Sait Çetinoğlu
Erzurum Kongresi kararları, kamuoyuna açıklanmadan
Rawlinson’a söz verildiği gibi gönderilir. Karabekir hatıralarında şu notu
düşer:“Sarıkamış’taki Ravlinson’a Erzurum Kongresi beyannamesinden göndermiştim…”
Rawlinson, Aralık 1919’da Kazım
Karabekir’e Lord Curzon’un İngiltere Hükumeti adına Kemalistlerin gönlünü
rahatlatan mesajını iletir. Lord Curzon
mesajında; İngiltere’de pek kuvvetli partilerin Türkiye’nin varlığının
korunmasına ve bağımsızlığının sağlanmasına kuvvetle taraftar olduklarının
altını çizerek İngiliz hükümetinin de
bunu kabul ettiğini, diğer devletlerin Türkiye’yi taksim etmesi arzusuna
İngiltere’nin müsaade etmeyeceğini, İngiliz kamuoyunun artık Yunanlılar
aleyhine döndüğünü ve Yunanlıları İzmir’den çıkaracaklarını, Ermenilerin
Anadolu topraklarında bir hükumet kurmalarının mümkün olmadığını belirtmiş ve
İngiltere’nin Türkiye’nin varlığının korunmasına, bağımsızlığının teminine ve
ekonomik gelişmesine çalışacağını,
taahhüt etmiştir.
***
Türkiye “Cumhuriyeti”nin kuruluşu,
Kolonyalizmin/Emperyalizmin, Sosyalizme
karşı bir tampon oluşturulma ihtiyacına denk gelir.
Türkiye’nin dış politikasını anlayabilmek için 1919 yılı
Kasım ayındaki gelişmelere bakılmalıdır. Bu tarih Britanya’nın Kafkasya’da
Kızıl Ordu’ya yenilmesi dengeleri altüst
ederek, Sovyetler ile Osmanlıyı işgal
eden Britanya komşu olmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu durumda Britanya , kolonyal jeostratejik yaklaşımın
önemli teorisyenleri olan Anglosakson
coğrafyacı ve jeopolitik uzmanları
Mackinder ve Spykman tarafından formüle edilen jeostratejiye göre,
bölgede günümüze uzanacak statükoyu şekillendirecek yeni angajmanlara
girmesine ve yeni stratejilerin uygulanmasına yol açar.
Yeni stratejinin ilk uygulaması, Gn. Milne tarafından Yunanistan’ın Küçük
Asya’daki güçlerini durduracak bir
hattın çizilmesidir: Milne Hattı
İkincisi,
Yunanistan’da savaş karşıtlığı hareketlerin yanında bir çok ilde
grevlerin yaygınlaşması, Sosyalistlerin oyunun Selanik, Kavala, ve Volos gibi
kentlerde %30 seviyelerine ulaşmasıyla, Yunanistan halkının sola
yakınlaşması, Emperyalizm için bölgede
ayrı bir tehdit unsurudur.
Britanya için, iki sol gücün buluşması da tamponla
önlenmelidir.
Britanya, Erzurum’daki Birleşik krallığın irtibat subayı,
Dışişleri bakanı Lord Curzon’un yeğeni yarbay Ravlinson eliyle, Kemalistlerle oluşturulacak tampon devleti
şekillendirir. Bu olgu, Ravlinson ve
Türkiye’nin kurucularından Karabekir’in anılarında açıktır.
Lozan, bu ihtiyacı
resmileştirerek Kolonyalizme Boğaz’da bir Vasal oluşturmuştur: Türkiye
“Cumhuriyeti”.
İngilizler daha en başta, Erzurum Kongresi sırasında
Rawlinson vasıtasıyla Kemalistlerle dirsek teması içindedir.
Rawlinson hatıratında,
M. Kemal ile görüşmesinden sonra ki, “Daha sonra büyük bir nezaketle,
geleceğin getireceği büyük gelişmelerin boyutlarını her ikimiz de idrak ederek
birbirimizle vedalaştık.” sözleri , “kurucu” ile arasında geçen bu görüşmenin
önemini vurgular.
