Ragıp Zarakolu
Soykırım inkarcısı yeni tarihçiler, araştırmalarını tam bir seçmecilikle, Rus arşivlerine yönelttiler. Böylece Ermenilerin nasıl “ihanet” içinde olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Üstelik, Rus ordusunun desteğinden yararlanarak Ermeniler de Müslüman halka yönelik kıyımlarda bulunmuşlardı. Burada da tam bir “seçmeci” yaklaşım sergilendi...Peki, Ermeni toplumu 1915’i nasıl hatırladı. 1915’in Ermeni toplumu açısından unutulmamasının en önemli nedenlerinden biri Türk devletinin inatçı inkarcılığı ise ötekisi de vatana dönme özleminin sönmeyişidir. İnkarcılık, soykırımın açtığı yarayı hep açık tuttuğu gibi daha derinleştirdi. İnkar sürdüğü sürece o mezarlar açık kalacaktır.
***
Soykırım inkarcısı yeni tarihçiler, araştırmalarını tam
bir seçmecilikle, Rus arşivlerine yönelttiler. Böylece Ermenilerin nasıl
“ihanet” içinde olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Üstelik, Rus ordusunun
desteğinden yararlanarak Ermeniler de Müslüman halka yönelik kıyımlarda
bulunmuşlardı. Burada da tam bir “seçmeci” yaklaşım sergilendi.
Peki bundan çıkan sonuç ne olabilir?
1. Ermeniler soykırımı hak etmişlerdir. Böylece
inkarcılık, inkar ederken, bir başka biçimde de itirafta bulunmakta, ve dolaylı
da olsa soykırımın vuku bulduğunu kabul
etmektedirler.
2. Hem sivil nüfus kaybını savaşa ve savaşın yarattığı,
salgın hastalık, açlık vb. olaylara bağlarlarken, bir yandan da can kaybını
onbinlere kadar indirebilmektedirler. Hatta örtülü olarak, bazı
“akademisyenler” de o kadar insan ölmedi, sayı çok görünüyor, bunun nedeni
birçok Ermeni’nin “dönmüş” olması. Onlar ölmediler, sadece din değiştirdiler.
3. Bakın bazılarını sağ bırakmışız!
Bütün bunları söylerlerken, inkarın absürditesi içinde,
1948 BM Jenosid Konvansiyonun bütün şartlarını, başka bir söylemle itiraf
ettiklerinin farkında bile olmuyorlar. Bu yaklaşım ancak, “İnkarın Sefaleti”
olarak adlandırılabilir.
Ermeni Soykırımı’nı kim hatırlıyor?
Evet, Hitler Polonya’ya saldırırken, insanlığa karşı suç
işleme konusunda en üst düzeyde askeri erkanı rahatlatmak için kullandığı cümle
son derece önemli:
Cengiz Han’ın yaptıklarını kim hatırlıyor? Ermenilerin
başına geleni kim hatırlıyor?
Hitler’in bu olayın farkında olması ve unutmaması önemli.
Dünya unutmuş ama Hitler hatırlıyor. Çünkü Kavgam kitabını ithaf ettiği, 1923
Münich Birahane Darbe girişimi sırasında ölen can dostu Scheubner-Richter, tam
da soykırım sırasında Erzurum’da Konsolos yardımcısı idi. O bile tepkili
raporlar yazmış, Alman-Jöntürk cihadının fikir babası olan dışişleri bakanı Max
von Oppenheim’dan zılgıt yiyecekti.
Peki, Ermeni toplumu 1915’i nasıl hatırladı. 1915’in
Ermeni toplumu açısından unutulmamasının en önemli nedenlerinden biri Türk
devletinin inatçı inkarcılığı ise ötekisi de vatana dönme özleminin
sönmeyişidir.
İnkarcılık, soykırımın açtığı yarayı hep açık tuttuğu
gibi daha derinleştirdi. İnkar sürdüğü sürece o mezarlar açık kalacaktır.
Osmanlı devletinin temel politikası, tarihi Ermeni
platosunu ve çevresini sistematik bir biçimde “Ermenisizleştirmek” olmuştur.
Kürt-Ermeni çelişkisini kışkırtarak Abdülhamit’in başlattığı bu politikayı,
Talat Paşa, tamamlamakla böbürlenmiştir.
Yahudi halkı gibi Ermeni halkı da tamamen imha olmadı.
Sağ kalanların baş taleplerinden biri de özür ve tazmin yanında ülkeye dönüş
olanağının sağlanması oldu. Dünya tarihinin farklı evrelerinde bu şöyle kendini
dışavurdu.
