Eylem Şen, Hrant Dink Vakfı ve Eurasia Partnership Foundation
desteğiyle yeni bir belgesele imza atıyor: ‘Portakalın Uykusu’… Ermenilerin
Musa Dağı’ndan ayrılışından yüz yıl sonra, Ermenistan’dan Vakıflı’ya gelen Musa
Dağlı bir genç kadının, kökleriyle buluşmasını izleyeceğiniz belgeselde,
Türkiye ve Ermenistan’daki Musa Dağlılar ortak kimliklerini, hayata dair
ümitlerini, beklentilerini, çelişkilerini ve duygularını izleyiciyle
paylaşıyorlar.Belgesel, ailesi Musa Dağı yöresindeki Vakıflı köyünden yıllar evvel
ayrılmak zorunda kalmış, kendisi ise Vakıflı’yı hiç görmese de hayatı boyunca
geride bırakılmış hayatın hikayelerini dinlemiş, 19 yaşındaki Hasmik’in öyküsü
üzerine kuruluyor.
***
Eylem Şen, Hrant Dink Vakfı ve Eurasia Partnership Foundation
desteğiyle yeni bir belgesele imza atıyor: ‘Portakalın Uykusu’
Eylem Şen, Suriye’den Hatay'a, İstanbul'a, İzmir'e… göç
etmek zorunda kalan Arap, Kürt, Bedevi, Ermeni, Ezidi halkların yaşamını
görünür kıldığı belgesel ASFUR’dan sonra bu defa da Türkiye-Ermenistan
ilişkilerini normalleştirme çalışmalarına destek olmak amacıyla, Hrant Dink
Vakfı ve Eurasia Partnership Foundation desteğiyle yeni bir belgesele imza
atıyor: ‘Portakalın Uykusu’
Ermenilerin Musa Dağı’ndan ayrılışından yüz yıl sonra,
Ermenistan’dan Vakıflı’ya gelen Musa Dağlı bir genç kadının, kökleriyle buluşmasını
izleyeceğiniz belgeselde, Türkiye ve Ermenistan’daki Musa Dağlılar ortak
kimliklerini, hayata dair ümitlerini, beklentilerini, çelişkilerini ve
duygularını izleyiciyle paylaşıyorlar.
Belgesel, ailesi Musa Dağı yöresindeki Vakıflı köyünden
yıllar evvel ayrılmak zorunda kalmış, kendisi ise Vakıflı’yı hiç görmese de
hayatı boyunca geride bırakılmış hayatın hikayelerini dinlemiş, 19 yaşındaki
Hasmik’in öyküsü üzerine kuruluyor. Ermenistan’daki Musa Dağ Ermenilerinin yeni
neslini temsil eden bu genç kadının Musa Dağlı olma kimliği ile nasıl bir bağ
kurduğu, ilk kez adım atacağı Vakıflı Köy’de neler hissedeceği, hiç görmediği
akrabalarıyla bir araya gelişi belgeselin ana öyküsünü oluşturuyor. Hasmik’in
hikayesine paralel olarak Musa Dağ direnişi ve Ermenilerin Hatay’ın Türkiye’ye
ilhakıyla bölgeyi terkine kadar yaşanan süreç de tarihi fotoğraflar ve belgeler
eşliğinde anlatılıyor.
Belgeselin yönetmeni Eylem Şen, “Sadece tarihi bilgi vermektense, Musa
Dağı’nın bugününü temsil eden herşeyin ve herkesin dünü ile ve birbiriyle nasıl
diyalog içinde olduğuna, olabileceğine dair de bir kapı aralamaya çalıştık,
Vakıflı’dan ayrılmadan evvel, hayatında ilk defa Musa Dağı’na tırmanan Hasmik,
hem kökleriyle buluşuyor, hem de iki ülkeye dağılmış Musa Dağ Ermenilerinin
mevcut varlığını somutlaştırıyor,” diyor ve ekliyor: “Hasmik, belgesel
kapsamında Musa Dağı’na yaptığı tırmanışla, ailesinin yüz yıl önceki
yolculuğunu da bir nevi tekrarlayarak bugünle geçmişi bir adım daha
yaklaştırarak, hepimize hayatlarımızın tarihin izlerinden kopmasının pek de
mümkün olmadığını hatırlatıyor.”