Erzurum Kongresi kararları, kamuoyuna açıklanmadan
Rawlinson’a söz verildiği gibi gönderilir. Karabekir hatıralarında şu notu
düşer:“Sarıkamış’taki Ravlinson’a Erzurum Kongresi beyannamesinden göndermiştim…”
Rawlinson, Aralık 1919’da
Kazım Karabekir’e Lord Curzon’un İngiltere Hükumeti adına Kemalistlerin
gönlünü rahatlatan mesajını iletir. Lord
Curzon mesajında;
İngiltere’de pek kuvvetli partilerin Türkiye’nin
varlığının korunmasına ve bağımsızlığının sağlanmasına kuvvetle taraftar
olduklarının altını çizerek İngiliz
hükümetinin de bunu kabul ettiğini, diğer devletlerin Türkiye’yi taksim etmesi
arzusuna İngiltere’nin müsaade etmeyeceğini, İngiliz kamuoyunun artık
Yunanlılar aleyhine döndüğünü ve Yunanlıları İzmir’den çıkaracaklarını,
Ermenilerin Anadolu topraklarında bir hükumet kurmalarının mümkün olmadığını
belirtmiş ve İngiltere’nin Türkiye’nin varlığının korunmasına, bağımsızlığının
teminine ve ekonomik gelişmesine çalışacağını,
taahhüt etmiştir.
Kemalistlerin istediği Soykırımdan arta kalanların etnik
temizliğinin gerçekleştirilmesi ve etnik homojenliğin sağlanmasına destek
verileceği Rawlinson tarafından küstah bir tavırla bildirilmiştir: Sulh olunca
İslâmları dâhile alınız Hıristiyanları da def edin gitsinler. Mübadele adı
altında bu istek de Lozan’da gerçekleşir.
Türkiye Cumhuriyeti,
kolonyalizmin, Sosyalizme karşı
tampon ihtiyacının ürünüdür. Türkiye bunu çok iyi idrak etmiş ve bu
durumu siyasi değişiklikler olmasına rağmen sadık bir şekilde uygulamış, bundan doğan avantajını da günümüze kadar başarılı şekilde
kullanmaktadır.
Birinci Savaş’tan sonra
Birleşik Kralllık’ın öncülüğünde
oluşturulan yapı, İkinci Savaş’tan sonra Birleşik Devletler devralmış, Yapıda ve
konumda kısaca politikada herhangi bir değişiklik olmamıştır.
Anglosakson jeostratejistlerin işaret ettiği
Akdenizin doğu ucu, önemli
hidrokarbon boru hatlarının bitim noktalarına denk gelen, yeni dağıtım
istasyonlarının planlanma noktalarından
biridir. Enerji dağıtım terminallerinin yer aldığı 30 -36 paralelin ve Ege’nin
jeopolitik durumu, Hidrokarbon enerjinin
önemi ve eski Sovyetlerin yerine, günümüzdeki Ortodoks Rusya gücünü
korudukça, Kolonyalizmin tampon ihtiyacı
devam edecektir. Bu durum, bölge
devletlerinin bölgedeki söz hakkını ortadan kaldırılmaktadır.
Kolonyalizm her dönem Vasal’dan yana tavır
almaktadır. Almaya da devam edecektir.
Son günlerde, Akdenizin doğusunda Kıbrıs Cumhuriyetinin, kendi kıta
sahanlığındaki egemenlik hakkına müdahale anlamındaki “askeri” gösterisini sürdürmesi, belirlenen paralel içinde yer
alan Suriye devletinin çökertilmesinde aktif olarak yer alması, beş yıl boyunca
İslamcı savaşçıları Türkiye’de eğitip Suriye’ye gönderilmesi projesinin koalisyon/
kolonyal güçlerle birlikte yürütülmesi,
bu jeostratejinin ürünüdür.
Yarım asra yakındır Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuzeyindeki
işgalini, dünyada kimsenin tanımadığı kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti adı altında
sürdürebilmesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Agratur Üssü güvenceye
alınmışsa kolonyal güçler için sorun yoktur, işgal sonsuza kadar devam
edebilir. Tıpkı Filistin toprakları gibi.
Bu pencereden bakıldığında İsrail ile Türkiye’nin kuruluş gerekçeleri
arasında bir fark yoktur: ileri karakol! Tehdit ve cesaret kuruluş gerekçesinden kaynaklıdır.
