Kevork Galloşyan
Ermeniler hem Osmanlı'da hem de Türkiye
Cumhuriyeti’nde dilbilimcilik alanında çok sayıda ve değerli dilbilimciler
çıkarmışlardır. Mesela Türkçe’nin ilk etimolojik sözlük yazarı Ermeni Bedros
Keresteciyan’dır. Dünya edebiyatının Osmanlıca-Türkçe’ye çevirilmesinde de yine
İngilizce, Fransızca, Almanca vb. dillerine hakim olan Ermeni tercümanların
katkısı büyüktür. Bunun yanında Osmanlı döneminde Ermeni harfli Türkçe basın ve
edebiyatta Türkçe yayınlar oldukça zengindir. Ermeni şairler, halk ozanları
birçok Türkçe eserler bırakıp Türk edebiyatına da büyük katkı sağlamıştır.
Örneğin; Osmanlı Devleti'nde en üst düzey devlet görevlisi olarak hizmet
vererek "Paşa" unvanını almış, Osmanlı Ermenisi yazar, gazeteci,
devlet adamı Hovsep Vartanyan 1851 yılında Akabi Hikâyesi'ni Ermeni harfleriyle
Türkçe olarak yazmış, Türkçe ve Ermenice yayımladığı Mecmua-i Havadis gazetesi
ile de Türk gazeteciliğinde önemli bir yer edinmiştir. Akabi Hikâyesi ilk
Türkçe yazılmış romandır.
***
Diğer bütün diller gibi Türkçe de gelişim
sürecinde farklı kültür ve dillerden etkilenerek uzun bir yoldan geçti.
Özellikle Türkler’in Anadolu’ya gelip bu coğrafyanın kadim halklarıyla kültürel
ve sosyal ilişkiye geçmesi dil üzerinde de farklı bir etki yarattı. Bu etki,
ortak bir kültürün oluşumuna paralel olarak her etnik grubun kendi sosyal
hayatında da değişiklik ve yeniliklere yol açtı.
Osmanlı Devleti'nin kurulmasından sonra diğer
dillere ve eğitime yatkın olan Ermeni gençler hem diplomatik ilişkilerde
tercümanlık yaparak Osmanlı’ya büyük katkılar sağladılar hem de dilbilim
alanında önemli çalışmalar yaptılar. Osmanlıca resmî dil olduğu için sarayda da
kullanılıyordu. Farsça ve Arapça ağırlıklı kelimelerin çoğunlukta olduğu
Osmanlıca, 20. yüzyılın başında Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle birlikte tarih
sahnesinden uzaklaştı ve yerini yeni Türkçe’ye bıraktı. Bu geçiş, dil alanında
yapılan reformlarla sağlandı. Bu reformlardan biri de Latin alfabesinin kabul
edilmesiydi. Bu inkılap ile sadece harfler değiştirilmedi aynı zamanda dilin
yapısında da ciddi değişiklik ve çalışmalara gidildi. Bu dönemde Ermeni
dilbilimci ve öğretmen Hagop Martayan Türk Dil Kurumu'nun sekreterliğinde görevlendirildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’e “Atatürk” adını veren Hagop
Martayan’a Mustafa Kemal de Türk diline yaptığı katkıdan Hagop’a “Dilaçar”
soyadını verdi.
Yeni ulus inşa sürecinin de etkisiyle “Ermeni” isminden ve Ermenilikle alakalı
her şeyden rahatsız olan zihniyet ne yazık ki Hagop Martayan’ın ismini “A.
Dilaçar” şeklinde yazar ve Ermeni olduğu vurgulandığında Türk Dil Kurumu'nda
çok da önemli işler yapmamış, sıradan bir eleman olarak göstermeye çalışılırdı.
Diğer taraftan bu değişikliklerden dolayı geçmişteki kültür mirasından mahrum
kalan toplum eleştirilerini “bu kötülüğü de bize yine bir Ermeni yaptı”
şeklinde yapmaktadır. Benzer zihniyet mesela Dolmabahçe Sarayı'nı Ermeni Balyan
ailesinin inşa ettiğini gizlemek için İtalyan Baliani ailesinin eseri olarak
tanıtırdı.
Genelde her alanda mevcut olan bu hastalıklı
yaklaşımları bir tarafa bırakıp şunu kaydetmek gerekir ki; Ermeniler hem
Osmanlı'da hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde dilbilimcilik alanında çok sayıda ve
değerli dilbilimciler çıkarmışlardır. Mesela Türkçe’nin ilk etimolojik sözlük
yazarı Ermeni Bedros Keresteciyan’dır. Dünya edebiyatının Osmanlıca-Türkçe’ye
çevirilmesinde de yine İngilizce, Fransızca, Almanca vb. dillerine hakim olan
Ermeni tercümanların katkısı büyüktür. Bunun yanında Osmanlı döneminde Ermeni
harfli Türkçe basın ve edebiyatta Türkçe yayınlar oldukça zengindir. Ermeni
şairler, halk ozanları birçok Türkçe eserler bırakıp Türk edebiyatına da büyük
katkı sağlamıştır. Örneğin; Osmanlı Devleti'nde en üst düzey devlet görevlisi
olarak hizmet vererek "Paşa" unvanını almış, Osmanlı Ermenisi yazar,
gazeteci, devlet adamı Hovsep Vartanyan 1851 yılında Akabi Hikâyesi'ni Ermeni
harfleriyle Türkçe olarak yazmış, Türkçe ve Ermenice yayımladığı Mecmua-i
Havadis gazetesi ile de Türk gazeteciliğinde önemli bir yer edinmiştir. Akabi
Hikâyesi ilk Türkçe yazılmış romandır.