Şen, bu projede, öncelikle Musa Dağı’nın kalabalık Ermeni
nüfusunun 135 kişilik küçük bir köy halkına inmesinin ve Vakıflı’nın kültürünü
ayakta tutmak için harcadığı çabayı anlattıklarını, Vakıflı’nın biricikliğinin altını çizmenin
yanı sıra, bu tek başınalığın arkasında yatan hikayeye de odaklandıklarını
söylüyor.
Belgeselde, tarihi altyapı ve söyleşilerin yanı sıra
projenin odağında bölge tarihi ile Musa Dağlı genç nesilin gündelik hayatı
arasındaki bağa da ışık tutuluyor.
Şen, Vakıflı’nın Anadolu’daki kırsal Ermeni kültürünün
tamamen silinip gitmemesi açısından hayati bir önem taşıdığını ve hala Musa Dağ
direnişçilerinin torunları için bir buluşma noktası olduğunun altını çiziyor:
“Her Eylül’de, Musaler’de (Ermenistan), Anjar’da (Lübnan), Kesab’da (Suriye),
Avrupa’da, Amerika’da, İstanbul’da yaşayan Musa Dağlılar Meryem Ana yortusunda
Vakıflı’ya gelerek hem direnişin anısını canlı tutuyorlar hem de bir zamanlar
evleri olan topraklarla bağlarını güçlendiriyorlar. Vakıflı günümüzde, sadece
Musa Dağ bölgesinde değil, yirminci yüzyıl başlarında bine yakın Ermeni köyünün
bulunduğu Anadolu’nun tamamında, ayakta kalmış tek Ermeni köyü. Bu özelliğiyle
modern Türkiye’nin çok kültürlülüğünü yaşatan bir kültür hazinesi. Daha da
önemlisi kırsal Anadolu Ermeni kültürünün son kalesi. Sadece tarihiyle değil,
mevcut tek başınalığıyla da kültürel direnişin önemli bir sembolü.”
Şen, Hrant Dink’in, ‘Su Çatlağını Buldu’ başlıklı
makalesini hatırlatıyor ve soruyor: “Peki o kuşağın torunlarının içlerinde
nasıl bir su birikiyor, akıyor ve nereye yöneliyor? Musa Dağı’nda bir asa gibi
duran Vakıflı bu kuşaklar için ne anlama geliyor?”
“Yaşadığımız coğrafyada devletin ve egemenlerin ezilen
halklara yönelik yaptığı tüm katliamlara büyük çoğunluğun rızası varmış gibi
davranan susuş kumkumasını, inkarcılığı tiksindirici buluyorum. Bunun bir
parçası olmak istemiyorum” diyen yönetmen, Vakıflı’nın tarihsel geçmişi ve
bugün için ne anlam ifade ettiğini ele alma nedenlerini şöyle açıklıyor:
“Vakıflı ile somut olarak varlığını sürdüren direnişin
anlamını, köklerini ve Türkiye sınırları dışına çıkmak zorunda kalan Musa Dağlı
Ermenilerin yaşamlarında ve kültürlerinde bunların nasıl hayat bulduğunu ve
Türkiyeli halkların ortak geçmiş ve mücadelelerini bugüne taşıyan tarihi
görünür kılmak istedik.”
Son olarak, Erivan’da gerçekleştirdikleri çekimler
sırasında tanıştıkları insanların sıcaklığını ve yakınlığını unutmadığını
söyleyen Şen, “Sanki çok uzun yıllardır görmediğimiz akrabalarımızı görmeye
gitmiş gibiydik. Hatta geri dönerken çantamızda bayram tatilinde
akrabalarımızdan dönüyormuş gibi taze meyveler, çörekler ve daha ayrılmadan
başlayan özlem vardı” diyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.