Yunanistan günümüzde 3. Kurtuluş savaşını vermektedir;
Merkel’in dayatmaları, Kayzer
Wilhelm ve Hitler’in uygulamalarından
farklı değildir. Kolonyalizm bu kez AB kılığında Yunanistan’a diz çöktürmeye
gelmiştir. Yunanistan halkı diz çökmeden,
saldırıyı geçmişte olduğu gibi püskürteceğinden kuşku duyulmamalıdır.
Yunanistan halkı günümüzde Syriza ile bunu kolaylıkla
başarma şansına sahiptir.
Osmanlı ve ardılı Türkiye’nin genleri reforma uygun
değildir. Reform sözcüğünün arkasından katliam gelmektedir. 1820’lerden günümüze Hıristiyan halklardan
devşirdiği kendi ordusu; yeniçeriler dahil, çeşitli halklardan ( Ermeni, Elen,
Sırp, Slav, Pontos, Arap, Asuri, Süryani, Keldani, Nasturi, Kürt, Rus, Malakan… )
katlettiği vatandaşların sayısı bir çok Avrupa ülkesi nüfusuna yakındır:
4 milyon. Buradan Kürtlere yönelik bir reform sözünün yerine getirilmesi mümkün
gözükmüyor. Sorun zaman içerisinde çürütülecektir. Şu andaki iç politika,
haziran seçimlerinde Erdoğan’ın başkanlığını perçinleyecek çoğunluğun
sağlanmasına kilitlenmiştir. Kısaca Erdoğan ailesinin güvenliğinin
sağlanmasıdır.
Türkiye’de cereyan eden olaylar karşısında, Avrupa Birliği’nin evrensel demokrasiye
ilişkin sözleri retorikten ibarettir. Kaldı ki Kolonyalizmden insan hakları ve
demokrasi beklemek hayaldir.
Türkiye’nin iç politikasını şekillendiren önemli bir
unsur da 1913-22 yılları arasındaki Küçük Asya’nın otokton halklarının Soykırım
veya Mübadele adı altındaki kovulma ile tarihsel topraklarından sökülerek Türk
ve Kürtlerce kolonize edilmesidir. Bu tarihsel haksızlık sürecine ilişkin
mutabakat, bu tarihsel haksızlık sürecindeki suç ortaklığı, el konulan Hıristiyan kızlarından ve
kadınlarından oluşturulan aile, bu tarihsel haksızlık sürecinin üzerinde
yükselen ekonomi, bunların gizlenmesine yönelik eğitim ve hukuku ile şekillenen
ahlak yani soykırım ahlakı ile suskunluk içeride devletin elini
güçlendiren unsurlardır. kuruluşundan
itibaren devlet başkanlarının resmi
mekanı Kasabyan ailesinden gasp edilen Çankaya Köşkü ile mübadeleye tabi
olmayan Trabzon’daki Kabayannis’ten gasp edilen Atatürk Köşkü gibi sadece iki
sembol yapı durumu açıklar niteliktedir.
Lozan’da verilen sadık Vasallık görevi karşılığında
kurucu unsurlarca insanlığa karşı işlenen suçlar unutulur. Soykırım suçlularının Rawlinson ile takas edilerek yeni T”C”nin
kurucularının aklanması garip bir
tecellidir.
Tarihi Ermenistan’ın kolonizasyonunda suç ortaklığı,
Kürtlerin rehin alınmasıyla
sonuçlanmıştır. Aksi durumda soykırımda elde edilenlerin kaybedilmesiyle
sonuçlanacaktır. Bu nedenle Kürtlerin
yarısının Erdoğan’ın yanında yer alması, Kürt Sorununun çözümünde en büyük
handikaplardan biridir. Diğer Geri kalanını da çözüm süreci söylemi ve umudu
ile Öcalan’ın devletin elinde olmasıyla, iradenin rehin ve tutsak olduğunu
söylemekte sakınca yoktur. PKK yöneticilerinin Ermeni lobisi, Rum lobisi, bin
yıllık İslam kardeşliği, Ortadoğu’da stratejik ortaklık… söylemleri bu görüşü
doğrular niteliktedir. Kaldı ki,
söylediğimiz gibi devlet geleneğinin sorunları çözme iradesi hiçbir zaman
olmamıştır.
Soykırım’ın,
tarihi ve çözümü dondurmuş olduğunu
söyleyebiliriz.
Sorunları zamana yayarak çürütme stratejisi güden bir
geleneğin sorunu çözme isteğinin
olduğunu söylemekten çok uzaktayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.