1. 1918 Mondros Mütakeresi’nden sonra, Suriye çöllerinde
ve başka yörelerde soykırımdan sağ kurtulanlar; Fransa’nın verdiği güvence
üzerine, Klikya, Antep, Urfa ve Maraş’a dönmeye başladılar. Ancak Fransız
devletinin 1921 sonbaharında Ankara Hükümeti ile yaptığı anlaşma sonucunda
Fransız güçlerinin geri çekilmesi üzerine; ikinci bir kıyıma maruz kaldılar ve
sağ kalanlar yeniden dünyanın 4 köşesine yayıldı.
2. 1945 yılında Alman Nazizmi’in yenilgisinden sonra
Ermeni diasporası, ülkeye geri dönmek üzere yeni bir kampanya başlattı. 1878
Berlin Antlaşması ile Rus Çarlığı’nın bir parçası haline gelen Kars ve Ardahan,
1918 yılında Alman saldırıları karşısında zor durumda kalan yeni Sovyet
devletinin, Brest-Litovsk antlaşması ile Türkiye’ye iade edilmişti. Jön Türk
hükümeti halk oylamasına gitmeyi, statünün ondan sonra belirlenmesini kabul
etmişti. Ancak bölge yeniden Ermenisizleştirildikten sonra, sadece Müslüman
nüfusun katıldığı bir oylama yapılmıştı. Ankara ile 2. Dünya Savaşı’na kadar
iyi ilişkiler içinde bulunan Sovyetler bunu mesele yapmamıştı. Ama onlar açısından, bu
hala tartışmalı bir konu idi. Ermeni diasporası da o sırada güçlü bir kampanya
yürüttüğü için Moskova bu konunun, Batılı müttefikleri açısından sorun
yaratmayacağı kanaatinde idi. Ancak soğuk savaşın başlaması ve Atom bombası
olgusu nedeniyle Stalin, bu defteri kapattı.
3. Bütün bunlar hala yaşayan birinci ve ikinci kuşak
Ermenilerin ülkeye dönüş heyecanını diri tutuyordu. Ve 50. yılda, Erivan’da hiç
beklenmedik bir olay vuku buldu. Yüzbini aşkın insan 50. yılı andılar.
Unutulmamalı ki, Ermenistan Cumhuriyeti de önemli sayıda, soykırımdan sağ
kurtulan Anadolu Ermenisini barındırıyordu. Türkiye cephesinde Ermeni
Soykırımı’nı hatırlayan bile yoktu ve genç kuşaklar ise bilmiyordu. Resmi tarih
kitaplarında okudukları ise Rum ve Ermeni’nin İstiklal Savaşı’ndaki
“ihanetleri” idi.
1. Dünya Savaşı bile bir sis perdesi arkasına bürünmüştü.
İttihatçıların suçu anımsanmasın diye.
4. 1980 askeri darbesi ve diktatörlük, Anadolu’ya ilk
‘dönüş’ün önünü açtı. Ama eylemci olarak. Ermeni devrimcileri, Esenboğa Havalanı’nda Askeri Başbakan Bülent
Ulusu’yu hedef alan bir fedai eylemi düzenlediler. Filistin Kurtuluş Hareketi,
Türkiye gibi Ortadoğu’daki üçüncü kuşak Ermeni gençliği için ilham kaynağı
oldu. Bunlar diplomatları ve Türk kurumlarını hedef alan, onaylanması mümkün
olmayan eylemlikler idi. Ama Türkiye’de faşist bir askeri diktatörlüğün
kitlesel boyutta uyguladığı devlet terör bir anlamda bu karşı terörü kısmen de
olsa meşrulaştırıyordu. ASALA eylemlikleri, bu kez uluslararası amnezyanın
kırılmasını sağladı. Acı bedelleri olsa da.
