişim araçlarıyla içte ve dışta kamuoyuna anlatılmalıdır.
STK’lar aynı şekilde etkin projelerle çalışmalıdır.
SON SÖZ: 1) Ermenistan susma konuş!., Diaspora ve
hamileri susma konuş!.., 100 yıl öncesinin yalanlarına sarılıp ortalığı
karıştırma!.. Neden Hocalı soykırımı, Karabağ katliamı ve işgali söz konusu
olunca; suspussunuz? 2) Neden bütün arşivler açıldığı halde, hâlâ Ermenistan
arşivleri kapalı? Susmayın konuşun!..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.