Bunun yanında Ermeniler’in Türk dünyasına ait bir
topluluk olmadığı düşünüldüğünde Ermeni toplumu içinde Türkçe bilenlerin
sayısının bir hayli yüksek olduğu da görülecektir. Ermeni diasporası, (90’lı
yıllarda oluşan yeni diaspora hariç) 1915 katliamlarından kurtulmuş ve dünyanın
dört köşesine dağılmış eski Osmanlı vatandaşı Ermeniler’den meydana geldiği
için ABD’de, Arjantin’de, Uruguay’da, Avrupa’daki ülkelerde şimdi dahi çok
güzel Türkçe konuşan Ermenilere rastlayabilirsiniz. Tabi yeni nesi arasında
Türkçe’ye olan ilgi azalmış olsa da yine büyüklerden duydukları bazı Türkçe
ifadeler ve kelimeler akıllarında kalmaktadır.
Ermenistan’da ise son yıllarda Türkoloji
okuyanların yahut Türkçe öğrenmek isteyenlerin sayısı artmış durumdadır. Bunun
yanında 1988-94 Ermenistan- Azerbaycan Savaşı'ndan sonra başlayan karşılıklı
göçler ile Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den veya başka şehirlerden Ermenistan’a
göç eden ve şimdi Ermenistan’da yaşıyan Ermenilerin çoğu da Azeri Türkçesi
bilmektedir. Hatta Ermenistan’da son cumhurhurbaşkanı seçim kampanyasında
ilginç bir olay da yaşandı. Köylerden birinde seçmenlerle yaptığı görüşme
esnasında köylü yaşlı adamlardan biri Cumhurbaşkanına Azerice bir atasözü
söyledi ardından da Ermenice'ye çevirmeye hazırlanırken Cumhurbaşkanı gülerek:
“ O dili ben de iyi anlıyorum, tercümeye gerek yok” demiştir.
Ermenistan’dayken sohbet ettiğim berber, Türkolog
olduğumu öğrendiğinde: “Türkçe biliyor musun?” diye sordu ve Azeri Türkçesi ile
konuşmaya başladı. Berber Bakü’den göç etmiş Ermenilerindendi. Ben de bildiğim
Türkçe’nin daha farklı olduğunu söylediğimde iki farklı Türkçe olmasına
şaşırmıştı. Bazı ifadeler, hatta Türkçe küfürler yaygın olarak Ermenistan’da
kullanılıyor. Çoğu zaman kullananlar Türkçe olduğunu bilmeden kullanıyorlar ve
daha sonra Türkçe’deki anlamı öğrenince şaşırıyorlar. Tabi bu ifadeler ve kelimeler
Ermenice’nin edebi dilinde değil genelde sokak ağzında yer almaktadır.
18. yüzyılda yaşamış dünyaca ünlü Ermeni ozan
Sayat-Nova (Hatutyun Sayadyan) Ermenice, Gürcüce eserlerle birlikte Azeri
Türkçesiyle yazılmış çok değerli eserler de bırakmıştır. Hatta onun Azerice
Türkçesiyle yazdığı eserler Ermenice ve Gürcüce yazdıklarından daha fazladır.
1950 yılında yukarıda bahsettiğimiz Hagop
Martayan’ın (Agop Dilaçar) da Azeri Türkçesi adlı bir çalışması yayınlanmıştır.
Türkiye’de yaşayan Ermeniler Türkçe’ye zaten
anadilleri gibi hakimdirler. Ve çoğu Ermeni Ermenice dahi bilmezken çok iyi
Türkçe bilmektedir. Tabi bu olumlu ve sağlıklı bir durum değildir. İnsan önce
anadilini kusursuz bir şekilde öğrenmelidir. Dil ve kültür baskılarının da
diğer birçok olumsuzluklarla beraber eskide kalacağını umut ediyoruz.
Yeni Ermeni nesil ise atalarının yeteneklerini
devam ettirerek hem ana dillerine kusursuz bir şekilde hakim olurlar hem de
sonradan öğrendikleri komşu dillerle toplumlar arasında yeni köprüler inşa etmeye
çalışırlar. Böylece haklarında oluşan yalan yanlış kanaatleride de
değiştirirler.
Türkiye’deki genç Türk akademisyenler de bu
toprakların zengin yazı kültürüne sahip kadim halkı Ermeniler’i araştırmak
üzere Ermenice öğrenip eski kaynaklara ulaşabildiklerinde Ermeniler hakkında
birçok soru işareti ortadan kalkar ve komşularını daha da iyi tanımaya
başlarlar. Tabi her şey sadece dil bilmekle bitmez, önemli olan iyi niyettir.
Bu süreçte toplumlar arasındaki diyalogda dil de çok önemli bir araçtır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.