5. General Evren, olayı sadece soykırım inkarından
çıkarıp, Ermeni varlığının inkarına vardırdı. Tarih ve coğrafya kitaplarından
tarihi Ermenistan arındırıldı. Tarihsel
kalıntılara karşı, zaten cumhuriyet boyunca devam etmiş olan imha politikası
mutlaklaştırıldı. Ve Musa Dağ’da hala bazı bölümleri ayakta olan 1915 DİRENİŞ
ANITI top atışları ile yerle bir edildi. Soykırım inkarı devletin temel
politikalarından biri haline getirildi ve bazı akademisyenler bu işle
görevlendirildi. General Evren’in “sözde Ermeni Soykırımı” söyleminin
babasıdır. Ama bu tavır, 3 kuşak Ermeni insanını bütün diasporada ayağa
kaldırdı. Sönümlenmiş olan, az sayıda insanın katıldığı 24 Nisan anmaları
canlandı. Türkiye’de 1984 yılında Kürt Özgürlük Hareketi’nin eyleme geçmesi,
Türkiye solunu ezip nefes alamaz hale getirmiş olan Türk devleti tarafından
önce önemsenmedi: Ama bu hareket, 12 Eylül rejimine yönelik tepkileri de alarak
bütün devlet terörüne karşı kitle desteğini artarak almayı başardı. 1990
başında artık özellikle Cizre bölgesinde halk ayaklanmaları başlamış ve Ankara
denetimi kaybetmeye başlamıştı. Aydınlar arasında da Kürt tabusu kırılmaya
başlamıştı. Buna karşı devlet OHAL ilan etti. O da yetmeyince zaten başlamış
olan kirli savaşı her düzeye yaydı. Devlet
propagandası, bundan da Ermenileri sorumlu tuttu. Gerillaları sünnetli olup
olmadığına bakılıyordu, öldürüldükten sonra, kulakları kesilip koleksiyon
yapanlar da vardı. Yeniden tehcir politikası başlatıldı. 4 milyona yakın insan
yerinden yurdundan oldu; 4 bin kadar köy ve orman yakıldı. Bütün bu yaşanan
vahşetin, Ermeni Soykırımı’na ilişkin amnezyanın kırılmasında önemli bir etkisi
oldu. İnsan Hakları Hareketi’nin (Paris merkezli İnsan Hakları /FIDH üyeliği bu
çerçevede gerçekleşti), 1995 yılında Ermeni Soykırımı’nı kabul etmesi de Derneğin bölgedeki etkisi
nedeniyle ve özgür Kürt basınının Ermeni Soykırımı’nı anmaya başlaması da
Kürdistan’da Ermeni Soykırımı’na ilişkin bilinçlenmenin artmasını sağladı. Devlet
şiddeti de empatiyi daha olanaklı kıldı.
24 Nisan anmasının ülkeye dönüşü
1919 yılında 24 Nisan anmasını Ermeni toplumu yapmıştı.
Bu toplum o kadar korku cumhuriyetinin baskısı altındaydı ki; bugün bile Ermeni
toplumu, kendisi olarak kiliselerinde anma yapamamaktadır. 24 Nisan anmasının
yapılamadığı tek Müslüman ülke Türkiye’dir. Bu anma İran’da yer etmiş bir
ritüeldir bugün.
24 Nisanı anması bağlamında ilk mütevazi toplantı,
İstanbul varoşlarındaki ilerici bir kültür merkezinde, soykırımın canlı tanığı
olan, 1916 yılında Meskene Kampı’nda doğmuş olan Sarkis Çerkesyan ile yapılmıştır.
Bundan sonra 2008 yılında Bilgi Üniversitesi, kapılarını 24 Nisan anması
vesilesiyle İHD tarafından düzenlenen bir panele açtı. Ara Sarafyan bu panelde
ana sunumu yaptı.
2009 yılında ise İHD İstanbul Şubesi’ne bu olanağı
sağlayan, Anadolu Kültür Merkezi’ne bağlı Tütün Deposu oldu. Bu arada Teodik’in
1919 yılında ilk 24 Nisan anmasında yayınladığı, yaşamını yitiren Ermeni
aydınlarının resim ve eserlerinden oluşan “Huşartsan /24 Nisan Anıtı” adlı
kitabının Ermenice sayfalarının posterleştirilmesinden (yanda Türkçe çevirileri
ile birlikte) oluşan bir sergi de açıldı.
2010 yılında ise İHD İstanbul Şubesi çok anlamlı bir
eylem düzenleyerek, Ermeni aydınların, başta büyük müzisyen Gomidas, 24 Nisan
1915’te meçhule olan yolculuklarının başlangıç noktası olan Alman yapısı
Haydarpaşa Garı’nın İstanbula bakan merdivenlerinde kurbanların resimleri ile
bir oturma eylemi düzenledi.
Ermeni toplumu tarafından Agos gazetesi aracılığıyla ilk
anma da bu yıl, Balıklı Mezarlığı’nda, Hrant Dink Mezarı ve 1896-1908 Şehitleri
Anıtı çevresinde gerçekleştirildi. (Ermeni gençlerinin NOR ZARTONG gazetesi de
daha sonra Ermeni toplumu adına anmada bulunmaya başladı. Ermeni Kilisesi’nin,
1919’dan sonra ara verdiği anmaya, 100 yıl vesilesi ile başlaması dilenir.)
Aynı gün, Akşamüzeri bu kez Taksim Meydanı’nda, Irkçılığa Durde İnisiyatifi
tarafından düzenlenen ilk halka açık anma gerçekleştirildi. Her iki toplantı da
ulusalcılar tarafından taciz edilmeye çalışıldı. Daha da önemlisi, Jose
Marty’nin deyimi ile, “canavarın kalbinde” son güne kadar devam eden dolaylı
dolaysız engellemelere karşın, TC’nin başkentinde bir anmanın da ötesinde, 2
gün devam eden, Ermeni diasporasından cesur konuşmacıların da katıldığı Ermeni
Soykırımı’nı doğrudan konu edinen bir konferans düzenlendi. 130 yıllık tarihi
olan, halen Boston’da yayınlanan Hayrenig gazetesinin ve Armenian Weekly’nin
editörü Haçik Muradyan’ın da ana konuşmacılarından biri olması, bu toplantıya
özel bir anlam veriyordu.
2011 yılındaki anma ise İHD tarafından 24 Nisan’da toplu
olarak tutuklanan Ermeni aydınlarının ilk gece konulduğu Sultanahmet Mehterhane
Cezaevi önünde gerçekleştirildi. Akşam ise Taksim’de DUR-DE’nin anması yapıldı.
İlk kez Ankara, Diyarbakır ve Bodrum’da da anma gerçekleştirildi. Ayrıca,
Taksim Hill Hotel’de “24 Nisan’da Ne Olmuştu?” başlıklı sol ve liberter
eğilimli aydınların katıldığı bir Forum düzenlendi. Bir başka acı olay ise
askerliğini yapan Sevag Şahin’in tam da bu gün, bir başka asker tarafından
vurulması oldu. Kayıplar konusunda 20 yıldır eylemlilik içinde olan Cumartesi
Anneleri, bu kez gözaltında kayıp olayının ilk örnekleri olan Ermeni
aydınlarının hesabını sordu.
2012’den itibaren Sultanahmet, Haydarpaşa, Galatasaray ve
Taksim anmaları bir gelenek halini aldı. Bu yıl olan ek bir anma ise 24 Nisan
2011’de öldürülen Sevag Şahin’i mezarı başında anmak oldu.
2013 yılında Anmalara İzmir ve Adana kenti de katıldı,
ayrıca Kürtler Ermeni Soykırımı’nı Anlatıyor başlıklı bir panel de düzenlendi.
Diyarbakır’da Soykırımın 98. Yılında Diyarbakır Ermenileri başlıklı bir
konferans yapıldı. Bu Kürdistan’daki ilk kapsamlı anma oldu. Ana konuşmacı olan
tarihçi Ara Sarafyan, ve konferans katılımcısı yazar ve aydınlar On Gözlü Köprü
üzerinden 635 Diyarbakırlı Ermeni’nin keleklere bindirildiği noktada Dicle
Nehri’ne çiçek bıraktılar.
Ve ilk kez 1915 vahşeti Dersim’de de anıldı.
2014 yılı anmalarında tehcirin başlangıç istasyonu olan
Haydarpaşa garı yine bir başlangıç noktasıydı. Eski Ermenistan dışişleri bakanı
ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 35 oy alan Raffi Hovhenassian
konuştu ve Ermeni aydınları için Marmara sularına çiçek bıraktı. Taksim’deki
anmaya ise bu kez 1000’in üstünde insan katıldı ve Ermenice ilahiler de okundu.
Ve 2015 için yapılan hazırlıklara gelince, İHD Türkiye
genelinde şubelerinin bulunduğu her yerde anma yapmayı, ve kıyımların
gerçekleştirildiği alanlara ve nehir kıyılarına çiçek bırakmayı planlıyor. Daha
kapsamlı anma gerçekleştirme amacı ile bir genel koordinasyon oluşturulmuş
vaziyette. Bu sivil toplum açısından böyle. Devlet cephesinde ise “evet ama”
diye başlayan, dolaylı veya dolaysız bir şekilde yine 1915 yılında yaşanan
vahşetten dolayı Ermenileri sorumlu tutan, bütün yıla yayılan, konferans, Tv
programları ve kitaplarla çok kapsamlı, daha rafine bir inkar programı
hazırlanıyor.
Osmanlı devletinin temel politikası, tarihi Ermeni
platosunu ve çevresini sistematik bir biçimde “Ermenisizleştirmek” olmuştur.
Kürt-Ermeni çelişkisini kışkırtarak Abdülhamit’in başlattığı bu politikayı,
Talat Paşa, tamamlamakla böbürlenmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.